ABD'nin eski Ortadoğu Sözcüsü ve Nükleer Müzakereci Alan Eyre, katıldığı yayında İran ile yürütülen ceasefire müzakerelerini, Fars Körfezi'ndeki nükleer tesise yönelik insansız hava aracı saldırısını ve Donald Trump yönetiminin dış politika mekanizmasını değerlendirdi.
YDH - Yayıncı Mario Nawfal'ın küresel jeopolitik gelişmeleri ele aldığı programa konuk olan Amerikalı eski nükleer müzakereci Alan Eyre, Washington ile Tahran arasındaki ceasefire temaslarını, nükleer altyapıya yönelik saldırıları ve Trump yönetiminin müzakere stratejisini masaya yatırdı.
Nawfal, yayının açılışında Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) nükleer güç santraline insansız hava araçlarıyla düzenlenen saldırıyı anımsatarak, Suudi Arabistan'ın bu eylemi kınadığını, İran devlet televizyonunun ise halka canlı yayında Kalaşnikof kullanımı öğrettiğini aktardı.
Nawfal ayrıca, İsrail ile ABD'nin teyit düzeyini yükselterek alarma geçtiğini ve Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile yeni bir saldırı dalgasını görüştüğünü bildirdi.
"Saldırı nükleer savaştan önceki iştah açıcı bir ilk tadımdı"
Gelişmeleri değerlendiren Alan Eyre, mevcut askeri tırmanışın şaşırtıcı olmadığını, Trump'ın sosyal medyada "İran hızlıca bir anlaşmayı kabul etmezse kıyamet kopacak" yönünde yürüttüğü söylem dilinin Tahran'da karşılık bulmadığını belirtti.
Eyre, "Bu tür iddialı çıkışlar İran için ördeğin sırtından su kayması gibidir. Eğer ABD İran'a saldırırsa, İran da Fars Körfezi'ndeki enerji merkezlerine misillemede bulunur. BAE'deki nükleer tesise yapılan bu saldırı, muhtemelen gelecekte yaşanacakların iştah açıcı bir ilk tadımı, bir iştah açıcıydı. İran, ABD'nin adımlarına yanıt veren taraf olmakla yetinmeyeceğini, denkleme kendi stratejik belirsizliğini yerleştirmek istediğini gösterdi" ifadelerini kullandı.
Nawfal'ın, "İran neden en kırmızı çizgi olan nükleer tesisi hedef aldı?" sorusu üzerine Eyre, İsrail ve ABD'nin de daha önce İran'daki Buşehr Nükleer Santrali'nin 300 metre yakınını bombaladığını anımsattı.
Eyre, "İran nükleer tesisleri defalarca vuruldu. Bu savaşın bütün amacı zaten bu. Tahran'ın adımlarını meşrulaştırmıyorum, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerine saldırmanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz ancak İranlı liderler varoluşsal bir savaş verdiklerinin bilincinde. Trump, tek bir saldırı daha yaparsa İran yönetiminin teslim olacağını sanıyor ki bu tam bir çılgınlık. Trump'ın Çin ziyaretinden de İran üzerinde ek bir baskı kaldıracı çıkmadı. Washington yönetimi şu an stratejik bir çaresizlik içinde bocalamaktadır" dedi.
"Perde arkasında iki monolog gecenin karanlığında birbirini teğet geçiyor"
Müzakerelerin gidişatına ve Fars Haber Ajansı'nın tarafların taleplerine dair yayımladığı listeye değinen Alan Eyre, masadaki konumların kamuyan maximalist söylemlerle yürütüldüğünü kaydetti.
ABD'nin savaş tazminatı ödemeyi reddettiğini, 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun ABD'ye gönderilmesini istediğini ve yaptırımları kaldırmadan şartlı ceasefire talep ettiğini belirten Eyre, İran'ın ise Hürmüz Boğazı'ndaki egemenliğinin tanınmasını, tüm yaptırımların kalkmasını ve tazminat ödenmesini istediğini anlattı.
