Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Muhammed Merendi, George Galloway'e verdiği mülakatta Irak'taki Yeşil Bölge hareketliliğini ve ABD'nin bölgedeki sömürgeci politikalarını değerlendirdi.
YDH - Ortadoğu'da diplomatik ve askeri hareketliliğin yeni bir boyuta ulaştığı dönemde, Tahran Üniversitesi İngiliz Edebiyatı ve Oryantalizm Profesörü Muhammed Merendi, uluslararası alanda tanınan gazeteci ve sunucu George Galloway'in programına konuk oldu.
Mülakatta, Bağdat'ın Yeşil Bölge olarak adlandırılan yüksek güvenlikli idari merkezinde yaşanan askeri hareketlilik, darbe iddiaları ve ABD'nin Irak üzerindeki hegemonik kontrol mekanizmaları masaya yatırıldı.
Profesör Merendi, özellikle Irak'ın egemenlik haklarının nasıl gasbedildiğini ve ülkenin enerji kaynaklarının Washington tarafından bir şantaj aracına dönüştürüldüğünü ayrıntılarıyla paylaştı.
Görüşmede öncelikle Bağdat'ta yaşanan olağanüstü askeri gelişmeler ve hükümet binalarının bulunduğu korunaklı bölgedeki tank hareketliliği gündeme getirildi.
Galloway'in, Yeşil Bölge'de yaşananların doğrudan İran'ı hedef alan bir askeri darbe girişimi olup olmadığı yönündeki sorusunu yanıtlayan Profesör Merendi, Washington yönetiminin on yıllardır Irak topraklarında yürüttüğü yıkıcı faaliyetlerin tarihsel arka planına işaret etti.
"ABD, Irak'ın petrolünü ve iradesini rehin tutuyor"
Irak'ın mevcut siyasi ve ekonomik bağımlılık ilişkilerini çözümleyen Profesör Merendi, ABD'nin ülkeyi tamamen kendi kontrolü altında tutabilmek adına kurduğu finansal ve bürokratik mekanizmaları anlattı.
Irak petrolünün satışı ve gelirlerinin dağıtımı konusundaki bilinmeyen gerçekleri açıklayan Merendi "Birçok insan bu gerçeğin farkında değil; Irak'ın ihraç ettiği tüm petrolün gelirleri doğrudan ABD'deki bir bankaya aktarılıyor ve Irak'a ne kadar para verileceğine, bu paranın ne zaman gönderileceğine tamamen Washington karar veriyor" ifadelerini kullandı
Bu finansal denetim mekanizmasının Irak'ın siyasi iradesi üzerinde muazzam bir baskı oluşturduğunu dile getiren Tahran Üniversitesi Profesörü Muhammed Merendi "Irak halkının oylarıyla seçilen parlamento bir başbakan adayı belirlediğinde, Amerikalılar buna karşı çıkıyor ve kendi çıkarlarına uygun bir isim üzerinde uzlaşılması için siyasi mekanizmaları zorluyor" şeklinde konuştu.
Merendi, Washington'ın bu müdahaleci tavrına rağmen sürekli olarak İran'ın Irak üzerinde yıkıcı bir etkisi olduğunu öne sürdüğünü, fakat sahadaki gerçekliğin tamamen farklı olduğunu kaydetti.
İran'ın ağır yaptırımlara rağmen komşusu Irak'a kesintisiz elektrik ve doğal gaz sağladığını vurgulayan Merendi, şu ifadelerle durumu özetledi:
"İran, ABD yaptırımları sebebiyle Irak'tan yıllarca ödeme alamıyor ancak buna rağmen enerji sevkiyatını asla durdurmuyor. Çünkü şehit liderimiz Ayetullah Hamenei, Irak halkının bu elektriğe ve gaza ihtiyacı olduğunu, yaz aylarında sıcaklığın tahammül edilemez boyutlara ulaştığını ve enerji kesilirse sivil halkın büyük acılar çekeceğini belirterek sevkiyatın sürmesini emretti"
Tarihsel sürece bakıldığında ABD'nin Irak'taki rolünün her zaman yıkıcı olduğunu dile getiren Profesör Merendi, Washington'ın geçmişte Saddam Hüseyin rejimine verdiği desteği hatırlattı.
