Trump'ın İran ile savaş sırasında sergilediği tutumun ardından Avrupa Birliği’nin güvenlik konusunda artık Washington'a güvenemeyeceği belirtiliyor. Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analize göre, kıtanın yeni savunma mimarisini Almanya, Polonya, Fransa ve İngiltere'den oluşan dörtlü çekirdek yapı belirleyecek.
YDH - ABD merkezli Dış İlişkiler Konseyi (CFR) düşünce kuruluşunun yayın organı olan Foreign Affairs (FA) dergisi, Avrupa Birliği’nin (AB) kendi güvenliği konusunda artık ABD'ye güvenemeyeceğini belirtti.
Makalede, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile savaş sırasında sergilediği hakaretler ve tehditlerle somutlaşan hasmane tutumu nedeniyle Avrupa'nın savunma stratejisinde köklü bir değişikliğe gittiği kaydedildi.
Dergide yer alan analizde, Avrupa'nın yeni "savunma çekirdeğinin" Almanya, Polonya, Fransa ve İngiltere olduğu vurgulandı. Zaman kısıtı ve Avrupa ülkeleri arasındaki tehdit algısı farklılıkları nedeniyle kıta güvenliğinin artık Brüksel tarafından belirlenemeyeceğine işaret edildi.
AB ölçeğindeki koordinasyon süreçlerinin, ABD birliklerinin muhtemel geri çekilme takvimine ve "Rusya'dan gelen tehditlere" yanıt veremeyecek kadar yavaş işlediği bildirildi.
Dört ülkenin belirleyici rolleri
Foreign Affairs, Avrupa'nın güvenliğinin artık "önemli, kendi çıkarlarını gözeten ve endişeli" dört devletin kararlarıyla şekilleneceğini yazdı. Bu süreçte en büyük savunma çabasının mobilize olan Almanya tarafından sergileneceği aktarıldı.
Polonya'nın, Rusya'dan gelebilecek olası bir ilk saldırıyı püskürtmek için güç sağlamaktan başka seçeneği kalmadığı ifade edilirken; nükleer silaha sahip Fransa ve İngiltere'nin ise kritik bir yardımcı rol oynayabileceği belirtildi.
Dergi, Avrupa'nın güvenliğinin yalnızca bu dört ülkeye bağlı olduğunu vurguladı.
Doğu cephesinin en büyük ekonomisi olan Polonya'nın, devasa miktarda mühimmat, topçu sistemleri, zırhlı araçlar ve hava savunma sistemleri tedarik etmekle meşgul olduğu kaydedildi. Varşova'nın savunma harcamaları için gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 4,5'ini ayırdığı not edildi.
Almanya ise savunma bütçesi hacmi bakımından dünyada Çin, Rusya ve ABD'nin ardından dördüncü sıraya yerleşmiş durumda. Berlin'in önümüzdeki dört yıl için planladığı 750 milyar dolarlık harcamanın Avrupa savunmasını destekleyeceği ve Alman üretim sektörü için bir "can suyu" olacağı ifade edildi.
Fransa'nın, Polonya ve Almanya'da bulunmayan kapasitelere sahip olduğu hatırlatıldı. Paris'in, AB içindeki tek egemen nükleer caydırıcı güce sahip olmasının yanı sıra; deneyimli seferi birlikleri, hava kuvvetleri, nükleer denizaltı filosu ve uçak gemisiyle öne çıktığı bildirildi.
İngiltere'nin de Fransa'ya benzer bir rol oynayabileceği aktarıldı. Londra'nın nükleer caydırıcılık araçlarını muhafaza ettiği; sayıca az olsa da süratle konuşlandırılabilir kara, hava ve deniz kuvvetlerine sahip olduğu belirtildi.
Harcamalar eşitsiz dağılıyor
Avrupa genelinde savunma bütçelerinin 2022 yılından itibaren hızla yükseldiği kaydedildi. Avrupa Savunma Ajansı verilerine göre, AB üyeleri 2024 yılında savunmaya 2021 yılına kıyasla 180 milyar dolar daha fazla harcama yaptı ancak bu katkıların ülkeler arasında dengesiz dağıldığı bildirildi.
Brüksel'in halihazırda ortak araştırma ve silah alımları için yıllık 4,6 milyar dolar harcadığı, bu rakamın ise toplam savunma bütçesinin yalnızca yüzde 1'ine tekabül ettiği paylaşıldı.
Gelişmelere paralel olarak Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Donald Trump'ın politikaları nedeniyle Avrupalıların, transatlantik ortaklıktan ve NATO'dan "kurtarılabilecek her şeyi kurtarması" gerektiğini dile getirdi.
Öte yandan, ABD'de Trump yönetiminin geçtiğimiz Şubat ayında, AB'nin silahlanma sürecinde yerli üreticilere öncelik vermesi durumunda Avrupa ülkelerine karşı misilleme tedbirleri alma tehdidinde bulunduğu hatırlatıldı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise geçen yılın Aralık ayında yaptığı açıklamada, Avrupa'nın bir "barış gündemi" olmadığını ve "savaşın tarafında" yer aldığını belirtmişti.
Putin ayrıca, Brüksel'in Ukrayna ihtilafının çözümüne yönelik önerilerini, barış sürecini engellemeyi amaçladığı gerekçesiyle Moskova için kabul edilemez olarak nitelendirmişti.
Rus lider, Avrupa ile savaşmak niyetinde olmadıklarını ancak "Avrupa aniden savaşmak ister ve başlarsa buna hemen hazır" olduklarını da sözlerine eklemişti.