Emekli ABD Subayı Davis, ABD'nin İran'a karşı savaşta net bir stratejisinin bulunmadığını ve askeri hedeflerine ulaşamayacağını söyledi.
YDH ― Emekli ABD Subayı Daniel Davis, Washington’da Harici Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç’un sorularını yanıtladı.
Washington'un İran’a karşı yürütülen savaşta net bir stratejisi olmadığını belirten Davis, ABD'nin İran'ı dize getirme, Hürmüz Boğazı'nda hakimiyet kurma ve nükleer silahları engelleme hedeflerinin bir stratejiye dayanmadığını vurgulayarak durumu şu sözlerle özetledi:
“Ortada bir stratejiden ziyade, sadece bir arzu olduğunu söyleyebilirim. Tüm bunları nasıl başaracağımıza dair hiçbir stratejimiz bulunmuyor.”
Geçmişte Afganistan ve Pakistan'da görev yapan asker, İran'ın coğrafi yapısının Batı Avrupa büyüklüğünde ve aşılması zor dağ silsileleriyle kaplı olduğuna dikkat çekti.
Karadan ve havadan yapılacak bir harekâtın sonuçsuz kalacağını belirten Davis, İran'ın savunma altyapısının ulaştığı seviveyi şu sözlerle anlattı:
“Yirmi yıldır yer altı mağaraları, devasa üretim tesisleri ve gizli depolama alanları inşa ettiler. Bu tesisler Tomahawk, JASSM, PrSM veya ATACMS gibi envanterimizdeki tüm taarruz füzelerine karşı dayanıklı."
ABD'de benzer tesislerde bizzat görev aldığını belirten Davis, İran'daki yapıların da Sovyetlerin en yıkıcı nükleer silahlarına bile dayanacak mantıkla inşa edildiğini ve böyle bir yapıyı askeri güçle çökertmenin imkansız olduğunu ifade etti.
Sürecin arka planında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun etkisi olduğuna değinen Davis, “ABD'nin İran'ı Venezuela ile bir tutmak” gibi büyük bir yanılgıya düştüğünü belirtti:
“Liderlerine suikast düzenlersek, tıpkı Venezuela'da Maduro'nun başına gelenlerin aynısı yaşanır sandılar. Ancak İran'ın kültürü, tarihi ve dini inançları kökünden farklıdır. Üstelik içeriden sürecinizi kolaylaştıracak bir adamınız da yok. Başkan Trump, meseleye tam da bu sığ çerçeveden bakıyordu. Üstelik İran'da, tıpkı Venezuela'da olduğu gibi süreci sizin adınıza kolaylaştıracak "içeriden" bir adamınız da yok. ”
David, İran’ı teslim olmaya zorlayacak yeterli askeri kapasite bulunmadan savaşa girmenin stratejik açıdan anlamsız olduğunu savundu:
“Hâl böyleyken, şayet bir savaşa girmeden önce tüm bu gerçeklerin farkındaysanız; düşmanın böylesine devasa bir coğrafyaya, bu kadar sarsılmaz savunma hatlarına sahip olduğunu ve bunun herkesçe bilindiğini, tesislerinin tüm nükleer ve konvansiyonel mühimmatlarımıza direneceğini biliyorsanız, sırf boyun eğdiremeyeceğiniz bir şeye onları zorlamak uğruna neden durduk yere savaş başlatasınız ki?”
https://x.com/haricitr/status/2089006973303808219
“Savaşı 28 Şubat'ta kaybettik”
Eski ABD’li asker Daniel Davis, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran savaşındaki birbiriyle çelişen kararlarının arkasında yatan gerçekleri anlattı.
Davis’e göre ABD, devasa askeri gücüne rağmen bu savaşı daha başladığı gün kaybetti.
