Şam’ın yeni ordusu: Üniforma değiştiren silahlı gruplar
HTŞ rejiminin kurduğu ordu, eski silahlı grupları dağıtmak yerine onları Savunma Bakanlığı çatısı altında yeniden birleştiriyor.
YDH- Emir Ali imzalı el-Ahbar analizine göre HTŞ rejiminin yeni bir ordu kurma süreci, savaş yıllarında ortaya çıkan silahlı grupları dağıtarak merkezi bir askeri kurum oluşturmak yerine, mevcut güçleri “Savunma Bakanlığı” çatısı altında birleştiren kırılgan bir yapıya dönüşüyor.
Suriye’de eski yönetimin devrilmesinin ardından yeni rejimin kurmaya çalıştığı ordu, henüz klasik anlamda merkezi ve bütünleşik bir askeri kurum niteliği kazanmış görünmüyor.
HTŞ rejiminin “Savunma Bakanlığı”nın savaş sonrası dönemde 130’dan fazla silahlı grup ve oluşumun liderleriyle görüşmeler gerçekleştirdiği ve bu grupların yeni oluşturulan askeri tümenlere dağıtıldığı belirtiliyor. Ancak süreç, birçok durumda silahlı yapıların gerçek anlamda tasfiye edilmesinden ziyade, eski grupların isimlerinin değiştirilmesi ve liderlerine resmi askeri rütbeler verilmesiyle sınırlı kaldı.
Bu çerçevede eski gruplar, bireysel olarak orduya katılmak yerine, savaş döneminde oluşturdukları kadroları ve komuta ilişkilerini büyük ölçüde koruyarak yeni askeri yapılara dahil oldu.
Farklı gruplar, farklı bağlılıklar
Yeni ordunun yapısında savaş yıllarından kalan bölgesel ve örgütsel ilişkiler hâlâ belirleyici.
İdlib ve kuzey Halep’ten gelen gruplar önceki örgütsel yapılarının önemli bölümünü korurken, güneydeki gruplar yerel ve aşiret temelli ilişkilerini sürdürüyor.
Sahil bölgesi, Deraa ve Badiye gibi farklı güvenlik koşullarına sahip bölgelerde de kendine özgü askeri düzenlemeler ortaya çıktı.
Bu durum merkezi otoritenin tamamen yokluğu anlamına gelmiyor. Ancak asıl sorun, “fırkadan kuruma geçişin” henüz tamamlanmamış olması.
Yıllarca belirli bir silahlı grubun içerisinde savaşan ve kendi komutanı, finansman kaynakları ve yerel çevresiyle bağ kuran bir savaşçının, yalnızca üniformasının ve askeri rütbesinin değiştirilmesiyle ulusal ordunun parçasına dönüşmesi mümkün değil.
Benzer şekilde, eski bir grup komutanına resmi askeri rütbe verilmesi yönetimin kısa vadeli bağlılığını sağlayabilse de, söz konusu komutanın yıllar içerisinde oluşturduğu kişisel ve yerel ilişkiler ağını ortadan kaldırmıyor.
Ortak askeri doktrin henüz oluşmadı
“Yeni Suriye ordusunun” önündeki temel sorunlardan biri de farklı ideolojik ve askeri geçmişlere sahip unsurların aynı yapı içerisinde toplanması.
Yeni orduda radikal İslamcı geçmişe sahip grupların yanı sıra, Türkiye’nin uzun yıllar desteklediği oluşumlar, aşiret karakteri taşıyan silahlı gruplar, eski rejim ordusunda görev yapmış subaylar ve yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Bu unsurlar ortak bir eğitim ve yeniden yapılandırma sürecinden henüz yeterince geçmedi. Ordunun devlet içerisindeki rolüne ilişkin ortak bir anlayış da oluşmadı.
Bu kapsamda yeni ordu henüz açık biçimde tanımlanmış bir askeri doktrine sahip değil. Tehditlerin nasıl tanımlanacağı, siyasi iktidar ile ordu arasındaki ilişkinin sınırları, ordunun iç çatışmalardaki rolü ve farklı toplumsal kesimlerle ilişkilerinin nasıl düzenleneceği gibi temel sorular cevapsız.
Bu nedenle kalıcı bir anayasa ve ulusal güvenlik-savunma stratejisi bulunmadan “birleşik ulusal ordu”dan söz etmek erken.
SDG anlaşması yeni bir model ortaya çıkardı
Şam ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan mutabakat ise yeni ordunun yapısına ilişkin tartışmayı daha da karmaşık hale getiriyor.
Müzakerelerin ilk aşamasında geçiş yönetimi SDG’nin dağıtılmasını ve savaşçılarının bireysel olarak orduya katılmasını talep etti. HTŞ rejiminin Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra da SDG’nin askeri bir blok olarak ordu içerisinde kalması önerisine karşı çıktı.
