İran ile ABD arasında imzalanan 14 maddelik mutabakatın üzerinden henüz on gün geçmişken, Hürmüz Boğazı'nda başlayan askeri çatışmalar ve karşılıklı hava saldırıları uzlaşı zeminini sarsıyor.
YDH - İran ile ABD arasında diplomatik kanallarla varılan uzlaşmanın mürekkebi henüz kurumadan, Hürmüz Boğazı'nda askeri çatışmalar yeniden alevlendi.
İsrail'in Lübnan'a yönelik askeri harekatının kesintisiz sürmesiyle birleşen bu askeri tırmanış, taraflar arasında sağlanan mutabakatın kalıcılığını ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakıyor.
14 maddeden oluşan uzlaşı belgesinin imzalanmasının üzerinden yalnızca on gün geçmişken; ticari gemilere yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırıları, İran'ın askeri altyapısı ile bölgedeki ABD askeri üslerinin hedef alınması ve ABD Başkanı Donald Trump'ın doğrudan İran'ın varlığını sonlandırma yönündeki tehditleri, kağıt üzerindeki taahhütler ile sahadaki askeri gerçeklik arasındaki derin uçurumu gözler önüne seriyor.
Hürmüz Boğazı gibi küresel enerji arzının merkezinde yer alan bir su yolundaki egemenlik ihtilafından ve mutabakat metninin beşinci maddesindeki yapısal belirsizliklerden kaynaklanan bu çatışmalar, net uygulama mekanizmalarından yoksun anlaşmaların barışı tesis etmek bir yana, yeni gerilimlerin fitilini ateşlemeye daha yakın olduğunu gösteriyor.
Hürmüz Boğazı'nda askeri hareketliliğin artacağına dair ilk işaretler, metnin kamuoyuna açıklandığı 20 Haziran tarihinden yalnızca iki gün sonra, Tahran'ın İsrail'in Lübnan'daki askeri faaliyetlerini ve ABD'nin mutabakatın birinci maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirmediğini gerekçe göstererek boğazı kapatma niyetini beyan etmesiyle belirdi. Washington ise o süreçte boğazın kapatıldığına dair herhangi bir somut emare bulunmadığını açıkladı.
Karşılıklı saldırılar
Sahadaki askeri tırmanış, Singapur bayraklı "Our Lawali" adlı ticari geminin Hürmüz Boğazı yakınlarında bir İHA saldırısına uğramasıyla yeni bir aşamaya geçti. ABD yönetimi saldırıdan doğrudan Tahran'ı sorumlu tutarken, ABD Başkanı Donald Trump eylemi "ateşkes anlaşmasının aptalca bir ihlali" olarak nitelendirdi.
Bu gelişmenin ertesi günü ABD ordusu, İran'ın güneyindeki Sirik Limanı'nda yer alan füze ve İHA tesisleri ile kıyı radarlarını hava saldırılarıyla hedef aldı.
Bu eylem, mutabakatın imzalanmasından bu yana ABD'nin İran topraklarına yönelik gerçekleştirdiği ilk doğrudan askeri müdahale olarak kayıtlara geçti.
Askeri misilleme döngüsü bu operasyonla sınırlı kalmadı. İran güçleri, Bahreyn'de bulunan ABD Deniz Kuvvetleri karargahını İHA'larla hedef alırken, Hürmüz Boğazı'ndaki "MT Kiko" adlı petrol tankeri de kimliği belirlenemeyen bir mühimmatla vuruldu.
Çatışmaların genişlemesi üzerine ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Sirik'teki bir iletişim kulesinin yanı sıra Qeşm Adası ve Lence Limanı'ndaki askeri mevzilere hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.
İran Devrim Muhafızları Ordusu ise bu bombardımanlara yanıt olarak, ABD ordusunun Kuveyt'teki Ali el-Salim Hava Üssü ile Bahreyn'deki Beşinci Filo karargahını balistik füzeler ve İHA'larla vurduğunu açıkladı.