Sekiz yıl süren İran-Irak savaşı boyunca ABD'nin Bağdat rejimini destekleyerek ülkenin yıkımına zemin hazırladığını ifade eden Merendi, ardından dönemin ABD Bağdat Büyükelçisi aracılığıyla Saddam Hüseyin'e Kuveyt'i işgal etmesi için adeta yeşil ışık yakıldığını ve bu durumun Irak'ı daha da derin bir yıkıma sürüklediğini kaydetti.
2003 yılındaki doğrudan askeri işgalle birlikte ülkenin tamamen harabeye döndüğünü belirten Profesör Merendi, işgalden bu yana ABD'nin ülke yönetimini hiçbir zaman kendi haline bırakmadığını, hükümet içinde çok sayıda işbirlikçi unsur devşirdiğini ve bu kişileri zenginleştirerek kendi talimatlarını uygulattığını aktardı.
Bağdat'ta yaşanan son olayların tam anlamıyla bir darbe girişimi olup olmadığı konusunda kesin hükme varmak için henüz erken olduğunu söyleyen Merendi, ancak Amerikalıların koruması altında güçlenen ve palazlanan bazı siyasi aktörlerin Irak halkı için ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade etti.
"Karadan işgale karşı otuz yıldır hazırlık yapıyoruz"
Sunucu George Galloway'in, Bağdat sokaklarında uzun süre sonra yeniden ABD tanklarının görülmesinin ve çok sayıda milletvekili ile bakanın gözaltına alınmasının, Washington'ın İran'a yönelik yeni bir karadan işgal planının habercisi olabileceği yönündeki tespiti üzerine Merendi, askeri hazırlıklar hakkında bilgi verdi.
ABD'nin ateşkes sürecini fırsat bilerek bölgeye çok büyük miktarda askeri güç ve lojistik ekipman yığdığını doğrulayan Profesör Merendi, karadan bir saldırı olasılığının her zaman masada olduğunu kabul etti.
Ancak İran'ın bu tür askeri senaryolara karşı hazırlıksız yakalanmayacağını vurgulayan Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi Muhammed Merendi "Amerikalılar, İran'ın insansız hava aracı ve füze kapasitesini hafife aldıkları için savaşı kaybettiler; ancak henüz İran kara kuvvetlerinin gerçek gücünü test etmediler" ifadelerini kullandı
İran'ın savunma doktrininin uzun vadeli planlamalara dayandığını aktaran Merendi, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran ordusu, insansız hava araçlarını ve füze sistemlerini otuz yılı aşkın süredir nasıl hazırladıysa, olası bir karadan işgal saldırısına karşı savunma hatlarını da aynı şekilde otuz yıldır titizlikle tahkim ediyor. Bu durum İran'ın öngörmediği bir gelişme değil. Hatta geçmişte de belirttiğim üzere, İran yönetimi saldırgan tarafın bir daha asla bu topraklara göz dikemeyecek şekilde cezalandırılması için gerekirse askeri mücadelenin kapsamını genişletmekten çekinmeyecektir"
Bölgedeki direniş odaklarının son derece dinamik olduğunu belirten Merendi, ABD ve İsrail rejiminin her zaman bölge halklarının direniş iradesini hafife aldığını kaydetti. Washington ve Tel Aviv'in geçmişte Hizbullah, Yemen'deki Ensarullah hareketi, İran ve Irak'taki yerel direniş grupları karşısında sürekli olarak stratejik hatalar yaptığını ifade eden Merendi, ABD'nin Irak topraklarını kullanarak İran'a yönelik askeri bir operasyona girişmesi durumunda, hem İran silahlı kuvvetleri hem de Irak'taki direniş güçleri tarafından çok ağır şekilde cezalandırılacağını vurguladı.
"Batılı elitler bahçede mühimmat hazırlayıp ormanı bombalıyor"
Mülakatın devamında, ABD Başkanı Donald Trump'ın kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı nükleer silah imalı açıklamalar ve bölgede yeniden yükselen askeri hareketlilik değerlendirildi.
Galloway'in, Trump'ın son açıklamalarının İran'a yönelik açık bir nükleer savaş tehdidi taşıdığı yönündeki yorumuna katılan Merendi, İran tarafının Washington'ın hiçbir taahhüdüne güvenmediğini belirtti.
Geçmiş anlaşmaların aksine İran'ın artık elinde çok güçlü diplomatik ve ekonomik kozlar bulundurduğunu vurgulayan Profesör Muhammed Merendi, Tahran'ın petrol ihracatını rekor seviyelere çıkardığını ve kendisini her türlü ekonomik veya askeri abluka senaryosuna göre hazırladığını aktardı.
ABD'nin uluslararası hukuka ve diplomatik etik kurallarına uymayan, normal dışı bir devlet gibi hareket ettiğini söyleyen Merendi, Batı medyasının ve yönetici seçkinlerinin bölgedeki insani dram karşısındaki ikiyüzlülüğünü şu sözlerle dile getirdi:
"Batı medyası ve elitleri, her gün Lübnan'da yüzlerce insanın katledilmesini ya da Gazze'de her gün okullarına, sınavlarına giden çocukların çadırlarında başlarından vurularak öldürülmesini tamamen görmezden geliyor. İran, dünyada gerçek anlamda işleyen bir uluslararası hukukun olmadığını ve ABD'yi durduracak hiçbir yazılı metnin bulunmadığını çok iyi biliyor. Bu yüzden Tahran, bu süreci olası bir askeri çatışmaya karşı savunmasını en üst düzeye çıkarmak için kullanıyor"
Washington'ın atacağı yanlış bir askeri adımın, 1930'lardaki Büyük Buhran'dan çok daha derin bir küresel ekonomik çöküşe yol açacağını hatırlatan Merendi, Batılı rejimlerin ahlaki standartlar açısından dünyanın en gerisinde yer aldığını belirtti.
Bölgedeki simgesel dayanışma ruhuna da değinen Profesör Merendi, şehit lider Ayetullah'ın cenaze töreninin sadece İran'da değil, aynı zamanda Irak'ın önemli şehirlerinde de düzenleneceğini açıkladı.
Bu ortak törenlerin, bölge halklarının ABD hegemonyasına karşı ortak duruşunu ve hislerini açıkça ortaya koyacak devasa bir gövde gösterisine dönüşeceğini belirten Merendi, Amerikalıların sokaklardaki bu iradeyi dikkatle okuması gerektiğini kaydetti.
Sunucu Galloway'in, ABD Senatosu'nun Trump'ın savaş yetkilerini sınırlayan bir karar aldığını, Amerikan kamuoyunda savaşa verilen desteğin yüzde 22 seviyelerine kadar gerilediğini ve yaklaşan ara seçimlerin Trump'ı zor durumda bırakacağını hatırlatması üzerine Merendi, iç siyasi dengelerin de savaş yanlısı lobilerin aleyhine işlediğini doğruladı. İran halkının süper güçlerle başa çıkabileceğine dair özgüveninin daha önce hiç olmadığı kadar yüksek olduğunu belirten Merendi, İsrail rejimi ve Başbakan Benyamin Netanyahu'nun çaresizlik içinde attığı adımların aslında kendi sonlarını hazırlayan intiharvari girişimler olduğunu kaydetti.
ABD'deki ekonomik durum kötüleştikçe, Amerikan halkının bu anlamsız savaşların sorumlusu olarak Siyonist lobiyi ve onlara boyun eğen liderleri göreceğini ifade etti.
"Lübnan hükümeti güneyi İsrail rejimine altın tepside sundu"
Mülakatta öne çıkan bir diğer önemli başlık ise NATO müttefiklerinin ve bölge ülkelerinin ABD'nin askeri operasyonlarına verdiği örtülü destek oldu.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer gibi liderlerin aksini iddia etmesine rağmen, tüm müttefiklerin hava saldırılarını kolaylaştırdığını itiraf etmesini yorumlayan Merendi, Batı Avrupa siyasi elitlerinin teslimiyetçi tutumunu açıkça eleştirdi.
