Son Dakika
İnşa

Trump rejiminde güç mücadelesi: Vance cephesindeki ayrılıklar Rubio’nun önünü mü açıyor?

02 Eylül 2026 14:27 Bu sayfayı yazdır

Trump rejimindeki üst düzey ayrılıklar, savaş politikalarına kuşkuyla yaklaşan isimlerin giderek dışlandığı ve şahin-neocon kanadın yönetim içerisindeki etkisini artırdığı yönündeki tartışmaları güçlendiriyor.

Trump rejiminde güç mücadelesi: Vance cephesindeki ayrılıklar Rubio’nun önünü mü açıyor?
Trump rejiminde güç mücadelesi: Vance cephesindeki ayrılıklar Rubio’nun önünü mü açıyor? YDH
Yazı boyutu
100%
7 dk okuma

YDH — Responsible Statecraft yazarı Connor Echols, Ordu Bakanı Dan Driscoll’un istifasının ardından kaleme aldığı yazısında, Trump rejimindeki son üst düzey ayrılıkların yalnızca personel değişimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor.  

haber-43918-kare-kapali

Echols, gelişmelerin, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaş politikalarına kuşkuyla yaklaşan isimlerin rejim içinde giderek marjinalleştirilmesi ve Başkan Yardımcısı JD Vance ile Dışişleri Bakanı Marco Rubio arasındaki olası 2028 başkanlık rekabetinin yönetim içindeki güç dengelerine yansımasıyla bağlantılı olabileceğini değerlendiriyor.

haber-44009-kare-kapali

Echols’a göre Başkan Yardımcısı JD Vance’in uzun yıllardır arkadaşı olan Driscoll, ABD Ordusunu modernize etme çabaları nedeniyle yönetim içerisinde olumlu bir itibara sahipti.

Ancak Driscoll’un özellikle Savunma Bakanı Pete Hegseth’in aralarında Ordu ve Hava Kuvvetleri generalleri ile Deniz Kuvvetleri Bakanının da bulunduğu çok sayıda üst düzey askeri yetkiliyi görevden almasına karşı çıktığı belirtiliyor. The Atlantic’in haberine göre Driscoll, söz konusu görevden almalarla ilgili endişelerini geçen hafta doğrudan Trump’a aktardı. 

haber-43974-kare-kapali

Trump’ın ise kaç subayın görevden alındığından haberdar olmadığını söylediği ifade ediliyor.

Yazıya göre Driscoll’un istifası, Vance’e yakın veya onun ideolojik çizgisiyle örtüşen isimlerin son dönemde yönetimden ayrılmasının son örneğini oluşturuyor.

haber-44069-kare-kapali

Bu isimler arasında eski Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, eski Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Andy Baker, Beyaz Saray Yasama İşleri Direktörü James Braid ve eski Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent bulunuyor.

Echols, bu ayrılıkların ikinci Trump rejiminin görev süresinin ortasına yaklaşması nedeniyle daha önemli hâle geldiğini belirtiyor.

Responsible Statecraft’a konuşan kaynaklara göre personel değişimlerinin olası nedenlerinden biri, Trump’ın ara seçimlerin ardından giderek daha fazla “topal ördek” başkana dönüşeceği beklentisi.

Bununla birlikte yazı, Vance ile Rubio’nun 2028 Cumhuriyetçi başkanlık adaylığı için beklenen rekabetinin hem Beyaz Saray içerisinde hem de rejim dışında bir nüfuz mücadelesine dönüşebileceğine işaret ediyor.

haber-44076-kare-kapali

Echols’a göre Vance destekçileri açısından en olumlu senaryo, başkan yardımcısının yönetimin dışında kendi siyasi yapılanmasını oluşturması.

Politico’nun yılın başlarında aktardığı gelişmelere göre Vance’in bazı alt düzey müttefikleri hükümetten ayrılarak gelecekteki bir Vance kampanyasının finansmanında önemli rol oynayabilecek K Street şirketlerinde çalışmaya başladı.

Yazıda, böyle bir siyasi ağın Vance açısından özellikle önemli olabileceği vurgulanıyor. Çünkü Vance, başkan yardımcılığına yükselmeden önce Senato’da yalnızca iki yıl görev yaptı.

haber-43955-kare-kapali

Rejimin iç dinamiklerini bilen bir kaynağa göre, “Vance çizgisindeki ayrılıklar seli”, Vance’in gelecekte 2028 kampanyasını harekete geçirmesi durumunda müttefiklerine “temelde kampanya çalışması yapma konusunda daha fazla özgürlük” sağlayabilir.

