❝İranlı siber aktörler aktiftir; ancak çeşitli çevresel ve doktrinel faktörler tarafından şekillendirilmekte ve büyük olasılıkla hâlen sınırlandırılmaktadır.❞
Nikita Shah
✱✱✱
26 Temmuz’dan bu yana geçen bir haftalık süre zarfında, eş zamanlı siber saldırılar ABD’nin en az altı eyaletindeki su tesislerini olumsuz etkiledi.
Su sektörüne yönelik riskin kapsamını ve ciddiyetini gözler önüne seren bu saldırılar, ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansının (CISA) henüz birkaç gün önce yayımladığı uyarı bildirisini güncellemesini gerekli kıldı.
Söz konusu güncellemede operatörlere, operasyonel veya kamuya açık teknolojilerin internet bağlantısını en kısa sürede kesmeleri yönünde ikazda bulunuldu.
Bu saldırıların arkasındaki failler henüz resmi olarak ilişkilendirilmemiş olsa da emareler olası sorumlu olarak İranlı siber aktörlere işaret ediyor.
Bu durum, İran’ın Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile olan çatışmasında siber kabiliyetlerini bugüne kadar nasıl kullandığını ve bu durumun bir tırmanma teşkil edip etmediğini değerlendirmek için elverişli bir zemin sunuyor.
Bu analiz, yazarın ilk değerlendirmesini yeniden ele alarak İran’ın siber operasyon ve kabiliyet kullanımının Şubat 2026’da çatışmanın patlak vermesinden bu yana nasıl bir evrim geçirdiğine dair güncellenmiş bir inceleme sağlamaktadır. Şu ana kadar orijinal varsayımlar geçerliliğini korumuştur: İranlı siber aktörler aktiftir; ancak çeşitli çevresel ve doktrinel faktörler tarafından şekillendirilmekte ve büyük olasılıkla hâlen sınırlandırılmaktadır.
Bununla birlikte, son 4–6 ay içinde İran’ın siber operasyonlarında gözle görülür bir artış yaşandı.
İran’ın siber aygıtı, ABD, İsrail ve bölgesel rakiplerine karşı yürüttüğü savaş çabalarını doğrudan destekleyecek ve bu çabalarla uyum sağlayacak şekilde kararlı bir biçimde yeniden yapılanmış olup operasyonel ortamı kendi çıkarlarına uygun biçimde şekillendirmek amacıyla siber operasyonları kullanmaktadır.
İran’ın siber kabiliyet kullanımındaki temel stratejik eğilimler
Çatışmanın patlak vermesinden bu yana İran, küresel ve bölgesel hasımlarını akamete uğratmak amacıyla asimetrik araçları merkeze alan daha kapsamlı bir askeri strateji değişimine gitti.
Bu strateji; ABD ve İsrail konvansiyonel kuvvetlerinin zayıf noktalarından yararlanmayı, küresel enerji piyasalarına ve bölgesel rakiplere maliyet yüklemek amacıyla Hürmüz Boğazı’na erişimi kesmeyi ve çatışmaya ilişkin küresel anlatıları şekillendirmeye yönelik planlı bir bilgi savaşı kampanyasını içeriyor.
Bu yöntemlerin tümünde, özellikle de İran’ın bilgi savaşı faaliyetlerinde, siber kapasite önemli bir araç olarak öne çıkıyor. İran bu kapasiteyi rakiplerini yıpratmak ve dünya genelinde etkisini artırmak için kullanıyor.
Bu durum, Mart 2026’dan bu yana İran’ın siber operasyonlarındaki belirgin artışa da yansıdı.
Söz konusu ivmelenme; (1) siber casusluk, (2) teknik erişim sağlama, (3) aksatıcı siber operasyonlar, (4) siber destekli bilgi operasyonları, (5) casus yazılım konuşlandırma ve (6) çatışma temalı siber suçlar da dahil olmak üzere geniş bir faaliyet yelpazesini kapsıyor.
