Kassam komutanından: Filistin'in sessiz stratejisti Hacı Ramazan

img
Kassam komutanından: Filistin'in sessiz stratejisti Hacı Ramazan YDH

Kassam Tugayları komutanlarından Macid Abdullah, Hacı Ramazan'ın Filistin direnişinin askeri kapasitesinin geliştirilmesinde, silah ve lojistik ağlarının kurulmasında ve Direniş Ekseni'nin farklı cepheleri arasında koordinasyonun sağlanmasında onlarca yıl boyunca kilit rol oynadığını anlattı.




YDH- Said İzedi ya da diğer adıyla “Hacı Ramazan” hakkında aşağıdaki anma yazısı, Gazze’de bulunan İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın üst düzey komutanlarından Dr. Macid Abdullah tarafından kaleme alındı. Merc ez-Zuhur döneminin yanı sıra, Dr. Abdullah'ın kaleme aldığı bu yazı, Hacı Ramazan'ın el-Kassam Tugayları'nın askerî akademisine entegre edilen “Komuta ve Kurmay Kursu”nun geliştirilmesindeki rolü gibi ek ayrıntıları da ortaya koymaktadır. Anma niteliğindeki tanıklığına göre Abdullah, Hacı Ramazan'ı 2005 yılından, ikilinin son kez görüştüğü 2022 yılına kadar yakından tanıyordu. Hamas ve İzzeddin el-Kassam Tugayları bu makaleyi 21 Haziran 2026'da, Hacı Ramazan'ın şehadetinin birinci yıl dönümünde yayımlarken, aynı zamanda Merc ez-Zuhur'dan daha önce görülmemiş fotoğraflar ile Salih el-Aruri, İsmail Heniyye ve Hacı Ramazan'ın daha yakın dönemlere ait fotoğraflarını da yayımladı. Merc ez-Zuhur fotoğraflarında ayrıca Mahmud ez-Zehhar, Abdülaziz er-Rantisi, Muhammed Fuad Ebu Zeyd ve Aziz Duveyk gibi Hamas'ın önde gelen isimleri de yer almaktadır.

Söz konusu makale ilk olarak Hemşehri gazetesinde, “Gazze'de Tufanın Kalbinden İran'ın Kum Kentine: Az konuşan, çok iş yapan ‘gölgelerin adamı’ üzerine” başlığıyla yayımlandı. Tesnim Haber Ajansı ise makaleyi 21 Haziran 2026 tarihinde “Şehit Hacı Ramazan'ın Anısına: Gazze Tufanı’nın Kalbindeki Mücadeleden Kum'daki Şehadete” başlığıyla yeniden yayımladı.

***

Şehit "Hacı Ramazan"ın anısına: Gazze Tufanı'nın kalbindeki mücadeleden Kum'daki şehadete

Gazze'de vahşi bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuz, Talmudcu nefret ve Nazi benzeri vahşetlerle kuşatıldığımız günlerde, o ağır, yıkıcı ve yakıcı bombaların her an üzerimize düşmesini bekleyerek yaşıyorduk. Aynı zamanda, kardeş bir Müslüman ülkeye yönelik Siyonist-Amerikan saldırısının haberlerini derin bir üzüntüyle takip ediyorduk. Bu ülke, Siyonist zulüm ve Amerikan kibrine karşı bizim yanımızda durmuş, bizi desteklemiş ve savunmuştu. O savaşta düşman evleri yıktı, insanları öldürdü ve altyapıyı harap etti.

Ülkenin bilim insanlarının, askeri komutanlarının ve siyasetçilerinin hedef alındığı haberlerini izlerken, aniden isimler arasında bir kişi dikkatimi çekti. Kalbim titredi, zihnim allak bullak oldu. Kendi kendime, "Acaba gerçekten o mu?" diye sordum. Bunun doğru olmaması için Allah'a dua ettim. Aynı düşünce tekrar tekrar zihnime geri dönüyordu. Ne yazık ki bir saat sonra gerçek ortaya çıktı.

