Katar'dan soykırıma lojistik destek

img
Katar'dan soykırıma lojistik destek YDH

El-Udeyd Üssü’nün Gazze’deki soykırımla bağlantılı askeri sevkiyatta kullanıldığı ve Katar’ın bu süreçte uluslararası hukuk kapsamında “lojistik iştirak” ve “yardım ve destek” sorumluluğu taşıdığı ifade edildi.




YDH- Gazze Şeridi’ndeki saldırılarla bağlantılı olarak Katar’ın uluslararası ceza sorumluluğuna ilişkin kapsamlı bir hukuki metin yayımlandı.

Metinde, El-Udeyd Hava Üssü’nün İsrail’e uzanan askeri ikmal zincirinde “stratejik bir lojistik hat” olarak kullanıldığı ve bu hat üzerinden “binlerce ton patlayıcının taşınmasına imkan sağlandığı” ifade edildi.

Bu üs üzerinden aktarılan binlerce ton ölümcül bombanın, on binlerce Filistinlinin ölümüne ve yaralanmasına, şehirlerinin ve hayati altyapılarının yok olmasına yol açtığı belirtildi.

Bu çerçevede uluslararası kamuoyunun dikkatine sunulan hukuki değerlendirme metninde, Katar rejiminin uluslararası hukuk ve anlaşmaları ihlal eden eylemleri hukuki çerçevede sınıflandırıldı.

1. Suç hiyerarşisi: Soykırım suçundan lojistik iştirake

1.1. Soykırım suçuna iştirak ve azmettirme

Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC), 21 Kasım 2024 tarihinde İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçu ve soykırım suçlamalarıyla yakalama kararı çıkardı.

Katar rejiminin, bu yakalama kararlarının ardından dahi lojistik kolaylık sağlamakta ve askeri hava köprüsünü işletmekte ısrar ettiği (9 ilave sefer düzenlediği) kaydedildi. Bu durum, Uluslararası Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nin (1948) 3/c ve 4. maddeleri ile Roma Statüsü'nün 25/3-c maddesi kapsamında "soykırıma iştirak" suçunu oluşturdu.

Toplam 57 adet C-17 tipi dev nakliye uçağıyla yaklaşık 4.275 ton mühimmat sevk edildi. Katarlı yetkililerin bu silahların İsrail tarafından Filistinli sivillere karşı kullanılacağını bildikleri, bireysel cezai sorumluluklarını doğurdu.

Uluslararası hukuk doktrininde bir devletin başka bir devlete silah ve lojistik destek sağlaması, eğer bu desteğin suç teşkil eden fiillerde kullanılacağını biliyorsa, "iştirak" suçunu oluşturduğu belirtildi.

1.2. Saldırı suçuna (crime of aggression) iştirak

BM Genel Kurulu'nun 3314 sayılı Saldırı Tanımı Kararı'nın (1974) 3/f maddesine göre, bir devletin egemenlik sahasını başka bir devletin üçüncü bir devlete karşı saldırı gerçekleştirmesi için tahsis etmesinin, doğrudan saldırı suçu teşkil ettiği hatırlatıldı.

Katar rejiminin el-Udeyd Hava Üssü'nü ABD kuvvetlerinin İsrail'e mühimmat aktarması için kullanıma açması, egemenlik sahasını saldırı eylemleri için tahsis etme kapsamında değerlendirildi. Üs, ABD Merkez Komutanlığı'nın (CENTCOM) ileri karargahına ev sahipliği yaparken, buradan İsrail'e yönelik çok sayıda askeri sevkiyat gerçekleştirildi.

1.3. Uluslararası haksız fiile yardım ve destek

Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun 2001 tarihli "Devletlerin Uluslararası Haksız Fiillerinden Dolayı Sorumluluğu" Taslak Maddeleri'nin 16. maddesi, bir devletin, haksız fiilin koşullarını bilerek başka bir devlete yardım ve destek sağlaması halinde sorumlu olacağını düzenledi.