ABD'nin elinde bulundurduğu devasa askeri gücün (füzeler, uçaklar, uçak gemileri) kâğıt üzerinde hâlâ bir şeyleri değiştirebilme hissiyatı yarattığını belirten Davis, “Masada iyi bir anlaşma koparmak, baskı kurmak veya abluka uygulayıp halkı canından bezdirerek hükümete geri adım attırmak koca bir fanteziden ibaret,” dedi.
Trump'ın meseleye askeri, stratejik, kültürel ve dini gerçeklikler penceresinden bakmadığını belirten Davis, stratejisizliği şu sözlerle özetledi:
“O, siyaseti tamamen 'al-ver' mantığıyla yürüten biri. Sadece günü kurtaracak, anlık tepkilere dayalı adımlar atmanın peşinde. Ne var ki Başkan Trump'ın sarılabileceği tek şey de işte bu hayalleri… Bakın, ortada bir strateji olmadığının en bariz örneği şudur: Savaşı başlattıktan sonra elinizde ulaşabileceğiniz hiçbir askeri hedef kalmadı. Acı gerçeklerle yüzleştiği için şimdi sadece kendine bir çıkış yolu bulmaya çabalıyor.”
Trump'ın çıkış arayışında bile tutarsız davrandığını belirten eski asker, 17 Haziran'da imzalanan Mutabakat Zaptı'nın bulunmaz bir kurtuluş kapısı olduğunu vurguladı.
Umman arabuluculuğunda doğrudan İran'la masaya oturulan bu mutabakatın kritik detayları ise şöyle aktarıldı:
“Söz hakkımız bile yoktu, metnin hiçbir yerinde Amerika Birleşik Devletleri'nin adı dahi geçmiyordu, ABD'nin süreçte söz hakkı yoktu. Mutabakata göre Hürmüz Boğazı'nın idari kontrolü İran'da kalacak, ancak İran 60 gün boyunca boğazdan geçenlerden hiçbir ücret talep etmeyecekti. İran bu şartı kabul etti ancak metne "Yalnızca 60 günlüğüne" şerhini düşerek sürenin sonunda ücret talep edeceğini açıkça belirtti.”
Planın hayata geçmesi için 60 günlük sürenin ilk 30 gününün İran'a tanındığını belirten Davis, sürecin ABD tarafından nasıl baltalandığını şu çarpıcı iddialarla anlattı:
“Sırf trafiği açmaya yönelik o ilk adımı kabul ettiklerinde dahi, sevkiyat hacmi şimdiden savaş öncesi seviyelerin yaklaşık üçte birine ulaşmıştı. Bu muazzam bir gelişmeydi. Ancak daha dördüncü veya beşinci günde, ABD aniden Umman ile birlikte bölgede yeni bir güney koridoru oluşturduğunu ilan ederek her şeyi iptal etti.”
Davis, Trump’ın kararını yalnızca kendi stratejik tercihleriyle de almadığını ekledi:
“Tüm bu tablo, sürecin olumlu bir yöne evrildiğini ve Trump'ın en azından kendi başlattığı bu felaketten makul bir şekilde sıyrılabileceğini gösteriyordu; fakat o tuttu, her şeyi iptal etti. Şu an Washington DC'de sürecin içyüzünü bilen bazı isimlerden edindiğim bilgiye göre Trump, kendi çevresindeki savaş çığırtkanlarının ve elbette İsrail cephesindeki pek çok ismin çok sert tepkisiyle karşılaştı; bu anlaşmayı bozması için kendisine muazzam bir baskı uyguladılar.”
“Trump'ın zikzakları diplomatik çıkışı kapattı, yeni anlaşma arayışı akıl dışı”
Davis, Trump'ın dış politikadaki tutarsızlıklarını ve kolay etki altında kalan yapısını sert sözlerle eleştirdi.
Trump'ın İran ve Suudi Arabistan ile yürütülen diplomatik süreçlerde kendi koyduğu kuralları yine kendisinin bozduğunu belirten Davis, ABD'nin artık askeri veya diplomatik bir çıkış yolunun kalmadığını, İran'ın ise "füze şehirleri" kozundan asla vazgeçmeyeceğini vurguladı.
