Analist Trita Parsi: İran yeni bir denklem kurmaya çalışıyor

img
Analist Trita Parsi: İran yeni bir denklem kurmaya çalışıyor YDH

İran asıllı siyaset bilimci, Quincy Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Ortadoğu uzmanı Trita Parsi, İran ile İsrail arasındaki son saldırıların ardından bölgede "yeni bir denklemin" ortaya çıkıp çıkmadığının tartışıldığını söyledi.a




YDH - İran asıllı siyaset bilimci, Quincy Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Ortadoğu uzmanı Trita Parsi, yayıncı Mario Nawfal'a verdiği mülakatta İran ile İsrail arasında son günlerde yaşanan karşılıklı saldırıların ardından bölgesel dengelerin değişmekte olabileceğini söyledi.

Parsi, özellikle İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları ile İran'ın buna verdiği karşılıkların yeni bir caydırıcılık denklemi oluşturup oluşturmadığının önümüzdeki dönemde netleşeceğini belirtti.

Mülakat sırasında son gelişmelerin kronolojisini aktaran Parsi, ABD Başkanı Donald Trump'ın bir aşamada devreye girerek İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya "Tamam, bu kadar. Yeter artık. Daha fazla saldırı yok" mesajı verdiğini söyledi.

Parsi, buna rağmen Netanyahu'nun Trump'ın çizdiği sınırı kabul etmediğini ifade ederek, "Netanyahu Trump'a rağmen İran'a saldırdı. Çok sayıda nokta hedef alındı ancak hasarın derecesi net değil. Hem Amerikan tarafı hem de İran tarafı hasarın oldukça sınırlı olduğunu söylüyor. Görünen o ki İsrail tarafı, güç gösterisi yapmak amacıyla çok sayıda noktayı hedef aldı ancak daha az önemli tesisleri seçerek sınırlı zarar vermeye çalıştı. Amaç orantılı kalmak ve gerilimi daha da artırmamak gibi görünüyor" dedi.

Parsi'ye göre İsrail saldırısının ardından İran yeniden İsrail'i hedef aldı. Ancak daha sonra iki taraf da çatışmayı sürdürmemeyi tercih etti.

Parsi, "İranlılar daha sonra İsrail'e yeniden saldırdı. Fakat ardından taraflar bunu burada bıraktı. Beyaz Saray mevcut durumdan oldukça memnun görünüyor. İsrail şimdiye kadar İran'a karşı yeni bir karşılık vermedi. Güney Lübnan'ın bazı bölgelerini vurdu ancak Beyrut'u hedef almadı. Şimdi beklenen şey bölgede yeni bir denklem oluşup oluşmadığını görmek" ifadelerini kullandı.

Mülakat sırasında Mario Nawfal, İran'ın misillemesinden sonra İsrail'in bir kez daha karşılık verip vermediğini sordu. Nawfal, İsrail'in İran'ın son saldırısından sonra daha küçük çaplı bir operasyon düzenlediğini düşündüğünü söyledi.

Bunun üzerine Parsi, elindeki bilgilere göre durumun farklı olduğunu belirterek, "Benim anladığım kadarıyla birkaç saat öncesine kadar tablo şöyleydi: İsrail Beyrut'u vurduktan sonra İran İsrail'i vurdu. İsrail İran'ı vurdu, ardından İran İsrail'i yeniden vurdu. İran'ın ikinci saldırısının ilkinden daha büyük olup olmadığını bilmiyorum. Ancak birkaç saat öncesine kadar İran'a yönelik yeni bir İsrail saldırısı söz konusu değildi. Eğer son saatlerde olduysa ben görmedim" dedi.

Parsi ayrıca, Güney Lübnan'a yönelik ikinci bir İsrail saldırısından haberdar olduğunu ancak bunun İran'a yönelik olup olmadığını bilmediğini söyledi.

"İsrail artık saldırıların bedelini hesaplamak zorunda kalabilir"

Parsi, mevcut tartışmanın merkezinde İsrail ile İran arasında yeni bir caydırıcılık dengesi kurulup kurulmadığı sorusunun bulunduğunu belirtti.

Ortaya çıkabilecek yeni denklemin sanıldığı kadar net olmayacağını vurgulayan Parsi, bölgede hiçbir zaman mutlak caydırıcılık diye bir durumun bulunmadığını söyledi.