Katarlı yetkililerin, İsrail'in Gazze'de bir etnik grubu (Filistinlileri) hedef aldığını bilerek MK-84, JDAM ve GBU-39 tipi bombaların sevkiyatını kolaylaştırması, uluslararası haksız fiile "asli katkı" niteliğinde görüldü. Al Udeid Üssü'nde GBU-39 tipi bombaların muhafaza edildiği ve entegre edildiği bilgisi de kayıtlara geçti.

1.4. BM Şartı'nın ihlali (barış ve güvenlik yükümlülüğü)

BM Şartı'nın 2/3 ve 2/4. maddeleri uyarınca devletlerin, uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye atacak her türlü eylemden kaçınmakla yükümlü olduğu vurgulandı.

Katar rejiminin topraklarını, başka bir devletin saldırı eylemleri için lojistik merkez haline getirmesinin bu temel yükümlülüğü ihlal ettiği tespit edildi.

1.5. Tarafsızlık ilkesinin ve silah ticareti anlaşması'nın (ATT) ihlali

Lahey Sözleşmesi (1907) ve Silah Ticareti Anlaşması'nın (ATT) 6. maddesi uyarınca, bir silahın soykırım, insanlığa karşı suç veya savaş suçlarında kullanılacağının bilinmesi halinde silah transferinin yasak olduğu belirtildi.

Katar'ın bu yasağı ihlal ettiği ve tarafsızlık iddiasının geçersiz olduğu kaydedildi. Nitekim, Körfez ülkelerinin İsrail'in savaş makinesine sağladığı örtülü destek çeşitli raporlarda belgelendi.

2. Uluslararası yargısal süreçlere ve evrensel yargı yetkisine çağrı

Teknik delillerin, Katar rejiminin üst düzey yetkililerinin uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanmasının önünü açtığı ifade edildi. Bu çerçevede mağdur aileleri ve insan hakları örgütleri, evrensel yargı yetkisi ilkesine dayanarak aşağıdaki kişi ve kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunmaya davet edildi:

Şeyh Temim bin Hamad es-Sani (Katar Emiri) – Egemenlik yetkisi ve silahlı kuvvetler başkomutanlığı sıfatıyla.

Halit bin Muhammed el-Atıyye (Katar Savunma Bakanı) – Askeri politikalar ve lojistik kolaylıklardan sorumlu olarak.

Suud bin Abdurrahman es-Sani (Katar Lojistik Sorumlusu) – Askeri sevkiyat operasyonlarından sorumlu olarak.

Katar rejimi (tüzel kişi olarak) – Soykırım suçlarının işlenmesi için lojistik platform sağlamaktan.

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin, Filistin topraklarını "devlet" statüsünde tanıdığı ve bu topraklarda işlenen suçların ICC'nin yargı yetkisi kapsamında olduğu hatırlatıldı.

Ayrıca, soykırım suçunun evrensel yargı yetkisine tabi olduğu, devletlerin bu suçu işleyen veya iştirak eden kişileri kendi mahkemelerinde yargılama hakkına sahip bulunduğu belirtildi.

Uluslararası hukukun, bireylerin soykırım suçundan yargılanmasını sadece doğrudan faillerle sınırlamadığı, bu suça "yardım ve yataklık" edenleri de kapsadığı vurgulandı.

Bu kapsamda, soykırım suçuna maddi, lojistik veya diplomatik katkı sağlayan devlet yetkilileri ve kişilerin de sorumlu tutulabileceği ifade edildi.

Sonuç ve değerlendirme

Yukarıda detaylandırılan hukuki tespitler, Katar'ın el-Udeyd Hava Üssü üzerinden gerçekleştirdiği askeri sevkiyatların yalnızca lojistik bir operasyon olmadığını, bilakis İsrail'in Gazze'deki soykırım politikasının "lojistik ayağı" olduğunu ortaya koydu.

Uluslararası Ceza Hukuku'nun temel metinlerinin (özellikle Roma Statüsü Md. 25) bu tür fiilleri cezalandırdığı hatırlatıldı.

Dosyada belgelenen gerçeklerin, cezai sorumluluğun yalnızca doğrudan fail (İsrail) ile sınırlı kalmadığını, bu suçların işlenmesine katkıda bulunan ve kolaylaştıran tüm kişi ve kurumları kapsadığını gösterdiği bildirildi.



Makaleler

Güncel