Trump'ın siyasi ve lobisel baskılara dayanamayarak sürekli geri adım attığını ifade eden Davis, bozulan mutabakatın perde arkasına dair çok çarpıcı detaylar paylaştı.
Sürecin ABD tarafından nasıl sabote edildiği şu sözlerle aktarıldı:
Gelinen noktada Trump'ın elinde ulaşması imkânsız hedeflerden başka hiçbir şey kalmadığını belirten Davis, Trump’ın sürekli yeni şartlar öne sürüp sonra kendi bozduğunu, bir karar aldıktan sonra başkalarının etkisiyle anında kararından vazgeçtiğini dile getirdi.✦ Maddelere zorla müdahale: Trump, baskılar sonucu mutabakat şartlarını değiştirmeye kalktı ve kendini zorla metnin 5. maddesine dâhil ettirdi.
✦ Lübnan'da ateşkes ihlali: Tüm cephelerde ve Lübnan'ı da kapsayacak şekilde ateşkesi öngören 1. madde, İsrail'e hiçbir zaman uygulatılmadı.
✦ Süre tutulmadı: İran'a söz verilen 30 günlük süre asla tanınmadı. Davis durumu, "Bırakın 30 günü, harekete geçmeden önce adamlara beş gün bile vermedik," sözleriyle özetledi.
Trump'ın tutarsızlığına Suudi Arabistan ile yaşanan süreci örnek gösteren tecrübeli isim, diplomatik güvenilirliğin nasıl yerle bir edildiğini şu sözlerle anlattı:
“Suudi Arabistan'la her şeyin harika gideceğini iddia ettiği bir anlaşma yapıyor; sonra ertesi gün aniden çark edip 'Ancak İbrahim Anlaşmaları'nı imzalarlarsa geçerli' diyor. Suudi tarafı ise İbrahim Anlaşmaları'nın bu uzlaşmanın asla bir parçası olmadığını açıklamak zorunda kaldı. Başkan Trump, birilerinden baskı gördüğü an sürekli olarak o baskıya boyun eğiyor. Hâl böyleyken onunla nasıl el sıkışabilirsiniz ki? Herhangi bir devletin ABD'nin verdiği taahhütleri tutacağına dair bir beklenti içine girmesi nasıl mümkün olabilir?”
Davis, ortada ne askeri ne de diplomatik bir çıkış yolu bulunmamasının tek sorumlusunun, çıkışa bizzat imkân tanımayan Trump'ın kendisi olduğunu vurguladı.
Harici Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç’un, her iki tarafın onurunu zedelemeden yapılabilecek bir "onurlu çıkış" ihtimalini sorması üzerine Davis, bozulan Mutabakat Zaptı'nın tam da bu fırsat olduğunu ancak artık işlerin değiştiğini belirtti.
Trump'ın Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımlara ve Bakan Scott Bessent'in "Evet, kendi şartlarımıza uyduğu sürece yeni bir anlaşma istiyoruz" şeklindeki açıklamalarına dikkat çeken Davis, yepyeni bir anlaşma arayışının rasyonel olmadığını belirtti:
"İran tarafı durduk yere, daha iki ay önce imza attığı bir metni kenara bırakıp neden yepyeni bir anlaşmayı müzakere etsin ki? Bunun rasyonel hiçbir tarafı ve mantıklı izahı yok."
Sürecin en başından başarısızlığa mahkûm olduğunu belirten Davis, İran'ın ulaştığı askeri kapasiteye ve bu gücü masada nasıl bir koza dönüştürdüğüne dikkat çekti.
Davis’e göre, İran, boğazların kontrolünü sağlayabileceği senaryoların yanı sıra, devasa "füze şehirleriyle" askeri üstünlüğü tamamen ele geçirmiş durumda.