Bu, otuz yılı aşkın süre boyunca direnişe verdiği büyük desteğin büyüklüğüyle orantılı ağır bir darbeydi. Okuyucu şu soruyu sorabilir: Bu adam kimdi?

O, yirmi yıl önce tanıdığım bir insandı. Kendisini Allah yoluna adamış, bütün hayatını Kudüs ve Filistin uğruna cihad içinde geçirmiş biriydi. Ben şahsen onun ahlak sahibi ve derin bir iman taşıyan bir insan olduğuna tanıklık ettim. Derinlemesine düşünür, uzun vadeli planlar yapar, direniş için gerekli temelleri sessizce inşa eder ve hayatı boyunca mücadelede kararlılıkla sebat ederdi.

Siyonist düşman onu hiçbir zaman gözden kaçırmadı ve peşini bırakmadı. O, bir zamanlar Güney Suriye'nin dağlarında dimdik duran, gözlerini Filistin'e diken ve adeta, "Allah'ın izniyle geliyoruz!" diyen adamdı. Daha sonra Lübnan'da Nakura sahillerinden Filistin'e bakarken cesaretle şöyle haykırmıştı:

"Ey işgalciler! Gazze'de hayallerinizi yerle bir edeceğiz."

O sürekli hazırlıklarla meşguldü; kimi zaman Şam'da, kimi zaman Beyrut'ta bulunuyordu, fakat her zaman Kudüs ve Filistin için çalışıyordu. Yürüttüğü faaliyetler boyunca mucize gibi görünen işler başardı ve ölümünden sonra da adının yaşamaya devam etmesini sağlayacak eserler bıraktı. Şairin şu sözleri tam da onun için söylenmiş gibidir:

"Öyle bir insan ol ki, senden sonra gelenler, 'O buradan geçti ve geride bıraktığı iz budur' desinler."

O, İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei'nin sevdiği ve özel değer verdiği bir kişiydi. Hamenei, Filistin dosyasındaki çalışmalarını ve faaliyetlerini defalarca övdü ve onu şehadetine kadar bu görevde tuttu. Eğer büyük bir insan olmasaydı, böyle yüksek bir konuma sahip olamazdı.

O, büyük şehit Hacı Kasım Süleymani'nin derin güven duyduğu kişiydi. Süleymani, Filistin, Lübnan, Irak ve Yemen'deki direniş dosyalarında onu kendisine yakın çalışma arkadaşı ve sırdaşı olarak görevlendirmişti. O, düşmanı avlayan bir adamdı; düşman da onu avlamaya çalışıyordu ve sonunda ona ulaşmayı başardı. Allah onu sonsuz rahmetiyle kuşatsın.

Tuğgeneral Said İzedi (Hacı Ramazan), 13 Haziran 2025'te başlayan savaş sırasında, 21 Haziran 2025'te İran'a yönelik şiddetli İsrail saldırıları esnasında Kum kentinde şehit oldu. Bu dünyadan ayrıldı; ancak Kudüs ve Filistin uğruna Direniş Ekseni içindeki mücadelesi ve yaptıklarıyla adını ölümsüzleştirdi.

Benim, "gölgelerin adamı" olarak bilinen bu kişiyle tanışıklığım, yaklaşık 2005 yılında Şam'da başladı. O dönemde çeşitli direniş grupları arasındaki ilişkileri koordine eden kişi olarak tanınıyordu. Aramızdaki ilişki yıllarca sürdü ve son görüşmemiz 2022 yılında Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hureyk bölgesinde gerçekleşti. Düşman onu "tehlikeli bir adam" olarak gördüğü ve sürekli peşinde olduğu için onunla görüşmek hiçbir zaman kolay değildi.

