Prof. Merendi: Netanyahu dünyayı küresel ekonomik depresyona sürüklüyor

img
Prof. Merendi: Netanyahu dünyayı küresel ekonomik depresyona sürüklüyor YDH

Tahran Üniversitesi Profesörü ve İran Nükleer Müzakere Heyeti eski Danışmanı Muhammed Merendi, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’e verdiği mülakatta, savaş sürecini, ateşkes müzakerelerinin arka planını ve bölgesel güç dengelerindeki yapısal dönüşümü değerlendirdi.




YDH - Tahran Üniversitesi Profesörü ve İran Nükleer Müzakere Heyeti eski Danışmanı Muhammed Merendi, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği kapsamlı mülakatta, Ortadoğu’daki güncel savaş durumunu, diplomatik müzakerelerin seyrini ve küresel sistem üzerindeki yansımalarını değerlendirdi.

Mülakatın gerçekleştirildiği 8 Nisan tarihi itibarıyla bölgedeki durumu aktaran Merendi, Tahran’da durumun daha sakin olduğunu ancak İsrail rejiminin Lübnan’da sivil katliamlarına devam ettiğini belirtti.

Merendi, İsrail rejiminin Lübnan genelinde çeşitli şehirleri "halı bombardımanına" tuttuğunu ve bu eylemlerin ateşkes anlaşmasının açık bir ihlali niteliğinde olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Lübnan’ın ateşkesin bir parçası olmadığı yönündeki açıklamalarına karşın Merendi, Pakistan Başbakanı’nın Lübnan’ın ateşkes kapsamında olduğunu açıkça teyit ettiğini dile getirdi.

Rejimin sivil halkı hedef alan saldırılarının devam etmesi üzerine İran’ın füze atışları gerçekleştirdiğini ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını bildiren Merendi, sürecin nereye evrileceğinin henüz belirsiz olduğunu kaydetti.

"Batı dünyası Epstein sınıfı tarafından yönetiliyor"

Muhammed Merendi, Batı medyasının ve siyasi elitlerinin İran’a yönelik tehditler ve bölgedeki sivil katliamları karşısındaki sessizliğine tepki gösterdi.

Trump’ın İran’ı "taş devrine döndürme" ve "İran medeniyetini yeryüzünden silme" yönündeki beyanlarını hatırlatan Merendi, bu ifadelerin insanlık tarihinin en büyük soykırım tehdidi olduğunu belirtti.

Batılı ana akım medya kuruluşlarının, liberal ya da muhafazakar fark etmeksizin bu tehditler karşısında herhangi bir öfke dile getirmediğine dikkat çeken Merendi, bu durumu şu sözlerle açıkladı:

"Batı, 'Epstein sınıfı' tarafından yönetiliyor. Medya oligarşinin çalışanlarından, hükümetler ise bu sınıftan oluşuyor. Aksi takdirde, hangi aklı başında insan bu katliamı izleyip de öfkelenmez? Batı dünyası için bizler değersiziz, hepimiz 'Amalek'iz. Onlar için bizler insan altı varlıklarız. Lübnan’da kadın ve çocukların katledilmesinden neden rahatsız olsunlar ki? Hatta bunu meşrulaştırmaya çalışacaklar, buraların Hizbullah sığınakları olduğunu iddia edecekler."

Merendi, İsrail rejiminin Gazze’de "çimleri biçmek" olarak adlandırılan ve şehri dümdüz etmeyi hedefleyen "Dahiye Doktrini"ni açık bir politika olarak uyguladığını, ancak Batılı gazetecilerin ahlaki pusulalarını kaybettikleri için bu duruma sessiz kaldıklarını vurguladı.

"Netanyahu ve Siyonistler dünyayı küresel bir ekonomik depresyona sürüklüyor"

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ateşkesi yıkmak için sivil katliamlarına devam ettiğini belirten Merendi, Siyonistlerin dünyayı küresel bir ekonomik depresyona doğru ittiğini ifade etti.

Ateşkesin ihlal edilmesinin ve Lübnan’daki saldırıların yeniden başlamasının; petrol, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ve gübre akışının normalleşmesini engellediğini kaydeden Merendi, bu durumun Trump ve İsrail rejimi üzerinde büyük bir baskı oluşturacağını dile getirdi.

Merendi, İsrail ile yakın ilişkilere sahip olan Hindistan gibi ülkelerin bile ekonomilerinin nereye gittiğini ve bundan kimin sorumlu olduğunu görmeye başladığını belirterek, "Hindistan hükümeti, İsrail rejiminin kendi ekonomilerine verdiği bu zarardan sonra desteğini sürdürecek mi, bunu göreceğiz" dedi.

Profesör, İran’ın füzelerinin şu anda İsrail rejimine doğru uçtuğunu ve bunun ateşkes ihlallerine verilmiş doğrudan bir yanıt olduğunu sözlerine ekledi.

