Ankara’dan Tel Aviv’e Barrack bilmecesi: 'Kimi temsil ediyor?'

img
Ankara’dan Tel Aviv’e Barrack bilmecesi: 'Kimi temsil ediyor?' YDH

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack, Türkiye-ABD-İsrail hattında Suriye merkezli gerilimleri yönetirken Trump döneminde etkisini koruyan kilit bir aktör olarak öne çıkıyor.




YDH- Responsible Statecraft mecrasında yayımlanan analizinde gazeteci Fatih Kocaibiş, Tom Barrack’ın Mayıs 2025’te başlayan tartışmalı görev sürecinin ilk yılını masaya yatırıyor.

Kocaibiş'in bu analizi, Barrack’ın ikinci yılında Türkiye-İsrail-ABD üçgeninde daha da zorlu bir denge sınavı vereceğine işaret ediyor.

Kocaibiş, Barrack’ın bölgedeki her hamlesinin farklı başkentlerde zıt yankılar uyandırdığına dikkat çekerken, büyükelçinin geleneksel diplomasi kalıplarının dışındaki tarzıyla hem övgü hem de ciddi tepkiler topladığını belirtiyor.

Yazar, Türkiye’nin Barrack’ı, özellikle geçmişteki Biden dönemi krizlerinin ardından "kullanışlı bir ortak" olarak gördüğünün altını çiziyor.

Barrack’ın Osmanlı dönemine uzanan aile kökleri ve Trump ile olan yakın dostluğu sayesinde doğrudan başkana ulaşabilme gücü, onu Ankara nezdinde vazgeçilmez kılıyor.

Kocaibiş, Erdoğan’ın daha önceki büyükelçilere karşı takındığı sert tavrı Barrack’a karşı sergilememesini, Ankara’nın bu diplomatı Trump-Erdoğan arasındaki kişisel yakınlığın anahtarı olarak görmesine bağlıyor.

Analizde en dikkat çekici noktalardan biri, Barrack’ın Suriye konusundaki söylem değişikliği.

Yazar, Barrack’ın SDG’yi "PKK’nın bir kolu" olarak tanımlamasının ve ABD’nin Kürtlere bağımsız bir devlet borcu olmadığını açıkça belirtmesinin Ankara’da büyük memnuniyetle karşılandığını aktarıyor.

Kocaibiş’e göre Barrack, Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerini onaylayarak ABD’nin bölgedeki eski "yabancılaşmış" duruşunu değiştirmeye çalışıyor.

Ancak bu durum, bölgedeki diğer aktörler ve İsrail ile olan ilişkilerde ciddi bir gerginlik alanı yaratıyor.

Kocaibiş, İsrail kanadının Barrack’a yönelik "taraflı" eleştirilerini de mercek altına alıyor.

Yazar, İsrailli gözlemcilerin Barrack’ı hem İsrail’i hem de Hizbullah’ı "eşit derecede güvenilmez" bulduğu için sert bir şekilde eleştirdiğini belirtiyor.

Analize göre bu tepkiler, Barrack’ın Ankara ve Şam ile kurduğu yakın diyaloğun, İsrail’in bölgesel güvenlik algısıyla çelişmesinden kaynaklanıyor.

Kocaibiş, Barrack’ın bu süreçte patronu Trump’ın "İsrail-Türkiye gerilimi yönetilebilir" vizyonunu bizzat sahada uygulamaya çalıştığını vurguluyor.

Büyükelçinin sadece politikalarıyla değil, tarzıyla da tartışmaların merkezinde olduğunu belirten Kocaibiş, Türkiye’deki muhalif kesimlerin tepkilerine geniş yer ayırıyor:

"Barrack her ne kadar 'neocon' olmadığını ve bölgeyi yeniden tasarlamaya çalışmadığını söylese de, zaman zaman Ortadoğulu muhataplarına ders veren, tepeden bakan bir Batılı yetkili imajından kurtulmakta zorlanıyor."

Yazar, Barrack’ın "Osmanlı millet sistemine" atıfta bulunmasının ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması konusundaki ısrarlı tutumunun, Türkiye’nin iç siyasetine müdahale olarak görüldüğünü ve muhalefetin bu yüzden kendisini "istenmeyen kişi" ilan etmeye çağırdığını belirtiyor.

Kocaibiş, makalesini Barrack’ın geleceğine dair bir öngörüyle bitiriyor.

Yazar, büyükelçinin İsrail yanlısı grupların ve muhalefetin tüm baskısına rağmen Trump’ın güvenini koruduğunu savunuyor.

Analiz, Barrack’ın, Ankara ile Washington’ın ortak menfaatlerine (özellikle Suriye konusunda) odaklanmaya devam ettiği ve üslup hatalarından kaçındığı sürece, Trump döneminin en etkili diplomatik aktörlerinden biri olmaya devam edeceğini öne sürerek şu tespitte bulunuyor:

"Ankara’daki görevinde bir yılı geride bırakan Barrack, tartışmalara ve İsrail’in eleştirilerine rağmen Trump’ın ve Türk liderlerin güvenini korumayı başardı. Erdoğan’ın gözünde Barrack, bizzat büyükelçinin tanımladığı şekliyle, Trump-Erdoğan 'bromance'i için hayati bir bağlantı noktası olmayı sürdürüyor."



Makaleler

Güncel