Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert, katıldığı bir yayında ABD ile İsrail arasındaki stratejik ayrışmayı, Gazze ve Lübnan'daki askeri operasyonları ve hükümetteki aşırı sağcı bakanların radikal politikalarını değerlendirdi.
YDH - Yayıncı Mario Nawfal'ın sorularını yanıtlayan eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert, ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin geleceğinden İran'a yönelik askeri seçeneklere, Lübnan sınırındaki çatışmalardan Filistin meselesine kadar kritik konu başlıklarında önemli açıklamalarda bulundu.
Olmert, iki ülke arasında son dönemde su yüzüne çıkan görüş ayrılıklarının şaşırtıcı olmadığını belirterek mevcut askeri stratejilerin ve siyasi yaklaşımların İsrail'in uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmediğini dile getirdi.
"Trump öngörülemez bir lider ve Netanyahu ile aralarında gerçek bir sevgi yok"
Yayıncı Mario Nawfal'ın ABD ile İsrail arasındaki stratejik kopuş ve ABD Başkanı Donald Trump ile yardımcısı JD Vance'in İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya yönelik eleştirilerine ilişkin sorusunu yanıtlayan Ehud Olmert, bu durumun kendisi için şaşırtıcı olmadığını belirtti.
Olmert, "Dürüst olmak gerekirse bu gelişmelere şaşırmadım. Tamamen beklediğim bir durumdu ve hatta bunun çok daha önce gerçekleşmesini öngörüyordum" ifadelerini kullandı.
Trump'ın tutum ve tepkilerinin önceden kesin olarak tahmin edilemeyeceğini kaydeden eski Başbakan, "Trump başlangıçta askeri operasyon fikrine çok sıcak bakıyordu. Netanyahu'nun ilk hava saldırısıyla İran rejiminin devrileceğine, bölgede büyük bir değişim yaşanacağına dair ikna çalışmalarının Trump üzerinde etkili olduğu anlaşılıyor" dedi.
Olmert, ABD askeri protokollerinde Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ihtimali her zaman bir risk faktörü olarak yer almasına rağmen tarafların bu tehlikeyi göz ardı ettiğini belirtti.
Süreç uzayıp karmaşıklaştıkça ve üst düzey komutanların tasfiye edilmesine rağmen İran rejiminin çöküşü gerçekleşmedikçe Trump'ın sabırsızlandığını ifade eden Olmert, "Bu tam anlamıyla klasik bir Trump tavrıdır. Netanyahu'nun kendi siyasi ihtiyaçları ve planları doğrultusunda askeri çatışmayı sürdürme niyetinde olduğu ortaya çıkınca, Trump bu sabırsızlığı her konuda yaptığı gibi doğrudan ve açık bir şekilde dile getirmeye başladı" şeklinde konuştu.
İki lider arasındaki kişisel ilişkiye de değinen Olmert, "Benim değerlendirmeme göre bu iki isim arasında hiçbir zaman gerçek bir sevgi bağı olmadı" dedi.
Netanyahu'nun 2020 yılındaki ABD başkanlık seçimlerinin ardından Joe Biden'ı tebrik etmek için bir aydan fazla beklediğini hatırlatan Olmert, "Netanyahu en nihayetinde yeni başkanı arayıp tebrik ettiğinde, Trump bu durumu büyük bir sadakatsizlik olarak gördü, çok sinirlendi ve Netanyahu'ya karşı oldukça sert ve kaba ifadeler kullandı" dedi.
Olmert, kabinedeki aşırı sağcı grupların ABD yönetimini kendi planlarına destek vermediği gerekçesiyle eleştirmesinin ardından bu gerilimin daha da tırmandığını belirtti.
Trump'ın siyasi ilişkileri tamamen kendi çıkarları doğrultusunda yönettiğini savunan Olmert, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer örneklerini vererek, "Trump kendi beklentilerine uymayan herkesi anında hedef alabilir, Netanyahu da bundan muaf değildir" değerlendirmesinde bulundu.
"İran nükleer anlaşmasından çekilmek tarihi bir hataydı"
Mevcut gerilimlerin yalnızca kişisel anlaşmazlıklardan ibaret olmadığını, temel politika farklılıklarına dayandığını vurgulayan Ehud Olmert, Donald Trump'ın 2018 yılında Barack Obama döneminde imzalanan İran nükleer anlaşmasından çekilmesini "dramatik bir hata" olarak nitelendirdi.
Olmert, "Trump sırf Obama'nın yaptığı her şeyin başarısız olduğunu kanıtlama dürtüsüyle bu kararı aldı. Oysa İsrail istihbaratının İran'ın nükleer arşivlerine girerek elde ettiği belgelerde, İranlıların anlaşmayı ihlal ettiğine dair tek bir kanıt bulunamamıştı" dedi.
Anlaşmanın iptal edilmesinin ardından İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızla yüzde 60 seviyesine çıkardığını ve nükleer silah üretmeye çok yaklaştığını belirten Olmert, "Trump daha sonra Netanyahu ile birleşerek aslında kendisinin yarattığı bu sorunu çözmeye çalıştı. Oysa bu konudaki tek geçerli çözüm, ilk başta çekildiği anlaşmaya benzer yeni bir uzlaşı sağlamaktı" dedi.
