İran ve coğrafyayı yeni bir bölgesel düzene dönüştürme stratejisi

img
İran ve coğrafyayı yeni bir bölgesel düzene dönüştürme stratejisi YDH

"Hürmüz'ü anlayan, mesajın tamamını da anlamış olur: Mücadele yalnızca deniz geçidi üzerinde değil, Körfez'de güvenliği tanımlama hakkının kimde olacağı üzerine yürütülüyor."




Basim Musevi

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Basim Musevi, İran'ın Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı yalnızca stratejik geçiş noktası değil, yeni bölgesel düzenin merkezi olarak gördüğünü ortaya koyuyor. İran, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını güvenlik kaynağı değil, istikrarsızlığın nedeni olarak tanımlarken; Körfez güvenliğinin bölge ülkeleri tarafından sağlanması gerektiğini savunuyor. Hürmüz Boğazı bu yaklaşımda askeri tehdit aracından çok, egemenlik ve caydırıcılık unsuru olarak öne çıkıyor. Mesaj ayrıca İran'ın askeri, teknolojik ve toplumsal kapasitesini "güçlü İran" vizyonunun temeli olarak sunarken, Amerikan nüfuzunun gerilemekte olduğu gerçeğiyle yeni bir bölgesel güç dengesi öneriyor.

İran'da İslam Devrimi Lideri Seyyid Mücteba Hamenei'nin birkaç gün önce Fars Körfezi Ulusal Günü vesilesiyle yayımladığı mesaj, sembolik bir güne bağlı törensel söylemin çok ötesine geçiyor.

Mesaj, derin yapısında, İran'ın Körfez'deki konumunu yeniden tanımlayan stratejik bir belge niteliği taşıyor. İran artık yalnızca büyük bir kıyı devleti olarak değil; bölgesel güvenlik mimarisini yeniden kurmayı, yabancı askeri varlığın kurallarını gözden geçirmeyi ve Hürmüz Boğazı'nı dışarıdan yönetilen uluslararası bir geçit olmaktan çıkarıp "güçlü İran" denkleminde egemenlik aracına dönüştürmeyi hedefleyen bir aktör olarak sunuluyor.

Metin, Körfez'den tarafsız bir deniz coğrafyası gibi söz etmiyor; onu "ilahi bir nimet", "stratejik sermaye" ve kimlikle medeniyetin uzantısı olarak tanımlıyor.

Bu yaklaşım yalnızca dilsel değil, kurucu bir nitelik taşıyor. İran burada Körfez üzerindeki hakkını yalnızca güç dengelerine ya da en uzun kıyı şeridine dayandırmıyor; tarihsel meşruiyet, medeniyet kimliği ve jeopolitik işlevden oluşan üçlü bir zemine oturtuyor.

Bu bakışta Körfez, yalnızca petrol, gaz ve küresel ticaret güzergahı değil; aynı zamanda çatışmaların hafızası, egemenlik alanı ve bağımsızlığın sınandığı bir saha.

Mesaj tarihten hareket ediyor ama orada kalmıyor. Portekizlilerin bölgeden çıkarılması, Hürmüz Boğazı'nın kurtarılması ve Hollandalılarla İngilizlere karşı verilen mücadele anımsatılarak, bugün ABD ile yaşanan gerilimin geçici bir hadise olmadığı vurgulanıyor.

İran, mevcut çatışmayı bölge halklarıyla yabancı güçler arasında yüzyıllardır süren mücadelenin yeni halkası olarak çerçeveliyor. Böylece karşı karşıya gelişin yalnızca nükleer dosya, askeri denge ya da anlık krizler üzerinden okunmasını reddediyor; bunu Körfez'i dış müdahalenin tarihsel döngüsünden kurtarma savaşı olarak sunuyor.

Bu nokta, mesajın ortaya koyduğu İran stratejisini anlamak açısından belirleyici. İran kendisini yalnızca ABD ile çatışan bir taraf gibi göstermiyor; her tür yabancı müdahaleye karşı uzun bölgesel direniş çizgisinin mirasçısı olarak konumlandırıyor.

Bu nedenle İslam Devrimi "kibirli güçlere karşı direnişin dönüm noktası" şeklinde tarif ediliyor. Bu mantığa göre devrim, yalnızca İran'ın iç siyasi düzenini değiştiren bir olay değil; İran'ı sınırlarını savunan bir devletten Körfez'in güvenlik tanımını yeniden yapan bir devlete dönüştüren tarihsel eşik.