O gün [2022 yılında], Gazze'den gelen ve direnişle ilgili çeşitli önemli konuları görüşmek isteyen Kassam Tugayları mensubu bazı kardeşlerle birlikte onu ziyaret ettim. Orada, kendisi hakkında zaten sahip olduğum kanaat daha da güçlendi. O, az konuşan fakat durmaksızın çalışan bir insandı. Sürekli Allah'ı zikrederdi. Kararlılığı ise hem yaptığı işin anlamına duyduğu derin bağlılığı hem de hedeflerine ulaşma konusundaki azmini yansıtıyordu.

Dikkatimi çeken şeylerden biri, salondaki cam kapıya asılmış bir fotoğraf oldu. Fotoğraf yemek masasının arkasında bulunuyordu. Fotoğrafta Hacı Ramazan'ın babası ile Dr. Abdülaziz er-Rantisi (Allah ona rahmet etsin) birlikte yer alıyordu. Fotoğrafı gururla işaret ederek gülümsedi ve şöyle dedi:

"Bu fotoğraf Merc ez-Zuhur'da çekildi."

Bu tek cümle, onun Filistin'e ve Filistin halkına olan bağlılığının samimiyetine, doğruluğuna ve sürekliliğine dair inancımı daha da güçlendirdi. Merc ez-Zuhur'daki Filistinli sürgünlerin arasında bulunmasının dayanışma amacı taşıyan bir destek faaliyeti olduğunu anladım. Hacı Ramazan burada hem şahsi kimliğiyle hem de İran Devrim Muhafızları ve İran İslam Cumhuriyeti adına hareket ediyordu.

Ziyaret, direnişe ve mücahitlerine kapsamlı destek sözü verilmesiyle birlikte sıcak bir karşılama ortamında sona erdi.

Hacı Ramazan'ın direnişe desteği ve Kudüs davasındaki rolü

Hacı Ramazan zamanını farklı cephelerdeki mücahitlere hizmet etmeye adadı ve Filistin direnişinin tüm akımlarının güçlendirilmesinde gerçek bir ortak oldu. Onun katkısı, özellikle füze sistemleri, güdüm teknolojileri ve çeşitli insansız hava araçları alanlarında direnişin üretim ve teknolojik kapasitesinin geliştirilmesinde açıkça görülebilir. Ayrıca, farklı Filistinli gruplara mensup savaşçıların hazırlanması ve eğitilmesi amacıyla yüzlerce askeri eğitim kursu planladı ve denetledi.

Bunun yanı sıra, Güney Lübnan'da Filistin direnişi için önemli bir projenin arkasındaki temel isimlerden biriydi. Bu proje, Filistin'in kurtuluşu davasına hizmet etmek amacıyla farklı milliyetlerden savaşçıları bir araya getirmeyi hedefliyor ve birkaç bin savaşçıdan oluşacak bir Filistin gücü öngörüyordu. Rıdvan Gücü, onun büyük ve gerçek anlamda savaşa hazır bir direniş gücü oluşturma konusundaki ısrarının ürünü olarak ortaya çıktı. Bu güç, şartların gerektirdiği her türlü operasyonu gerçekleştirebilecek şekilde tam hazırlıklı olarak tasarlanmıştı.

O, aynı zamanda Filistin içinde ve dışında bulunan direniş mensuplarının askeri düşünce yapısının şekillenmesinde de rol oynadı. Bu alandaki en önemli girişimlerinden biri, Hamas'ın askeri ve güvenlik komutanları için "Komuta ve Kurmay Kursu"nu kurmasıydı. Yaklaşık iki yıl süren bu program boyunca katılımcılar düzenli olarak Şam ile Tahran arasında seyahat ettiler.

Bu kurs, onun kalıcı başarılarından biri olmaya devam etmektedir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, bu programın ortaya çıkardığı fikri ve eğitimsel birikim daha sonra Filistin direnişi tarafından kullanılmış ve İzzeddin el-Kassam Tugayları Askeri Akademisi'nin eğitim müfredatına dahil edilmiştir.