"Hürmüz Boğazı'nın kontrolü İran'ı eskisinden çok daha güçlü bir ülke haline getirdi"

Müzakere süreçlerine dair teknik detaylara giren Merendi, ABD’nin başlangıçta İran’ın "koşulsuz teslimiyetini" talep ettiğini ancak bu talebin zamanla 15 maddelik bir plana evrildiğini aktardı. İran’ın bu planı reddettiğini ve kendi 10 maddelik planını geliştirdiğini belirten Merendi, bu planın İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi tarafından hazırlandığını ve Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in son dokunuşlarıyla nihai hale getirilerek Pakistan aracılığıyla iletildiğini bildirdi.

Trump’ın bu planı müzakerelerin çerçevesi olarak kabul etmesinin bir "aşağılanma" ve "teslimiyet" olduğunu savunan Merendi, şu değerlendirmeyi yaptı:

"İran, Hürmüz Boğazı’nı kontrol ederek eskisinden çok daha güçlü bir ülke haline geldi. Bizim Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmek gibi bir planımız yoktu; ancak ABD bizi bu yöne itti. İran’ın bu savaştaki başarısı tüm uluslararası sistemi dönüştürecek niteliktedir. Küresel Güney ülkeleri bunu ABD’nin zayıflığının bir işareti olarak görecek. İran, Amerikalılara 'hayır' dedi ve onlar tüm suçlarına rağmen başarısız oldular."

Merendi, Hürmüz Boğazı’nın yönetimi konusunda İran Parlamentosu’nun yeni bir yasa hazırlığında olduğunu ve bu süreçte Umman ile iş birliği yapılabileceğini ifade etti.

Umman’ın son 40 günde İran’a karşı daha makul bir tutum sergilediğini ve topraklarındaki Amerikan üslerine rağmen İran’ın Umman’a dokunmadığını belirtti.

Boğazdan geçişlerde "dost ülkeler" ile "saldırganlığa suç ortağı olan ülkeler" arasında ayrım yapılacağını kaydeden Merendi; Çin, Rusya ve Irak gemilerinin, Suudi Arabistan, İngiltere, ABD, Kanada ve Avustralya gemilerinden farklı muamele göreceğini vurguladı.

"İran medeniyetini yeryüzünden silme tehdidi tarihin en büyük soykırım girişimidir"

Merendi, bölgedeki Arap rejimlerinin pozisyonlarını da sert bir şekilde eleştirdi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Katar gibi ülkelerin ekonomilerinin tamamen petrol ve gaza dayalı olduğunu ve tüm kritik altyapılarının kıyı şeridinde, yani İran’ın hemen önünde yer aldığını hatırlattı.

BAE’ye ait Mirage tipi bir savaş uçağının Lavan Adası’ndaki İran petrokimya tesislerine saldırdığı yönündeki haberlere değinen Merendi, bu rejimlerin İran ile bir çatışmaya girmesi durumunda sonlarının çok hızlı geleceği uyarısında bulundu:

"Emirlikler yerini bilmeli. İran ile çatışmaya girerlerse, iktidardaki aileler birkaç gün içinde yok olur. Bu ülkeler çöldür; bizde ise karlı dağlar ve ormanlar var. Elektriğimiz kesilirse yazın uyumakta zorlanırız ama onlar elektrik ve altyapıları olmadan ülkelerini terk etmek zorunda kalırlar. Eğer bu rejimler ABD’nin kendi hava sahalarını ve topraklarını kullanmasına izin vermeseydi, bu savaş hiç yaşanmazdı."

Merendi, ABD’nin Tel Aviv’deki "kuduz köpeğini" dizginleyememesi durumunda müzakerelerin hiçbir amacının kalmayacağını ifade etti.

İran’ın 25 yıldır bu savaşa hazırlandığını ve sanılandan çok daha fazla füze ve insansız hava aracına sahip olduğunu belirten profesör, "İran kendi yeteneklerinden emin. ABD’nin İran’ın uranyumunu çalma operasyonundaki başarısızlığı da Trump üzerindeki baskıyı artırıyor" dedi.

Mülakatın sonunda Merendi, bölgedeki barış ihtimalinin Siyonistler tarafından nasıl baltalandığını tarihsel bir perspektifle anlattı. Flynt Leverett ve Hillary Mann Leverett tarafından kaleme alınan Going to Tahran (Tahran’a Gitmek) kitabına atıfta bulunan Merendi, Bush döneminde Beyaz Saray’da çalışan bu uzmanların önerilerine kulak verilmiş olsaydı bugün İran ve ABD arasında normal ilişkilerin olabileceğini kaydetti.

Ancak Siyonistlerin barış, istikrar ve refah ihtimallerini "halı bombardımanına" tuttuğunu ifade etti.

11 Eylül saldırıları sonrasında İran’ın ABD ile ilişkileri düzeltmek için çok çalıştığını ancak ABD’nin "5 yılda 7 ülkeyi işgal etme" planını devreye soktuğunu hatırlatan Merendi, "Bu film daha önce de oynatıldı ve ders alınmadı. Şimdi Suriye’de bir El Kaide liderini iktidara getirdiler. Görünen o ki, hiçbir ders çıkarılmamış" diyerek sözlerini tamamladı.

Merendi, İran’ın her türlü senaryoya, özellikle de Trump’ın savaşı yeniden başlatma ihtimaline karşı tam hazırlıklı olduğunu vurguladı.