❝Cezayir, Afrika ve Sahel için bir güvenlik kapısı olmanın yanı sıra, Fransa adına artık vazgeçilmez bir ekonomik ve güvenlik ortağıdır.❞
Sabet el-Amur
YDH- Filistinli Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Araştırmacısı Sabet el-Amur, el-Meyadin'de yer alan analizinde, Fransa ve Cezayir arasında gerginlikten normalleşmeye evrilen diplomatik süreci inceleyerek bu ani değişimin arkasındaki nedenleri mercek altına alıyor. Enerji krizi ve Sahel bölgesindeki güvenlik ihtiyacının iki ülkeyi nasıl yeniden bir araya getirdiğini analiz eden el-Amur, bu iş birliğinin kalıcı olmaktan çok, pragmatik bir zorunluluk olduğunu vurguluyor.
✱✱✱
3 Eylül 2025’te el-Meyadin'de yayımlanan "Fransa ve Cezayir: Krizden İlişkilerin Kopmasına" başlıklı makalemde, iki ülke arasındaki gerilimin ciddi siyasi seviyelere ulaşabileceğini ve geçici bir krizin ötesine geçerek ilişkilerin tamamen kopmasına evrilebileceğini öne sürmüştüm. Bu karamsar tabloyu destekleyen somut kanıtlar, değişkenler ve tarafların attığı adımlar o dönem için oldukça belirgindi.
Ancak son gelişmeler, beklentilerimin tam tersine bir seyir izledi; Fransa ve Cezayir ilişkileri soğuk bir dönemden geçip yeniden ısınarak yakınlaşma sürecine girdi. Peki, bu ani değişimin arkasında ne var ve neden şimdi gerçekleşti? Bu geçici bir çıkar ortaklığı mı, yoksa yeni ve kalıcı bir stratejik iş birliği mi?
"Siyasetin böldüğünü ekonomi birleştirir." Bu söz, Fransa-Cezayir hattındaki hızlı normalleşmeyi açıklamak için en iyi anahtar gibi görünüyor.
Özellikle İran savaşının küresel enerji piyasalarındaki sarsıcı etkileri ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ilişkileri sabote etmeye çalışan "delilerin" varlığını itiraf etmesi, sürecin seyrini değiştirdi. Macron, 27 Nisan 2026’daki açıklamalarında, Cezayir ile bağları bozmaya çalışanları eleştirerek bu ilişkinin Fransa için taşıdığı stratejik önemin altını çizdi ve krizleri aşmak adına yeni bir kapı araladı.
İlişkilerdeki ilk somut kırılma, yeni Fransız İçişleri Bakanı Laurent Nuñez’in 16 Şubat 2026’daki Cezayir ziyaretiyle yaşandı. Bu ziyareti yakınlaşmanın en kritik işareti sayabiliriz; zira selefi Bruno Retailleau, iki ülke arasındaki gerginliğin başlıca mimarlarından biriydi. Bakan Nuñez, provokasyon yerine çıkarları merkeze alan pragmatik bir tavırla ilişkilerin önünü açtı.
Paris’teki Büyük Camii’de verilen iftar davetine katılması ve ardından Cezayir’de Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun ile görüşüp konsolosluk işbirliğini yeniden başlatma sözü vermesi, samimiyetini kanıtlayan somut adımlardı; verdiği söz de kısa sürede yerine getirildi.
Paris-Cezayir hattındaki trafik 8 Mayıs 2026’da daha da yoğunlaştı. Fransız Silahlı Kuvvetler ve Gaziler Bakanlığı Bakan Vekili Alice Rufau’nun Cezayir’in Setif vilayetine gerçekleştirdiği ziyaret, ilişkilerdeki buzların tamamen eridiğini gösteriyordu. Rufau, Mayıs 1945’te Fransa’nın gerçekleştirdiği Setif katliamlarının kurbanlarını anma törenlerine katıldı.
Ziyaret sırasında kendisine, 2015 yılından bu yana istişareler için geri çağrılmış olan Fransa’nın Cezayir Büyükelçisi Stéphane Romatet de eşlik etti. Ziyaretin tarihi ve mekân seçimi, Fransa’nın geçmişteki suçlarını zımnen kabul edişi olarak yorumlanabilir.
Cezayir, bu olumlu sinyallere hızla yanıt verdi; Cumhurbaşkanı Tebbun, Fransız bakanı ve beraberindeki Büyükelçi Romatet’i sarayında kabul etti.
Aynı gün, 8 Mayıs 2026’da Elysee Sarayı’ndan gelen açıklamayla Büyükelçi’nin görevine resmen döndüğü duyuruldu ve böylece gerginlik dönemi resmen noktalandı. Hatırlatmakta fayda var; Fransa’nın Batı Sahra ihtilafında Fas’ın önerisini tanıması üzerine 30 Temmuz 2024’te bozulan ilişkiler nedeniyle her iki ülke de diplomatik temsilciliklerini maslahatgüzar seviyesine indirmişti.