Parsi, "Öncelikle şunu anlamamız gerekiyor: Yeni bir denklem oluşsa bile bu son derece belirsiz bir denklem olacaktır. Tam caydırıcılık diye bir şey yoktur. Hiç kimse İsrail'in bir daha asla Lübnan'a saldırmayacağı ya da tamamen geri çekileceği bir senaryodan söz etmiyor. Eğer İran başarılı olmuşsa ve bunu başarıp başaramadığını henüz bilmiyoruz, bundan sonra İsrail'in her saldırısında yeni bir hesabı dikkate alması gerekecek" dedi.

Bu hesabın özellikle Beyrut'a yönelik saldırılar açısından önem taşıdığını savunan Parsi, İsrail'in artık İran'ın olası misillemesini değerlendirmek zorunda kalabileceğini ifade etti.

Parsi, "İsrail bundan sonra Lübnan'a, özellikle de Beyrut'a yönelik her saldırının İran'dan gelecek bir karşılık ve gelişmiş füzeler kullanılması halinde ciddi zarar riski taşıdığını hesaba katmak zorunda kalabilir. Böyle bir durumda İsrail iki kez düşünmek zorunda kalacaktır. Yine saldırabilir, yine Lübnan'ı vurabilecek kapasiteye sahip olacaktır. Ancak mesele, ikinci kez düşünme zorunluluğunun İsrail'i daha dikkatli davranmaya itip itmeyeceğidir" diye konuştu.

Ortaya çıkabilecek böyle bir değişimin bölgesel dengelerde önemli sonuçlar doğuracağını belirten Parsi, İsrail'in uzun süredir sahip olduğu hareket serbestisinin sorgulanmaya başlayabileceğini söyledi.

Parsi, "Eğer bu gerçekleşirse yeni bir denklem ortaya çıkmış olur. Çünkü bu durumda İsrail'in hareket serbestisi artık eskisi kadar mutlak olmayacaktır. İsrail daha önce Lübnan'ı neredeyse hiçbir bedel ödemeden vurabiliyordu. Batılı ülkelerden kınama gelmiyordu. Siyasi, diplomatik ya da ekonomik sonuçlarla karşılaşmıyordu. Arap devletleri de herhangi bir yaptırım uygulamıyordu. Bütün bunlar İsrail'e geniş bir hareket alanı sağlıyordu" ifadelerini kullandı.

"İsrail hiçbir kısıtlamayı kabul etmek istemiyor"

Parsi, İsrail medyasında son günlerde sıkça kullanılan "İran'ın yeni denklemi" ifadesine de dikkat çekti.

İsrail'in bu kavrama karşı çıkmasının temel nedeninin askeri hareket alanını sınırlayacak herhangi bir düzenlemeyi kabul etmemesi olduğunu kaydeden Parsi, "İsrail medyasında yeni İran denklemini kabul edemeyeceklerini söylediklerinde özellikle bu ifadeyi kullanıyorlar. Çünkü hareket serbestilerine yönelik herhangi bir kısıtlamayı kabul etmek istemiyorlar. Yakın çevrelerinde tam askeri üstünlük istiyorlar" dedi.

Bununla birlikte söz konusu denklemin gerçekten oluşup oluşmadığının henüz belli olmadığını vurgulayan Parsi, gelişmelerin çok erken bir aşamada bulunduğunu söyledi.

Parsi, "Belki İsrail üç gün boyunca Beyrut'u vurmayacak ama dördüncü gün yeniden vuracak. Daha önce de Netanyahu'ya yönelik Amerikan baskısının ardından benzer bir durum yaşanmıştı. Bu nedenle yeni denklemin kalıcı olup olmayacağını şu aşamada bilmiyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Ancak tartışmanın niteliğinin değiştiğini söyleyen Parsi, "Artık mesele İsrail İran'a saldıracak mı sorusu değil. Asıl tartışma yeni bir denklemin oluşup oluşmadığıdır. Bu bile başlı başına önemli bir değişimdir. Fakat bunun kalıcı olup olmayacağı henüz net değildir" dedi.

"ABD gerçekten savunmaya katılmadıysa bu çok önemli bir gelişme olur"

Parsi'nin üzerinde durduğu bir diğer konu ise ABD'nin son saldırılar sırasında oynadığı rol oldu.

ABD'nin İsrail'in İran'a yönelik saldırısına açık biçimde katılmadığını belirten Parsi, daha dikkat çekici olanın Washington'ın İsrail'in savunmasına da katılmadığını söylemesi olduğunu ifade etti.