Resmi hükümet yetkililerinin X platformunda da belirttiği gibi, Hürmüz Boğazı'nın kontrolü İran için artık ekonomik bir mesele değil, doğrudan bir ulusal güvenlik zorunluluğu.
İranlılar, kâğıt üzerinde kendilerinden çok daha güçlü olan Amerikan askeri varlığını dizginleyebilmenin tek yolunun bu boğazın kontrolü olduğunu belirtiyorlar.
İran'ın asla mantıksız adımlar atmadığını vurgulayan Davis şöyle dedi:
"Caydırıcılık ve diğer stratejilerinin tıkır tıkır işlediğini açıkça görüyorlar. Hâl böyleyken, masaya oturup bu devasa kozu müzakereyle kendi elleriyle teslim etmeleri son derece mantıksız olurdu. Kısacası bunu yapmayacaklar."
“Mevcut statüko sürdürülemez”
Davis, ABD-İran krizindeki açmazın derinleştiğini ve küresel petrol şoku karşısında stratejik rezervlerin tükenme noktasına geldiğini vurguladı.
Davis ayrıca, 7 Ekim sonrası Gazze ve Batı Şeria'da yaşananların ABD toplumunda tarihi bir kırılmaya yol açtığını, elit kesimin körü körüne desteğine karşın Amerikan halkının desteğinin çöktüğünü ifade etti.
Mevcut krizden çıkış için önlerindeki seçenekleri Başkan Trump'ın kabul etmeye istekli olmadığını ve bu durumun sürdürülemez bir statüko yarattığını belirten Davis, yaklaşan enerji tehlikesine dikkat çekti.
Açıklamalarına göre, küresel pazarda kaybedilen petrol ürünlerinin kısa sürede geri getirilmesi mümkün görünmüyor ve ABD'nin stratejik petrol rezervleri hızla eriyor.
Davis, "Bu rezervler bizi bugüne kadar derin bir krizden korumuş olsa da jet yakıtı, dizel veya gübre gibi hayati ürünler söz konusu olduğunda açığı kapatacak kapasiteye sahip değil," uyarısında bulundu.
Sorunların halının altına süpürülmesi halinde rezervlerin tamamen tükeneceğini vurgulayan Davis, "Petrol olmadan ekonomik faaliyet yürütemezsiniz. O noktadan sonra durumu hiçbir laf cambazlığıyla kurtaramazsınız," dedi.
Baskının tamamen Trump'ın omuzlarında olduğunu belirten eski asker, İran'ın bu durumu çok iyi analiz ettiğini ve elindeki kozu asla teslim etmeyeceğini dile getirdi:
“Uygulanan abluka İran'ı zorlasa da, yaşanacak sıkıntılara ve acılara bizim tarafımıza kıyasla çok daha uzun süre göğüs gerebileceklerini hesaplıyorlar. Mesele onlar için varoluşsal olduğu için sonuna kadar direneceklerdir. Geri adım attıkları an ellerindeki yegâne kozu ne yapacağı kestirilemez bir Trump'a teslim etmiş olacaklar ve ardından yeniden saldırıya uğrayacaklarını çok iyi biliyorlar. Bu kozdan vazgeçmeleri tek kelimeyle ahmaklık olurdu.”
Davis, Harici’nin programının devamında ABD-İsrail ilişkilerinde yaşanan derin toplumsal ayrışmayı değerlendirdi.
Eskiden tüm nesillerde sorgusuz sualsiz ve ezbere dayalı bir İsrail desteği olduğunu, ancak 7 Ekim'den sonra Gazze'de yaşananların bu tabloyu tamamen değiştirdiğini ifade etti.
İsrail'in meşru müdafaa sınırını aştığını belirten Davis, “Tüm kanıtlar, İsrail'in bu durumu bir fırsata çevirerek Gazze Şeridi'ni haritadan silmeye giriştiğini, Batı Şeria'daki baskıyı tırmandırdığını, bölgeye yeni yerleşimciler getirerek işi ilhaktan bahsetmeye kadar vardırdığını açıkça gösteriyor,” dedi.