Silahlı Kuvvetler Bakanı’nın ziyareti, Laurent Nuñez’in Şubat ayındaki temaslarından sonra üç ay içinde gerçekleşen ikinci üst düzey Fransız hamlesiydi. Hemen ardından, 17 Mayıs 2026’da Fransız Adalet Bakanı Gerald Darmanin, adli işbirliğini görüşmek üzere bir heyetle Cezayir’e gitti. Bu ziyaretler, Fransa’nın Cezayir ile yaşadığı krizleri topyekûn aşma kararlılığını ortaya koyuyor.
Sonuç olarak, bu yakınlaşma bir dizi zorunlu değişkenin birleşimiyle mümkün oldu. En önemlileri, İran savaşının enerji piyasaları üzerindeki doğrudan etkisi ve Cezayir karşıtı sert politikaların simgesi olan İçişleri Bakanı Bruno Retailleau’nun Ekim 2025’te hükümetten ayrılmasıydı. Retailleau’nun, gerilimi tırmandırmayı temel politikası haline getiren ve mevcut anlaşmaları iptal etmekle tehdit eden agresif tutumunun sona ermesi, iki ülke arasındaki tansiyonun düşmesinde belirleyici bir rol oynadı.
Fransa ve Cezayir, Sahel bölgesindeki (Mali, Burkina Faso ve Nijer) istikrarsızlığın her iki ülkenin güvenliği ve çıkarları üzerindeki yansımalarından derin endişe duyuyor.
Ortak çıkarlar, bu ilişkilerin yeniden inşasındaki ana belirleyici konumunda. Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot’nun 13 Mayıs 2026’da Le Monde gazetesine verdiği röportajda vurguladığı gibi; göç, güvenlik ve ekonomik iş birliği bu yeni dönemde temel sütunları oluşturuyor. Fransa, sanayi, telekomünikasyon ve hizmet sektöründeki devasa yatırımlarıyla hâlâ Cezayir’in en önemli ekonomik ortaklarından biri.
Özellikle Afrika kıtasındaki etkisini hızla yitiren Fransa için Cezayir ile bağları tazelemek stratejik bir zorunluluk haline geldi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bu girişimi, özellikle İran savaşının ardından küresel enerji piyasalarında elini güçlendiren Cezayir’in sahadaki ağırlığını kabul etme niyetini yansıtıyor. Cezayir, Afrika ve Sahel için bir güvenlik kapısı olmanın yanı sıra, Fransa adına sadece diplomatik bir seçenek değil, artık vazgeçilmez bir ekonomik ve güvenlik ortağıdır.
Sahel’deki askeri varlığını sonlandıran ve bölgede boşluğa düşen Fransa, sınırları geniş olan Cezayir ile terörle mücadele, istihbarat paylaşımı ve göç yönetimi konularında mutlak bir koordinasyona ihtiyaç duyuyor. İlişkilerdeki ısınmayla eş zamanlı olarak, askıya alınan güvenlik ve adli iş birliği mekanizmaları da yeniden işletilmeye başlandı.
Fransa’nın iç siyasette yaşadığı düzensiz göç baskısı ve bu konuda Cezayir ile daha sıkı bir sınır denetimi yapma arzusu, yakınlaşmanın bir diğer tetikleyici unsuru olmuştur. Fransız yetkililer, geliştirilen bu diplomatik temasları açıkça güvenlik ve göç başlıklarıyla temellendiriyor.
Cezayir cephesinde ise durum, kendine özgü bir stratejiyle yönetiliyor. Cezayir yönetimi, çalkantılı küresel iklimde manevra alanını korumak ve Batılı güçlerle olan tarihsel sürtüşmelerini daha kontrollü yönetmek adına Paris ile ipleri koparmak yerine "ilişkiyi yönetmeyi" tercih ediyor.
Ancak tüm bu olumlu sinyallere rağmen, "tam bir normalleşmeden" bahsetmek iyimserlikten ziyade temkin gerektiriyor. Zira gerilimi tırmandıran yapısal sorunlar hâlâ masada duruyor.
Fransız sömürgeciliğinin karanlık mirası, tarihsel özür ve tazminat tartışmaları, Batı Sahra konusundaki derin görüş ayrılıkları ve Fransa’da sağ kanadın yükselişiyle Cezayir’in yeniden bir iç siyaset malzemesi haline getirilme riski gibi pek çok kronik sorun çözümsüz. Dolayısıyla, siyasi rüzgârların yön değiştirdiği her an, mevcut yakınlaşmanın yerini tekrar soğukluğa bırakması kuvvetle muhtemel.
Özetle; bu süreç, köklü anlaşmazlıkların nihayete ermesinden ziyade, çıkarların zorunlu kıldığı pratik bir uzlaşmadır. Krizin parçaladığı bağlar, günün sonunda çıkarların ortak paydasıyla geçici bir süreliğine yeniden onarılmaktadır.
Çeviri: YDH