İran'ın itidal eşiği daralıyor

img
İran'ın itidal eşiği daralıyor YDH

İran ile ABD arasındaki müzakere süreci, Tahran'ın doğrudan görüşmelere dönmek için mutabakat zaptı maddelerinin uygulanmasını şart koşması nedeniyle hassas bir aşamaya girdi.




YDH - Gelecek haftanın başında hayatını kaybeden Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamenei için düzenlenecek cenaze törenine hazırlanan İran, kendisini soru işaretleriyle dolu bir müzakere sürecinin ortasında buluyor.

Nihai bir anlaşmaya varmayı hedefleyen görüşmeler, ABD ile imzalanan mutabakat zaptında yer alan maddelerin uygulanmasındaki yavaşlık nedeniyle belirgin bir tıkanıklıkla karşı karşıya kalıyor.

Taraflar arasındaki yapısal, tarihi ve hatta kimliksel anlaşmazlıkların birikimi, bu güven bunalımını aşmaya yönelik her adımı engellerle dolu bir sürece dönüştürüyor. İki ülke arasındaki askeri gerilimi dindirmesi ve kapsamlı bir anlaşmaya zemin hazırlaması beklenen mutabakat zaptının uygulama aşamasında, ilk adımından itibaren bir dizi karmaşık sorun baş gösteriyor.

Derin güven boşluğu, imza anı ile fiili uygulama kabiliyeti arasına geniş bir mesafe koyuyor. Bununla birlikte mutabakat, hukuki olarak "karşılıklı taahhüt" esasına göre şekillendiği için herhangi bir maddenin uygulanmasında yaşanacak aksaklık, uzlaşı sürecinin tamamını doğrudan etkileme potansiyeli barındırıyor.

Zaptın 18 Haziran'da imzalanmasının ardından, nihai anlaşmaya varmak amacıyla yüksek düzeyli heyetler arasındaki ilk müzakere turu 21 Haziran'da gerçekleştirildi. Arabuluculuk üstlenen Pakistan ve Katar bu ilk turu "olumlu ve yapıcı" olarak nitelendirse de Tahran'ın üzerinde anlaşılan maddelerin uygulanmasındaki yavaşlığa yönelik huzursuzluğu, ikinci tur görüşmelerin bugüne kadar ertelenmesine yol açtı.

İran bu duruşunu, 14 maddeden oluşan mutabakat zaptının 13. maddesine dayandırıyor. Söz konusu madde, nihai anlaşma müzakerelerine geçilmesini, belirli temel maddelerin fiilen uygulanmaya başlanması şartına bağlıyor.

Bu şartlar arasında Lübnan da dahil olmak üzere farklı cephelerdeki askeri çatışmaların durdurulması, ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasının kaldırılması, Hürmüz Boğazı'nın İran tarafınca yeniden ulaşıma açılması, İran petrol ihracatına yönelik yaptırımlardan muafiyet sağlanması ve İran'ın yurt dışında dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması yer alıyor.

Bu doğrultuda Tahran, sahada somut uygulama adımları görmeden Washington ile doğrudan yeni bir müzakere turuna girmeyi reddediyor.

Katar'ın başkenti Doha, son iki gün içinde Pakistanlı arabulucunun katılımıyla teknik düzeyde istişarelere ev sahipliği yaptı. Görüşmelerde İran heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ABD heyetine ise Özel Temsilci Steve Witkoff başkanlık etti.

İran Dışişleri Bakanlığı, heyetlerin arabulucularla yaptığı görüşmelerin ardından, taraflar arasında doğrudan bir temas gerçekleşmediğini, toplantıların mutabakat maddelerinin tam olarak uygulanmasının önündeki engelleri kaldırmaya odaklandığını duyurdu.

Garibabadi, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman el Sani ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "uzlaşmanın uygulanmasını takip etmek ve nihai anlaşmayı müzakere etmek üzere çalışma grupları kurulduğunu" doğruladı.

Ancak Garibabadi, bu mekanizmaların henüz fiilen çalışmaya başlamadığını ekledi. Müzakerelerin zamanı ve yerini belirlemek için arabulucular üzerinden istişarelerin sürdüğünü belirten İranlı yetkili, komisyonların çalışmaya başlamasının uygun koşulların oluşmasına bağlı olduğunu ifade etti.