Metnin merkezinde tek bir temel fikir duruyor: Güvensizliğin kaynağı Amerikan varlığıdır; güvenliğin teminatı değil. Mesajın stratejik omurgasını oluşturan cümle bu.

Lider yalnızca Amerikan üslerinin İran için tehdit oluşturduğunu söylemekle yetinmiyor; onların kendilerini dahi koruyamadığını, dolayısıyla "Amerika'ya bağlı ve hayran bölgesel aktörleri" de koruyamayacağını ileri sürüyor.

Metin burada iki yönlü bir mantık kullanıyor: Bir yandan Amerikan askeri varlığının siyasi ve ahlaki meşruiyetini aşındırıyor, diğer yandan askeri caydırıcılığını sorguluyor.

ABD artık yenilmez güç olarak değil; gerileyen, açığa çıkmış, başarısız ve müttefikleri için yük haline gelmiş bir aktör olarak tasvir ediliyor.

Bu yaklaşım, İran düşüncesindeki temel unsurlardan birini yansıtıyor: Savaş yalnızca ordular arasındaki çatışma değil, algı üzerinde yürütülen mücadeledir.

Mesajda "ülkelerin sultanları ve yöneticileri"nin Amerikan üslerinin yetersizliğini kavradığının söylenmesi, doğrudan Körfez monarşilerine dönük bir hitap anlamı taşıyor.

On yıllardır güvenliklerini Amerikan şemsiyesine dayandıran bu yönetimlere örtük biçimde şu mesaj veriliyor: Dayandığınız güvenlik sistemi artık işlevsiz. Hatta metne göre tehdit kaynağı, sizi koruduğunu iddia eden tarafın kendisi.

Mesaj bu noktadan sonra savunma dilinden çıkıp siyasi saldırı hattına geçiyor. ABD'nin Körfez'den çekilmesi bir temenni olarak değil, kaçınılmaz gelecek olarak sunuluyor:

"Fars Körfezi bölgesinin aydınlık geleceği, Amerika'sız bir gelecek olacaktır."

Bu ifade yalnızca siyasi tutum değil, yeni düzen vizyonu niteliği taşıyor. İran böylece savaş sonrasının denklemine dair kendi çerçevesini kuruyor: Körfez Körfezlilerindir; güvenliği de binlerce kilometre öteden gelen filolar değil, bölge halkları ve devletleri üretmelidir. Yabancılar içinse, metnin sert sembolik diliyle, "burada denizin dibinden başka yer yoktur."

Ancak metni asıl önemli kılan unsur, bu vizyonun slogan düzeyinde kalmaması. Mesaj bunu "Hürmüz Boğazı'nın yeni yönetimi" kavramıyla somutlaştırıyor.

Bu ifade, metnin anahtarı niteliğinde. Hürmüz Boğazı sıradan bir coğrafi ayrıntı değil; küresel ekonominin en önemli damarlarından biri, enerji ve ticaretin geçiş noktası, ulusal egemenlikle uluslararası sistemin temas alanı.

İran'ın "Hürmüz Boğazı'nın yönetimini uygulamaktan" söz etmesi, boğazın Amerikan deniz gücü tarafından kontrol edilen nötr bir alan olarak görülmesi döneminin sona erdiğini ya da sona ermesi gerektiğini ilan ediyor.

Bu durum, stratejik açıdan sakin bir okumayla değerlendirildiğinde, mutlaka boğazın kapatılması ya da kaos aracına dönüştürülmesi anlamına gelmiyor. Mesaj görünürde tam tersini söylüyor: Yeni yönetim Körfez'i güvenli hale getirecek, bölge halklarına huzur ve kalkınma sağlayacak.

Ancak derin anlamı şu: Düşmanlar için güvenlik artık maliyetsiz olmayacak. Deniz ulaşımının serbestliği, ticaret yollarının güvenliği ve bölgesel istikrar; egemenlik, saldırganlık ve yabancı askeri varlık meselesinden ayrı düşünülemeyecek.

Başka bir ifadeyle İran, Hürmüz'ü görünürde tarafsız geçit olmaktan çıkarıp siyasi denkleme dönüştürmek istiyor: Saldırganlık sürerken deniz güvenliği olmaz; kuşatma devam ederken ticari istikrar kurulamaz; İran'ın varlığı tehdit altındayken geçiş özgürlüğü sürdürülemez.