O, direnişe çeşitli türlerde silahların ulaştırılması yoluyla lojistik destek sağlanmasında da gerçek bir ortaktı. Kudüs ve Filistin'e sınırsız bağlılığıyla tanıdığımız Hacı İmad Muğniye'nin (Hacı Rıdvan) yaklaşımının gerçek mirasçısıydı. Onun en büyük kaygısı, Gazze'deki direniş güçlerine büyük miktarlarda ve çeşitli türlerde silahların nasıl ulaştırılacağıydı. Bu amaçla Hacı Ramazan, Gazze'ye uzanan yolların açılması ve silahların direniş güçlerine ulaştırılmasını garanti altına almak için çeşitli bölgelerde depolama tesislerinin kurulmasına önemli mali kaynaklar ayırdı. Sonuç olarak direnişin silah envanterinin önemli bir bölümü onun finansmanı, planlaması ve denetimi sayesinde oluşturuldu. Bu şekilde, mücahitlerin Siyonist düşmana karşı yürüttüğü savaşlarda gerçekten kritik bir rol oynadı.

Hacı Ramazan'ın rolü yalnızca bize silah temin etmek, eğitim sağlamak ve çeşitli altyapı projelerini denetlemekle sınırlı değildi. O aynı zamanda direniş güçleri ile Siyonist düşman arasındaki çatışmaları doğrudan takip etmeye de her zaman istekliydi. Güvenilir bir danışman ve mali destekçi olarak görev yaptı; savaş sırasında direnişi desteklemek için mevcut tüm imkânların seferber edilmesi için çalıştı. İster Beyrut'ta ister Şam'da olsun, ortak harekât odalarına ve koordinasyon merkezlerine bağlı kalır, hiçbir ayrıntının gözden kaçmamasını sağlamak için gelişmeleri yakından takip ederdi.

Bu katılımın en dikkat çekici örneklerinden biri, Kudüs Gücü Komutanı şehit Hacı Kasım Süleymani (Allah ikisine de rahmet etsin) ile olan ortak çalışmasıydı. Aralık 2008'de iki isim, Filistin dışında kurulan ve Furkan Savaşı'nı takip eden "Kriz Odası"nda her gün birlikte çalıştı. Hacı Kasım'ın askeri tecrübesine ve keskin stratejik öngörüsüne dayanan tavsiyeleri ve değerlendirmeleri, olaylar geliştikçe sürekli olarak direnişe aktarılıyordu. İki isim, yirmi üç gün süren savaş boyunca bu ortak harekât odasında kaldı. Savaş sırasında düşman, nefretiyle beslenen yoğun bir ateş yağmuru başlattı ve operasyonuna "Dökme Kurşun" adını verdi. Savaş sona erdiğinde, direnen ve ayakta kalan Gazze'de yüzlerce kişi şehit olmuştu.

Hacı Ramazan, hayatı boyunca ve son nefesine kadar Hacı Kasım Süleymani'nin direnişi destekleme misyonunu sürdürdü. Bu destek silah, mali kaynak ve rehberlik sağlamayı da içeriyordu. Ayrıca hem Filistin'deki direniş güçleri arasında hem de Kudüs Gücü ile daha geniş Direniş Ekseni arasında operasyonel koordinasyonun sağlanmasında önemli bir rol oynadı.

Allah ona rahmet etsin. Çalışmalarını askeri kanatların liderleriyle yakın ve doğrudan koordinasyon içinde yürütürdü. Şehit Yahya Sinvar, şehit Ebu'l-Abd İsmail Heniyye, şehit Salih el-Aruri, şehit Muhammed ed-Dayf ve şehit Ebu'l-Bera Mervan İsa da dahil olmak üzere direnişin en önde gelen komutanlarından bazılarıyla doğrudan ilişkiler sürdürüyordu.