El-Ahbar gazetesinin haberine göre İran heyetinin Doha'da arabulucularla yaptığı temaslarda gündeme getirdiği ilk dosya ve yeni bir müzakere turuna katılmak için en acil şart olarak sunduğu konu, "Lübnan başta olmak üzere tüm cephelerde askeri operasyonların kalıcı olarak durdurulması" oldu.

Lübnan cephesinde son günlerde çatışmaların yoğunluğu azalmış olsa da İran, ateşkesin henüz nihai olarak güvence altına alınmadığını ve İsrail ordusunun Lübnan topraklarından tamamen çekilmesini sağlayacak net bir takvimin belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Bununla birlikte İran tarafı, dondurulmuş yaklaşık 12 milyar dolarlık varlığının serbest bırakılması sürecine ilişkin memnuniyetsizliğini de arabuluculara iletti.

Mutabakat çerçevesinde İran'ın yükümlülükleri arasında yer alan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusunda da Tahran'ın ciddi çekinceleri var.

İran yönetimi, bu deniz yolunun yeniden açılmasının uluslararası aktörlerin katılımı veya denetimine bağlanmaması, tamamen kendi kontrolünde kalması gerektiği görüşünü savunuyor.

İran, boğazın normal seyrine dönmesini Lübnan'da kalıcı ateşkesin sağlanması ve dondurulmuş fonların serbest bırakılması gibi diğer taahhütlerin eksiksiz yerine getirilmesine bağlıyor.

Tahran bu şartlı yaklaşımla Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü müzakerelerde stratejik bir koz olarak kullanmayı ve ABD'den daha büyük tavizler koparmayı amaçlıyor. Bu durum, İran'ın ABD'nin taahhütlerini yerine getirme hızına ve uygulanan yöntemlere yönelik tepkisini artırıyor.

Tüm bunlara rağmen İran'ın, ABD ve İsrail tarafından mutabakat maddelerine yönelik yapıldığını öne sürdüğü ihlallere karşı şu ana kadar yüksek düzeyde bir itidal gösterdiği değerlendiriliyor.

Tahran'ın ABD adımlarına karşı sergilediği tutum, orantılı karşılık verme ilkesine dayanıyor. Bu yaklaşım doğrultusunda İran mutabakattan çekilmeyi amaçlamıyor ancak oldu bittileri kabul etmeyi de reddederek açık bir çatışmaya girmek yerine gerilimi yönetme politikasını sürdürüyor.

Bu çerçevede Tahran, üzerinde mutabık kalınan deniz hatlarını açık tutarken bu hatları baypas etme girişimlerini engelliyor.

ABD ihlallerine karşı ise bölgesel çatışma alanlarını birbirinden ayırma stratejisi izliyor. İran, herhangi bir saldırıya dahil olan ülkeler ile yapıları birbirinden ayırarak, gerilimi bölge geneline yaymadan sadece saldırının kaynağına aynı düzeyde karşılık vermeyi tercih ediyor.

Ancak İran analistlerine göre bu sürecin aynı tempoda uzun süre devam etmesi mümkün görünmüyor. Son savaşı takip eden süreç, Tahran'daki karar alıcılarda, bölge ülkelerinin çağrılarına yanıt vererek gerilimi düşürmek adına attıkları her adımın Washington tarafından aksi yönde bir karşılık bulduğu kanaatini pekiştirdi.

Bu durum, İran'ın itidal eşiğinin savaştan önceki döneme göre daha düşük olduğunu ve şartların değişmemesi halinde "stratejik sabır" alanının daralabileceğini gösteriyor.

Diğer taraftan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran ile yürütülen görüşmelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, "İran konusundaki görüşmeler iyi gidiyor, müzakerelere başarılı olması için bir şans vereceğiz" ifadelerini kullandı.

Vance, "Ancak İran'ın nükleer programını yeniden inşa etmeye çalışması veya gemileri hedef almaya tekrar başlaması halinde hesaplarımızın değişeceğini" sözlerine ekledi.

ABD merkezli Axios haber sitesinin aktardığına göre ise Amerikalı bir yetkili, Doha'daki görüşmelerde gelecek hafta boyunca durumun sakin tutulması yönünde bir anlayış birliğine varıldığını bildirdi.