ABD'deki yönetici sınıfın yaşanan katliamlara göz yumduğunu savunan Davis, “Bulundukları konuma sımsıkı tutunan seçkinler zümresi için soykırım umurlarında bile değil. Kadınların ve çocukların katledilmesi onlara zerre dokunmuyor; tek söyledikleri 'İsrail müttefikimizdir, konu kapanmıştır' demek,” ifadelerini kullandı.
Sokaktaki Amerikan vatandaşının elitlerden tamamen koptuğunu vurgulayan Davis, sözlerini şöyle tamamladı:
"Sokağa indiğimizde tablo bambaşka. O insanların gözünde at gözlükleri yok; ellerindeki sosyal medyadan yansıyan korkunç insani acıları görüyor ve derinden etkileniyorlar. Artık o körü körüne destek söylemleriyle hiç ilgilenmiyorlar."
“Kendi çıkarlarımızı feda ettik, bölgedeki nüfuzumuzu tamamen yitirdik”
Emekli ABD Subayı Daniel Davis, siyasi seçkinlerin İsrail ile kurduğu ilişkiyi ve bu politikaların ABD’ye ödettiği ağır bedelleri sert sözlerle eleştirdi.
Amerika'daki elit kesimin büyük bir kısmının sadece parayla satın alınmadığını, on yıllar süren bir sürecin sonunda ABD ve İsrail çıkarlarının “etle tırnak gibi” bir olduğuna inandırıldıklarını belirten Davis, bu durumu şu sözlerle anlattı:
“Onların zihin dünyasında İsrail aleyhine olumsuz tek bir kelime etmek, doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'ne saldırmakla eşdeğer görülüyor. İşte sırf bu yüzden, mevcut tutumlarına böylesine körü körüne sarılıyorlar.”
Özellikle genç nesiller başta olmak üzere halkın bu gerçeğin farkına vardığını vurgulayan Davis, tabandan yükselen tepkiyi şu şekilde özetledi:
“Biz Başkan Trump'ı 'Önce Amerika' vizyonunu hayata geçirsin diye o makama seçtik; kalkıp da 'Önce İsrail, Önce İngiltere, Önce Almanya' desin diye değil. Bu dostluk uğruna onları kendi ülkemizin önüne koymamalıyız. İnsanlar artık uyanıyor ve ülkemizin öz ihtiyaçlarını pervasızca feda eden bu lobilere ve siyasilere öfke kusuyor.”
Sürecin ABD ordusuna verdiği zararın boyutlarının kamuoyundan gizlendiğini iddia eden Davis, askeri bilançoya dair çarpıcı veriler paylaştı:
“Bugün hayatını kaybeden Amerikalılar var. Resmî açıklamalara göre en az 600 yaralımız var; fakat farklı kaynaklardan kulağıma gelenlere bakılırsa bu sayının çoktan bini aştığını düşünüyorum. Havaya savurduğumuz onca paradan, tesislerimize ve uçaklarımıza verilen o devasa hasardan bahsediyoruz. An itibarıyla 50'ye yakın uçağımız hasar gördü ya da tamamen hurdaya döndü. Üslerimiz âdeta harabeye döndü ve büyük ihtimalle onları bir daha asla yeniden inşa etmeyeceğiz.”
Askeri kayıpların yanı sıra ABD'nin Ortadoğu'daki jeopolitik nüfuzunu da tamamen yitirdiğini ifade eden tecrübeli asker, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt gibi ülkelerle olan ilişkilerin bir daha asla eskisi gibi onarılamayacağını belirterek şu eleştiriyi getirdi:
“Onlarla kurduğumuz ittifakın temelinde yatan tek şey onları korumak ve bunu yapabileceğimizi kanıtlamaktı. Oysa bırakın onları korumayı, biz daha kendimizi bile koruyamadık. Bu yüzden tüm bu toz bulutu dağıldığında, bölgede yeni bir eksen kayması yaşanacağını düşünüyorum.”