Görevlerin önündeki engelleri aşmak ve faaliyetleri kolaylaştırmak amacıyla Hamas, Filistin İslami Cihad Hareketi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve diğer Filistinli direniş hareketlerinin genel sekreterleri ve siyasi büro başkanlarıyla çok sayıda toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıların sonuncusu, Hamas lideri şehit İsmail Heniyye ile şehadetinden önce Beyrut ve Tahran'da yaptığı bir dizi görüşme oldu.

Hacı Ramazan'ın Beyrut'taki neredeyse sürekli varlığı, onun Kudüs ve Filistin'e olan bağlılığının, sevgisinin ve adanmışlığının derinliğini yansıtıyordu. Şehit Seyyid Hasan Nasrullah ile kurduğu yakın ilişki, Filistin direnişine en etkili şekilde nasıl destek verilebileceğine dair ortak bir vizyonun oluşmasına yardımcı oldu. Bu ilişki aynı zamanda mücahitlere hizmet eden ve onların kararlılığını güçlendiren ortak girişimlerin geliştirilmesine de katkı sağladı.

Bu ortaklık, ortak çabaların koordine edilmesi amacıyla çeşitli direniş hareketleriyle sayısız toplantının yapılmasına yol açtı. Bunlar arasında şehit Şeyh Salih el-Aruri ile gerçekleştirilen çok sayıda toplantı da bulunuyordu. Şehit Seyyid Hasan Nasrullah'ın da katıldığı bu görüşmeler, Batı Şeria'daki direniş faaliyetlerinin geliştirilmesi ve desteklenmesini amaçlıyordu. Cenin'de ve Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan silahlı direniş ağları, şehit Şeyh Salih, dava arkadaşları, Hacı Ramazan ve şehit Seyyid'in çabalarının ürünüydü. Allah hepsine rahmet etsin.

Derin stratejik anlayışına dayanarak, Direniş Ekseni'nin güçlendirilmesi ve farklı cepheler arasındaki birliğin korunması için de çalıştı. Bu durum özellikle "Aksa Tufanı" savaşı sırasında açık biçimde görüldü; zira Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen'deki mücahitler de çatışmalara katıldı. Onun şehadeti de kariyeri boyunca düşman için oluşturduğu tehdidin bir göstergesiydi. Bu yıllar, tek bir insanın ötesinde çok daha büyük bir yapıyı inşa etmek için verilen emekle geçti. O, yeryüzündeki hiçbir gücün yıkamayacağı bir yapının inşasına katkı sundu. Çünkü bu yapı sağlam ideolojik temeller üzerine kurulmuş ve büyük şehitlerin kanlarıyla yoğrulmuştur. Düşman ne kadar öfkelense ve ona karşı ne kadar saldırganlaşsa da onur, izzet ve gurur bayrakları Mescid-i Aksa'nın minarelerinde ve Filistin'in her yanında dalgalanmaya devam edecektir. Şehit İzedi'nin ve direniş şehitlerinin fedakârlıkları, Kudüs'ün tamamen kurtuluşu ve Filistin halkının zaferiyle sonuçlanacaktır.

Sonuç olarak, ne kadar ayrıntılı olursa olsun hiçbir makale bu büyük adamın Filistin için yaptıklarının büyüklüğünü tam anlamıyla anlatamaz. Allah ona layık olduğu en güzel mükâfatı versin; ona yaraşan da budur. Gerçekten de o, Filistin için yaşadı. Hükümetlerin başaramadığı şeyleri gerçekleştirmek için mücadele etti. Bu dava uğruna şehit düştü ve arkasında derin ve açık bir miras bıraktı. Bu miras gelecek nesiller için yaşamaya devam edecek ve onlar şöyle diyecekler:

"Artık aramızdan ayrıldı, fakat geride bıraktığı iz işte budur!"

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel