The Independent: ABD ve İsrail’in İran planı tutmadı
Savaşın altıncı ayında ABD ve İsrail’in İran’da hedeflediği siyasi dönüşümü gerçekleştiremediği, Tahran’ın ise ayakta kalmayı başardığı belirtildi.
YDH- ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaş başlatmasının üzerinden altı ay geçerken, Washington ve Tel Aviv’in hedeflediği “siyasi dönüşüm gerçekleşmedi.”
Savaş, iki ülkenin yeniden şekillendirmek istediği bölgesel düzenin “daha derin zaaflarını” da ortaya çıkardı.
İran’daki yönetim sistemi ilk saldırıyı atlattı, Hürmüz Boğazı İran açısından önemli bir koz haline geldi ve Körfez ülkeleri, kaçınmak istedikleri bir savaş sırasında ABD güçlerine ev sahipliği yapmanın sonuçlarıyla karşı karşıya kaldı.
The Independent, cuma günü yayımladığı analizde, 28 Şubat’taki saldırılardan bu yana Ortadoğu’nun gerçekten değiştiğini ancak bunun Washington ve Tel Aviv’in öngördüğü yönde olmadığını yazdı.
Gazeteye göre operasyonun amacı yalnızca İran’ın askeri ve nükleer kapasitesine zarar vermek değil, aynı zamanda ülke yönetimini devirmek ve Batı ile daha uyumlu bir hükümetin ortaya çıkmasını sağlamaktı. Ancak bu gerçekleşmedi.
İlk saldırılarda öldürülen İranlı yetkililerin yerine yenileri getirildi, devlet kurumları faaliyetlerini sürdürdü ve ABD ile İsrail’in İran halkını hükümete karşı ayaklanmaya çağırması, Washington ve Tel Aviv’in umduğu siyasi çöküşü yaratmadı.
Eski ABD’nin Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Büyükelçisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Barbara Leaf, bunun yerine İran yönetiminin daha da sertleştiğini söyledi.
Leaf, İran’ın “yalnızca hayatta kalabileceğine değil, üstün gelebileceğine ve bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebileceğine yönelik güveninin arttığını” belirtti.
Hürmüz Boğazı İran’ın önemli kozlarından biri oldu
Savaşın ardından Hürmüz Boğazı, çatışmanın en kritik cephelerinden biri haline geldi.
İran, boğazdan geçen deniz trafiğini ciddi ölçüde kısıtlayarak Körfez ülkelerinin enerji ihracatını ve küresel tedarik zincirlerini aksattı. Böylece savaş alanının çok ötesinde ekonomik maliyetler yaratabilecek kapasiteye sahip olduğunu gösterdi.
İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Yoel Guzansky, İran’ın bu kozunu kabul ederken, Tahran’ın uzun vadede kendi konumunu zayıflatabileceğini iddia etti.
Guzansky, The Independent’a yaptığı değerlendirmede, İran’ın Hürmüz’ün kendisine önemli bir koz sağladığını gösterdiğini, ancak boğazdaki uzun süreli kesintilerin komşu ülkeler, Çin ve küresel ekonomi üzerinde de olumsuz etki yarattığını söyledi.
Suudi rejimi ve Birleşik Arap Emirlikleri boru hatlarına ve alternatif ihracat güzergâhlarına yatırım yapıyor. Ancak bu girişimler aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nın yerini doldurmanın ne kadar zor olduğunu da gösteriyor.
Mevcut altyapı bölgedeki enerji ihracatının tamamını karşılayabilecek kapasitede değil. Katar gibi ülkeler ise Hürmüz Boğazı’na büyük ölçüde bağımlı olmayı sürdürüyor.
Çin, İran’ı krizin sorumlusu gösteren yaklaşımı sorguluyor
İran, boğazdaki deniz trafiğinin yeniden normale dönmesini saldırıların sona ermesi ve ABD ablukasının kaldırılması şartına bağlıyor.
Çin de Hürmüz Boğazı’nda güvenli seyrüsefer çağrıları yaparken, krizin temel nedeninin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları olduğunu vurguluyor.
Pekin, enerji ticaretinin kesintisiz sürmesini istediği için İran’ın boğazdaki tüm uygulamalarını desteklemiyor. Ancak Çin’in tutumu, deniz trafiğinin yeniden normale dönmesinden asıl sorumlu tarafın İran olduğu, 28 Şubat’taki saldırıların ise ikincil önemde bulunduğu yönündeki yaklaşımı sorguluyor.
Guzansky, Tahran’ın “hayatta kalabilme kapasitesiyle zaferi birbirine karıştırma ve elindeki kozların sağlayabileceğinden fazlasını talep etme” riskine dikkat çekti.
Ancak İran’ın hayatta kalmasının zaferden bu kadar kolay ayrılıp ayrılamayacağı, savaşın hangi hedeflere göre değerlendirildiğine bağlı.
İran ağır bedeller ödedi. Buna karşın Washington ve Tel Aviv, İran yönetimini devirmeyi, politikalarında köklü bir değişikliğe zorlamayı veya bölgesel dengeleri etkileme kapasitesini ortadan kaldırmayı başaramadı.
Körfez ülkelerinde ABD’nin güvenlik modeline ilişkin soru işaretleri
Savaş, Washington’ın Körfez ülkeleriyle onlarca yıldır sürdürdüğü güvenlik ilişkisine yönelik soru işaretlerini de artırdı.
ABD silahları, istihbaratı ve hava savunma sistemleri, İran füzeleri ve insansız hava araçlarının engellenmesinde önemli rol oynadı.
