Gazeteci Henningsen: Avrupa'daki aşırı sağ milyarder fonlu bir toplum mühendisliğidir

img
Gazeteci Henningsen: Avrupa'daki aşırı sağ milyarder fonlu bir toplum mühendisliğidir YDH

Amerikalı gazeteci ve yazar Patrick Henningsen, Avrupa'yı sarsan göç krizinin kökeninde NATO müdahaleleri, ekonomik yaptırımlar ve İsrail'in dış politika mimarisindeki rolünün yattığını belirtti.




YDH - Amerikalı gazeteci ve yazar Patrick Henningsen, Neutrality Studies programında Pascal Lottaz ile yaptığı kapsamlı söyleşide, Avrupa ve Birleşik Krallık'taki siyasi manzarayı yeniden şekillendiren göç krizinin gerçek nedenlerine ve bu krizin beslediği aşırı sağ dalganın yapay niteliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

21st Century Wire adlı bağımsız medya platformunun kurucusu olan ve uzun yıllardır göç rotaları üzerinde saha çalışmaları yürüten Henningsen, büyük göç dalgaları ile NATO müdahaleleri arasında doğrudan bir illiyet bağı olduğunu dile getirdi.

"Bütün büyük göç dalgalarını NATO müdahaleleriyle eşleştirmek mümkün"

Henningsen, göç olgusunu uzun süredir sahada incelediğini belirterek, meseleye dair çerçeveyi şu sözlerle çizdi:

"2014 ve 2015 yazlarında Obama'nın ikinci döneminde ABD-Meksika sınırındaki göç krizini yerinde takip ettim. Ayrıca Ortadoğu'da, özellikle Lübnan'da bulunarak Suriye savaşının sonuçlarına ve savaş bölgelerinden çıkan çeşitli göç dalgalarının Avrupa'ya ulaşmak için hangi yolları kullandığına tanıklık ettim; Midilli, Yunanistan ve Macaristan-Sırbistan sınırı gibi kırılma noktalarını gördüm."

Henningsen'e göre, 2026'da yayın hayatına başlayan yeni bir İngiliz dergisi için kaleme aldığı makalede ortaya koyduğu istatistikler, büyük göç dalgalarının neredeyse tamamının NATO müdahaleleriyle örtüştüğünü açıkça gösteriyor.

Bu bağı kuran en büyük örneklerin başında Afganistan'ın geldiğini söyleyen Henningsen, Suriye'deki savaşa da dikkat çekti:

"Birçok kişi Suriye'deki kirli savaşı bir NATO müdahalesi olarak sınıflandırmasa da, bu kesinlikle bir NATO müdahalesiydi. Türkiye, ABD, Birleşik Krallık, Hollanda, Almanya, Fransa ve pek çok başka ülke, Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına ve o dönemde 'ılımlı isyancılar' olarak adlandırdıkları grupların silahlandırılmasına aktif olarak dahil oldu. Nihai hedef, ülkeyi istikrarsızlaştırarak hükümeti devirmekti. Bunu başarmaları on yıldan fazla sürdü ama sonunda başardılar."

Henningsen, bu sürecin Suriye'den Türkiye üzerinden Avrupa'ya yönelen dev bir nüfus hareketini tetiklediğini vurguladı.

Libya'nın durumunun ise özellikle kritik sonuçlar doğurduğunu ifade eden Henningsen, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Libya, Sahraaltı Afrika'dan Avrupa'ya göç için bir emniyet supabıydı. Kaddafi, ölümünden önce bunu açıkça söylemişti: 'Beni ortadan kaldırırsanız, Avrupa için dünyalar kadar sorun yaratırsınız.' Nitekim Libya devletinin bombalanması, başının kesilmesi ve ülkenin fiilen başarısız bir devlete dönüştürülmesi, Afrika'dan Avrupa'ya göç için adeta bir otoban haline gelmesine yol açtı."

"İsrail, Avrupa aşırı sağını Siyonist çizgiye çekmek için 25 yıllık bir proje yürüttü"

Henningsen, göç dalgalarının yarattığı siyasi iklim ile İsrail'in dış politikası arasındaki ilişkiye dair çok katmanlı bir tablo çizdi.

Pascal Lottaz'ın "Daha fazla savaş, daha fazla göçmen; daha fazla göçmen, özellikle Avrupa'da daha güçlü bir sağ; daha güçlü sağ ise İsrail'e daha fazla destek anlamına geliyor" şeklindeki geri besleme döngüsü tespitine katılan Henningsen, İsrail'in bu denklemin aynı anda üç farklı noktasında yer aldığını belirtti.

"İsrail, muhtemelen en az 20-25 yıl öncesine dayanan çok cesur bir girişim başlattı" diyen Henningsen, bu girişimin Avrupa aşırı sağı ile bir ittifak kurmak olduğunu anlattı:

"Avrupa ve Batı'daki aşırı sağı, özünde Yahudi karşıtlığı olan bir noktadan alıp, onları temelde Siyonist haline getirecek şekilde dönüştürmek. Bana kalırsa bu dönüşümün en şok edici ve en büyük dönüm noktası, 2010'da Norveç'teki Breivik katliamıydı. Breivik ateşli bir Siyonistti ve saldırısının hedefi, Norveç'teki Filistin yanlısı İşçi Partisi gençlik koluydu."

