"İlginçtir ki Abu Dabi’nin hissettiği bu tehdit algısının bir ucu da sınırlarının Umman kıyılarından koparılarak kurulmuş olmasından kaynaklanıyor."
Hüseyin İbrahim
YDH - ABD Başkanı Donald Trump’ın tarafsızlığıyla bilinen Umman’ı doğrudan askeri müdahale ve yaptırımlarla tehdit etmesi, Körfez halkları arasında Washington’ın bölgeyi tehlikeli bir çatışmaya sürüklediği yönündeki endişeleri arttı. Bu tehditler, BAE'nin kışkırtmalarına rağmen geniş bir bölgesel dayanışmayı tetiklerken, Körfez ülkelerinin güvenlik için tamamen ABD’ye yaslanma politikasını sorgulatır hale getirdi. El-Ahbar gazetesi yazarı Hüseyin İbrahim'in değerlendirmesine göre Washington’ın bölgeyi İsrail ile ittifaka zorlayan dayatmaları karşısında, başta Suudi Arabistan olmak üzere bölge devletleri alternatif küresel güçlerle diplomatik kanallar açarak güvenlik dengelerini yeniden kurmaya çalışıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Hürmüz Boğazı’nda İran ile işbirliği yapması durumunda Umman Sultanlığı’nı "yerle bir etme" tehdidine karşı Maskat yönetiminin benimsediği sessiz ve sakin diplomasi sürerken, Körfez halklarının bu tehdide gösterdiği sert tepki şaşkınlık yarattı.
BAE güdümlü sosyal medya hesapları hariç, Körfez kamuoyunun genelinde Maskat'ın tarafsızlık politikasına güçlü bir destek verildi.
Umman'ı önce askeri müdahaleyle, ardından yaptırımlarla hedef alan Washington’ın bu çıkışları, sadece bu ülkeyi etkilemekle kalmıyor; ABD ittifakına sığınan diğer Körfez ülkelerinde de güvensizlik hissini derinleştiriyor.
Zira bölge rejimlerinin koruyucusu addedilen bir gücün her an kendilerini de hedef alabileceği algısı pekişiyor. Nitekim Gazze savaşı sırasında ABD'nin, Katar'ın Hamas siyasi bürosuna ev sahipliği yapmasını gerekçe göstererek İsrail'in Doha'yı hedef almasına göz yumması bu endişeleri besleyen somut bir örnek. Oysa Katar, bu ev sahipliğini yalnızca Washington’ın rızasıyla değil, doğrudan onun talebiyle üstlenmişti.
Körfez bölgesindeki sosyal medya etkileşimleri, halkın derin bir huzursuzluk içinde olduğunu gösteriyor. Bölge insanı, ABD'nin kendi devletlerini İran ile ilişkilerinde tehlikeli maceralara sürüklemesinden ve komşuluk bağları ile toplumsal iç içeliğin gerektirdiği hayati denge alanlarını yok etmesinden rahatsız.
Hatta Washington’ın, Körfez ülkelerini Tahran’a karşı İsrail ile askeri düzeyde bile ittifaka zorlaması tepki çekiyor. Kendi kamuoyunu tamamen bastıran ve Hintliler başta olmak üzere yabancı nüfusun baskınlığı sayesinde muhalif bir sesin yükselmesini engelleyen BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid hariç, hiçbir Körfez lideri bu gidişatı kendi halkına kolayca kabul ettirebilecek durumda değil.
Körfez hanedanlarının devasa petrol zenginliklerini korumak ve iktidarlarını istikrarda tutmak adına ABD korumasına muhtaç oldukları bir gerçek; ancak bu istikrar, bölgesel bir siyasi dengeyle tahkim edilmediği sürece sarsılmaya mahkumdur.
Washington ve Tel Aviv’in son dönemde Tahran’ı hedef alan askeri hamleleri, bu çatışmada hiçbir çıkarı olmayan Körfez başkentlerini doğrudan ateş hattında bıraktı. Bu durum, toprağındaki Amerikan askeri varlığı İran füzelerinin hedefi olan Umman için de geçerli.
Amerikalıların bu tehditlerle asıl hedefi, Umman’ın geleneksel dengeli ve tarafsız diplomasisini çökertmek. Bu plan, nükleer anlaşmaya giden yolda yıllarca kritik bir arabuluculuk üstlenen Maskat’ın devre dışı bırakılıp yerine Pakistan’ın ikame edilmesiyle başlamıştı.
Trump'ın 2015 tarihli nükleer anlaşmayı tek taraflı feshetmesi, belki de Umman ile arasına mesafe koymasının arkasındaki temel sebepti.
Oysa Körfez’in ihtiyaç duyduğu gerçek dengeyi, köklü tarihi ve coğrafi derinliğiyle iç istikrarı en sağlam ülkelerden biri olan Umman temsil ediyor. Buna mukabil, nispeten yeni bir devlet olan BAE ise bu istikrarın tam zıttını, yani sürekli bir güvenlik kaygısını cismileştiriyor.
İlginçtir ki Abu Dabi’nin hissettiği bu tehdit algısının bir ucu da sınırlarının Umman kıyılarından koparılarak kurulmuş olmasından kaynaklanıyor. BAE’nin ABD ve İsrail ile kayıtsız şartsız bir ittifaka yönelmesindeki aşırılık da bu yapısal güvensizlikten besleniyor.
BAE menşeili sosyal medya hesaplarının son günlerde Umman’ı hedef alan kışkırtıcı yayınlarına karşı özellikle Suudi Arabistan halkından gelen güçlü dayanışma, Suudiler arasında da ABD ile olan dalgalı ilişkilerden duyulan rahatsızlığı açıkça ortaya koyuyor.
Suudi halkının ülkelerindeki Amerikan nüfuzuna rıza göstermesinin yegane şartı olan refah düzeyi, güvenlik maliyetlerinin faydasını aşması halinde sorgulanmaya başlayacaktır. Nitekim bölge yönetimleri, küresel aktörlerle ilişkilerini çeşitlendirerek bu riskleri dağıtmaya çoktan başladı.
2023 yılında Çin’in arabuluculuğunda gerçekleşen ve bugün de yürürlükte olan Suudi Arabistan-İran yakınlaşması bunun en somut örneğidir.
Tehditlerin havada uçuştuğu bu iklimde, ABD basınında Amerikan askerlerinin Hürmüz Boğazı’nın Umman kıyılarını işgal edebileceği yönünde senaryolar tartışılıyor; ancak böyle bir adımın önünde büyük engeller bulunduğu gibi, bu durum Tahran için de açık bir savaş ilanı anlamına gelecektir.
Çeviri: YDH