Ancak çatışmalar, dış baskılar ve arabuluculuk girişimleri sonucunda farklı bir formül ortaya çıktı. Buna göre Kürt güçlerinden oluşan üç tugaylı bir tümen ile Kobani bölgesine bağlı özel bir tugay oluşturulması kararlaştırıldı.
Bu düzenlemeyle SDG’nin bağımsız bir askeri güç olarak resmi varlığı sona ererken, savaşçıları farklı askeri birliklere bireysel olarak dağıtılmadı. Bunun yerine kendi bölgelerinde, büyük ölçüde Kürtlerden oluşan yeni askeri yapılar içerisinde varlıklarını sürdürdüler.
Benzer bir durum, İçişleri Bakanlığı’na bağlanan “Asayiş güçleri” açısından da ortaya çıktı. Ancak bu düzenlemeler, söz konusu güçlerin yerel ilişkilerini ve bölgesel özgünlüklerini tamamen ortadan kaldırmadı.
“SDG modeli” başka bölgelere de yayılabilir
SDG ile yapılan anlaşma, HTŞ rejimine önemli bir siyasi kazanım sağladı. Şam, anlaşma sayesinde kuzeydoğu Suriye’deki kurumlar, kaynaklar ve sınır kapıları üzerindeki resmi kontrolünü yeniden tesis ederken, 11 yıldır devam eden özerk yönetim modelinin önceki biçimini de sona erdirmiş oldu.
Fakat anlaşmanın aynı zamanda önemli bir emsal yaratması muhtemel: Bazı bölgelerin, Savunma veya İçişleri Bakanlıklarına bağlı olmak ve devlet bayrağı altında faaliyet göstermek koşuluyla kendilerine özgü yerel güvenlik güçlerini koruyabilmesi.
Bu durum, diğer bölgesel güçlerin benzer taleplerde bulunmasının önünü açabilir.
Özellikle Süveyda örneği önem taşıyor. Hikmet el-Haceri ile bağlantılı “Ulusal Muhafız” güçleri vilayetin geniş kesimlerinde etkinliğini sürdürüyor. Şam’ın askeri olarak kesin bir sonuç elde edememesi ve İsrail’in güney Suriye dosyasına doğrudan müdahil olması nedeniyle, SDG ile yapılan anlaşmaya benzer bir model Süveyda’da da gündeme gelebilir.
Böyle bir senaryoda yerel güçlerin devlet kurumlarına entegre edilmesi, ancak savaşçıların Süveyda’da kalması ve mevcut liderlik yapısının güvenlik ve askeri alanda belirli bir rol üstlenmesi mümkün olabilir.
“Tek ordu” görüntüsü altında küçük ordular
Şam’daki HTŞ rejiminin önündeki risk, sonunda adı, üniforması ve resmi teşkilat şeması bakımından tek bir orduya, ancak fiilen farklı komuta ve bağlılık ilişkilerine sahip çok sayıda küçük orduya ulaşılması.
Buradaki sorun yalnızca aynı bölgeden gelen askerlerin aynı birlik içerisinde bulunması değil. Asıl mesele, bu birliklerin kime ve ne ölçüde bağlı olduğu; merkezi komutanlığa fiilen ne kadar itaat ettikleri ve kendilerini öncelikle devletin ordusu olarak mı, yoksa kendi bölgelerinin ve yerel çıkarlarının koruyucusu olarak mı gördükleri.
Bu model kısa vadede yeni çatışmaların önlenmesine ve geçiş yönetiminin ülkenin farklı bölgelerinde resmi varlığını genişletmesine yardımcı olabilir. Ancak bu, tek başına ulusal bir askeri kurum yaratmaya yetmez.
Gerçek bir ulusal ordunun kurulabilmesi için eski silahlı grupların ilişkilerinin dağıtılması, savaşçıların yeniden ve bireysel ölçütlerle yapılandırılması, eğitim ve silahlanma standartlarının birleştirilmesi ve bölgesel liderlerle pazarlığa dayanmayan bir komuta zincirinin oluşturulması gerekiyor.
Aksi halde Suriye’nin yeni ordusu, merkezi bir askeri kurumdan çok, savaş sonrası güç dengelerinin ürettiği geniş bir askeri uzlaşmanın kurumsal görüntüsü olarak kalabilir.
Analize göre SDG modelinin Süveyda gibi başka bölgelere de uygulanması halinde ise Suriye’de ortaya çıkan yapı, tek bir ulusal ordudan ziyade, merkezi devlet çatısı altında varlığını sürdüren “bölgesel ordular” modeline dönüşebilir.
İlgili Haberler
Trump’tan HTŞ'nin Hürmüz’e alternatif koridoruna: 'HARİKA!'
03 Eylül 2026 21:20
İsrail’in Suriye’deki gizli operasyonu ortaya çıktı
02 Eylül 2026 21:10
Kürt kadın savaşçılar HTŞ rejiminde yer arıyor
02 Eylül 2026 19:57
HTŞ’nin açtığı kapıdan UAEA girdi: Suriye'nin uranyumu şu an nerede?
02 Eylül 2026 19:39