Henningsen, İsrail'in konumunu meşrulaştırmak için kullandığı söyleme de açıklık getirdi:

"Netanyahu ve diğer İsrailli liderler, Avrupalı sağcılarla konuşurken şu argümana sarılıyor: 'Biz onlarla orada savaşıyoruz ki onlar buraya gelmesin. Biz Viyana'nın kapılarını savunuyoruz.' Bu, yeni bir Haçlı ruhunun ve Hristiyan milliyetçiliğinin yeniden ortaya çıkışıyla mükemmel bir şekilde örtüşüyor."

"Tommy Robinson mitinginde İran kralcı bayrakları İsrail bayraklarının yanındaydı"

Sağ cenahın kendi içindeki bölünmeye de değinen Henningsen, savaş karşıtı ve müdahale karşıtı kanadın giderek marjinalleştirildiğini söyledi. Tucker Carlson ve Ron Paul çizgisindeki bu "zeki sağ" olarak adlandırdığı kesimin, mantıksal ve tarihsel temelli bir analiz sunduğunu ancak harekete akan devasa paralar karşısında azınlıkta kaldığını belirtti:

"Bu harekete, Elon Musk ve Palantir'in arkasındaki Peter Thiel gibi isimlerden doğrudan akan büyük bir para girişi var. Bu, bir tür yeni teknokrat sağ. Bu denklemin bir tür faşist yörüngeye oturduğu sonucundan kaçmak zor."

Henningsen, Birleşik Krallık'taki Reform Partisi ve Tommy Robinson gibi figürlerin söylemlerinin tamamen dış politika bağlamından kopuk olduğunu vurgulayarak şu çarpıcı gözlemi aktardı:

"Tommy Robinson'ın bu hafta sonu Londra'da düzenlenen mitinginde Hristiyan milliyetçisi söylem doruktaydı. İnsanlar omuzlarında dev haçlar taşıyor, zincir zırhlar giyiyor ve üzerlerinde Kudüs haçı bulunan önlüklerle dolaşıyordu. En çarpıcı ekleme ise, İsrail bayraklarının yanında dalgalanan İran kralcı bayrakları deniziydi. Robinson sahneye çıkıp Rıza Pehlevi'nin İran'ın meşru lideri olarak başa geçirilmesi gerektiğini söyledi."

"Trump, göçmen olarak almak istediği Venezuelalı şimdi terörist ilan ediyor"

Henningsen, ABD'deki göç politikalarının ardındaki jeopolitik hesaplara da ışık tuttu. "Demokratlar, Teksas'ı maviye çevirmek istediklerini açıkça söylüyordu. Göçmenleri potansiyel Demokrat seçmen olarak görüyorlardı" dedi.

Ancak asıl çarpıcı olanın Trump yönetiminin Venezuela politikası olduğunu belirten Henningsen, John Bolton'ın da kayıtlara geçen ifadelerine dayanarak şunları söyledi:

"Trump'ın ilk döneminde, Venezuela'ya uygulanan yaptırımlar, bilinçli olarak ekonomik yoksunluk yaratmak ve özellikle işçi sınıfı ile eğitimli sınıfın ABD'ye göç etmesini sağlamak için tasarlanmıştı. Şimdi ise Trump ikinci döneminde dönüp bunların Tren de Aragua çetesi mensubu teröristler olduğunu ve sınır dışı edilmeleri gerektiğini söylüyor. Halbuki bu göçü ilk etapta tetikleyen bizzat kendisiydi."

Henningsen bu durumu "sürgündeki beşinci kol" kavramıyla açıkladı:

"Batı'nın her zaman bir stratejisi olmuştur: Sürgünde bir beşinci kol oluşturmak. İran'da 1979'dan sonra ilk göç dalgasıyla gelen monarşi yanlıları bugün tam da bu amaçla kullanılıyor. Bu durum, sığınmacı statüsünün silah haline getirilmesine yol açtı. Eğer ABD bir ülkede rejim değişikliği istiyorsa, sınıra dayanıp 'Maduro gitmeli' diyen bir Venezuelalıya anında hızlandırılmış sığınma başvurusu açılıyor. Aynı şey Avrupa'da da yaşandı; Midilli'de Avrupa'nın kapısına dayanıp 'Esad gitmeli' diyen Suriyeliye anında sığınma hakkı tanındı."

"Küçük botlarla gelenlerin yüzde 70'i NATO'nun vurduğu ülkelerden"

Birleşik Krallık'taki siyasi tartışmanın merkezinde yer alan Manş Denizi'ndeki küçük bot meselesini rakamlarla analiz eden Henningsen, meselenin nasıl çarpıtıldığını gözler önüne serdi.