Eski Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in "Avrupa bir bahçedir, dünyanın geri kalanı ise bir ormandır" şeklindeki ayrımcı benzetmesine gönderme yapan Merendi "Bahçe olarak gördükleri kendi topraklarında mühimmatları uçaklara yüklüyor ve ardından orman olarak niteledikleri coğrafyalardaki sivil insanları bombalamaya gönderiyorlar" ifadelerini kullandı
Bu durumun Vietnam Savaşı'ndaki sivil katliamları andırdığını belirten Merendi, üç yıldır devam eden Gazze'deki soykırıma rağmen hiçbir Avrupa ülkesinin İsrail rejimine yönelik ekonomik veya siyasi yaptırım uygulamadığına dikkat çekti.
Birleşmiş Milletler kurumlarının dahi yüz binlerce sivilin ölümünün ardından soykırım ifadesini ancak kullanabildiğini belirten Merendi, bu sessizliğin ve suç ortaklığının Batı'nın gerçek yüzünü gösterdiğini dile getirdi.
Lübnan hükümetinin ABD ve Tel Aviv yönetimiyle imzaladığı anlaşmayı "tarihi bir ihanet" olarak nitelendiren Profesör Merendi, Lübnanlı yöneticilerin kendi ülkelerinin çıkarlarını emperyalist güçlere peşkeş çektiğini kaydetti.
Bu yöneticileri 18. yüzyıl sömürgecilik tarihindeki işbirlikçi komprador sınıflarına ve sömürge konaklarındaki ayrıcalıklı yerli uşaklara benzeten Merendi, şu değerlendirmede bulundu:
"Bu insanlar Amerikalılar tarafından kendi talimatlarını yerine getirmeleri için o koltuklara yerleştirildi. Yaptıkları tek şey, Lübnan'ın güney topraklarını İsrail rejimine altın tepside sunmak oldu. Ancak bu tür gelişmelerin olumlu bir yanı da var; o da tüm maskelerin düşmesi ve işbirlikçi unsurların halk nezdinde tamamen ifşa olmasıdır. Bugüne kadar Lübnan Başbakanı'nın ya da Cumhurbaşkanı'nın politikalarını meşrulaştırmaya çalışan çevreler, artık bu açık ihanet karşısında tamamen sessizliğe gömülmüş durumdadır"
Benzer bir durumun Suriye'deki El Kaide ve IŞİD gibi radikal gruplar için de geçerli olduğunu belirten Merendi, Londra, New York ve Washington tarafından desteklenen bu grupların aslında Filistin davasına hiçbir katkı sağlamadığını, aksine direniş eksenini zayıflatmak için tasarlanmış birer emperyalist aparat olduğunu kaydetti.
Suriye'deki eski yönetimin devrilmesinin ardından bu terör örgütlerinin işgal altındaki Golan Tepeleri'ni kurtarmak için hiçbir çaba sarf etmediğini, aksine İran'ın Lübnan'a ulaştırmaya çalıştığı insani yardımları engellemek için sınır kapılarını kapattığını belirten Merendi, tüm bu askeri ve siyasi komploların bölge halkları tarafından her geçen gün daha net bir şekilde anlaşıldığını ifade etti.
Lübnan'da olası bir iç savaş senaryosunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği yönündeki soruyu yanıtlayan Muhammed Merendi, bölge halklarının artık emperyalizm ile direniş arasında net bir seçim yapmak zorunda olduğunu belirtti.
Tarafsız kalmanın ya da gri alanda beklemenin mümkün olmadığını vurgulayan Merendi, Lübnan halkının sağduyusunun her türlü iç savaş kışkırtmasını boşa çıkaracağını ve Hizbullah liderliğinin feraseti sayesinde emperyalist planların başarısızlığa uğrayacağını belirterek sözlerini tamamladı.