Bekai: Amerika'nın gerçek yüzünü diplomasi masasında teşhir ettik

img
Bekai: Amerika'nın gerçek yüzünü diplomasi masasında teşhir ettik YDH

İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekai, ABD'nin mutabakatı ihlal ederek askeri saldırıları tercih ettiğini savunurken, Tahran'ın diplomasiyi Washington'un "gerçek yüzünü" dünyaya göstermek için kullandığını söyledi.




YDH- İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, Mehr Haber Ajansı’na verdiği röportajda, Tahran ile Washington arasında imzalanan mutabakat zaptının akıbetine dair kritik açıklamalarda bulundu.

Bekai, mevcut gerilimin merkezinde ABD'nin taahhütlerini yerine getirmemesi ve anlaşmanın ruhuna aykırı askeri hamlelerinin yattığını belirtti.

Sözcü Bekai, İran’ın hiçbir taahhüdünü ihlal etmediğinin altını çizerek, Amerika Birleşik Devletleri’nin süreci daha en başından itibaren sabote ettiğini ifade etti.

Bekai, "ABD'nin taahhütlerini ihlal etmesi nedeniyle İran artık yükümlülüklerini yerine getiremez. Bu anlaşmanın temel ilkesi 'taahhüde karşılık taahhüt'tür. ABD yükümlülüklerini çiğnediği için İran’ın da tek taraflı olarak sorumluluklarını yerine getirmesi beklenemez" diyerek mevcut durumu özetledi.

Hürmüz Boğazı tartışması: ‘Paralel rota yok’

Mutabakat zaptının en çok tartışılan konularından biri olan Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğine dair iddialara yanıt veren Bekai, metnin şeffaflığına vurgu yaptı.

Sözcü, "Mutabakat zaptında, ABD'ye Hürmüz Boğazı'nda bağımsız ve paralel bir rota oluşturma izni veren hiçbir hüküm bulunmuyor. Metin son derece açık ve nettir" ifadelerini kullandı.

Bekai, bölgedeki yönetimin nasıl işleyeceğine dair ise şunları kaydetti:

► İran, Umman ile istişare ederek bu su yolunun gelecekteki yönetimi için mekanizmalar geliştirmeye devam ediyor.

►Bölgedeki diğer ülkelerle temaslar, mutabakat zaptından bağımsız olarak zaten süregelen bir çalışmanın parçasıdır.

Mutabakat zaptında gemi trafiğinin normale dönmesi için öngörülen 30 günlük sürece dikkat çeken Bekai, ABD'nin bu süreci beklemediğini belirtti.

Bekai, "Zaptın imzalanmasından sadece 21-22 gün sonra ABD askerî bir saldırı başlattı. Güvenli geçiş mekanizmalarını hayata geçirmemiz için tanınan süre dolmadan, Washington saldırgan tutumunu tercih etti" dedi.

"ABD rejimi parçalanmış durumda"

Mevcut ABD yönetimini "parçalanmış ve bölünmüş" olarak nitelendiren İran Dışişleri Sözcüsü, Washington içindeki baskı lobilerinin anlaşmanın başarılı olmasını engellediğini savundu. Bekai, ülkesine yönelik saldırıları "savaş suçu" olarak tanımlarken, diplomasinin süreceğini ancak savunma güçlerinin her an göreve hazır olduğunu da sözlerine ekledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerindeki hamlelerini "uluslararası hukukun ihlali" olarak nitelendirerek, Washington’un bölgeyi askerileştirme çabalarına tepki gösterdi.

Bekai, ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı askeri sürecin ardından Hürmüz Boğazı'nı İran'a yönelik saldırılar için bir araç olarak kullandığını belirtti. Sözcü, İran'ın kısıtlama kararlarının arkasındaki temel motivasyonu şu sözlerle açıkladı:

• Hukuki yetki: "Kıyı devletlerinden biri olarak, saldırganların bu güzergâhı ulusal güvenliğimizi tehdit etmek için kullanmasına engel olmak zorundayız."

• Denizcilik güvenliği: "Saldırıların sürdüğü bir ortamda, güvenlik risklerini göz ardı ederek su yolunu açık tutmak doğası gereği tehlikeliydi."

Bekai, Boğaz'ın yönetimi konusunda İran ve Umman'ın sorumluluğunun mutabakat zaptı ile sabit olduğunu, ancak ABD'nin tek taraflı müdahalesiyle bu düzeni bozduğunu vurguladı.

Sözcü Bekai, mutabakat zaptının 1. Maddesi'ne aykırı olarak yürütülen gizli müzakerelere dair soruyu yanıtladı. ABD'nin Lübnan ve İsrail ile yürüttüğü süreçleri "çelişkili" olarak nitelendiren Bekai, şu noktalara dikkat çekti:

• Yönetim içi gruplaşmalar: Bekai, Washington yönetimindeki farklı grupların, devletin imza attığı taahhütleri bizzat içeriden sabote ettiğini savundu.

