The Guardian, Trump ile Netanyahu’nun İran savaşı sürecinde giderek artan gerilimler yaşadıklarını belirtirken, iki liderin “karşılıklı olarak birbirlerini çok ağır şekilde yıprattığı” değerlendirmesine yer verdi.
YDH- The Guardian’da yayımlanan bir analizde, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında İran’a karşı yürütülen savaş sürecinde “artan gerilimlere” dikkat çekildi. Buna rağmen her iki liderin de “kamuoyu önünde” koordinasyonun sürdüğünü vurguladığı aktarıldı.
Netanyahu’nun uzun süreli sessizliğini bozarak yayımladığı video mesajda Trump ile “tam koordinasyon” içinde olduklarını ve neredeyse “her gün görüştüklerini” söylediği belirtildi.
İsrail süreçten dışlandı
ABD-İsrail ilişkilerinin “her şey yolundaymış gibi” sunulmasına yönelik ısrarın, İsrail’in İran savaşı konusunda artık bilgilendirme süreçlerine dahil edilmediğine dair haftalardır İsrail iç basınında yer alan haberlerin ardından geldiği belirtildi.
Aynı şekilde Pakistan arabuluculuğunda yürütülen barış görüşmeleri konusunda da İsrail’in rolünün daha da sınırlı olduğu ifade edildi.
“Netanyahu’nun güvenilirliğine ilişkin kamuoyu ve bağımsız basındaki şüphe” nedeniyle, yaptığı video açıklamaya yönelik ilk tepkilerin, durumun sanılandan “daha kötü” olabileceği yönünde spekülasyonlar olduğu aktarıldı.
Amerikalı-İsrailli siyaset danışmanı ve kamuoyu araştırmacısı Dahlia Scheindlin, “İlişkinin ne kadar iyi olduğunu bu kadar çok anlatması, aslında ne kadar gerginlik olduğuna dair beni daha da endişelendiriyor.” dedi.
.Scheindlin ayrıca, “Savaşın başlangıçtaki hedefler açısından bakıldığında her açıdan kötü gittiği açık olduğu için, durumun şaşırtıcı olmayacağını düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
“Ortak savaş” söylemi ve “kırılgan ittifak”
ABD Başkanı ve İsrail Başbakanı’nın uzun süredir birbirinin “ayna görüntüsü” gibi hareket ettiği, her ikisinin de iç politikada popülist yöntemlerle güç konsolide ettiği ve kendilerini iktidara getiren anayasal düzenin sınırlarını zayıflattığı ifade edildi.
28 Şubat’tan bu yana, “Körfez’i felce uğratan ABD-İsrail ortak saldırısıyla birlikte iki liderin siyasi kaderlerinin birbirine daha da sıkı bağlandığı ve bu mirastan ayrışmalarının zorlaştığı” belirtildi.
İran politikası ve geçmiş müdahaleler
Netanyahu’nun yıllar boyunca ardışık ABD başkanlarını İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı savaşa ikna etmeye çalıştığı, özellikle 2015 İran nükleer anlaşmasının zayıflatılması için ABD iç siyasetine daha önce görülmemiş düzeyde “müdahil olduğu” ifade edildi. Bu anlaşmanın dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın en önemli dış politika “başarısı” olduğu iddia edildi.
Netanyahu’nun, Trump’ı 2018’de İran nükleer anlaşmasından çekilmeye ikna etmede etkili olduğu, bu durumun da İran’ın nükleer programını genişletmesine ve “on iki nükleer başlık üretmeye yetecek düzeyde yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum” stoklamasına yol açtığı ifade edildi.
“Savaş kolay kazanılacak” beklentisi ve yanlış hesaplar
ABD basınında yer alan kapsamlı haberlere göre, Netanyahu’nun bu yıl Şubat ayında da Trump’ı “İran tehdidine karşı tek çözümün savaş olduğu ve bunun kolayca kazanılabileceği” yönünde ikna etmeye çalıştığı belirtildi.
O dönemde İsrailli liderin, zaten aralanmış bir kapıyı daha da zorladığı belirtildi. Bir ay önce ABD işgal güçlerinin, Venezuela’nın başkenti Caracas’ta “sürpriz” bir baskınla “olağanüstü bir operasyon” gerçekleştirdiği ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırdığı ifade edildi.
Eski İsrailli diplomat Alon Pinkas, “Netanyahu, bir dolandırıcı gibi, Venezuela’yı örnek olarak kullandı” dedi. Pinkas, Netanyahu’nun Trump’a şu sözleri söylediğini aktardı: “Venezuela’da yaptıklarına bak. Acısızdı. Zahmetsizdi. Güzeldi. Rejimi değiştirdin.”
