İsrail, İran ve ABD arasındaki muhtemel anlaşmadan ne kaybeder?

img
İsrail, İran ve ABD arasındaki muhtemel anlaşmadan ne kaybeder? YDH

İsrail rejiminin anlaşmanın kendisinden çok onun siyasi sonuçlarından korktuğu söylenebilir.




Ahmet Erdem

İsrail'in olası bir İran-ABD anlaşmasına yönelik endişesi yalnızca anlaşmanın metni veya müzakere ayrıntılarıyla sınırlı değil. 

Rejim için asıl mesele, böyle bir sürecin, İsrail'in yıllar boyunca İran'a baskı yapmak için İran korkusu yaratma (İranofobi) ve Tahran'ın bölgesel denklemlerdeki rolünün normalleşmesini engelleme üzerine kurduğu planı zayıflatabilmesidir.

Yıllardır İsrail, İran'ı bölgenin ana tehdidi olarak tanıtmaya çalıştı. Bu politika yalnızca ABD'yi etkilemek için değildi; daha önemli bir hedefi daha vardı: “İran'dan kaynaklanan ortak kaygı” temelinde Arap ülkelerini İsrail'e yaklaştırmak.

Bu çerçevede İsrail rejimi, İran ile bazı Arap hükümetleri arasındaki güvensizlik ortamından yararlanmayı ve kendisini onların güvenlik ortağı olarak konumlandırmayı başardı. Ancak İran-ABD anlaşması gerilimlerin azalmasına yol açarsa, bu strateji ciddi bir tehditle karşı karşıya kalacak.

Çünkü böyle bir durumda Arap ülkeleri, İran'la çatışma yerine geçmişten daha fazla anlaşmazlıkların çözümüne, ekonomik istikrara ve savaşın önlenmesine odaklanabilir.

Bu değişim İsrail için önemlidir; çünkü İran korkusunun azalması, Tel Aviv'in Arap dünyasındaki en önemli nüfuz araçlarından birinin zayıflaması anlamına gelecektir.

Diğer yandan, Tahran ile Washington arasındaki olası bir anlaşma, İran'a karşı sürekli baskı politikasını da zayıflatabilir. 

İsrail, geçmiş yıllar boyunca İran'ın bölgesel müzakerelerde meşru bir taraf olarak kabul edilmesini engellemek için sürekli çaba sarf etti. Ancak İran ile ABD arasındaki herhangi bir anlaşma, ister sınırlı ve geçici olsun ister daha kapsamlı, İran krizinin yalnızca baskı ve tehdit yoluyla çözülemeyeceği mesajını verir.

Rejimin endişe duyduğu şey tam olarak budur: Bölgenin İran'ı dışlama ve engelleme mantığından çıkıp İran'ın rolünü kabul etme ve anlaşmazlıklara onunla çözmeye anlayışına yönelmesi.

Bu noktada Lübnan meselesi de özel bir yere sahiptir. Lübnan, İsrail için yalnızca bir sınır dosyası değil; İran ve Direniş Ekseni ile daha geniş bir mücadelenin bir parçasıdır. 

Tahran ile Washington arasındaki yeni süreç bölgesel gerilimlerin bir kısmını azaltabilirse, İsrail rejimi Lübnan ve kuzey cephesindeki hareket özgürlüğünün de kısıtlanacağını görüyor.

Bu nedenle, Lübnan'daki her türlü yatıştırma veya bu cephedeki kriz seviyesinin düşürülmesi, İsrail'in bakış açısına göre, son yıllarda askeri baskıya dayalı olarak şekillenen dengede bir değişim anlamına gelebilir.

İsrail'in bir diğer endişesi de Filistin meselesinin bölgenin yeniden merkezine oturmasıdır. 

Son yıllarda İran dosyasının tırmandırılması, İsrail'e Filistin meselesinin bazı bölgesel hesaplarda ikinci planda kalmasına kısmen yardımcı oldu. 

Ancak İran ile ABD arasındaki gerilim azalır ve Arap ülkeleri bölgesel bir savaş endişesine daha az kapılırsa, bölge kamuoyları ve hükümetleri yeniden Filistin meselesine daha fazla ilgi gösterebilir.

Bu konu İsrail için büyük önem taşır; çünkü Filistin meselesi, Siyonist rejime karşı Arap dünyasında ve hatta uluslararası düzeyde hâlâ en hassas siyasi ve ahlaki baskı noktalarından biridir. 

İran'la gerilimin azalması, bölgenin ilgisinin bir kısmını "İran tehdidi"nden "İsrail'in Filistin ve Lübnan'daki davranışlarına" çevirebilir.

İç cephede de bu süreç Benyamin Netanyahu için kayıpsız olmayacaktır. Netanyahu yıllardır İran dosyasını siyasi kimliğinin ana eksenlerinden biri haline getirmiştir. 

Kendisini, İran'ın tehlikesini diğerlerinden daha iyi gören ve onunla mücadele etmek için dik duran bir siyasetçi olarak tanıtmıştır.

Ancak gelişmeler İran-ABD anlaşmasına ve gerilimin azalmasına doğru evrilirse, iç muhalifleri ona yıllarca süren tehdit, baskı ve kriz yaratmanın sonucunun ne olduğunu soracaktır. 

Eğer nihayetinde Washington Tahran'la müzakere etmesi gerektiği sonucuna varırsa, İsrail kamuoyu için şu soru ciddiyet kazanacaktır: Netanyahu'nun politikaları İsrail’e daha fazla güvenlik mi sağladı yoksa tam aksine İsrail'i daha fazla ve ardışık bir kriz döngüsüne mi soktu?

Bu açıdan bakıldığında, İran-ABD anlaşması, Netanyahu'nun İsrail içindeki konumunu da zorlayabilir. 

Özellikle bu anlaşma bölgesel gerilimin azalmasına yol açarsa, Netanyahu'nun siyasi konumunu güçlendirmek için her zaman kullandığı olağanüstü hal ortamının bir kısmı zayıflamış olacaktır.

Dolayısıyla, İsrail'in İran-ABD anlaşmasından duyduğu endişe yalnızca güvenlik endişesi değildir. Bu endişe, birkaç önemli aracı kaybetme korkusudur: 

1- Arap dünyasında İran korkusunu (İranofobi) körükleme aracı, 

2- İran üzerinde sürekli baskı kurma aracı, 

3- Lübnan'daki hareket özgürlüğü, 

3- Filistin meselesini arka plana itme ve ayrıca Netanyahu'nun İsrail içindeki siyasi aracı.

Sonuç

Yukarıdaki bahsedilen şartlar çerçevesinde İsrail'in anlaşmanın kendisinden çok onun siyasi sonuçlarından korktuğu söylenebilir. 

Böyle bir anlaşmanın mesajı, İran'ın bölgesel denklemlerden silinemeyeceği ve Batı Asya krizlerinin yalnızca baskı ve çatışma yoluyla çözülemeyeceğidir. 

İsrail rejimi için, işte bu bakış açısındaki değişim, anlaşmanın kendisinden daha önemli ve endişe verici olabilir.

 



Makaleler

Güncel