ABD planları nasıl çöktü? Rızai'den Amerika ile savaşın perde arkası

img
ABD planları nasıl çöktü? Rızai'den Amerika ile savaşın perde arkası YDH

İslam Devrim Lideri Askeri Danışmanı Tümgeneral Rızai, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan üçüncü savaşın sahadaki ve bölgedeki yansımalarını değerlendirdi.




YDH ― İslam Devrim Lideri Askeri Danışmanı Tümgeneral Muhsin Rızai, ABD ile yaşanan ve Washington'ın stratejik bir hezimetle geri çekildiği savaşın bölgesel dinamiklerini değerlendirerek İran'ın sahadaki tavizsiz caydırıcılık gücünü, ABD kışkırtmalarının küresel bir savaşa dönüşme riskini ve ülkenin askeri kararlılığının iç cephede topyekûn bir ekonomik seferberlikle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Rızai, bu süreçte Amerikan güçlerine ağır kayıplar verdirdiklerini ifade ederken, savaşın dünya kamuoyunda şok etkisi yaratmasına karşın Tahran yönetimi açısından beklenen bir gelişme olduğunu belirten üst düzey komutan, ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından İran'a saldıracağını daha önce devlet televizyonunda açıkça öngördüğünü hatırlattı.

Anlaşma sürecine dair ABD'yi suçlayan Rızai, Washington'ın ilk dört beş gün haricinde mutabakatı sürekli olarak ihlal ettiğini savundu.

Devrim Lideri'nin anlaşma şartlarına tam uyum konusundaki hassasiyetine dikkat çeken Tümgeneral, Trump'ı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un da katıldığı gösterişli törende attığı imzanın tam aksine hareket etmekle ve yükümlülüklerini hiçe saymakla itham etti.

Krizin tırmanma aşamalarına da değinen Rızai'nin açıklamalarına göre, ABD rejimi Tahran'ın uyarılarını göz ardı ederek Hürmüz Boğazı'nın güneyinde tek taraflı bir koridor oluşturdu.

Bu hamleye karşılık İran'ın iki veya üç gemiyi hedef alarak ABD'yi anlaşmaya dönmeye zorladığı belirtildi.

Rızai, Washington'ın diplomatik teamülleri reddettiğini, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed es-Sani arabuluculuğunda kurulması planlanan çözüm komitesini es geçerek, "Galibaf-Vance" mekanizmasını bahane edip süreci tıkadığını ileri sürdü.

Operasyonların asıl hedefinin hava saldırılarıyla Hürmüz Boğazı'nı trafiğe açmak ve İran'ın nükleer tesislerini imha etmek olduğunu belirten Rızai, ABD'nin çözüm heyetini bypass ederek doğrudan güney kıyılarına saldırdığını kaydetti.

Diplomatik tanınma taahhütlerine rağmen, başta Qeşm ve Sirik bölgeleri olmak üzere kıyı şeridinin yoğun bombardımana tutulduğu ifade edildi.

ABD'nin ateşkes taahhüdünü henüz birinci haftada bozduğunun altını çizen komutan, yaklaşık üç hafta süren bu ihlallerin, ABD'nin anlaşmadan resmen çekilmesi ve yeni bir saldırı dalgası başlatmasıyla zirveye ulaştığını bildirdi.

7 Temmuz'da başlayan yeni çatışma sürecinin stratejik farklılıklarına da dikkat çekildi.

Kırk günlük savaşın aksine ABD'nin bu kez İsrail'i devre dışı bıraktığını söyleyen Rızai, operasyonların tamamen İran'ın güney vilayetlerine yoğunlaştığını; kuzeyde ise yalnızca Gülistan vilayetindeki bir demiryolu köprüsünün vurulduğunu aktardı.

Rızai, ABD'nin temel stratejisinin İran'ın kuzeyi ile güneyi arasındaki lojistik ağı felç etmek olduğunu belirtti.