1948'den bu yana süregelen ezberlerin kırılmasının zor olduğunu ancak rüzgârın yönünün değiştiğini belirten Davis, halkın tepkisinin doğrudan seçim sandıklarına yansıdığını hatırlattı.
İnsanların sırf bu savaş ve politikalar yüzünden sandıkta İsrail yanlısı isimlere çizik atıp onları koltuklarından ettiğini vurgulayan Davis, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bu durum o meşhur seçkinleri fena hâlde korkuttu ancak onları geri adım atmaya değil, mevcut politikalarına daha da sıkı sarılmaya itiyor. Ortada çok ciddi bir bölünme var; fakat zamanla ibrenin halkın istediği yöne döneceğine inanıyorum. Bu zümre, artık savunulacak hiçbir tarafı kalmamış birtakım enkazlara tutunmaya çalışıyor. Günün sonunda kaybedeceklerine adım gibi eminim.”
“İsrail’i eleştirdiğim için atanamadım”
Emekli ABD Subayı Daniel Davis, Tulsi Gabbard tarafından Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'nde (ODNI) üç numaralı koltuğa getirilmek istendiğini, ancak İsrail'e yönelik eleştirileri nedeniyle atamasının son anda nasıl engellendiğini ilk kez açıkladı.
Makam uğruna duruşundan taviz vermediğini belirten Davis, Netanyahu yönetiminin ABD'yi de “kendisiyle birlikte dibe çektiği” uyarısında bulundu.
Programın son bölümünde Tulsi Gabbard'ın kendisine sunduğu üst düzey istihbarat görevi teklifine ve ardından yaşananlara değinen Davis, sürecin en başından beri yaşanacak krizin farkında olduğunu belirtti.
Gabbard'ın kendisine ODNI'de sağ kolu olmasını teklif ettiğinde, ülkesine hizmet etmekten onur duyacağını ancak ortada bir "pürüz" olduğunu açıkça dile getirdiğini anlattı:
"Ona, 'İsrail'in 7 Ekim'den bu yana attığı adımlarla ve Gazze'de, Lübnan'da savaşı yürütme biçimiyle büyük bir yanlışa sürüklendiğine dair görüşlerimi hep yüksek sesle dile getirdim' dedim. Bu tutumumun mevcut yönetim içerisinde pek de hoş karşılanacağından emin olmadığımı vurguladım."
Ancak Tulsi Gabbard, Davis'in 2009'dan bu yana harfi harfine gerçekleşen öngörülerinin ve kusursuz sicilinin bu pürüzleri gölgede bırakacağını savundu.
Atamanın iptal edilmesine giden süreçte, Gabbard'ın stratejisinin "sessiz sedasız ve dikkat çekmeden" ilerlemek olduğunu belirten tecrübeli isim, planın medyaya nasıl sızdığını şu sözlerle aktardı:
“Sürecin sessiz ilerlemesini istiyordu. Böylelikle ben bir kez koltuğa oturduğumda, beni oradan söküp atmaları gerçekten çok zor olacaktı. Gelgelelim biz tam göreve başlamak üzereyken, İsrail basınında ve bu organların Amerikan uzantılarında ardı ardına yazılar patlak verdi. 'Aman Tanrım, Daniel Davis ODNI'de göreve başlıyor! Onu oraya Tulsi Gabbard getirdi ve Davis'in son derece korkunç söylemleri var!' minvalinde yaygaralar koparıldı.”
İptal kararıyla sonuçlanan bu karalama kampanyasının kendisi için sürpriz olmadığını belirten Davis, hiçbir makam veya mevki için görüşlerini törpülemediğinin altını çizdi.