Bu çerçevede İran'ın stratejisi, "coğrafya üzerinden caydırıcılık" ilkesine dayanıyor. Büyük güçlerin uçak gemileri, askeri üsleri ve finansal ittifakları olabilir; İran ise coğrafyaya, nüfusa ve hassas geçiş noktalarını caydırıcılık aracına dönüştürme kapasitesine sahip olduğunu düşünüyor.

Bu bakışta Hürmüz Boğazı, İran'ın tehdit edildiği zayıf halka değil; rakiplerinin İran'ı kuşatmasını ya da bedel ödemeden hedef almasını engelleyen stratejik avantajdır. Coğrafya burada yıkım aracı olarak değil, rolünün kabul ettirilmesini sağlayan siyasi güç olarak işlev görüyor.

Bu denklem, metindeki "güçlü İran" kavramından bağımsız değil. Mesaj; kimlik, moral güç, nüfus, bilim, sanayi, nanoteknoloji, biyoteknoloji, nükleer kapasite ve füze programını aynı bütünün parçaları olarak sıralıyor.

Bunlar teknik bir liste değil; kapsamlı ulusal güç tanımı. Metnin sunduğu İran gücü yalnızca askeri ya da ideolojik değil; toplum, devlet, bilim, üretim, silah kapasitesi ve siyasi inancın birleşiminden oluşuyor.

Bu nedenle "doksan milyon vatandaş" vurgusu da açık stratejik işlev taşıyor. Mesaj, İran'ın halkından kopuk yönetici elit ya da askeri yapı olmadığını; bilimsel, füze ve nükleer kapasitesini ulusal onurun parçası sayan büyük toplumsal blok olduğunu ileri sürüyor.

Böylece füze ve nükleer program yalnızca müzakere başlığı olmaktan çıkıp ulusal kimliğin sembolüne dönüşüyor. Bu, söz konusu dosyalar üzerinden baskı kurarak devletle toplumun birbirinden ayrılabileceğini düşünenlere verilmiş doğrudan mesaj niteliği taşıyor. Metne göre İran bu kapasiteyi kara, deniz ve hava sınırlarının devamı gibi görüyor.

Mesaj aynı zamanda "üçüncü dayatılmış savaş" ifadesine de yeni kurucu anlam yüklüyor. İran siyasi hafızasında büyük savaşlar yalnızca felaket değil; kimlik ve strateji üretim anlarıdır.

İran-Irak savaşının direniş ve savunmacı devlet anlatısını oluşturması gibi, son savaşın da yeni bölgesel düzenin doğum anı olduğu ima ediliyor.

Şehitler yalnızca kayıp değil; yeni siyasi meşruiyetin temeli olarak sunuluyor. Metindeki kan vurgusu yas çağrısından çok tarihsel geçiş ilanı taşıyor: Amerikan varlığına direnme döneminden, onun gerilemesinden sonraki düzeni yönetme aşamasına geçiş.

Dikkat çekici başka unsur da mesajın yalnızca İran kamuoyuna hitap etmemesi. Metin "Körfez halklarına", "yeniden ayağa kalkan İslam ümmetine", "küresel kamuoyuna" ve hatta "ülkelerin sultanlarıyla yöneticilerine" sesleniyor. Bu çok katmanlı hitap bilinçli tercih. İran halkına "gücünüz korunuyor ve büyüyor" deniyor.

Körfez halklarına "güvenliğiniz Amerika ile değil, onun ayrılmasıyla mümkün" mesajı veriliyor. Bölge yönetimlerine "eski güvenlik şemsiyeniz çöktü" deniyor. Dünyaya yeni sistemin şekillendiği anlatılıyor. Rakiplere ise Hürmüz Boğazı'nın artık İran hesabının dışında düşünülemeyeceği hatırlatılıyor.

Bu noktada İran stratejisinin dört temel düzeyi belirginleşiyor:

Birincisi anlatı stratejisi: Güncel çatışmayı sömürgecilik karşıtı uzun tarihsel mücadeleyle ilişkilendirerek ABD ile yaşanan gerilimi bağımsızlık savaşının devamı gibi sunmak.

İkincisi caydırıcılık stratejisi: Amerikan üslerini, boğazları ve ekonomik çıkarları karşılıklı baskı unsurlarına dönüştürerek rakibin bedelsiz güç kullanmasını engellemek.

Üçüncüsü bölgesel meşruiyet stratejisi: İran'ı yayılmacı güç olarak değil, Körfez'i yabancı varlıktan kurtarmaya çalışan aktör olarak tanıtmak.