Olası bir kara harekatına zemin hazırlamak amacıyla 15 farklı vilayette saldırılar düzenlendiğini belirten Rızai, ABD'nin temel hedeflerini şu şekilde sıraladı:

• Hürmüzgan ve Bender Abbas vilayetlerini birbirine bağlayan stratejik köprüler,

• Kıyı şeridinde yer alan erken uyarı ve radar sistemleri,

• Ülke savunmasında kritik öneme sahip askeri merkezler.

Sürecin askeri boyutuna ilişkin açıklamalarını sürdüren Tümgeneral Rızai, Trump’ın CENTCOM komutanına saldırıların şiddetlendirilmesi talimatını verdiğini belirtti.

Rızai’nin aktardığına göre, askeri yetkililerin mevcut hava ve füze kapasitesinin sınırlarına ulaşıldığını bildirmesi üzerine, planlanan geniş çaplı kara ve hava operasyonları zorunlu olarak iptal edildi.

ABD'li komutanların saha analizlerinde yanıldığını savunan Rızai, Amerikan tarafının Hürmüz Boğazı'nı yalnızca 40 ila 50 bin kişilik bir askeri güçle kontrol altına alabileceği yanılgısına düştüğünü öne sürdü.

Sekiz yıllık Kutsal Savunma (İran-Irak Savaşı) döneminin tecrübeli Devrim Muhafızları Komutanı, kapsamlı harekat planının iptaline rağmen Trump'ın taarruz ısrarından vazgeçmediğini ifade etti.

Rızai'ye göre bu inadın temelinde, İsrail'i denklem dışında bırakarak olası bir askeri zaferi doğrudan kendi siyasi hanesine yazdırmak ve söz konusu hamleyi kişisel bir başarı olarak tescillemek yatıyordu.

Operasyonun ilerleyen safhalarına dair kritik bilgiler paylaşan Rızai, 17 günlük sürecin son haftasında İran'ın gerçekleştirdiği füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının, önceki 40 günlük çatışmaya kıyasla çok daha isabetli ve yıkıcı olduğunu bildirdi.

Doğrudan ABD üslerinin hedef alındığı ifade edilen bombardımanlar sonucunda Kuveyt'in ciddi hasar gördüğü ve Amerikan birliklerinin büyük bölümünün bölgeden çekilmek zorunda kaldığı ifade edildi.

Ayrıca, Erbil'e yönelik askeri ve lojistik intikali sağlamak amacıyla 50'den fazla geniş gövdeli nakliye uçağının kullanıldığı bilgisi paylaşıldı.

Bölgedeki stratejik manevralara da değinen Rızai, İran'ın artan askeri baskısı sonucunda CENTCOM komuta merkezinin ilk olarak Katar'dan Ürdün'e taşındığını belirtti.

İran ordusunun menzilini Ürdün'e genişletmesiyle birlikte karargahın apar topar İsrail'e devredildiğini ifade eden Tümgeneral, bu peş peşe geri çekilmelerin ABD'nin komuta ve lojistik ağını Hürmüz Boğazı'ndan tamamen söküp attığını ve Washington'ın operasyonel planının tümüyle iflas ettiğini savundu.

Tümgeneral Rızai, sürecin stratejik önemini şu sözlerle değerlendirdi: 

"Bu çatışma, henüz ana operasyon safhasına dahi geçilemeden hüsranla sonuçlanan ilk savaş olarak tarihe geçti." 

Rızai, 40 günlük savaşın aksine ABD'nin bu kez yalnızca hazırlık aşamasında kaldığını ve kara-hava taarruzuna dayalı devasa planının henüz uygulamaya konmadan çöktüğünü ileri sürdü.

Çatışmaların 17'nci gününden itibaren ABD'nin derin bir sessizliğe büründüğünü ifade eden Rızai, Washington rejiminin ne yeni bir taarruz başlatabildiğini ne de ateşkes çağrısında bulunabildiğini kaydetti.

Buna karşılık İran ordusunun, füze ve savunma kapasitesinin sahadaki gücünü kanıtlamak amacıyla iki gün daha süren kararlı bir saldırı dalgası yürüttüğü belirtildi.

