Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditlerinden tekrar tekrar geri adım atması, ABD’nin savaş politikasını alay konusu haline getiriyor.
YDH- The Guardian yazarı Robert Tait, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran savaşı boyunca tekrarladığı tehditlerden geri adım atmasının, Washington’un savaşta “stratejik bir çıkmaza” sürüklendiğini gösterdiğini yazdı.
Tait’e göre Trump’ın “yakında anlaşma sağlanacağı” yönündeki açıklamaları ile İran’a yönelik ağır saldırı tehditleri arasındaki zikzaklı tutum, giderek alay konusu olmaya başladı.
Tait, Trump’ın İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana aynı yönteme en az yedi kez başvurduğunu belirtti.
Son olarak Trump’ın, “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük saldırı” olacağını söylediği kapsamlı bir saldırıyı, müttefiklerinin çağrısı ve “bir anlaşma olduğunu düşündüğü” gerekçesiyle iptal ettiğini açıkladığını aktardı.
Trump’ın tehditleri alay konusu oluyor
Trump’ın savaş boyunca İran’ın anlaşma yapmak istediğini ve ABD’nin savaşı “neredeyse” kazandığını defalarca söylediğini belirten Tait, bu açıklamaların İran’ın ABD ve müttefiklerinin bölgedeki hedeflerine zarar verme kapasitesini korumasıyla çeliştiğini ifade etti.
Tait, CNN’in mart ayından bu yana Trump’ın İran yönetiminin “anlaşma yapmak istediğini” söylediği 14 ayrı görüntüyü bir araya getirdiğini aktardı. İngiliz gazeteci Andrew Neil’in ise Trump’ın savaşta sekiz kez barış getirdiğini söyleyerek ABD başkanıyla alay ettiğini belirtti.
Neil, Trump’ın Nobel Barış Ödülü’nü istediğine dikkat çekerek, “Son beş ayda İran savaşına sekiz kez barış getirdi. Nobel Barış Ödülü’nü hak etmek için daha ne yapması gerekiyor?” ifadelerini kullandı.
Trump’ın savaşla ilgili sürekli değişen söylemleri, bir “strateji eksikliğine ve İran’ın siyasi yapısının yeterince anlaşılmadığına” işaret ediyor.
Missouri Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde siyaset bilimci olan Mehrzad Burucerdi, Trump’ın “İran liderliğinin psikolojisini ve siyasi geçmişini anlamamasının etkisiz ve karşı sonuçlar doğuran tehditlere yol açtığını” söyledi.
Burucerdi, 1979 Devrimi gibi kitlesel devrimlerle ortaya çıkan sistemlerin diğer yönetimlere kıyasla devrilmesinin çok daha zor olduğunu belirterek, “Bunlar diz çökecek insanlar değil” dedi.
Washington İran’ın direncini neden anlayamadı?
İran siyasi elitleri üzerine yirmi yılı aşkın süredir çalışan Burucerdi, yaklaşık 2.700 İranlı elitin yer aldığı bir veri tabanı oluşturduğunu ve ülkenin siyasi liderliği üzerine 900 sayfalık bir çalışma hazırladığını aktardı.
Burucerdi’ye göre, İran yönetiminin dayanıklılığını anlamak için bu kişilerin geçmişlerine ve sistemle kurdukları bağlara bakmak gerekiyor. Devrim sonrasında yükselen birçok yöneticinin mütevazı ailelerden geldiğini belirten Burucerdi, bu kişilerin kariyerlerini ve sahip oldukları konumu devrime borçlu olduklarını, dolayısıyla sistemi savunmalarının kendi açılarından anlaşılabilir olduğunu söyledi.
Burucerdi, Washington’daki siyasi sınıfın İran yönetiminin psikolojisini ve geçmişini anlamak için gerekli çalışmaya yeterince ilgi göstermediğini vurguladı.
Tait, Trump’ın İran yönetiminin “meydan okuyan” tutumu karşısında giderek daha fazla öfkelendiğini belirtti. Haziran ayında varılan ateşkesin, tarafların Trump’ın Versailles Sarayı’nda imzaladığı mutabakatın farklı yorumlanması nedeniyle çökmesinin ardından Trump’ın İranlı liderleri “pislik” olarak nitelendirdiğini hatırlattı.
Uluslararası Kriz Grubu’nun Ortadoğu ve Kuzey Afrika programından sorumlu yardımcısı Ali Vaiz ise Trump’ın yaklaşımını stratejik açıdan açıklamanın “imkânsız” olduğunu söyledi. Vaiz, mevcut ABD yönetiminde net bir politika sürecinin bulunmadığını belirtti.
Vaiz ayrıca, haziran ayındaki ateşkesin çökmesinin ardından İran’ın Hürmüz Boğazı konusunda müzakere pozisyonunu güçlendirdiğini ve ABD’de askeri seçeneklere ilişkin tartışmaları derinleştirdiğini söyledi .
Tait, ABD’nin İran’a karşı yeni bir askeri saldırı başlatma kapasitesinin de sınırlı olabileceğine dikkat çekti. Bunun nedenleri arasında ABD’nin füze ve önleme mühimmatı stoklarının azalmasına ilişkin endişelerin bulunduğunu aktardı.
Vaiz’e göre Trump’ın yaklaşımı, “önünde iyi askeri seçenekler bulunmamasından kaynaklanan hayal kırıklığına” dayanıyor.
Trump’ın İran’la yaptığı bir anlaşmanın Cumhuriyetçiler arasında dahi siyasi tepki çekmesi halinde öfkelendiğini belirten Vaiz, ABD başkanının daha iyi şartlar elde etmek amacıyla İran’ı bombalamaya yöneldiğini, ancak daha kötü bir pozisyonla karşılaştığında yeniden müzakere masasına döndüğünü belirtti.
Vaiz, savaşın “yanlış varsayımlar” üzerine başlatıldığını vurgulayarak, “Savaşın yarısı düşmanınızı anlamaktır ve açıkça görülüyor ki Başkan Trump ve yönetimi, düşmanı anlamadı” değerlendirmesinde bulundu.