Askeri gerilimin gölgesinde sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Trump, askeri güç kullanmaktan çekinmeyeceğini belirterek, böyle bir durumda "İran İslam Cumhuriyeti diye bir devletin kalmayacağı" yönünde bir tehditte bulundu.
Egemenlik ve seyrüsefer kontrolü mücadelesi
Washington ile Tahran arasındaki stratejik anlaşmazlığın odağında, Hürmüz Boğazı'nın savaş sonrası dönemde kimin kontrolünde olacağı ve nasıl yönetileceği sorusu yer alıyor.
Boğazda 28 Şubat tarihinden bu yana fiili denetim sağlayan İran, İslamabad Mutabakatı'na dayanarak bu hakimiyetini kalıcı kılmak ve kendi belirlediği seyrüsefer rejimini uygulamak istiyor.
Ancak söz konusu mutabakatın uygulama prosedürlerini içermeyen genel bir ilkeler belgesi niteliğinde olması, tarafların metni kendi çıkarlarına göre yorumlamasına ve diplomatik sürecin tıkanarak askeri seçeneklerin öne çıkmasına zemin hazırlıyor.
İran, kıyıdaş devlet statüsüne dayanarak Hürmüz Boğazı'ndan geçiş ücreti alma ve seyrüsefer rotalarını belirleme hakkına sahip olduğunu savunuyor.
Tahran yönetimi, gemilerin yalnızca İran kıyılarına yakın olan kuzey rotasını kullanabileceğini ilan ederek, diğer alternatif rotaların kullanımını kabul edilemez ve yüksek derecede tehlikeli olarak nitelendiriyor.
Buna karşılık ABD ve Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülke yayımladıkları ortak bildiride, Hürmüz Boğazı'nda koşulsuz, engelsiz ve serbest geçiş hakkının güvence altına alınması gerektiğini vurgulayarak, herhangi bir geçiş ücreti tahsil edilmesi ya da denetim kurulması girişimlerini reddettiklerini açıkladı.
Mevcut askeri çatışmaların risk seviyesine rağmen, tarafların topyekun bir savaşa girmek yerine kontrollü bir gerilim stratejisi izlediği değerlendiriliyor.
ABD'nin gerçekleştirdiği askeri darbelerle sınırlı bir caydırıcılık tesis etmeyi ve yaklaşan müzakereler öncesinde elini zayıflatmamayı hedeflediği; İran'ın ise Hürmüz Boğazı kartını 60 günlük müzakere sürecinde bir baskı unsuru olarak kullanmak istediği gözlemleniyor.
Ancak net uygulama kuralları olmayan uzlaşmanın sahada hızla aşındığı, gerçekleştirilen askeri hamlelerin güven zeminini tahrip ederek diplomatik çözüm yollarını zorlaştırdığı belirtiliyor.
Müzakere sürecinde çelişkili sinyaller
Askeri tırmanışın diplomatik kanallara etkisi konusunda uluslararası basına çelişkili bilgiler yansıyor.
ABD merkezli Wall Street Journal gazetesi, konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberinde, Washington ve Tahran arasında İsviçre'de yapılması planlanan görüşmelerin çatışmalar nedeniyle askeri düzeyde askıya alındığını yazdı.
Buna karşılık New York Times gazetesine konuşan üst düzey bir ABD'li yetkili, İran ile yürütülen teknik düzeydeki görüşmelerin planlandığı gibi önümüzdeki günlerde gerçekleştirileceğini belirterek, askeri operasyonlara rağmen herhangi bir iptalin söz konusu olmadığını kaydetti.
Bu süreçte açıklamalarını sürdüren Trump, rasyonel hareket etme sınırının aşılabileceği bir noktaya gelinebileceğini ve askeri görevi tamamlamak zorunda kalabileceklerini belirterek, "Bu durumda İran İslam Cumhuriyeti'nin varlığı son bulur" ifadesini kullandı.
ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Michael Waltz da Tahran yönetiminin Trump'ın askeri üslere ve seyrüsefer serbestisine yönelik saldırılar karşısında sessiz kalacağını düşünerek hata yaptığını dile getirdi.