İran'ın bu gövde gösterisi ülkenin caydırıcılık stratejisinde yeni bir dönüm noktası olarak değerlendirilirken; sahadaki tablonun, Trump rejiminin askeri başarısızlıklar siciline eklendiği yorumu yapıldı.

Tümgeneral Rızai, ABD'nin operasyonlarında İsrail'in devre dışı bırakılma nedenlerine ve sahadaki stratejik tabloya ilişkin yeni değerlendirmelerde bulundu.

İsrail'in harekatın dışında tutulmasını üç temel nedene bağlayan Rızai, ilk olarak İsrail ordusunun Gazze, Güney Lübnan ve Batı Şeria'daki yoğunluğu sebebiyle yeni bir cephe açmaya hazır olmadığını öne sürdü.

İkinci faktör olarak dönemin Trump'ın bu hamleyi iç kamuoyuna "tamamen bağımsız bir Amerikan kararı" şeklinde sunarak siyasi ranta çevirme hedefini gösteren Tümgeneral, son olarak Washington ile Tel Aviv arasında derinleşen siyasi görüş ayrılıklarının da bu stratejide belirleyici olduğunu ifade etti.

Sahada şu an itibarıyla resmi bir ateşkesin bulunmadığına dikkat çeken Rızai, İran'ın gerçekleştirdiği operasyonların nokta atışı ve stratejik hedeflere yönelik olduğunu vurguladı.

"40 Günlük Savaş" sürecinde temel amaçlarının düşmanın askeri ve personel kapasitesini yok etmek olduğunu hatırlatan Tümgeneral, Pentagon'un "650 asker öldü veya yaralandı" şeklindeki resmi açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını savundu.

Rızai, İran'ın saha istihbaratına göre yalnızca ölü sayısının 500 civarında olduğunu ve yaralı sayısına ilişkin tespit çalışmalarının sürdüğünü kaydetti.

Tümgeneral, 17 gün süren son harekatta İran'ın temel stratejisinin ABD'nin masadaki kara harekatı planını önceden felç etmek olduğunu belirtti.

Bu doğrultuda, Amerikan güçlerinin komuta, lojistik ve destek unsurlarının ağır şekilde vurulduğu ve düşman cephesinde insan kayıpları yaşandığı aktarıldı.

Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı'ndaki kırmızı çizgilerini net bir dille ifade eden Rızai, bölgede ikinci bir koridorun inşasına kesinlikle müsaade edilmeyeceği uyarısında bulundu.

Olası düşman unsurlarına en sert yanıtın verileceğini belirten Rızai, boğazdaki gemilerin İran güçlerince aktif olarak uyarıldığını ve büyük bölümünün bu ikazlara uyarak rotasını değiştirdiğini açıkladı.

Yalnızca ABD'nin baskısıyla rotasında ısrar eden gemilerin hedef alınarak vurulduğunu bildiren komutan, İran'ın tavizsiz bir vatan savunması yürüttüğünün altını çizdi.

ABD güçlerinin Erbil, Kuveyt ve Bahreyn'den çekilip yeniden konuşlanması ışığında olası bir Amerikan kara harekatı ihtimalini değerlendiren Tümgeneral Rızai, söz konusu planın şu aşamada tamamen rafa kaldırıldığını söylemenin mümkün olmadığını ifade etti.

Ancak ABD cephesinde büyük bir kriz yaşandığını öne süren Rızai şu açıklamalarda bulundu:

• Kara harekatı için şartların elverişsiz olduğunu gören Trump, CENTCOM'dan hava saldırılarını şiddetlendirmesini talep etti.

• CENTCOM komutanlığı ise ellerindeki azami kapasiteyi kullandıklarını ve sonuç alamadıklarını itiraf ederek bu talebi geri çevirdi.

• Bu durum, ABD askeri kanadının büyük bir stratejik hesap hatası içinde olduğunu ortaya koydu.

İran'ın ABD üslerine yönelik amansız misillemelerinin, Amerikan komuta merkezlerini önce Katar'dan Ürdün'e, ardından da mecburen İsrail'e kaçmak zorunda bıraktığını yineleyen Rızai, bu durumun ABD'nin lojistik ağını çatışma hattından çok uzağa ittiğini belirtti.