• Bütüncül yaklaşım: İran'ın zaptın ilk maddesinde Lübnan'a yer verilmesinde ısrarcı olmasının nedeninin, bölgesel çatışmaların birbirine derinden bağlı olması olduğunu belirtti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, uzun süredir spekülasyonlara konu olan dondurulmuş İran varlıkları konusunda net bir tablo çizdi.

Bekai, Washington’un serbest bırakılması gereken 12 milyar dolarlık öz kaynağın transferinde taahhütlerini çiğnediğini belirtti.

Dondurulmuş varlıkların bir "hibe" değil, İran’ın yasadışı bir şekilde alıkonulan öz parası olduğunu vurgulayan Bekai, sürecin işleyişini şu sözlerle detaylandırdı:

• Planlanan takvim: Anlaşma uyarınca 12 milyar doların 30 gün içinde serbest bırakılması, ilk etapta 6 milyar doların, ardından kalan tutarın aktarılması hedefleniyordu.

• Şartsız erişim: Fonların transferi herhangi bir ön koşula bağlı değildi; mutabakat zaptı imzalandığı an İran’ın bu varlıklara hiçbir engel olmaksızın erişmesi gerekiyordu.

• Süreç neden durdu?: Bekai, "İran olarak bu fonlarla temel ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere alışverişe başlamıştık. Ancak ABD'nin yeni saldırılarıyla birlikte anlaşma askıya alındı ve süreç tamamen tıkandı" dedi.

Görüşmede, ABD ve İsrail’in özellikle sivil yerleşimleri hedef alması da masaya yatırıldı. Bekai, Minab Okulu ve Lamerd gibi bölgelere düzenlenen saldırıların bir "askeri hata" değil, bilinçli bir tercih olduğunu savundu.

 Sözcü, ABD'nin son 47 yıldır uyguladığı yaptırımların tek hedefinin İran halkını cezalandırmak olduğunu belirtti. Felç edici yaptırımlar" olarak adlandırılan stratejinin doğrudan sivilleri hedef aldığını, mevcut askeri operasyonların da aynı "cezalandırma mantığıyla" yürütüldüğünü ifade etti. Bekai, sivil merkezlerin doğrudan ve kasıtlı olarak seçildiğini ifade ederek, bu tutumu "İran halkına karşı soykırım niyeti" olarak tanımladı.

İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekai, ABD’nin enerji santralleri ve kritik altyapı tesislerine yönelik yeni saldırı tehditlerini "soykırım niyetinin açık bir itirafı" olarak değerlendirdi.

Bekai, ABD ve İsrail'in saldırılarını sadece siyasi bir yönetim çatışması olarak görmediklerini, bunun bizzat İran’ın ulusal varlığına ve medeniyet mirasına yönelik "topyekûn bir saldırı" olduğunu belirtti. ABD'nin "İran'ı Taş Devri'ne döndürme" söyleminin, bir devleti değil, tüm bir ulusu yok etme arzusu taşıdığını savundu. Enerji santralleri, köprüler ve tuz arıtma tesislerinin hedef alınmasını, uluslararası insancıl hukukun ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın ağır bir ihlali olarak tanımladı.

İran’ın askeri stratejisini, karşı tarafın "yıkıcı" politikalarından ayıran Bekai, Tahran’ın duruşunu şu şekilde özetledi:

İran’ın saldırılarında hiçbir zaman sivilleri veya sivil altyapıyı hedef almadığını, sadece askeri üsler ve teçhizata odaklandıklarını vurguladı. "Kendimizi tüm gücümüzle savunacağız; bu, uluslararası hukukta bize tanınan temel bir haktır" diyerek meşru müdafaa vurgusu yaptı.

Amerikan halkıyla bir düşmanlıkları olmadığını, mücadelenin sadece Amerikan ordusunun saldırganlığına ve hükümetin politikalarına karşı yürütüldüğünü belirtti.

'Lübnan'ın toprak bütünlüğü asli görevimiz'

ABD ve İsrail'in, 28 Şubat'ta İran'a saldırdıkları dönemde Lübnan'daki savaşı da eş zamanlı körüklediklerini hatırlatan Bekai, Tahran'ın stratejisini şu cümleyle özetledi:

"Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in bölgedeki çelişkili politikalarına rağmen, Lübnan'daki savaşı sona erdirmeyi, bu ülkenin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini korumayı kendimize asli bir görev bildik."

Tahran ile Washington arasındaki mutabakat zaptının akıbetine dair değerlendirmelerini sürdüren İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekai, ABD yönetim yapısındaki bölünmüşlüğün bölgeyi istikrarsızlaştıran temel faktör olduğunu vurguladı.