"2024'te Birleşik Krallık'a toplam 948 bin göçmen geldi. Bunların yüzde 90'ından fazlası yasal yollarla, normal giriş limanlarından ülkeye ayak bastı. Küçük botlarla gelenlerin sayısı ise sadece 37 bin. Bu, toplamın çok küçük bir yüzdesi" dedi.

Ancak asıl can alıcı noktanın bu 37 bin kişinin menşei olduğunu vurgulayan Henningsen, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu 37 bin kişinin yüzde 70'i beş farklı yerden geliyor: Suriye, Afganistan, İran, Irak ve Arnavutluk. Yani neredeyse her biri, NATO tarafından başlatılmış bir savaşın vurduğu ya da ağır yaptırımlar altında ezilen ülkelerden. Ekonomik savaş aracı olarak yaptırımların ekonomik çöküşü nasıl tetiklediğini görmezden gelemezsiniz. Burada bir korelasyondan öte, güçlü bir nedensellik bağı var."

Henningsen, Nigel Farage ve Reform Partisi'nin bu verilere rağmen dış politikaya dair tek bir söz söylememesini büyük bir çelişki olarak nitelendirdi:

"Reform Partisi'nin dış politika konusunda söylediği tek şey, İsrail'i desteklememiz ve İran'ı yok etmemiz gerektiği. Bu, bana göre muazzam bir fırsatın kaçırılması. Zeki bir sağ kanat, Tucker Carlson tipi bir düşünce süreciyle göçün nedenlerine bakıp bunu politikanın merkezine koyabilirdi."

"Bu, milyarder fonlu tamamen yapay bir harekettir"

Henningsen, göç meselesinin tarih boyunca hep aynı amaçla kullanıldığını belirtti:

"Bu mesele, ekonomik çöküş gibi sistem düzeyindeki sarsıntılardan kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek için kullanılıyor. Sizin programınıza katılan Mattias Desmet'in ortaya koyduğu gibi, göç meselesi kilit kitle oluşumu tetikleyicilerinden biri olarak kullanılıyor. 'Sorunlarınızın ve korkularınızın kaynağı bu, biz de bununla ilgileneceğiz' deniyor. Herkes botlara, Müslümanlara, göçmenlere odaklansın."

Birleşik Krallık'taki bu oluşumun vatanseverlik ve Hristiyanlık kisvesi altında paketlendiğini söyleyen Henningsen, sert bir tespitte bulundu:

"Bana göre bu, tamamen suni bir zeminde yürütülen, milyarder fonlu bir harekettir. Amerika'dan finanse ediliyor ve bütünüyle yapaydır. Bu, topyekûn bir toplum mühendisliğidir."

"Britanya İmparatorluğu, bir ülkeyi en iyilerinden kurutma stratejisinin en iyi laboratuvarıdır"

Söyleşinin son bölümünde, göçün jeopolitik bir silah olarak kullanılmasının tarihsel köklerine inen Henningsen, bunun yeni bir olgu olmadığını vurguladı.

"Britanya'nın en eski sömürgesi İrlanda'da uygulanan politika tam olarak buydu" diyen Henningsen, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İrlanda'nın nüfusunu, özellikle de eğitimli orta sınıfı ve yukarı doğru hareketli kesimi boşaltmaya yönelik mutlak bir politika izlendi. O dönemde genç bir ülke olan Amerika'daki oligarklar, bu ucuz iş gücü ve eğitimli göçmen akınını memnuniyetle karşıladı. İrlanda'nın nüfusu 8 milyondan 3 milyona düştü."

Henningsen, bu tarihsel stratejinin modern versiyonunun yaptırımlar, savaş veya iç çatışmaları körükleme yoluyla aynen sürdürüldüğünü ifade etti:

"Bu, bir ülkeyi en iyi ve en parlak insanlarından kurutmanın ve o uzmanlığı, o doktorları, o mühendisleri alıp kendi sanayinizde kullanmanın bir yoludur. Onlar da gittikleri yerde ister istemez Alman yanlısı, İngiliz yanlısı ya da Amerikan yanlısı olacaklardır. Bu, tersine bir sömürge stratejisidir ve göçün jeopolitikle doğrudan bağlantılı olarak silah haline getirilmesidir."

Lottaz'ın, "Bunun ne kadarı kuşbakışı bir planlamayla, ne kadarı eylem-tepki döngüsüyle ilerliyor?" sorusuna ise Henningsen, "Thomas Barnett'in 11 Eylül sonrası Pentagon'a verdiği brifinglerde, Afrika'daki insanların nasıl yerlerinden edilip Batı'ya taşınacağı savaş, çevre ve iklim değişikliği gibi faktörler üzerinden açıkça konuşuluyordu. Mesele, insanları 'açıklık' denilen gelişmekte olan dünyadan alıp 'çekirdek' denilen gelişmiş Batı'ya taşımaktı. Bunlar çok açık biçimde, büyük bir toplum mühendisliği olarak telaffuz edildi" yanıtını verdi.