Trump'ın İran'a karşı kurguladığı "üçüncü savaşın" yarım kaldığını ve ABD'nin hanesine yeni bir hezimet olarak yazıldığını savunan Rızai, ABD'nin saldırıları tamamen durmasına rağmen İran'ın gövde gösterisi amacıyla taarruzlarına iki gün daha kararlılıkla devam ettiğini sözlerine ekledi.

Olası bir ABD kara harekatının hala masada olup olmadığına yönelik soruyu yanıtlayan komutan, bu ihtimalin tamamen ortadan kalktığını söylemenin mümkün olmadığını belirtti.

Ancak Trump'ın tasarladığı geniş çaplı planın artık zayıfladığını ve gerçeğe dönüşmeyeceğini ifade eden Rızai, ABD'nin bundan sonra yalnızca son derece sınırlı operasyonlara girişebileceğini savundu.

Washington rejiminin "dördüncü tur çatışmalar" için yeni planlar peşinde olduğunu ileri süren Rızai, ABD'nin ilk hedefinin doğrudan İran içinde kaos ve kargaşa çıkarmak, ikinci stratejisinin ise bölge ülkelerini bu ateşe çekmek olduğunu aktardı.

İran'a yönelik provokasyonlara sahadan iki somut örnek veren Rızai, Ukrayna'nın bir İran gemisine gerçekleştirdiği saldırıya dikkat çekti.

Bu hamlenin, aslında Ukrayna'nın kendi cephesindeki eylemlere verilmiş dolaylı bir yanıt olduğunu ifade eden Rızai, Kiev rejiminin daha sonra Tahran ile yaptığı görüşmede olayı bir "hata" olarak nitelendirdiğini aktardı.

Rızai, gerekçesi ne olursa olsun bu eylemin bedelinin tazmin edilmesi gerektiğini vurguladı.

İkinci örnek olarak Irak'ın bombalanması sürecinde Suudi Arabistan'ın da bu saldırılara dahil edilmek istendiğini belirten komutan, Riyad rejiminin derhal Tahran ile doğrudan temasa geçerek saldırılarla hiçbir ilgilerinin olmadığını beyan ettiğini bildirdi.

Rızai, İran'ın bu meselenin arka planını titizlikle araştırmayı sürdürdüğünü kaydetti.

Batı Asya'daki mevcut hassas duruma dikkat çeken Tümgeneral, Amerika'nın söz konusu manevralarının Üçüncü Dünya Savaşı'nın fitilini ateşleyebileceği uyarısında bulundu.

Bölgenin bugünkü tablosunu İkinci Dünya Savaşı arifesindeki Avrupa'dan çok daha patlamaya hazır olarak nitelendiren Rızai; Hürmüz Boğazı ve Fars Körfezi'nin, ABD'nin bölgeye tahakküm etme ihtirasları nedeniyle krizin küresel güçleri de içine çekebileceği kritik bir fay hattına dönüştüğünü savundu.

ABD'nin açıkça savaş kışkırtıcılığı yaptığını belirten Tümgeneral Rızai, Trump'ın savaş denklemlerine NATO'yu aktif olarak dahil etmeyi planladığını öne sürdü.

İngiltere'nin de yeni başbakanın göreve gelmesiyle birlikte olaylara müdahil olma hevesini açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Rızai, tüm bu çabaların 40 ve 17 günlük savaşlarda yaşanan hayal kırıklığının, stratejik kafa karışıklığının ve peş peşe gelen yenilgilerin bir yansıması olduğunu ileri sürdü.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun son ziyaretinde gerilimi tırmandırmak ve Trump'ı kendi oyununa çekmek için ABD'yi kışkırtmaya çalıştığını söyleyen komutan, Netanyahu'nun bu kez pek başarılı olamadığını ifade etti.

