İran liderliğinden ateşkes müzakereleri için yedi maddelik stratejik çerçeve

img
İran liderliğinden ateşkes müzakereleri için yedi maddelik stratejik çerçeve YDH

İran ile ABD liderlerinin arasında imzalanan mutabakat zaptıyla belirlenen 60 günlük müzakere süreci, Tahran yönetimi için askeri ve diplomatik egemenlik testine dönüşüyor.




YDH - İran İslam Cumhuriyeti, 2015 yılındaki Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) bu yana en kritik diplomatik süreçlerden birini yürütüyor.

İran ve ABD cumhurbaşkanları arasında varılan mutabakat zaptıyla tesis edilen 60 günlük müzakere takvimi, sadece usule ilişkin bir takvim değil; Tahran için stratejik irade, diplomatik yetkinlik ve ulusal egemenlik sınavı niteliği taşıyor.

Savaşın karmaşık bir arka plandan beslenen bu müzakere çerçevesi, İran'ın, savaşı yasa dışı ve gerekçesiz şekilde başlatan taraflara karşı stratejik bir üstünlük konumunda olduğu değerlendirmesine dayanıyor.

Bu konumlandırma, diplomatik temasların niteliğini, kapsamını ve sıralamasını doğrudan şekillendiriyor.

İslam Devrimi Lideri'nin ofisine bağlı sosyal medya hesaplarından paylaşılan yedi maddelik şartlar manzumesi, İran'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve ulusal çıkarlarını gözeten, savaşı sonlandıracak bir anlaşmanın çerçevesini çiziyor.

Askeri operasyonların sonlandırılması ilk şart

Press TV kanalının aktardığına göre mutabakat zaptının en önemli hükmü olarak öne çıkan ilk şart, ABD ve İsrail askeri operasyonlarının durdurulması olarak belirlendi.

Bu koşul, nihai bir anlaşmaya giden yolda müzakere ortamının oluşabilmesi için temel ön şart olarak kabul ediliyor. İran, savaşın başından bu yana saldırgan tarafla ancak askeri eylemlerin kesin olarak son bulması şartıyla diyalog kurulabileceğini savunuyor.

Tahran'ın bu yaklaşımı, askeri saldırı sürerken yapılacak müzakerelerin diplomatik süreci çarpıtacağı ve rıza yerine dayatmaya dayalı sonuçlar doğuracağı yönündeki stratejik mantığa dayanıyor.

Savaş kesin olarak bitmeden nükleer dosya dahil başka hiçbir konuda müzakere yapılmayacağına dair net duruş, karşı tarafın askeri baskıyı koz olarak kullanıp taviz koparmasını engellemeyi amaçlıyor.

Böylece askeri saldırıların durdurulması, başka alanlardaki tavizlere bağlanmaksızın, saldırganlığın kendisinden kaynaklanan bağımsız bir yükümlülük olarak konumlandırılıyor.

300 milyar dolarlık tazminat ve imar talebi

İkinci şart kapsamında, yasa dışı askeri saldırılara maruz kalan İran'a ve mağdurlara tazminat ödenmesi talep ediliyor.

Uluslararası hukuk ilkelerine dayandırılan bu talep doğrultusunda, saldırganın statüsü belirlenmeden ve tazminat ödenmeden diğer konuların tartışılmayacağı ifade ediliyor.

Tazminat talebi ahlaki, hukuki ve stratejik gerekçelerle savunuluyor. Ahlaki açıdan yıkımın telafisi hedeflenirken; hukuki açıdan devletlerin haksız fiillerden kaynaklanan sorumluluklarına atıf yapılıyor.

Stratejik olarak ise askeri girişimlerin finansal ve itibar maliyetinin olacağını göstererek caydırıcılık sağlanması amaçlanıyor.

Düşman tarafın hazırlaması talep edilen 300 milyar dolarlık fon, altyapı, ekonomik kalkınma ve beşeri sermaye kayıplarını içeren kapsamlı zararın bir karşılığı olarak sunuluyor.

Hürmüz Boğazı üzerinde egemenlik

Üçüncü şart, küresel deniz yoluyla yapılan petrol sevkiyatının yaklaşık yüzde 20 ila yüzde 30'unun geçtiği Hürmüz Boğazı üzerindeki İran egemenliğinin teyit edilmesini içeriyor. Boğaz üzerindeki hak iddiası coğrafi yapıya ve uluslararası seyrüsefer hukukuna dayandırılıyor.

Boğazın açık tutulması koşulu, diğer devletlerin burayı bir hak olarak kullanmasından ziyade İran'ın işbirliği ve iyi niyetine bağlı bir durum olarak tanımlanıyor.

Gemilerin boğazdan 60 gün boyunca ücretsiz geçmesine izin veren hüküm, geçiş sürecinin ardından ücret talep edilebilmesi ihtimalini açık tutarak İran'ın otoritesini tescil ediyor.

Ancak karşı tarafın bu süreci egemenliği ihlal edecek şekilde kalıcılaştırmasının önüne geçilmesi gerektiği de vurgulanıyor.