Artış gösteren bu faaliyetlerden üç temel stratejik eğilim öne çıkıyor:
1- İran’ın siber aygıtı doğrudan savaş çabalarını destekleyecek şekilde eksen değiştirmiştir
Çatışmanın ilk dönemlerinde İran’ın siber faaliyetleri daha çok “fırsatçı saldırılar” olarak görülüyordu. İranlı operatörler, daha önce ele geçirdikleri erişimleri kullanarak siber güvenliği zayıf hedeflere hızlı ve basit saldırılar düzenliyor, ayrıca web sitelerini değiştirme veya çalınan verileri kullanarak yapılan saldırılar gibi etkisi sınırlı haktivist eylemlere başvuruyordu.
Bu faaliyetlere belirli düzeyde siber casusluk ve siber destekli bilgi operasyonları da eşlik etmekteydi.
Söz konusu faaliyetler o tarihten bu yana, İran’ın savaş dönemi hedefleriyle daha net ve doğrudan bir stratejik uyum içinde çalışan, yeniden kalibre edilmiş bir siber aygıtı yansıtan daha planlı bir yaklaşıma dönüştü.
Bu durum, en belirgin şekilde İran’ın savaş çabalarını desteklemeye yönelik siber casusluk operasyonlarına öncelik verilmesinde kendini gösteriyor.
Temmuz 2026’da İran’ın, Ortadoğu’da konuşlu ABD birliklerinin konumunu tespit etmek amacıyla SS7 protokolünü (telekomünikasyon ağları üzerinden veri yönlendirmeye yarayan teknik bir protokol) hacklediği ve bu bilginin askerlerin yaralanmasıyla sonuçlanan kinetik saldırılara doğrudan veri sağladığı ortaya çıkarıldı.
İran ayrıca, özellikle çatışmayı sona erdirmeye yönelik ABD ile yürütülen diplomatik müzakerelere ilişkin stratejik karar alma süreçlerini anlamak amacıyla, kritik öneme sahip üst düzey ABD’li ve İsrailli yetkilileri de hedef aldı.
İran, hem insansız hava araçları veya füzeler aracılığıyla gerçekleştirilen kinetik hedeflemelere veri sağlamak hem de saldırı sonrası hasarı değerlendirmek amacıyla çeşitli ülkelerdeki güvenlik kameralarını hackledi.
Raporlar ayrıca İran'ın havacılık ve uzay, savunma üretimi, telekomünikasyon ile uzay ve uydu sektörlerine yönelik siber casusluk faaliyetlerini genişlettiğine işaret etmektedir; bu sektörlerin tamamı, çatışma açısından kritik önem taşıyan savunma sanayii tabanıyla doğrudan ilişkilidir.
2- İran, operasyonel ortamı proaktif olarak şekillendirmek amacıyla taarruzi siber kabiliyetlerini kullanmaktadır
Çatışmanın ilk aşamalarında ABD ve İsrail'in İran altyapısını çökertmek amacıyla taarruz odaklı siber yeteneklerini kullandığına dair raporlar mevcut.
Benzer şekilde İran da operasyonel sahayı kendi lehine çevirmek için siber gücünden aktif olarak yararlanıyor.
İran, asıl muharebenin bilgi cephesinde yaşandığına inandığı için, siber aktörleri aracılığıyla bu hedefler doğrultusunda düzenlediği saldırıları giderek tırmandırıyor.
Doktriner bir bakış açısıyla hareket eden Tahran yönetimi; gücünü sınırlarının çok ötesine taşıyıp stratejik derinlik kazanmak için bilgi savaşını kilit bir araç olarak görüyor.
İran’ın siber destekli bilgi operasyonlarını iki ana eksende incelemek mümkün: Hedeflerin kapsamı ve ulaştığı derinlik.
Kapsam bağlamında baktığımızda, İranlı siber aktörler ABD genelinde hayatı aksatan çeşitli operasyonlar yürütüyor.