ABD'nin attığı adımların "ara seçimlere kadar savaş ve enerji piyasalarını manipüle etme" senaryosunun bir parçası olup olmadığı yönündeki bir soruyu da yanıtlayan Rızai, dayatılan bu üçüncü savaş sürecinde Washington'ın devasa hatalar yaptığını belirtti.

Üst üste gelen fiyaskoların ardından ABD'nin senaryolarını revize etmeye çalışmasının doğal olduğunu söyleyen Rızai, yeni senaryoların başarılı olacağının ise hiçbir garantisi olmadığını ifade etti.

Amerikan komuta kademesinin önceki savaşlara kıyasla şu an ne kadar zayıf, eylemlerinin ise ne denli amatörce ve teknikten yoksun olduğunun sahada açıkça görüldüğünü öne süren Tümgeneral, ABD savunma bakanlarının bu alanda hiçbir uzmanlığının bulunmadığını ifade etti.

ABD ordusunun elindeki onca ileri teknolojiye ve devasa teçhizata rağmen komuta zafiyeti nedeniyle kelimenin tam anlamıyla çuvalladığını savunan Rızai, Amerikan yönetiminin son derece inatçı bir tutum sergilediğini ancak bu dönemin gelecekte ABD tarihine utanç verici karanlık bir sayfa olarak geçeceğini vurguladı.

İran'a yöneltilen "savaş kışkırtıcısı" iddialarına sert tepki gösteren Tümgeneral Muhsin Rızai, asıl savaş kışkırtıcısının açık bir şekilde ABD olduğunu savundu.

Küresel çapta tarafsız bir anket yapılması halinde tüm dünyanın ABD'yi doğrudan savaş kışkırtıcısı olarak tescilleyeceğini ifade eden Rızai, İran'ın tarih boyunca savaşı önlemek amacıyla çaba gösteren bir aktör konumunda bulunduğunun altını çizdi.

Washington rejiminin sözüne güvenilmez ve sadakatsiz yapısını bilmelerine rağmen sırf çatışmaları önlemek amacıyla müzakere masasında kaldıklarını ifade eden Tümgeneral, ABD'nin büyük bir hesap hatası yaptığını belirtti.

Rızai, İran'ın sergilediği siyasi ahlakın ve müzakereci yaklaşımın karşı tarafça bir "zayıflık" belirtisi olarak algılandığını kaydetti.

ABD'nin müzakere masasına tam üç kez ihanet ettiğini savunan Rızai, mevcut savaş durumunun bizzat Washington tarafından İran'a dayatıldığını öne sürdü.

İran'a ve milletine saldıran, ülke liderlerini ve vatandaşlarını şehit eden asıl aktörün ABD'nin bizzat kendisi olduğunu vurgulayan yetkili, "Biz onların ülkesine saldırıp milletini mi katlettik?" sorusunu yönelterek İran'ın saldırgan bir tutum içinde olmadığını savundu.

Savaşı bölgeye yaymak gibi bir niyetlerinin kesinlikle bulunmadığını aktaran Rızai, başka ülkelerde çatışma yaşanmasını da tasvip etmediklerini ifade etti.

Bölgesel çatışmaların yeni bir dünya savaşının kapılarını aralama riski taşıdığına dikkat çeken Tümgeneral, diplomasinin doğru ve elzem bir araç olarak işletilmesi gerektiğinin altını çizdi.

İslam Devrimi Lideri'in açıklamalarına atıfta bulunan Rızai, müzakere masasına dönülmesi için öncelikle ABD'nin saldırgan tavırlarına son vermesini şart koştu.

Washington'ın verdiği taahhütleri yerine getirmek zorunda olduğunu belirten Rızai, Amerikan tutumunda yaşanacak böylesi somut bir değişimin ancak diplomasideki ciddiyetlerinin bir göstergesi olarak kabul edilebileceğini sözlerine ekledi.

Tümgeneral, İran'ın bölgede sorumlu bir aktör olarak küresel ekonomik güvenliği temin ettiğini hatırlatarak, boğaza güvensizlik tohumları eken asıl failin ABD olduğunu açıkladı.

