İran Mekke Anlaşması’nı tehditten çok yeni denklem olarak görüyor

img
İran Mekke Anlaşması’nı tehditten çok yeni denklem olarak görüyor YDH

Tahran, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki Mekke Anlaşması’nı doğrudan bir tehditten ziyade bölgesel güvenlik mimarisindeki dönüşümün işareti olarak değerlendiriyor.




YDH- Muhammed Hacavi, el-Ahbar’da yayımlanan analizinde Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan “Mekke Anlaşması”nın bölgesel güvenlik dengelerine olası etkilerini ve İran’ın anlaşmaya yönelik yaklaşımını ele alıyor.

Hacavi’ye göre, ilk bakışta dikkat çekici bir güvenlik hamlesi olarak görülen anlaşma, taraflardan herhangi birine yönelik saldırının üç ülkenin tamamına yönelik saldırı kabul edilmesini öngörüyor. Bu durum, başta İran olmak üzere bölgedeki diğer aktörlerin anlaşmanın uzun vadeli sonuçlarını sorgulamasına yol açıyor.

Ancak Tahran’ın anlaşmaya yaklaşımı tek yönlü değil. İran’daki siyasi, diplomatik ve güvenlik çevrelerinden gelen değerlendirmeler, Mekke Anlaşması’nın hem bölge ülkelerinin ABD’ye stratejik bağımlılığı azaltma arayışının bir göstergesi olarak görüldüğünü hem de İran’ın çevresinde yeni bir güvenlik düzenlemesi oluşturulması ihtimali nedeniyle yakından izlendiğini gösteriyor.

Hacavi’nin aktardığı İran değerlendirmelerinde öne çıkan bir diğer başlık ise anlaşmanın uygulanabilirliği. Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın güvenlik öncelikleri ile stratejik çıkarlarının birbirinden önemli ölçüde farklı olması, siyasi düzeyde ilan edilen ortak savunma ilkesinin kriz anında gerçek bir askeri ittifaka dönüşüp dönüşemeyeceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Tahran’dan temkinli diplomasi, Meclis’ten sert mesajlar

İran’ın Mekke Anlaşması’na yaklaşımında diplomatik söylem ile parlamento ve güvenlik çevrelerinin açıklamaları arasında belirgin bir ton farkı görülüyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, anlaşmayı doğrudan İran karşıtı bir girişim olarak nitelendirmekten kaçındı. Bekai, bölge ülkelerinin dış aktörlere ihtiyaç duymadan kendi güvenliklerini sağlamaya yönelik işbirliğini desteklediklerini belirtti.

Buna karşılık İran Meclisi’ndeki güvenlikçi çevrelerden daha sert açıklamalar geldi. Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi İbrahim Rızai, Türkiye ve Pakistan’la imzalanan bir anlaşmanın tek başına güvenlik şemsiyesi oluşturamayacağını vurguladı. Rızai, Suudi Arabistan’ın geçmişte Washington’a duyduğu güvenin Yemen’den fırlatılan füzelere karşı caydırıcılık sağlamadığını hatırlattı.

Komisyon Başkanı İbrahim Azizi ise anlaşmayı “düşünülmemiş bir adım” olarak nitelendirerek bunun bölgedeki güvensizlik ortamını daha da artırabileceğini söyledi.

Hacavi’ye göre bu farklı tonlar, İran’ın bölgesel politikasındaki çift yönlü yaklaşımı ortaya koyuyor: Tahran bir yandan bölge ülkeleriyle iletişim kanallarını açık tutarken, diğer yandan kendisini hedef alan herhangi bir güvenlik düzenlemesinin ciddi sonuçları olacağı mesajını veriyor.

İran’ın dikkatini Suudi Arabistan çekiyor

İran açısından anlaşmanın en önemli boyutlarından biri, Suudi Arabistan’ın güvenlik politikasında yaşanan değişim.

Riyad’ın uzun yıllar boyunca büyük ölçüde ABD’nin güvenlik şemsiyesine dayanmasının ardından bölgedeki son gelişmeler, Washington’ın Körfez ülkelerine yönelik güvenlik taahhütlerinin sorgulanmasına neden oldu.

Hacavi’nin aktardığı İran değerlendirmelerine göre, Suudi Arabistan artık yalnızca ABD’ye dayalı bir güvenlik modelinin yeterli olmadığı kanaatine varmış durumda. Mekke Anlaşması da bu nedenle Riyad’ın alternatif ve tamamlayıcı güvenlik mekanizmaları oluşturma arayışının bir parçası olarak görülüyor.