Nisan ayında Indiana'daki St. Joseph County yerel yönetim sistemlerinin hedef alınması, mayısta benzin istasyonlarındaki depo okuyucularına sızılması, haziranda Kaliforniya'daki su tesislerinin hacklenmesi ve muhtemelen ABD su altyapısına yönelik son saldırılar bu durumun en net örnekleri.
Eş zamanlı olarak, İran yanlısı hacktivist gruplar da Orta Doğu çapındaki kurumlara durmaksızın saldırıyor.
İşin derinlik boyutunda ise İranlı siber aktörler ve hacktivistler, özellikle "hackle ve sızdır" (hack-and-leak) yöntemine başvuruyor.
Bu yöntemle; aralarında eski Başbakan Naftali Bennett ve eski İsrail Genelkurmay Başkanı Herzl Halevi'nin de bulunduğu eski ve yeni ABD'li ile İsrailli yetkililere ısrarla siber saldırılar düzenliyorlar.
Ayrıca bu grupların, Körfez'de konuşlu ABD Deniz Piyadeleri ile İsrail askeri ve istihbarat personelinin kişisel verilerini de internete sızdırdığı iddia ediliyor.
Sahada hacktivistlerin boy göstermesi başlı başına kritik bir detay; çünkü bu durum, İran siber ekosisteminin bir diğer sacayağının, savaş çabalarıyla tam bir uyum içinde seferber edildiğini kanıtlıyor.
Bu eylemler ilk bakışta yalnızca sistemi aksatan siber operasyonlar gibi dursa da, meseleye bilgi savaşı merceğinden bakmak son derece hayati.
Birinci nokta şu: Bu saldırılar, doğrudan İsrail yönetici elitine ve ABD ordusuna sızma kapasitesi sergiliyor. Böylece hedeflenen aktörlerin yetkinlik ve güvenlik konusundaki itibarları sarsılıyor; bu da İran’ın farklı küresel kitlelere yönelik güç gösterisi hedefine doğrudan hizmet ediyor.
İkincisi; İran, sıradan vatandaşların ve işletmelerin günlük hayatında hissettiği sürekli bir sürtüşme ve gerilim dalgası yaratarak korku, bölünme ve kaos atmosferi besliyor.
Başka bir deyişle, bu siber saldırıların ikincil ve bilgi odaklı etkisi kilit bir rol oynuyor. Zira bu etki, İran’ın rakiplerine uzaktan ağır bedeller ödetmesine imkân tanıyor.
Özellikle küresel ve dijital kitlelerin çatışmaya verdiği desteğin kırıldığı durumlarda, bu hamleler İran lehine çok daha elverişli bir bilgi ortamı inşa ediyor.
Yapay zekâ (YZ) ise İran’ın bu ortamı dizayn etmesinde hayati bir kolaylaştırıcı güç hâline geldi.
Güncel tehdit istihbaratı raporları, İran'ın siber ve bilgi operasyonlarının baştan sona tüm aşamalarında yapay zekâyı devreye soktuğunu açıkça ortaya koyuyor.
Bu bağlamda yapay zekâdan pek çok süreçte yararlanılıyor: İlk hedef keşfinden kod yazımına, kötü amaçlı yazılım geliştirmeden sosyal mühendislik operasyonlarına ve içerik manipülasyonuna kadar geniş bir yelpaze söz konusu.
Örneğin, İslam Devrim Muhafızları Ordusu ile bağlantılı aktörlerin 2024'te ABD su tesislerine yönelik saldırılarda hedef alınan teknolojik bileşenleri çözmek için ChatGPT'yi kullanması bu durumun en somut göstergesi.
Sonuç olarak yapay zekâ kullanımı, İran'ın çatışmalardaki "stratejik mantığını" değiştirmekten ziyade siber gücünün hızını, ölçeğini, erişimini ve etkisini artırıyor. Böylece İran'ın bu alandaki "modus operandi"sini (hareket tarzını) temelden güçlendirmeye hizmet ediyor.