Askeri operasyonların İran yönetimini yıkma amacına ulaşamadığını ifade eden Olmert, Trump'ın şu anda savaşı sonlandırmak, petrol fiyatlarını düşürmek ve küresel ticareti normalleştirmek istediğini kaydetti.
Olmert, "Trump'ın önceliği Hürmüz Boğazı'nı yeniden güvenli ulaşıma açmaktır. Bu hedefler Netanyahu'nun ajandasıyla uyuşmamaktadır. Dolayısıyla buradaki ayrışma kişisel değil, tamamen çıkar çatışmasından kaynaklanmaktadır. Trump'ın kendi çizdiği rotada yürümeyen hiç kimseyi dost olarak görmediği açıktır" ifadelerini kullandı.
"İsrail'in geleceği Filistinlilerle iki devletli çözüme bağlıdır"
ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin uzun vadede kalıcı olarak zarar görüp görmeyeceği yönündeki bir soruya yanıt veren Ehud Olmert, ilişkilerin geleceğinin tamamen İsrail'in atacağı adımlara bağlı olduğunu belirtti.
Olmert, "İsrail eğer cesaret, bilgelik ve doğru bir liderlik göstererek en çok ihtiyaç duyulan yöne doğru adım atarsa, yani Filistinlilerle tarihi çatışmayı sonlandıracak kapsamlı bir iki devletli çözüm müzakerelerini başlatırsa, her şey değişir" dedi.
Böyle bir adımın hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat milyonlarca Amerikalı üzerinde büyük bir rahatlama yaratacağını ifade eden Olmert, kendisinin de uzun süredir bu vizyon için mücadele ettiğini ve yazılar yazdığını dile getirdi.
İsrail'in uluslararası alanda ve özellikle Amerikan üniversitelerindeki genç nüfus nezdinde "Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını engelleyen bir işgalci" olarak algılandığına dikkat çeken eski Başbakan, "Genç nesil tarihi arka planı yeterince bilmiyor. Benim 2008 yılında başbakan olarak Filistinlilere 1967 sınırları temelinde, bölünmüş bir Kudüs içeren ve Eski Şehir bölgesinin Birleşmiş Milletler gözetiminde üçü Müslüman ülkeden oluşan beşli bir mütevelli heyeti tarafından yönetilmesini öngören kapsamlı bir barış planı sunduğumu bile hatırlamıyorlar" dedi.
"Ben-Gvir hükümette değil terör örgütü IŞİD bünyesinde yer almalıdır"
İsrail kamuoyunda aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in popülaritesinin arttığı yönündeki iddiaları değerlendiren Ehud Olmert, bu isimlerin hükümette yer almasını "utanç verici ve iğrenç" olarak tanımladı.
Ben-Gvir'in "İran ile uzlaşma olamaz, sürekli bombalamalıyız" ve "Bir İsrail kadınının gözyaşı için bin Lübnanlı anne ağlamalı" şeklindeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine Olmert, bu tür ifadelerin demokratik bir ülkenin siyasetçisine yakışmadığını söyledi.
Olmert, "Ben İran rejiminden nefret ediyorum. Ancak Ben-Gvir gibi bir figürün İsrail hükümetinde yeri yoktur. O, demokratik bir kabinede değil, terör örgütü IŞİD içerisinde yer alabilecek zihniyette biridir" dedi.
Ben-Gvir'in halk desteğinin iddia edildiği gibi yüzde 20 veya 30 seviyelerinde olmadığını savunan Olmert, anketlerde bu partinin yüzde 7 ila 10 arasında bir oy oranına sahip olduğunu, bu desteğin de 7 Ekim travmasının yarattığı duygusal atmosferden kaynaklandığını ifade etti.
Olmert, yaklaşan seçimlerde İsrail halkının bu aşırı sağcı unsurlardan kurtulacağına olan inancını dile getirdi.
"İran'ı tek başımıza yok edebileceğimiz fikri çocukça bir propaganda"
İsrail'in ABD desteği olmadan İran'a karşı tek başına askeri bir operasyon düzenleyip düzenleyemeyeceği konusundaki tartışmalara değinen Ehud Olmert, savunma anlamında İsrail'in yeterli güce sahip olduğunu ancak İran'ı tamamen yok etme iddiasının gerçek dışı olduğunu vurguladı.
Olmert, "Askeri açıdan kendimizi savunacak güçteyiz. Ancak birileri İran'ı tamamen haritadan silebileceğimizi düşünüyorsa bu çocukça, aptalca ve gerçek dışı bir yaklaşımdır" dedi.
İran ile İsrail arasında 1500 kilometrelik bir mesafe bulunduğunu ve kara operasyonunun fiziken mümkün olmadığını belirten Olmert, nükleer tesislerin imha edilmesi için gerekli olan 17 tonluk sığınak delici bombaları taşıyacak askeri uçakların ve teçhizatın İsrail'in elinde bulunmadığını açıkladı.
Olmert, "Ben-Gvir gibi isimler kendi küçük mesihçi destekçi kitlelerine şirin görünmek için bu tür sorumsuz sloganlar atıyorlar. İran'ın nükleer kapasitesinin engellenmesi küresel bir meseledir ve bu konuda ABD'nin liderliği şarttır. Biz ancak bize yönelik füze ve hava saldırılarına karşı savunma kapasitemizi en üst düzeyde tutabiliriz" diyerek sözlerini tamamladı.