Geçmişte sağlanan uzlaşıyı ve ABD Kongresi'nin savaşın sona ermesi yönündeki oylamasını hatırlatan Rızai, anlaşmaların fiilen ihlal edildiğine dikkat çekti.

Rızai, sürekli tekrar eden "savaş-müzakere-ateşkes" döngüsünün kırılarak, savaş tehdidinin bölge üzerinden tamamen kaldırılması gerektiği çağrısında bulundu.

ABD'nin durduk yere gerilimi tırmandırıcı adımlar atmasının asıl sorgulanması gereken konu olduğunu vurgulayan yetkili; bu bağlamda tutum değişikliğine giderek ilk olumlu adımı atması gereken tarafın bizzat Washington rejimi olduğunu kaydetti.

ABD'nin eski abluka ve dayatma politikalarına devam etmesi halinde buna kesinlikle müsamaha göstermeyecekleri uyarısında bulunan Rızai, Tahran yönetiminin bu senaryolara karşı karşı tedbirlerini çoktan aldığını belirtti.

Tümgeneral, abluka ısrarının ABD'nin kendi gemilerini ve deniz araçlarını doğrudan tehlikeye atması anlamına geleceği tehdidinde bulundu.

Önceki röportajlarına atıfta bulunarak ekonomik mücadelenin önemine de değinen Rızai, adeta bir ön cepheye dönüşen sokaklara sahip çıkmaları için halka yaptıkları çağrının mukaddes bir görev olduğunu hatırlattı.

Rızai, bu ön cephenin temel direği olan halkın ekonomik anlamda da mutlaka kalkındırılması ve desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Mevcut siyasi ve askeri sorumlulukların ekonomik sektörü de kapsamasının bir zorunluluk olduğuna işaret eden Tümgeneral, savunma sanayii başta olmak üzere her alandaki atılımın anahtarının ekonomik büyümeden geçtiğini belirtti.

Öte yandan, söz konusu ekonomik seferberliğin yalnızca dış yaptırımların kaldırılması veya ülkeye sıcak para girişiyle başarılamayacağının altını çizdi.

Ekonomik kalkınma için içerideki bürokratik engellerin ve kısıtlayıcı yasaların acilen ortadan kaldırılması gerektiğini savunan Rızai, devletin ekonomideki tekelci yapısının da kademeli olarak sonlandırılmasını şart koştu.

İran halkının savaş meydanlarındaki fedakarlığını ekonomik cepheye de taşıması gerektiğini belirten Rızai, vatandaşların üretim süreçlerine doğrudan dahil olmaları çağrısında bulundu.

Ülke çapında hayata geçirilecek stratejik tasarruflarla yılda 100 milyar dolarlık bir kaynak yaratılabileceğini öne süren Muhsin Rızai, bu hamlenin ancak halkın doğrudan katılımıyla mümkün olabileceğini ve elde edilecek gelirin zenginlik üretebilmeleri için yeniden halka aktarılması gerektiğini kaydetti.

İran gençliğinin muazzam bir yeteneğe ve parlak bir zekaya sahip olduğuna dikkat çeken yetkili, hem toplumun hem de yöneticilerin salt siyasi söylemlerden uzaklaşarak ivedilikle 'ekonomik kalkınma' kültürünü benimsemeleri gerektiğini ifade etti.

İran halkının omuzlarındaki temel hedefin; inanç ve paylaşım ruhunu yaşatan bir 'Mehdevi' toplum inşa etmek olduğunu aktaran Rızai, zekat verebilecek düzeyde refah üreten, zengin bir toplumsal yapıya ulaşmanın önemine değindi.

Açıklamalarını kapsamlı bir birlik çağrısıyla sonlandıran Tümgeneral Rızai, kendisini 'küçük bir asker' olarak nitelendirerek; suikasta uğrayan liderlerinin onur, bilgelik ve faydacılık doktrini rehberliğinde tüm halkı, siyasi grupları ve ülke sevdalılarını mevcut kritik süreçte tek yürek olmaya ve dayanışma içinde dik durmaya davet etti.



Makaleler

Güncel