Yahudilerden ve İsrail halkından bağımsız olarak, “bizzat İsrail devletinin yürüttüğü politikaları hedef aldığını” belirten Davis, çok sert uyarılarda bulundu:
“Netanyahu'nun şahsi ajandası ve yürüttüğü politikalar doğrudan İsrail'in kendisine zarar veriyor. Eğer bu yıkıcı yolda ilerlemeye devam ederse, günün sonunda hem kendi ülkesini felakete sürükleyecek hem de bizi kendisiyle birlikte dibe çekecek. Dolayısıyla buna sonuna kadar karşıyım.”
Trump yönetimindeki güç dengelerine dair ironik bir tespitte bulunan Davis, sözlerini şöyle noktaladı:
“Ben 'Önce Amerika' diyenlerdenim, ki bizzat bu ülkenin başkanı da ana vizyonunun bu olduğunu defalarca dile getirmişti. Normal şartlarda, bu sebeple görüşlerimizin birbiriyle kusursuz bir şekilde örtüşmesi gerekirdi.”
Yönetim içinde "Önce Amerika" ilkesini benimsemeyen ve sadece "Önce İsrail" diyen çok fazla isim olduğunu belirten Davis, İsrail ve Netanyahu'ya yönelik en ufak bir eleştiriye bile tahammül edilmediğini söyledi.
“Benim üstleneceğim temel görevlerden birinin başkana günlük istihbarat brifingleri sunmak olacağını, sürecin dümeninde benim olacağımı çok iyi biliyorlardı. Açıkçası, bedeli ülkemiz için ne kadar ağır olursa olsun, İsrail hakkındaki çıplak gerçekleri başkanın yüzüne söyleyecek bir adamı o mevkide istemediklerini net bir şekilde ortaya koydular.”
Koltuğa oturmasını engellemek için aşırı sağcı aktivist Laura Loomer'ın da sürece dâhil olduğunu ve bilgileri basına sızdırarak ortalığı savaş alanına çevirdiğini belirtti.
“Çok gizli” ibareli belgelere erişebilmek için girmesi gereken CIA yalan makinesi testini başarıyla tamamladığı gün her şeyin iptal olduğunu söyleyen tecrübeli isim, o anları şöyle aktardı:
“Testten çıktım. Sabah cihazımı kapatıp bırakmıştım. Tam cihazı açıp, 'Hey, müjde! Testi geçtim, ofise geçip işlemleri başlatabilirim' diyecekken, telefonu açtığım saniye yağan mesajlarla cihaz kilitlendi. Meğer tam o dakikalarda, şahsımı hedef alan yeni bir karalama kampanyası daha patlak vermiş ve konu Susie Wiles'ın önüne kadar gitmiş.”
Karalama kampanyasının ardından Susie Wiles'ın kendisine ulaşarak, kendi yayınında Rusya-Ukrayna savaşı hakkında konuşurken Trump’ı baltaladığını iddia ettiğini söyleyen Davis, bu durumun sadece bir bahane olduğunu vurguladı.
Trump’ın “Rusya ile Ukrayna arasında ateşkes sağlanacak” çıkışına karşılık, kendi yayınında “İpler Vladimir Putin'in elindeyken durduk yere ateşkese yanaşmaz” şeklinde yaptığı jeopolitik analizin çarpıtıldığını belirten Davis, sürecin nasıl noktalandığını şu sözlerle dile getirdi:
“Kendisine açıkça, 'Şayet programı izleme zahmetinde bulunursanız, benim de ateşkesi savunduğumu görürsünüz. Bunu ben de istiyorum ama Rusya istemiyor' dedim. Ne var ki o saatten sonra, beni reddetmek için sadece sudan bir bahane aradıkları gün gibi ortadaydı. Kestirip atarak, 'Konu kapanmıştır' dedi. Adaylığımı oracıkta geri çektiler ve ben de oyunun dışına itildim.”


