Colani liderliğindeki HTŞ rejimi ile özellikle Özbek yabancı savaşçılar arasında büyüyen gerilim, İdlib’de yeni bir çatışma ve parçalanma riskini derinleştiriyor.
YDH- Yazar Emir Ali, el-Ahbar gazetesinde kaleme aldığı analiz yazısında, Colani liderliğindeki Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejimi ile ülkedeki yabancı cihatçı gruplar, özellikle de Özbek savaşçılar arasında tırmanan gerilimi ve bu kırılgan yapının arkasındaki derin krizleri masaya yatırıyor.
Ali, HTŞ rejiminin otorite kurma çabaları ile yabancı savaşçıların tasfiye edilme korkusunun sahayı yeni bir kaosun eşiğine getirdiğine dikkat çekiyor.
Yazar, Colani rejimi ile cihatçı gruplar arasında bugüne kadar iki büyük çatışmanın yaşandığını belirtiyor.
İlk krizde Fransızların hükümetin karşısında yer aldığını, ancak Özbek savaşçıların arabuluculuğuyla sorunun çözüldüğünü hatırlatan Ali, ikinci çatışmanın ise doğrudan Özbeklerin kendi içinde patlak verdiğini aktarıyor.
Bu iç hesaplaşmanın, Batı'nın baskıları sonucu tasfiye edileceklerinden endişe duyan yabancı cihatçı çevrelerde tedirginliği zirveye çıkardığı bir dönemde yaşandığını savunan yazar, terör örgütü IŞİD’in de bu kaotik ortamı yabancı savaşçıları kendi safına çekmek için bir fırsat olarak gördüğünü vurguluyor.
Emir Ali’nin analizine göre, Özbek savaşçılarla yaşanan son gerilimin görünürdeki sebebi, havaya ateş açan bir savaşçının gözaltına alınması ve ardından yaşanan protestolar olsa da, madalyonun diğer yüzünde çok daha köklü bir mülkiyet ve entegrasyon krizi yatıyor.
Özbeklerin aileleriyle birlikte İdlib kırsalındaki Kafraya ve el-Fuah köylerinde kümelendiğini ifade eden yazar, bölgenin yerlisi olan Şii nüfusun uzaklaştırılmasıyla bu köylerin yabancı bir yerleşim merkezine dönüştüğünü; hatta bazı savaşçıların askeri rolleri bırakıp tarım ve ticaretle uğraşmaya başladığını aktarıyor.
Yazar, elindeki güvenilir kaynaklara dayanarak, HTŞ'nin uluslararası kamuoyuna "mülkleri asıl sahiplerine iade etme" taahhüdünü kanıtlama arayışında olduğunu, Özbeklerin ise bu iki köyden zorla tahliye edilmekten ciddi şekilde endişe duyduklarını savunuyor.
Ali, yabancı savaşçıların bu durumu ve mülklerin Şii gruba geri verilmesini bir "ihanet" olarak gördüklerinin altını çiziyor.
HTŞ'nin bu yapıları tasfiye etmek için yeni kurulan sözde 'savunma bakanlığı' bünyesine "bireysel katılım" şartı getirdiğini belirten yazar, bu planın savaşçıları geniş bir coğrafyaya dağıtmayı hedeflerken, bir yandan da konut ve maaş gibi entegrasyon teşvikleri sunduğunu yazıyor.
HTŞ'nin planlarına karşı Özbek savaşçıların karakol basma ve protesto gibi sert tepkiler verdiğini ifade eden yazar, sahadaki pek çok çevrenin artık savaşılacak bir cephe kalmadığına inandığını dile getiriyor.
Tansiyonu düşürmek isteyen Colani'nin, savunma bakanlığında üst düzey görevde bulunan Abdülhamid Sahari'yi müzakereci olarak görevlendirdiğini aktaran Ali; Sahari’nin Özbeklere güvenceler verdiğini, ortak komite kurulması ve ev baskınlarının soruşturulması sözüyle sahada geçici bir ateşkes sağladığını belirtiyor.
Ancak Emir Ali, bu hamlelere rağmen sahadaki dengelerin son derece hassas olduğunu ve yabancı savaşçıların "büyük devletlerarası anlaşmalara kurban edilme" korkusu nedeniyle yeni çatışmaların her an patlak verebileceğini savunuyor.
Yazar, bu kırılgan atmosferi fırsat bilen IŞİD’in taktik değiştirerek küçük hücrelere bölündüğünü ve Özbeklerin yaşadığı bu krizi kendi propagandası için malzeme yaptığını ifade ediyor.
Analizinin sonunda IŞİD’in yayın organı el-Nebe gazetesinin son sayısındaki uyarılara yer veren yazar, örgütün yabancı savaşçılara yönelik çağrısını şu çarpıcı alıntıyla özetliyor:
“Son yıllardaki savaşlarda kilit rol oynayan Suriyeli olmayan savaşçılar, tutuklanma ya da yabancı odaklara teslim edilme riskiyle karşı karşıya kaldıkları için artık açık birer hedef haline gelmiştir. Bu senaryo, vaktiyle IŞİD'in eski sözcüsü Ebu Muhammed el-Adnani tarafından da açıkça ihtar edilen bir tablodur.”
Yazar Emir Ali, IŞİD'in bu savaşçıları pozisyonlarını yeniden gözden geçirerek kendi saflarına katılmaya çağırdığını, aksi takdirde bölgedeki varlıklarının HTŞ ile İsrail arasındaki olası ilişkilere kurban edileceği yönünde tehditkar uyarılarda bulunduğunu belirterek analizini noktalıyor.