Ancak Echols, ayrılıkların tamamını siyasi hesaplaşmayla açıklamanın mümkün olmayabileceğini de aktarıyor. Cato Enstitüsü’nden Justin Logan, Baker ve Driscoll gibi isimlerin görevlerinden ayrılmasının yalnızca pratik nedenlere dayanabileceğini savunuyor.

Logan, genç yetkililerden talep edilen çalışma koşullarının, özellikle eşleri ve çocukları bulunan kişiler açısından, dışarıdan göründüğünden daha ağır olabileceğini belirtiyor.

Bu nedenle söz konusu isimlerin muhtemel bir 2028 kampanyasına katılmadan önce daha fazla para kazanmak ve aileleriyle daha fazla zaman geçirmek istemeleri de olası bir açıklama olarak değerlendiriliyor.

Echols, Rubio’nun ise Washington siyasetinde çok daha köklü bir geçmişe sahip olduğuna dikkat çekiyor.

haber-43909-facebook-kapali

Trump rejimine katılmadan önce 14 yıl Senato’da görev yapan Rubio’nun Washington’daki geniş siyasi ve kurumsal bağlantıları nedeniyle danışmanlarının yönetimden ayrılarak dışarıdan çalışmasına Vance kadar ihtiyaç duymayabileceği ifade ediliyor.

Yazıda bununla birlikte farklı bir senaryo da öne çıkarılıyor: Yönetim içerisinde gerçek bir nüfuz mücadelesi yaşanıyor olabilir ve Vance ile müttefikleri bu mücadelede geriliyor olabilir.

Echols, Vance ve çevresindeki isimlerin dış politikada genel olarak itidal yanlısı bir çizgiyle ilişkilendirildiğini ve Trump’ın İran’la savaşa girme kararının isabetine kuşkuyla yaklaştıklarını belirtiyor.

Yönetimin iç işleyişine ilişkin bilgi sahibi kaynaklara göre bu mücadelede taraflar giderek daha belirgin hâle geliyor. Yazıya göre Rubio’nun daha şahin çizgideki müttefikleri yönetim içerisinde yükselirken, Vance’in müttefikleri ve benzer görüşleri savunan diğer isimler görevlerinden ayrılıyor veya dışarıda bırakılıyor.

haber-43874-facebook-kapali

Yönetim içerisindeki gelişmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynak, Andy Baker’ın ayrılığının Driscoll’un Pentagon’dan ayrılmasından çok daha önemli olduğunu savunuyor.

Kaynak, ulusal güvenlik danışman yardımcısı olarak Baker’ın sorumluluk alanının “her şey” olduğunu belirterek, Baker’ın kariyer diplomatı olduğunu, denizaşırı görevlerde bulunduğunu ve JD Vance’in dünyaya bakışıyla aynı çizgide olduğunu ifade ediyor. Aynı kaynak, Baker’ın ayrılmasının bazı alanlarda Vance cephesinin “zemin kaybetmesi” anlamına geldiğini değerlendiriyor.

Echols’a göre kaynaklar, söz konusu gelişmelerin yalnızca 2028 seçimleri öncesinde Rubio fraksiyonunun siyasi olarak güçlendirilmesiyle açıklanamayacağını düşünüyor.

Bu kaynaklar aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti içerisinde Trump öncesi dönemin neocon dış politika anlayışını yeniden öne çıkarmaya çalışan şahinlerle, realist ve itidal yanlısı isimler arasında bir mücadele yürütüldüğünü savunuyor.

Bu yaklaşımın sonucunun ise söz konusu siyasi programa dahil olmayan isimlerin yönetimden ayrılması olduğu ileri sürülüyor. 

haber-43852-facebook-koyu

Yazıda Tulsi Gabbard ve Joe Kent’in ayrılıkları da bu çerçevede ele alınıyor.

Gabbard’ın geçmişte neocon savaş politikalarına yönelik eleştirileri kariyerinin önemli bir bölümünü oluştururken, Trump’ı İran’a saldırmaması konusunda uyaran az sayıdaki üst düzey yetkiliden biri olduğu aktarılıyor.