Pinkas ayrıca, Netanyahu’nun Trump’a İran’ın füze üretimini ve füze fırlatma kapasitesini artırdığına dair istihbarat verileri sunduğunu ve İran’ın “450 kilogram yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyuma sahip olduğu” bilgisini öne çıkardığını ifade etti.
Aynı aktarıma göre Netanyahu, Mossad Direktörü David Barnea’nın desteğiyle İran yönetimini “daldan düşmek üzere olan olgun bir meyve” olarak tanımladı.
Pinkas’ın aktardığına göre Netanyahu, Trump’a şu değerlendirmeleri iletti: “İran ekonomisi çökmüş durumda. Halk isyanın eşiğinde. Devrim Muhafızları kontrolü kaybediyor. İran’da yaşam dayanılmaz. Bu bizim zamanımız.”
Ayrıca Netanyahu’nun, “birlikte hareket edilmesi halinde İran’daki rejimin üç ya da dört gün içinde devrilebileceği” yönünde bir çerçeve sunduğu belirtildi.
“Yanlış istihbarat” ve Hürmüz gerilimi
Çok sayıda rapora göre, ABD istihbarat ve askeri yetkilileri, İran’ın Körfez’deki ABD müttefiklerine saldırabileceği ve Hürmüz Boğazı’nı kapatabileceği riskine dikkat çekti. Ancak Netanyahu ve aralarında Savunma Bakanı Pete Hegseth’in de bulunduğu ABD yönetimindeki şahin isimler bu uyarılara karşı çıkarak İran Devrim Muhafızları’nın “abartıldığı” ve ciddi bir karşılık verme kapasitesine sahip olmadığı görüşünü savundu.
Sahadaki gelişmelerin bu değerlendirmeleri doğrulamadığı vurgulanan analizde, “İran’da rejim değişikliğine yönelik beklentilerin gerçekleşmediği, Kürt bölgelerinden kuzeybatıda bir saldırı yaşanmadığı, İran Devrim Muhafızları’nın ise ABD üsleri ve Körfez monarşilerine ağır hasar verdiği, Hürmüz Boğazı’nda geçişleri durdurduğu ve küresel bir ekonomik krizi tetiklediği” belirtildi.
Trump’ın Netanyahu’dan uzaklaşma işaretleri
İranlı siyaset analisti Pinkas, “Savaşın yaklaşık 30. gününde, mart ayının sonunda Trump’ın Netanyahu’dan ciddi biçimde hayal kırıklığına uğradığına dair işaretler vardı.” dedi.
Bu süreçte Trump’ın, savaşla ilgili “son derece iyimser” açıklamalarında İsrail ve Netanyahu’dan bahsetmeyi bıraktığı aktarıldı.
8 Nisan’da ateşkes açıklamasına giden süreçte ABD’li müzakerecilerin İranlı ve Pakistanlı arabulucularla görüşmelere başlamasıyla birlikte İsrail’in süreçten “dışlandığı”, İsrailli yetkililerin ise gelişmeleri takip etmek için kendi istihbarat ağlarını kullanmak zorunda kaldıklarından şikâyet ettiği ifade edildi.
Ateşkes süreci ve Trump’ın çıkışları
Barış görüşmelerinde masada olan başlıklarla ilgili farklı değerlendirmeler bulunduğu, ancak “İran’ın füze kapasitesi ve bölgesel ‘vekil güçlerinin’ kullanımına dair herhangi bir maddenin gündeme gelmediği, bunun da İsrail açısından öncelikli konular arasında yer aldığı” ifade edildi.
Trump’ın Netanyahu’ya yönelik değerlendirmelerinde ise çoğunlukla “eleştirel” bir tutum öne çıktı. İsrail’in İran’daki Güney Pars gaz sahasını bombalamasının ardından Trump’ın Netanyahu’ya “bunu yapmamasını söyledim” dediği aktarıldı.
Trump ayrıca, “Bazen bir şey yapar ve ben hoşlanmazsam… artık onu yapmıyoruz” ifadelerini kullandı.
Ateşkesin sağlandığı süreçte Trump’ın ilk etapta Netanyahu’nun Lübnan’ın kapsam dışında bırakıldığı yönündeki yorumuna destek verdiği, ancak ateşkesin tehlikeye girmesi üzerine hızla pozisyon değiştirerek İsrail’i de buna uymaya zorladığı belirtildi.