3- İran hâlen görece sınırlandırılmış bir biçimde hareket etmektedir
ABD su tesislerini hedef alan siber saldırıların ulaştığı boyut, kesinlikle endişe verici. Henüz doğrulanmamış olsa da bu saldırıların arkasında gerçekten İran'ın parmağı varsa, söz konusu eylemler çatışmayı tırmandırma potansiyeli taşıyor; zira ABD topraklarındaki kritik sistemlerin devre dışı bırakılması, doğrudan Amerikan kamu güvenliğini tehdit eden somut bir hamledir.
Öte yandan, bu eylemleri İran'ın rakiplerine karşı yürüttüğü faaliyetlerin çok daha uzun vadeli bir seyri içinde değerlendirmek büyük önem taşıyor.
Çünkü İran, hem barış dönemlerinde hem de mevcut çatışma ortamında, başta su tesisleri olmak üzere (ki bu durum en az 2013'e dayanıyor) ABD'nin kritik altyapılarına yönelik sekteye uğratıcı operasyonlar düzenleme siciline sahip.
Daha önce de detaylandırıldığı gibi bu olay, mevcut çatışma süreci boyunca İran'ın ABD altyapısını hedef aldığı ilk vaka değil.
Nitekim bu kriz kapsamında bugüne dek yürütülen siber operasyonların bütününe bakıldığında, İran'ın esasında 2025'te İsrail ile yaşadığı 12 günlük çatışmada kullandığı yol haritasının bir kopyasını devreye soktuğu açıkça görülüyor: Hedef kitleleri (savunma sanayii, İsrail altyapısı, uydu/uzay sektörü ve kritik öneme sahip şahıslar) oldukça tanıdıktır.
Devlet destekli aktörlerin ve "hacktivist"lerin sahaya sürülme biçimi aynıdır; siber casusluk, güvenlik kameralarına sızma, düşük profilli saldırılar ve dezenformasyon operasyonları gibi taktikler de dikkat çekici bir benzerlik sergilemektedir.
Tüm bu yöntemler bir arada düşünüldüğünde; İran'ın siber gücünü, geniş çaplı operasyonel sahayı kendi lehine şekillendirmek ve hem fiziki (kinetik) hem de algısal düzeyde etki yaratacak sonraki hamlelerine istihbarat sağlamak için nasıl ustaca kullandığı ortaya çıkıyor.
İran askerî doktrininin temel taşlarından biri olan "kontrollü tırmandırma" stratejisi tam da budur: Gerilimi artıran veya yayan, ancak topyekûn bir savaşa dönüşmekten kaçınan adımlar.
Eğer su tesislerine yönelik saldırıların arkasından kesin olarak İran çıkarsa, bu eylemleri düşmana ağır bedeller ödeten, fakat fiziki askerî saldırıların yaratacağı tehlikeli boyutlara da ulaşmayan "fırsatçı bir hedefleme" olarak okumak gerekir.
Öte yandan, İran'ın hâlihazırda çeşitli operasyonel kısıtlamalarla boğuşuyor olması da muhtemeldir.
Mart 2026'da yayımlanan raporlar; İsrail ve ABD'nin askerî harekâtın daha en başında İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nun siber ve bilgi savaşı karargâhını hedef aldığını, üstelik İran'ın da bizzat kendi iç internet ağını keserek siber operasyon yürütme kapasitesini sekteye uğrattığını ileri sürmüştü.
Fakat İran'ın siber kapasitesini ne ölçüde toparlayabildiği şimdilik meçhul. Yine de bu analizde ele alınan siber hareketlilik, İran'ın siber mekanizmasının sanılandan çok daha büyük bir kısmının aktif olarak devrede olduğunu gösteriyor.
Bu durum, büyük ihtimalle ülkedeki "iki kademeli" internet sistemine dayanmaktadır; zira bu yapı, halkın yerel ağ bağlantıları kesilse dahi elitlerin ve devlet mekanizmalarının internete erişmesini sağlayan paralel bir sistem oluşturuyor.
