Trump İran denkleminde ‘iki kötü seçenek’ arasında sıkıştı

img
Trump İran denkleminde ‘iki kötü seçenek’ arasında sıkıştı YDH

ABD’nin İran’a yönelik kararlarının Trump’ın risk–kazanç hesabına göre şekillendiği, askeri seçeneğin tırmanma riski taşıdığı, diplomasinin ise uzun ve sınırlı sonuçlar üretebileceği belirtildi.




YDH- El-Ahbar’daki makalede, ABD medyasında Körfez ülkelerinin İran’a yönelik yeni bir askeri saldırının ertelenmesini talep ettiğine dair haberlerin yer almasına rağmen, ABD’nin bugün atacağı adımların, ister ilerleme ister geri çekilme şeklinde olsun, dış faktörlere bağlı olmadığı; aksine öncelikle Donald Trump’ın hesaplarına dayandığı ifade edildi.

Bu hesapların, “risk ile doğrudan kazanç” arasında kurulan hassas bir dengeye dayandığı, resmi çevrelerce yayılan diğer gerekçelerin ise iç ve dış kamuoyuna uygun bir “diplomatik anlatı” pazarlama girişimi olarak görüldüğü belirtildi.

Bu tereddüdün, Trump yönetiminin içinde bulunduğu karmaşık stratejik açmazın devam etmesinden kaynaklandığı ifade edildi.

Buna göre, Trump’ın askeri olarak dayatabileceği ya da müzakere yoluyla İran’dan elde edebileceği sonuçlar, onun başarı ölçütü olarak benimsediği “zafer anlatısı” seviyesine ulaşmıyor.

Ayrıca, askeri seçeneklerin, müzakere tıkanıklığını kırmak yerine uzun süreli bir savaş bataklığına sürükleme ihtimali taşıdığı ve Trump’ın da bundan kaçınmaya çalıştığı kaydedildi.

Daralan zaman aralığı, enerji piyasalarındaki dalgalanmalar ve çözüm üretmeyen manevraların tükenmesiyle birlikte Trump’ın geri dönüşsüz bir eşiğe yaklaştığı, bu noktada yalnızca iki seçenekle karşı karşıya kalabileceği ifade edildi: ya geniş kapsamlı bir savaş ya da taviz vermeyi zorunlu kılan bir uzlaşma. Her iki seçeneğin de onun siyasi hesaplamalarında ciddi sorun oluşturduğu belirtildi.

El-Ahbar, bu çerçevede bir dizi tespitin yapılabileceğini bildirdi. Buna göre ilk olarak, Körfez ülkelerinin saldırıların ertelenmesi ya da iptal edilmesi yönündeki taleplerinin ABD açısından stratejik bir tereddüt nedeni olarak görülmemesi gerektiği, bunun yalnızca “siyasi bir örtü” işlevi taşıdığı ifade edildi.

Trump’ın müttefik tavsiyelerine yalnızca kendi çıkarına doğrudan hizmet ettiği ölçüde değer verdiği, saldırının sonuçlarının garanti ve maliyetinin makul olması halinde hiçbir tereddüt göstermeden uygulanacağı kaydedildi.

Bu bağlamda, ertelemenin Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin talebiyle açıklanmasının üç temel amaca hizmet ettiği belirtildi: Bunlardan ilki, geri adımın sorumluluğunu dış aktörlere yükleyerek Trump’ın müzakere pozisyonunu koruması; ikincisi, petrol ve finans piyasalarındaki şokun yumuşatılması; üçüncüsü ise İran üzerinde baskı kurmak için askeri tehdidin sürekli canlı tutulması.

İkinci olarak, Trump’ın önceliğinin askeri bir zafer değil, makul bir maliyetle elde edilmiş bir “zafer anlatısı” olduğu ifade edildi. Bu anlatının ABD içinde siyasi olarak satılabilir, dışarıda ise güç gösterisi olarak kullanılabilir bir başarı hikayesi olarak tasarlandığı belirtildi. Ancak Washington’ın hedefleri ile sahadaki gerçeklik arasında “derin bir uçurum” bulunduğu kaydedildi.

İran’ın nükleer dosyasının tamamen kapanması yönündeki talebe karşılık, ister savaş ister müzakere yoluyla olsun ulaşılabilecek sonucun en fazla sürecin ertelenmesi olacağı, ancak İran’ın kapasitesini yeniden inşa etme imkânını koruyacağı ifade edildi.

Ayrıca, “yıkım yoluyla uzun vadeli caydırıcılık” oluşturma fikrinin Trump’ın hızlı ve somut bir zafer elde etme beklentisiyle örtüşmediği, İran’ın ise teslimiyet göstermediği, aksine direniş ve denge konumunu sürdürerek karşılık verme kapasitesini koruduğu ve bunun bölgesel düzeyde geniş çaplı bir karmaşa yaratabileceği belirtildi.

Diplomatik seçeneğin ise yıllara yayılan karmaşık bir teknik anlaşma süreci anlamına geldiği ve ilk aşamada üstünlüğün İran lehine görüneceği ifade edildi.

Üçüncü olarak, askeri seçeneklerin üç temel engelle karşı karşıya olduğu bildirildi. Birincisi, saldırıların İran’ı yumuşatmak yerine daha da sertleştirme riski taşıdığı; bunun Trump’ın geçmiş deneyimlerinden de bilindiği ifade edildi. İkincisi, İran’ın ABD üsleri ve Körfez’deki çıkarlarına doğrudan karşılık verme ihtimali bulunduğu, “enerjiye enerji, petrole petrol” denklemine dayalı bir karşılık mekanizmasının Washington’un savaş üzerindeki kontrolünü zayıflatabileceği kaydedildi. Üçüncüsü ve en önemli riskin ise çatışmanın kontrolsüz biçimde genişleyerek öngörülmeyen kara savaşlarına sürüklenme ihtimali olduğu belirtildi.

Dördüncü olarak, “zaman faktörünün” belirleyici bir baskı unsuru haline geldiği ifade edildi. Trump’ın kararının yalnızca Kongre seçim takvimiyle sınırlı olmadığı, aynı zamanda haftalar içinde daralan bir zaman penceresiyle karşı karşıya bulunduğu kaydedildi.

Enerji krizinin derinleştiği, küresel petrol stoklarının tükenmesinin etkilerini sınırladığı, ancak bu stokların azalmasıyla birlikte fiyatların yeniden yükselmesinin beklendiği ve bunun enflasyonu artırarak iç siyasi baskıyı büyüteceği ifade edildi.

Bu baskının Trump’ı ya sınırlı bir askeri adım ya da kontrollü bir uzlaşma yönünde karar almaya zorladığı, ancak onun bu zorunluluğu kabul etmek istemediği, karşı tarafın ise baskı ve deniz ablukası altında çökeceğini umduğu belirtildi.

Sonuç olarak el-Ahbar, Trump’ın güçlü bir karar pozisyonunda değil, “kayıpları hesaplayan bir pozisyonda” bulunduğunu bildirdi. Bu nedenle kararın sürekli ertelendiği, belirsizliğin ise bir araç olarak kullanıldığı ifade edildi. Bu durumun onu iki kötü seçenekten birine yaklaştırdığı belirtildi: sınırlı ve riskli bir savaş ya da istenmeyen bir uzlaşma. Her iki durumda da askeri seçeneğin yeni bir tırmanma dalgasına yol açacağı, bunun da İran’ı daha sert bir pozisyona taşıyarak gelecekteki herhangi bir müzakereyi daha da zorlaştıracağı kaydedildi.



Makaleler

Güncel