Eyre, "Gerçek pozisyonlar sosyal medyada veya Truth Social'da yazılanlardan farklıdır. Perde arkasında Katar ve Pakistan aracılığıyla mesajlar gidip geliyor ve taraflar aslında daha yakın bir yerde duruyor olabilir. Ancak süreç henüz başlamış değil, ortada bir diyalog yok. İki monolog gecenin karanlığında birbirini teğet geçiyor. Trump'ın sözlerinin yarısı İranlıları korkutmak, diğer yarısı ise küresel piyasaları sakinleştirmek amacını taşıyor" şeklinde konuştu.
Trump'ın arkasında savaş gemileri resmiyle paylaştığı "Fırtınadan önceki sessizlik" görselini yorumlayan Eyre, Trump'ın niyetinin tırmanışı sürdürmek olduğunu belirtti.
Eyre, "Trump'ın en büyük kusuru öğrenme kabiliyetinin bulunmamasıdır. Baskıyı artırdıkça İran'ın teslim olacağını düşünüyor. Ancak bu rejim teslim olmaktansa çökmeyi göze alır. Devrim Muhafızları Ordusu, ABD'nin maksimalist taleplerini kabul etmektense gemiyle birlikte batmayı tercih edecektir. Trump'ın sosyal medya gönderileri ise uluslararası ilişkiler rasyonalitesini ve politika yapım süreçlerini temsil etmiyor. İranlı karar vericiler, ABD Başkanı dahil Washington'daki ekibin dış politikada ciddi bir devlet aklıyla hareket etmediğini düşünüyor" dedi.
"İsmail Bekai'nin Trump filmi paylaşımı tam bir siyasi darbedir"
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai'nin, Trump'ın hayatını anlatan filmden "Ne kadar yenilirsen yenil, zafer kazandığını söyle ve asla yenilgiyi kabul etme" repliğinin geçtiği klibi paylaşmasını değerlendiren Eyre, "Bu tam bir siyasi darbedir, tam bir isabettir. Trump asla haksız olduğunu söylemez. Eğer durum buysa, ABD de 'Biz kazandık, İran'ın nükleer gücünü yok ettik, şimdi liman ablukasını kaldırıp gidiyoruz' diyerek bölgeden çekilsin. Bu iyi bir senaryo mu? Hayır, korkunç bir durum. Ancak diğer tüm gerçekçi askeri senaryolardan daha iyidir" ifadesini kullandı.
Trump'ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı görüşmeye de değinen Eyre, bir Amerikan vatandaşı olarak Trump'ın Çinli lidere ve ardından ABD'li milyarderlere iş anlaşmaları için sergilediği tavrı utanç verici bulduğunu kaydetti.
Eyre, "Çin ile aramızda ciddi ikili sorunlar var ancak Trump yönetimi bunların hiçbirini ele almadı. Çin heyeti, ABD delegasyonunun görüşmeye hazırlıksız geldiğini bildirdi ki bu şaşırtıcı değil. Karşımızda yetkin olmayan bir yönetim mekanizması var ve bunun ağır sonuçları olacaktır" dedi.
"Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalması küresel ekonomide blitzkrieg etkisi yaratacak"
Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın devam etmesinin ekonomik faturasının çok ağır olacağına işaret eden Alan Eyre, küresel tedarik zincirlerinin kalıcı olarak kırılma aşamasına geldiğini dile getirdi.
Eyre, "Bu durumun ekonomik sonuçları küresel piyasalarda bir blitzkrieg, bir yıldırım savaşı etkisi yaratacak. Boğazın kapalı kaldığı her gün durum daha da kötüleşiyor. Büyük petrol tankerleri henüz ABD'ye ulaşmadığı için acıyı tam hissetmedik, şu an stratejik rezervleri tüketiyoruz. Ancak yakında dizel, benzin ve uçak yakıtında mutlak kıtlıklar başlayacak. Modern endüstriyel toplumun dört taşıyıcı sütunu olan çimento, amonyak, plastik ve çelik üretimi durma noktasına gelecek. Boğaz yarın açılsa bile küresel tedarik zincirinin yeniden kurulması aylar alacağı için bu sancı yıl sonuna kadar sürecektir. 26 Şubat öncesindeki eski sisteme dönmemiz artık mümkün değil, eski sistemi kendi ellerimizle yıktık" uyarısında bulundu.