Ayrıca İran'ın siber operasyonlarını sürdürmek adına uydu bağlantılarından faydalandığı yönündeki iddialar da bu tabloyu destekliyor.
Ne var ki ABD hava saldırıları, krizin başından beri İran'ın telekomünikasyon altyapısını yıpratmayı sürdürmektedir.
Nitekim Temmuz ayında 100 baz istasyonunu/iletişim kulesini devre dışı bırakarak ülkenin güneyindeki internet hizmetini felç eden saldırı da bu stratejinin bir parçasıdır.
Dijital altyapıda yaşanan tüm bu kesintilerin, ülkenin siber uzaydaki operasyon yeteneğine şüphesiz büyük bir darbe vuracağı ve kapasitesini ciddi biçimde kısıtlayacağı açıktır.
Sonuç
İran askeri güçlerindeki örgütsel değişimlerin —yani konvansiyonel bir ordudan merkeziyetsiz bir operasyonel komuta ağına geçişin— ülkenin siber yapılanmasına nasıl yansıdığını tam olarak anlamak için henüz erken.
Bununla birlikte, İran'ın asimetrik savaşa bağımlılığı ve siber yeteneklerin ona hangi alanlarda ciddi avantajlar sağladığı açıkça ortada. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki denetiminin en temel stratejik gücü olduğunun farkında.
Siber yetenekler ise bu noktada, ikincil düzeyde kalsa da hayati ve destekleyici bir rol üstleniyor: Bu güç, bir yandan İran'ın sahadaki kinetik ve ekonomik hamlelerini yönlendirmeye, iyileştirmeye ve etkisini artırmaya yardımcı olurken; diğer yandan operasyon yürütmek istediği koşulları proaktif olarak şekillendirerek Tahran'a ciddi bir stratejik üstünlük kazandırıyor.
Eğer ABD su sektörüne yönelik siber saldırıların arkasında İran'ın olduğu doğrulanırsa, bu eylemler ülkenin daha geniş çaplı yetenekleri bağlamında değerlendirilmeli.
Başka bir deyişle bu saldırılar, İran'ın Amerika Birleşik Devletleri'ni yıpratmak için kullanabileceği asimetrik bir devlet kozu olarak görülmeli; ancak İHA'lara, füzelere veya ekonomik hamlelere kıyasla etkisinin şimdilik sınırlı olduğu unutulmamalı.
İran'ın doktrini, zayıflamış fiziki altyapısı ve geçmişteki hedef belirleme stratejileri, siber operasyonların nasıl yönlendirileceği konusunda önemli kısıtlamalar yaratıyor ve bu durum bir süre daha böyle devam edecek.
Çatışmaların uzun vadeye yayılması veya müzakerelerin kesintiye uğraması hâlinde, İranlı siber uzmanların yeni teknik erişim ağları kurmaya ve fırsata çevrilebilecek olası yeni siber yetenekler geliştirmeye odaklanması bekleniyor.
İran'ın geçmişte ABD seçimlerini ve kampanyalarını hedef aldığı düşünüldüğünde, Amerika Birleşik Devletleri için ufuktaki en kritik stratejik dönemeç ara seçimlerdir (midterms). Bu da ABD'nin tüm altyapısında siber dayanıklılığa duyulan ihtiyacı hayati hâle getiriyor.
ABD'deki su tesislerine yönelik saldırıların savuşturulmasındaki başarı unsurlarından biri, yetkililerin hızla manuel süreçlere ve yedek sistemlere dönerek halkın su tedarikinin olumsuz etkilenmesini engellemeleriydi.
Sürekli teyakkuz hâli kritik önemini koruyacak: Nitekim İranlı haktivist grup Hanzala'nın Nisan 2026'da belirttiği gibi, “Siber savaş askerî bir çatışmayla başlamadı ve herhangi bir askerî ateşkesle de sona ermeyecek.”
Çeviri: YDH