Dördüncüsü düzen kurma stratejisi: Direniş söyleminden yönetim söylemine geçmek; mevcut düzene itiraz etmekle yetinmeyip onun yerine alternatif sistem önermek.

Metnin gücü yalnızca ABD'yi hedef almasından kaynaklanmıyor; aynı zamanda bölgesel müttefiklerinin güvenlik mantığını da çözmeye çalışıyor.

Yabancı üsleri çağıran yönetimler bunu "korunma" gerekçesiyle yaptı. Mesaj ise denklemi tersine çeviriyor: Yabancı koruma, tehdidin kaynağıdır.

Kendini savunamayan üs başkasını savunamaz. Binlerce kilometre öteden gelen filo kalıcı barış üretemez; çünkü bölgenin kaderinin parçası değildir. Metnin ifadesiyle yalnızca komşular "ortak kaderin ortaklarıdır."

Bu son ifade önemli; çünkü İran kendisini Körfez ülkelerini dışlayan güç gibi göstermemeye çalışıyor. Amaç, ABD aracılığı olmadan bölgesel ilişki biçimini yeniden tanımlamak.

Mesaj, Körfez ve Umman Denizi ülkelerine, Washington stratejisinin uzantısı değil asli taraflar olarak yer aldıkları bölgesel güvenlik düzeni öneriyor.

Ancak bu çağrının içinde belirleyici şart da bulunuyor: Bu devletler dış güce dayanma döneminin sona yaklaştığını anlamalı; İran'la uzlaşmayı ikincil seçenek değil, coğrafi zorunluluk olarak görmeli.

Bu nedenle metin tamamen uzlaşmacı da değil, bütünüyle tırmanmacı da. Komşulara açık el uzatırken ABD'ye karşı yumruğunu sıkıyor. Komşulara "aynı kaderi paylaşıyoruz" diyor; yabancılara "burada size yer yok" mesajı veriyor.

"Komşu" ile "yabancı" arasındaki bu ayrım, İran'ın bölgesel güvenlik anlayışının özü niteliğinde. Sorun Körfez devletlerinin kendisi değil; onların topraklarının Amerikan gücünün platformuna dönüşmesi. Yabancı güç çekilirse ortak güvenlik kurulabilir; kalırsa Körfez çatışma sahası olmaya devam eder.

Sonuçta mesaj, İran'ı kuşatma altındaki devletten çevresindeki alanı düzenleyen devlete dönüştürme arzusunu ortaya koyuyor. Strateji artık yalnızca baskı altında ayakta kalmak değil; baskıyı oyunun kurallarını yeniden yazma fırsatına çevirmek.

Hürmüz Boğazı da yalnızca tehdit kartı değil; imparatorluğun dayattığı güvenlikten coğrafyanın ve bölge halklarının kurduğu güvenliğe geçişin sembolü.

Mesajın İran karşıtları açısından en dikkat çekici yanı, yalnızca Amerikan gücüyle çatışmanın değil, ondan duyulan korkunun da sona erdiğini ilan etmesi. Çünkü hegemonya yalnızca askeri yenilgiyle çökmez; ikna kabiliyetini kaybettiğinde de çözülür.

Metin açık biçimde Amerikan üslerinin prestijini, işlevini ve sembolik ağırlığını kaybettiğini savunuyor. İran açısından ise asıl önemli nokta, askeri direnişi ya da savunma başarısını siyasi projeye bağlaması: Amerika'sız Körfez, yeni yönetilen Hürmüz ve kuşatılmış değil "güçlü İran" ekseninde şekillenen bölge.

Mesajın ortaya koyduğu İran stratejisi böyle özetlenebilir: Coğrafya üzerinde egemenliği pekiştirmek, tarihsel hafızayı siyasi meşruiyete dönüştürmek, askeri kapasiteyi bölgesel caydırıcılığa çevirmek, toplumu stratejik derinlik haline getirmek ve Hürmüz Boğazı'nı yeni düzenin anahtarına dönüştürmek.

Bu strateji İran'ın savaş istediğini söylemiyor; dışarıdan dayatılan güvenlik döneminin sona erdiğini ilan ediyor. Hürmüz'ü anlayan, mesajın tamamını da anlamış olur: Mücadele yalnızca deniz geçidi üzerinde değil, Körfez'de güvenliği tanımlama hakkının kimde olacağı üzerine yürütülüyor.

Çeviri: YDH