Trump'ın Körfez müttefiklerinin geleceğini önemsemediğini de sözlerine ekleyen Eyre, "Trump'ın Körfez ülkelerine yönelik umursama düzeyi tam olarak sıfırdır. Kendisinin, ailesinin ve yakın çevresinin BAE, Suudi Arabistan ve Katar ile yürüttüğü ticari çıkarları önemsiyor. Kendi Amerikan halkını umursamayan bir liderin, Körfez halklarını umursayacağını düşünmek rasyonel değildir" dedi.
"ABD ordusunun Hürmüz Boğazı'nı askeri güçle açıp açık tutma kabiliyeti yoktur"
Müzakerelerin çökmesi durumunda yaşanacak geri çekilmenin ABD için modern tarihin en büyük stratejik yenilgisi olacağını belirten Eyre, "Bu durum 2003'teki Irak Savaşı'ndan çok daha vahim bir süper güç intiharına dönüşür. Kendi uluslararası gücümüzün temellerini hiçbir haklı gerekçe olmadan havaya uçurmuş oluruz. ABD'nin küresel polislik rolü ve kurallara dayalı uluslararası düzen bütünüyle tasfiye olur. Trump'ın askeri danışmanları ve savunma sanayii şirketleri bu savaştan milyarlarca dolar kazanıyor. Yapay zeka firmaları bu çatışma üzerinden büyük karlar elde ediyor. Trump bu yüzden konuyu unutturmak için hemen Küba ve Guantanamo'ya yönelik drone tehditlerini eksen alan yeni sızıntılar yaptırıyor ve medya da bunu konuşmaya başlıyor. Tarihçiler Trump'ı modern dönemin en kötü başkanı olarak kaydedecektir" değerlendirmesini yaptı.
Merkez Bankası ve piyasa bahislerinin Trump'ın İran'dan çekileceği yönünde odaklandığını söyleyen Eyre, en yalın askeri gerçeği şu sözlerle özetledi:
"Burada belirleyici olan tek bir maddi olgu var; o da ABD ordusunun Hürmüz Boğazı'nı askeri güç kullanarak açma ve açık tutma kabiliyetinin bulunmadığıdır. Boğazdan her gün geçmesi gereken 100 ile 130 arasındaki gemi trafiği sağlanamadığı sürece küresel çöküş engellenemez."
Yemen'deki Ensarullah'ın ABD Hava Kuvvetlerine ait bir insansız hava aracını vurduğu yönündeki son dakika gelişmesini de yorumlayan Eyre, "Husiler şimdiye kadar Babülmendep Boğazı'nda kendilerini tutuyorlardı. Muhtemelen Suudi Arabistan yönetimi çatışmaya dahil olmamaları için onlara büyük paralar ödüyor ya da İran onları bir müzakere kozu olarak elinde tutuyor. Eğer Husiler deniz trafiğine yönelik kapsamlı bir saldırı sergilerse, küresel piyasalar tam anlamıyla binadan aşağı atlayacaktır" dedi.
"İran'ın nükleer tehdidi tesislerde değil, bilim insanlarının zihnindedir"
Kendisinin de içinde bulunduğu Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) müzakereleri döneminde Obama yönetiminin tüm askeri seçenekleri Pentagon ile birlikte simüle ettiğini açıklayan Alan Eyre, nükleer programın askeri yöntemlerle tasfiye edilemeyeceği sonucuna o dönemde varıldığını aktardı.
Eyre, "Nükleer tehdidi kinetik, yani askeri müdahaleyle ortadan kaldıramazsınız. Bunun tek yolu ülkeyi tamamen işgal etmektir ki bu da tamamen absürttür. Birileri çıkıp özel kuvvetlerin nükleer tesise sızıp yeraltında küçük taktik nükleer mühimmat patlatabileceğini söyleyebilir. Ancak İran'ın ana nükleer altyapısı tek bir merkezde değil, üç büyük tesise dağıtılmış durumda. En önemlisi de İran'ın nükleer tehdidi fiziksel bir binada veya tesiste bulunmuyor; bu tehdit, ülkede yaşayan binlerce nükleer bilimcinin dağıtılmış ortak zekasındadır, zihinlerindedir. Bu kabiliyeti bombalarla yok edemezsiniz, yalnızca diplomatik kanallarla niyetlerini değiştirebilirsiniz. Ancak mevcut Washington idaresinin ne böyle bir diplomatik altyapısı ne de yetkinliği kalmıştır" diyerek sözlerini tamamladı.