Yaptırımların kaldırılacak, nükleer dosya kapatılacak

Dördüncü şart olarak, ABD ve müttefiklerinin uyguladığı birincil ve ikincil yaptırımların tamamen kaldırılması isteniyor.

Yaptırımların kısmen kaldırılmasının karşı tarafa baskı unsuru olarak yeni kozlar vereceğini değerlendiren Tahran, ekonomik egemenliğin tesisi için kapsamlı kaldırmayı öncelik olarak belirliyor.

Beşinci şartta ise İran'ın barışçıl nükleer programına yönelik şüphe ve baskıların son bulması amacıyla nükleer dosyaların kesin olarak kapatılması talep ediliyor.

Nükleer hakların tanınması NPT kapsamındaki haklara dayandırılırken, konunun askıda bırakılmasının gelecekte yeni yaptırım bahaneleri üretilmesine yol açacağı belirtiliyor.

İran'ın yaklaşımında, eş zamanlı müzakereler yerine ardışık sıralama içeren bir yöntem benimseniyor. Buna göre düşman saldırılarının durması ve tazminat sürecinin başlaması, diğer konuların müzakere edilmesinden önce gerçekleşmek zorunda.

Deniz ablukası, Hürmüz Boğazı, yaptırımların kaldırılması ve bloke edilen varlıklara erişim gibi konularda somut adımlar atılmadan bir sonraki müzakere aşamasına geçilmeyeceği, bunun bir hesap verebilirlik mekanizması olduğu ifade ediliyor.

Hürmüz Boğazı egemenliği, nükleer haklar ve tazminat gibi konular "tartışmasız haklar" olarak sınıflandırılarak müzakere dışı tutuluyor.

Bu yaklaşım, temel çıkarlarla tali konuları birbirinden ayırarak kırmızı çizgileri netleştiriyor ve karşı tarafın gereksiz beklentilere girmesini engelliyor. Karşı tarafın ateşkes talep etmesinin, askeri saldırının sürdürülemez olduğunu zımnen kabul etmek anlamına geldiği ve bunun İran'a ek koşullar dayatma hakkı verdiği savunuluyor.

Uygulamadı zorluklar

İlk maddedeki "askeri operasyonların sonlandırılması" ifadesinin belirsizlikler barındırdığı; siber operasyonlar, örtülü faaliyetler ve coğrafi sınırların tespiti gibi alanlarda manipülasyona açık noktalar olduğu kaydediliyor.

Bu belirsizliklerin aşılması için Tahran'ın sıkı denetim mekanizmaları kurması gerektiği belirtiliyor.

Lübnan'ın güneyindeki işgal güçlerinin geri çekilmesi, askeri operasyonların durdurulması ilkesinin somut bir şartı olarak öne çıkıyor.

İran Dışişleri Bakanı'nın, 60 günlük müzakere süresi bitene kadar çekilmenin tamamlanması veya başlaması gerektiği yönündeki açıklaması uyum standardı olarak belirlendi.

Direniş Cephesi'nin haklarının korunması ve bölgesel işgale karşı mücadele de bu müzakere sürecinin bir parçası olarak tanımlanıyor.

ABD'nin yasa dışı deniz ablukasını 30 Hariç olmak üzere 30 gün içinde tamamen bitirmesi şart koşuluyor.

Mutabakatın imzalanmasından bu yana İran gemilerine müdahale edilmediği aktarılırken, Beyrut'un güney mahallelerine yönelik saldırılara yanıt verilmemesinin bu taahhüt karşılığında gerçekleştiği ifade ediliyor.

Bloke edilen varlıkların serbest bırakılması ise mutabakatın tam uygulanmasına bağlanıyor.

ABD ile kurulacak ortak mekanizmanın fonların kullanımında Washington'a müdahale hakkı vermemesi gerektiği, ekonomik egemenliğin korunması açısından önem taşıyor.

Birinci maddedeki şartlar tam olarak yerine getirilmeden İran'ın nükleer müzakerelere başlamasının stratejik bir hata olacağı ve düşmana zayıflık sinyali vereceği değerlendiriliyor.

Erken müzakere arzusunun, Tahran'ın zafer iddialarının sorgulanmasına yol açabileceği ifade ediliyor.

Birinci maddenin esnetilmesi durumunda, düşmanın "savaş, ateşkes ve yeniden müzakere" döngüsünü tekrarlayarak süreci manipüle etme riski taşıdığı uyarısı yapılıyor.

Diplomatik sürecin bilgi savaşı boyutunda, müzakerelerdeki belirsizliklerin giderilmesi için günlük açıklamalar yapılması gerektiği savunuluyor.

Liderlik ofisine yakın sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımların doğrudan iletişim sağladığı ancak mesaj disiplininin korunmasının önemli olduğu belirtiliyor.

Müzakerecilerin 60 günlük süre boyunca baskılara direnerek şartların tam uygulanmasını sağlaması gerektiği vurgulanıyor.



Makaleler

Güncel