Ancak aynı zamanda Amerikan güçlerinin bölgedeki varlığı, Körfez ülkelerinin topraklarını bölge hükümetlerinin büyük ölçüde karşı çıktığı bir savaşın askeri mimarisinin parçası haline getirdi.
Rice Üniversitesi Baker Enstitüsü’nden Kristian Coates Ulrichsen, Washington’ın savaşı yürütme biçiminin bölgedeki “güveni” zedeleyeceğini söyledi.
Ulrichsen, “savaşın açık bir siyasi hedef ortaya konulmadan ve bölgedeki önemli ortakların tavsiyelerine rağmen başlatıldığını, ilk saldırıların İran yönetimini devirmekte başarısız olmasının ardından alternatif bir plan bulunduğuna ilişkin açık bir kanıt ortaya konulmadığını” belirtti.
ABD’nin İran’ın Amerikan üslerine ve Körfez’deki müttefik ülkelere misilleme yapabileceğine ilişkin istihbarat uyarılarına rağmen savaşa girmesi, bu eleştiriyi daha da önemli hale getiriyor.
Ancak bölgedeki güven kaybını yalnızca İran’ın misillemelerine bağlamak, daha çelişkili bir tabloyu gözden kaçırıyor.
İran’ın misillemeleri Körfez ülkelerindeki güvenlik kaygılarını artırarak ABD hava savunma sistemlerine olan talebi güçlendirebilir. Ancak bu operasyonlar, Washington ve Tel Aviv tarafından başlatılan ve Körfez genelindeki Amerikan askeri tesislerini çatışmanın parçası haline getiren bir savaşın içerisinde gerçekleşti.
Buradaki temel çelişki ABD’nin güvenlik mimarisinin kendisinde yatıyor: Washington askeri varlığını Körfez ülkelerine yönelik bir koruma olarak sunarken, aynı varlık bu ülkelerin topraklarını kaçınmak istedikleri ABD öncülüğündeki bir savaşa dahil etti.
Körfez ülkelerinin Washington’a güven sorunu yeni değil
Körfez ülkelerinin Washington’a yönelik şüpheleri de şubat ayında başlamadı.
2019’da Suudilerin Abkayk ve Hureys petrol tesislerine yönelik operasyonlar ve bölgedeki diğer krizlerin ardından ABD’nin güvenilirliğine ilişkin soru işaretleri zaten artmıştı.
Dolayısıyla savaş, bölge ülkelerinin alternatif ortaklar arayışını başlatmaktan ziyade mevcut eğilimi hızlandırdı.
Suudi rejiminin Türkiye ve Pakistan’la yaptığı yeni savunma anlaşması da bu eğilimi yansıtıyor ancak Suudilerin Washington’dan tamamen uzaklaştığı anlamına gelmiyor.
Ulrichsen de Körfez ülkelerinin ABD’ye bağımlılığının sürdüğünü kabul ederek, bölge ülkelerinin Washington’ın sunduğu kapsamlı savunma ve güvenlik ağlarının yerini doldurabilecek uygulanabilir bir alternatife sahip olmadığını söyledi.
Körfez ülkeleri ABD silahlarına, istihbaratına ve askeri altyapısına büyük ölçüde bağlılığını sürdürürken, Türkiye, Pakistan ve Çin ile ilişkilerini geliştirerek tek bir ortağa aşırı bağımlılığı azaltmaya çalışıyor.
İsrail’in askeri üstünlüğü siyasi hedefi gerçekleştiremedi
Savaş, İsrail açısından da “taktik askeri üstünlük ile stratejik sonuçlar arasındaki farkı” ortaya koydu.
İsrail güçleri İran’a ağır zarar verirken saldırılarını Lübnan’a genişletti ve sonunda Lübnan’ın güneyinde daha fazla bölgeyi yeniden işgal etti.
Ancak İran bölgesel bir güç olmaya devam ediyor, Hizbullah ortadan kalkmış değil ve Suudilerin İsrail’le “normalleşme” ihtimali daha da zayıflamış durumda.
Ulrichsen, bu gerilemeyi Suudilerin bölgedeki istikrarsızlığa ilişkin değerlendirmesine bağladı.
Suudi yetkililerin 7 Ekim’den bu yana bölgeyi saran çatışmaların İsrail rejimini bölgesel istikrarsızlığa katkıda bulunan ve bu nedenle şu aşamada uygulanabilir bir diplomatik ortak olmaktan uzak bir aktör olarak görmesine yol açtığını söyledi.
Savaşın üzerinden altı ay geçerken İran ağır kayıplar vermesine rağmen, yönetimini temelden zayıflatmayı veya devirmeyi amaçlayan kampanyaya karşı koymayı başardı.
Hürmüz Boğazı, komşu ülkelere yüksek maliyetler getirirken İran’ın coğrafi kozunun hâlâ güçlü olduğunu gösterdi. Körfez ülkeleri Washington’a bağımlı kalmaya devam ederken stratejik özerkliklerini artırmaya çalışıyor.
İsrail’in “sahadaki askeri üstünlüğü” ise Tel Aviv’in savaşın başında hedeflediği siyasi düzeni ortaya çıkaramadı.
İlgili Haberler
NYT: İran ayakta, ABD hedefine ulaşamadı
29 Ağustos 2026 09:41
İran: Hürmüz Boğazı’nda kontrol tamamen bizde
29 Ağustos 2026 09:05
Arakçi: İran halkının haklarını her alanda savunuyoruz
28 Ağustos 2026 23:23
Ayetullah Hamenei: İran, ABD-İsrail baskısına rağmen güçlenmeye devam …
28 Ağustos 2026 22:59