Parsi, "Bütün bu gelişmelerde son derece ilginç olan noktalardan biri, ABD'nin İsrail'in saldırısına açık biçimde katılmamış olmasıdır. Bunun da ötesinde Amerikalılar, İsrail'in savunmasına da katılmadıklarını söylüyor. İsrailliler ise ABD'nin katıldığını belirtiyor. Amerikan tarafı İran füzelerini düşürmediklerini söylüyor. Eğer bu doğruysa, tekrar söylüyorum, doğru olup olmadığını bilmiyorum ama eğer doğruysa bu son derece önemli bir değişimdir" diye konuştu.

Parsi, 2024 yılında Joe Biden yönetiminin yaklaşımıyla bugün arasında önemli bir fark olabileceğini belirtti.

Parsi, "Hatırlarsanız Biden yönetimi İsraillilere saldırmamaları yönünde baskı yaptığını söylüyordu. Ancak aynı zamanda çok büyük bir savunma desteği sağlıyordu. Bu da saldırının maliyetini düşürüyordu çünkü onları saldırının sonuçlarından koruyordunuz. Eğer ABD gerçekten İsrail üzerinde baskı kurmak istiyorsa bu yalnızca öfkeli bir telefon görüşmesiyle ya da medyaya verilen sert mesajlarla olmaz. Sonuçta İsrail'den somut bir şeyin esirgenmesi gerekir" dedi.

Washington'ın gerçekten savunma desteği vermemiş olması halinde bunun son derece önemli bir gelişme olacağını söyleyen Parsi, ancak İsrail ve ABD'den gelen açıklamaların birbiriyle çeliştiğini ve bu nedenle kesin bir sonuca varılamayacağını vurguladı.

Mario Nawfal da Parsi'nin değerlendirmelerine katıldığını belirterek, İran'ın son saldırısından sonra İsrail'in yeni bir karşılık vermemesinin dikkat çekici olduğunu söyledi.

Nawfal, "Bu durum bir anlamda İran'ın gerilimi belirleme üstünlüğüne sahip olabileceğine işaret ediyor olabilir. Ancak İran'ın ikinci saldırısının ilk saldırıya göre çok daha küçük çaplı olduğunu da belirtmek gerekir. Bu açık biçimde gerilimi düşürme mesajı veriyordu. Bu nedenle iki ülkenin farklı alanlarda üstünlük kurmaya çalıştığı bir güç mücadelesi görüyoruz" dedi.

Lübnan'ın bu mücadelenin temel sahalarından biri olduğunu belirten Nawfal, ABD'nin savunma faaliyetlerine katılıp katılmadığı konusunun da son derece önemli olduğunu ifade etti.

Nawfal, Wall Street Journal'ın haberine atıfta bulunarak, gazeteye konuşan bir ABD'li yetkilinin Amerikan güçlerinin İran'dan İsrail'e fırlatılan füzelerin önlenmesine yardımcı olduğunu söylediğini aktardı.

Bunun üzerine Parsi, söz konusu yetkilinin isminin açıklanıp açıklanmadığını sordu.

Nawfal ise yetkilinin adının verilmediğini belirtti.

Parsi bunun ardından Washington kaynaklı başka haberlerin farklı bir tablo çizdiğini söyledi.

Parsi, "Beyaz Saray kaynaklarına dayandırılan ve yine isim verilmeyen açıklamalarda ABD'nin savunmaya katılmadığı söyleniyor. Dolayısıyla hâlâ bilmiyoruz. Fakat ABD gerçekten katıldıysa ve buna rağmen katılmadığını söylüyorsa bu da ilginç olur. Çünkü o zaman Washington, aslında yaptığı bir şey için yapmadığı yönünde eleştirilmeyi göze alıyor demektir. Bu da siyasi bir maliyet anlamına gelir" ifadelerini kullandı.

Parsi, böyle bir söylem değişikliğinin bile Washington'ın İsrail üzerinde daha ciddi baskı kurmaya hazır olduğuna işaret edebileceğini dile getirdi.

2024 yılında İran ile İsrail arasında yaşanan ikinci karşılıklı saldırı dönemine de değinen Parsi, "2024'teki ikinci İran-İsrail karşılıklı saldırı sürecinde, yani ekim ayındaki olaylarda, ABD İsrail'in savunmasına ilk döneme göre daha az katkı vermişti. İlk saldırı dalgası nisan ayında yaşanmıştı. Bu nedenle Biden yönetimi içinde de bu konuda bir tartışma olduğunu düşünüyorum" dedi.



Makaleler

Güncel