İran’ın hükümete yakın medyasında da bu boyut öne çıkarılıyor. İSNA, Mekke Anlaşması’nı Körfez ülkelerinin Washington’a mutlak bağımlılıktan kademeli olarak uzaklaşmasının en açık göstergelerinden biri olarak değerlendirdi.

Dolayısıyla Tahran açısından anlaşma yalnızca İran’a karşı oluşturulmuş bir ittifak değil; bölgesel güvenlik mimarisindeki dönüşümün bir parçası olarak okunuyor.

“Renkli bir serap”

Bununla birlikte İran’daki güvenlik çevreleri anlaşmanın dayanıklılığı konusunda oldukça şüpheci.

Devrim Muhafızları’na yakın Meşrik haber sitesi, Mekke Anlaşması’nı “renkli bir serap” olarak nitelendirdi. Bu değerlendirmeye göre anlaşma siyasi düzeyde güçlü ve kapsamlı görünse de tarafların çıkarları arasındaki farklılıklar ve somut uygulama mekanizmalarının belirsizliği, ortak savunma taahhüdünün gerçek bir askeri ittifaka dönüşmesini zorlaştırıyor.

İran’daki değerlendirmelerde üç ülkenin anlaşmaya katılma motivasyonlarının da birbirinden farklı olduğu vurgulanıyor.

Suudi Arabistan’ın önceliği, çevresindeki tehditlere karşı caydırıcılığını güçlendirmek, enerji tesislerini korumak ve deniz ulaşım hatlarının güvenliğini sağlamak olarak değerlendiriliyor.

Pakistan açısından ise anlaşmanın Hindistan ve İsrail gibi aktörlere karşı caydırıcılığı artırabilecek bir çerçeve sunduğu, ancak bunun doğrudan İran’la karşı karşıya gelme amacı taşımadığı belirtiliyor.

Bu nedenle Tahran’a göre üç ülkenin siyasi düzeyde aynı safta görünmesi, kriz anında aynı askeri önceliklerle hareket edecekleri anlamına gelmiyor.

Türkiye, İran açısından farklı bir yerde

Mekke Anlaşması’nın İran açısından en karmaşık boyutlarından biri ise Türkiye’nin rolü.

Tahran, Ankara’yı Suriye ve diğer bölgesel dosyalarda kendisiyle rekabet eden önemli bir jeopolitik aktör olarak görüyor. Ancak iki ülke arasında güvenlik ve bölgesel krizler başta olmak üzere işbirliğini zorunlu kılan alanlar da bulunuyor.

İran medyasının özellikle dikkat çektiği noktalardan biri, Türkiye’nin anlaşmanın İran’ı hedef almadığını açıkça vurgulaması oldu.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran’ın Mekke Anlaşması’nın hedefi olmadığını ve ittifakın “savunma niteliğinde” olduğunu belirtmesi, İran’daki yorumlarda öne çıkarıldı.

Tahran açısından Ankara’nın İran’ın hedef olmadığını özellikle açıklama ihtiyacı duyması, anlaşmanın ilk aşamada İran karşıtı bir güvenlik düzenlemesi olarak algılandığını gösteren önemli bir işaret olarak değerlendiriliyor.

İran için doğrudan tehditten çok, yeni denklem

Hacavi’nin analizine göre İran, Mekke Anlaşması’nı ciddiye alıyor ancak anlaşmanın boyutlarını abartmaktan da kaçınıyor.

Tahran bir yandan bölge ülkelerinin ABD’ye bağımlılığı azaltarak kendi güvenlik mekanizmalarını geliştirmesini olumlu bir gelişme olarak görüyor. Diğer yandan İran’ın çevresinde kurulabilecek yeni güvenlik düzenlemelerini ve bunun gelecekte İran karşıtı bir yapıya dönüşme ihtimalini yakından izliyor.

Bu nedenle İran açısından Mekke Anlaşması şu aşamada varoluşsal bir tehditten ziyade bölgesel güvenlik mimarisindeki dönüşümün yeni bir işareti olarak değerlendiriliyor.

Asıl soru ise anlaşmanın metninde değil, bir kriz anında ortaya çıkacak tabloda yatıyor: Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan siyasi düzeydeki ortaklığı gerçek bir askeri dayanışmaya dönüştürebilecek mi, yoksa stratejik çıkar farklılıkları ilk ciddi sınamada ittifakın sınırlarını mı ortaya çıkaracak?



Makaleler

Güncel