Trump’ın bu kapsamda 17 Nisan’da sosyal medyada yaptığı açıklamada, “İsrail artık Lübnan’ı bombalamayacak. Bunu yapmaları ABD tarafından YASAKLANMIŞTIR. Yeter artık!!!” ifadelerini kullandığı ve bunun, Netanyahu’ya yönelik “benzeri görülmemiş bir kamuoyu uyarısı” olduğu kaydedildi.
Bu gelişmelerin ardından İsrail hükümet yetkililerinin, “ateşkesin uzun süre devam edemeyeceğini ve çatışmaların yeniden başlamasının kaçınılmaz olduğunu” gazetecilere aktardığı bildirildi.
Geçen hafta sonu İsrail basınında, “ABD ile İsrail arasında askeri koordinasyonun yeniden önceki yoğunluk seviyesine ulaştığı ve yeni ortak saldırılar için hazırlık yapıldığı” yönünde haberler yayımlandığı ifade edildi.
Ancak söz konusu saldırıların henüz gerçekleşmediği, ABD yönetiminin ise Hürmüz Boğazı çevresindeki son çatışma ve karşılıklı saldırıların önemini azaltmaya yönelik bir tutum benimsediği aktarıldı.
Siyasi risk ve seçim hesapları
ABD’nin eski İsrail büyükelçisi Daniel Shapiro, Trump’ın şimdiden İran savaşının ötesine bakarak bir sonraki büyük gündemine, 14 Mayıs’taki Çin ziyareti ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile kritik görüşmeye odaklandığını söyledi.
Shapiro, “Başkan Trump, Pekin’e gitmeden önce bu savaşın büyük ölçüde geride kalmış olmasını isteyecektir.” dedi. Aksi halde Trump’ın “Xi Jinping’den İran’ı kendi şartlarını kabul etmeye ya da taviz vermeye ikna etmesi için yardım isteyen bir konuma düşeceğini” belirten Shapiro, bunun “oldukça zayıf bir pozisyon” olacağını ifade etti.
Shapiro ayrıca, Trump’ın bu süreçte odağını Çin-ABD ekonomik ilişkilerini “daha istikrarlı bir zemine” oturtmaya vermek isteyeceğini söyledi.
Gazze ve Lübnan’daki önceki çatışmalara atıf yapan analizde, Netanyahu’nun “kendi çıkarlarına” ters düşen geçici anlaşmaları kabul etmek zorunda kalsa bile Trump’ın dikkatinin başka yöne kayacağı ve bu durumun İsrail’e yeniden hareket alanı açacağı değerlendirildi.
Shapiro, “Eğer Trump bir anlaşmaya varırsa İsrailliler bunu o an için kabul etmek zorunda kalacak, ancak daha sonra ‘çimleri biçmek’ dedikleri şekilde, füze ya da nükleer program üzerinde yeniden müdahalede bulunabilirler.” dedi.
Netanyahu’nun Trump’ın bu “jeopolitik yakınlıktan” tamamen kopabileceğini de düşünmediği, ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın değerlendirmelerine de yansıdı.
Bolton, “Trump’ın Netanyahu’yu kıskandığını düşünüyorum çünkü Netanyahu onun bile üstünde bir medya ilgisi yaratabilen az sayıdaki kişiden biri”. dedi ve Trump’ın ateşkese rağmen “Lübnan konusunda Netanyahu’ya hâlâ oldukça serbest hareket alanı tanıdığını” ifade etti.
Netanyahu’nun eski danışmanlarından Pinkas ise “İran savaşındaki stratejik başarısızlığın, iki lider arasındaki bağı kısa sürede koparmayı zorlaştıracak kadar güçlü bir etken olduğunu” savundu.
“Karşılıklı siyasi risk”
Pinkas, “Eğer Trump Netanyahu’ya sert şekilde çıkış yapar, hayal kırıklığını veya çaresizliğini ifade ederse, aslında bu savaşa sürüklendiğini kabul etmiş olur.” dedi ve çatışmanın seçimlerde her iki ismi de etkilemesinin “kesin” göründüğünü ekledi.
Pinkas’a göre, Netanyahu’nun en geç ekim ayına kadar seçimlere gitmesi gerekiyor ve mevcut anketlere göre bu durum onun başbakanlığının sona ermesine yol açabilir. ABD’deki seçimler ise kongre seçimleri olsa da Trump’ı en azından iç politika açısından “etkisiz başkan” konumuna düşürebilir.
“Bu durum Netanyahu’yu siyasi olarak etkiliyor ve bu durum Trump’ı da siyasi olarak etkiliyor” diyen Pinkas, “Başka bir ifadeyle, birbirlerini oldukça ağır şekilde yıprattılar.” diyerek sözlerini sonlandırdı.