Süreç çerçevesinde gösterdikleri esnekliğe değinen Bekai, ABD, İran, Lübnan ile arabulucu ülkeler Katar ve Pakistan’ın katılımıyla bir "Çatışma Önleme Hücresi" kurulması teklifini kabul ettiklerini açıkladı.

Ancak Lübnanlı temsilcilerin bu mekanizmaya dahil edilmesi noktasında Lübnan hükümetinin hâlâ değerlendirme aşamasında olduğunu belirten Bekai, bu yavaşlığın arkasında Washington’daki kaosun yattığını savundu.

ABD’nin artık "tutarlı ve etkili" bir yönetim sergileyemediğini öne süren Bekai, durumu şöyle özetledi:

• Çok başlı yapı: "Amerikan yönetim yapısı içerisinde, her biri kendi ajandasını izleyen, birbiriyle rekabet eden çok başlı bir yapı göze çarpıyor."

• Küresel kafa karışıklığı: Farklı çıkar gruplarının kararlar üzerindeki etkisi, dünyanın geri kalanına çelişkili mesajlar gitmesine neden oluyor.

• İletişim zorluğu: Bu parçalanmış yapı, sadece bölge ülkeleri için değil, tüm uluslararası toplum için ciddi bir etkileşim sorunu yaratıyor.

'Bölgedeki tüm savaşların kaynağı İsrail'

Mutabakat zaptının 1. Maddesi’ndeki "bölgesel barış" hedefine ilişkin konuşan Bekai, odağını İsrail’in bölgedeki faaliyetlerine çevirdi.

Son üç yılda yaşanan tüm çatışmaların tek bir kaynaktan, yani İsrail’den beslendiğini savunan Bekai, şu ağır eleştirileri getirdi:

"İsrail, savaş olmadan varlığını sürdürebilecek bir yapıya sahip değildir. Son seksen yıla baktığınızda; Suriye, Lübnan, Filistin ve İran’a yönelik saldırıların failinin hep aynı rejim olduğunu görürsünüz."

Bölge barışı için İsrail'in "kontrol altına alınması" gerektiğini belirten Sözcü, İsrail rejimini; bölgede şiddeti, terörizmi ve savaşı sistematik olarak körüklemekle itham etti.

Bekai, "Barış içinde yaşamayı reddeden bir rejimle karşı karşıyayız; bu durum, kalıcı bir barışın önündeki en büyük engeldir" diyerek sözlerini noktaladı. Sözcü Bekai, bu çatışmanın uluslararası toplum için bir "vicdan sınavı" olduğunu ifade ederek şu soruları yöneltti:

"Uluslararası ilişkilerde zorbalığın ve güç kullanımının yeni bir norm haline gelmesine gerçekten razı mıyız? BM’nin temel kuruluş amacı, barış ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir dünya değil miydi?"

Bekai, bölgedeki mevcut tablonun, sadece İran için değil, tüm dünya için tehlikeli bir "siyasi üstünlük hezeyanı" olduğunu savundu.

İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekai, Tahran'ın müzakere süreçlerindeki tutarlı duruşuna karşılık ABD'nin "kronik istikrarsızlığını" örneklerle ortaya koydu. Bekai, mevcut durumun İran’ın değil, Washington'un karar verememe beceriksizliğinin bir sonucu olduğunu savundu.

İran’ın JCPOA (Ortak Kapsamlı Eylem Planı) sürecindeki tutumunu hatırlatan Bekai, Tahran’ın uluslararası hukuka ve taahhütlerine olan bağlılığını şu şekilde özetledi:

► Sabırlı bekleyiş: ABD, 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilmesine rağmen, İran bir yıl boyunca tüm sorumluluklarını eksiksiz yerine getirdi.

► Dengeleme kararı: Anlaşmanın bozulmasının ardından İran, anlaşmadan tamamen çekilmek yerine, hukuki haklarını kullanarak taahhütlerini "dengeleme" yoluna gitti.

Bekai, son müzakere sürecinde yaşananların "siyasi bir skandal" olduğunu belirterek, ABD'nin ikiyüzlü tavrına dikkat çekti:

''Dokuz aylık müzakere süreci boyunca İran, masada el sıkıştığı ABD tarafından iki kez askeri saldırıya uğradı.''

"İran halkı Amerikan hükümetine güvenmiyor" ifadesinin duygusal bir tepki değil, doğrudan saldırılara maruz kalmış bir ulusun somut deneyimi olduğunu vurguladı.

İmzalanan son mutabakat zaptının sadece 22 gün sonra ABD tarafından ihlal edilmesini "hayal bile edilemez" olarak niteleyen Bekai, şu çarpıcı tespiti yaptı:

"JCPOA döneminde 'anlaşmayı önceki yönetim imzaladı' gibi bahaneleri vardı. Peki ya şimdi? Bu metni bizzat kendileri müzakere ettiler, tam yetkiyle imzaladılar. Şimdi arkasına sığınacakları hiçbir bahaneleri kalmadı."

Bekai, bu krizin sadece İran'a özgü olmadığını belirterek, uluslararası toplumun bu tabloyu "tarihsel bir ders" olarak okuması gerektiğini savundu.

ABD'nin taahhütlerini hiçe sayan bu tutumunun, dünya genelinde ekonomi ve ticaretten ziyade, uluslararası hukukun etik temellerini çökerttiğini ifade etti.

"Müzakere masası, saldırganın gerçek yüzünü teşhir etme platformumuzdur"

İran Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekai, ABD'nin anlaşmalara riayet etme konusundaki kronik başarısızlığına rağmen neden müzakere masasında kaldıklarını, "güvenliğe dayalı diplomasi" stratejisiyle açıkladı.

Bekai, Washington’un taahhütlerini yerine getirmeyeceğini bilerek müzakere masasında bulunmanın temel mantığını şu sözlerle izah etti:

Sunulan tekliflerin, ABD yönetiminin dürüstlükten ne kadar uzak olduğunu tüm dünyanın görmesini sağladığını belirtti:

"Eğer masadan kalksaydık, saldırgan tarafın eline bizi 'savaş yanlısı' gibi gösterme kozunu vermiş olurduk. Diplomasiyi, saldırganın gerçek yüzünü tüm dünyaya teşhir etmek için kullanıyoruz."

Görüşmede, İran halkının yönetime olan desteğine de değinen Bekai, "tek adam yönetimi" iddialarını reddetti. Yüksek Lider’in vefatı sonrası yaşanan kitlesel sahiplenme görüntülerinin, halk ile devletin bölünmez bir bütün olduğunu kanıtladığını savundu. Bekai, halkın adalet arayışının doğal ve haklı bir tepki olduğunu vurguladı.

Bekai, diplomasi ve askeri hazırlığın nasıl dengelendiğini ise şu sözlerle özetledi:

"Müzakere masasında ne kadar esnek görünürsek, olası bir saldırıda meşru müdafaa hakkımızın uluslararası nezdindeki meşruiyeti o kadar güçleniyor. Diplomasi ancak güçlü bir caydırıcılıkla desteklendiğinde bir anlam taşır. Biz masada konuştuğumuz kadar, sahada da hazır bekliyoruz."

Sözcü, İran'ın bölgede veya dünyada herhangi bir savaş arayışında olmadığını, aksine savaşın kendilerine "dayatıldığını" ifade etti. Diplomasiyi barışı temin etmenin bir aracı olarak gördüklerini ancak savunma hazırlıklarından asla taviz vermeyeceklerini yineledi.

'Halkların değil, hükümetlerin politikalarına karşıyız'

Görüşmenin son kısmında mutabakat zaptının teknik detaylarına ve İran ile Amerikan halkı arasındaki ilişkiye değinen Sözcü Bekai, savaşın bir hükümet tercihi olduğunu vurgulayarak önemli bir ayrımın altını çizdi.

Sözcü Bekai, ABD'nin geçmişteki ihlallerinden ders çıkararak hazırladıkları mutabakat zaptının titizliğini şu sözlerle anlattı:

14 maddelik metnin, karşı tarafın kelimeleri eğip bükmesini engelleyecek şekilde, yoruma kapalı bir netlikte kaleme alındığını belirtti.

 "Taahhüde karşılık taahhüt" prensibini esas aldıklarını hatırlatan Bekai, ABD'nin ihlalleri başlayana kadar İran'ın tüm yükümlülüklerini bu çerçevede yerine getirdiğini vurguladı.

Amerikan halkından gelen "savaşa karşıyız" mesajlarını değerlendiren Bekai, ABD’de görev yaptığı dört yıla atıfta bulunarak İran’ın Amerikan halkına karşı bir düşmanlığı olmadığını yineledi. Bekai’ın mesajı şöyle şekillendi:

ABD yönetiminin, vatandaşların vergilerini İran'da sivil katliamlar yapmak için kullandığını vurguladı. 

Bekai, her bireyin kendi hükümetinin yanlış politikalarını dizginleme sorumluluğu olduğunu belirterek, şu çağrıda bulundu: 

"Dünyanın her yerindeki vatandaşların, bölgemizde yaşananların gerçekliğini doğru anlama sorumluluğu vardır. Bu, İran halkına dayatılmış kışkırtılmamış ve haksız bir savaştır."

İlgili Haberler


Makaleler

Güncel