Bu nedenle Gabbard’ın yönetim içerisinde dışlandığına ilişkin işaretlerin bulunduğu ifade ediliyor.

Joe Kent ise ayrılığının gerekçesini daha açık biçimde ortaya koymuştu. Kent, muhalefete yer olmayan bir ortamda, “Amerikan halkına hiçbir fayda sağlamayan ve Amerikan hayatlarının bedelini haklı çıkarmayan bir savaşta yeni nesli savaşmaya ve ölmeye göndermeyi” destekleyemeyeceğini söylemişti.

Echols ayrıca Gabbard’ın realist çizgideki bazı atamalarının da Haziran ayında Ulusal İstihbarat Direktörlüğü görevini vekâleten yürüten Bill Pulte tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir küçülme operasyonunun parçası olarak görevden alındığını belirtiyor.

Buna rağmen yönetim içerisinde muhalif görüşlerin tamamen ortadan kalkmadığı vurgulanıyor. 

haber-43976-kare-serit

Washington Post’un haberine göre, aralarında dört yıldızlı generallerin de bulunduğu çok sayıda üst düzey general kısa süre önce Hegseth’i, İran’a yönelik geniş çaplı operasyonların sürdürülmesinin “sürdürülemez” olduğu konusunda uyardı.

Ancak Echols, bu uyarıların Trump’ın politika kararları üzerinde etkili olduğuna ilişkin çok az kanıt bulunduğunu belirtiyor.

Başkanlık hedefleri bulunduğu daha önce bildirilen Hegseth’in askeri kararlar üzerindeki kontrolünü kendi makamında güçlendirdiği ve geçen yıl boyunca üniformalı askeri yetkililerin karar alma süreçlerinde neredeyse tamamen devre dışı bırakıldığı ifade ediliyor.

Echols, üst düzey ayrılıkların nedenleri konusunda kesin bir sonuca varmanın güç olduğunu belirtse de ortaya çıkan güç dengesinin daha net olduğunu savunuyor. Yazıya göre gelişmelerden haberdar bir kaynak, Rubio ve onun şahin müttefiklerinin “yönetim içindeki nüfuz ve güçlerini pekiştirdiğini” ifade ediyor.

Söz konusu kaynak özellikle Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Mike Needham’ın Ulusal Güvenlik Konseyi üzerindeki etkisine ve Dışişleri Bakanlığı içerisinde Rubio’ya yakın isimlerin giderek daha güçlü bir konuma gelmesine dikkat çekiyor.

haber-43710-hikaye-koyu

Echols’a göre mevcut eğilimler şimdilik Rubio’nun lehine işliyor. Ancak Washington’da güçlü bağlantıları bulunan bir kaynak, bu avantajın ileride Rubio açısından bir dezavantaja dönüşebileceği uyarısında bulunuyor.

Bunun temel nedenlerinden biri, Rubio’nun Trump rejiminin en tartışmalı politikalarından bazılarına, özellikle kamuoyunda destek görmeyen İran savaşına şimdiye kadar belirli bir mesafeyi korumuş olması. Vance ve Hegseth ise söz konusu politikaları çok daha açık biçimde savunuyor.

Yazıya göre Vance’in müttefikleri yönetimden ayrılırken Rubio’nun bu siyasi açıdan avantajlı pozisyonunu koruması giderek zorlaşabilir.

Çünkü rejim içerisinde daha fazla şahin ve neocon ismin güç kazanması, itidal yanlısı görüşlerin ise gerilemesi, Rubio’yu da Trump’ın savaş politikaları konusunda daha açık bir pozisyon almaya zorlayabilir.

Echols’un aktardığı bir kaynak, yönetimde daha fazla neocon ismin bulunması ve itidal yanlısı seslerin azalmasının mevcut çatışmaların yakın zamanda sona ermeyeceğine işaret ettiğini belirtiyor. Kaynak, durumun “kesinlikle daha iyiye gitmediğini” savunarak, ilerleyen süreçte yönetim içerisindeki siyasi sorumluluğun daha açık biçimde sorgulanabileceği uyarısında bulunuyor.

Kaynak son olarak, “Bir noktada insanlar parmakla göstermeye başlayacak ve birilerinin bunun sorumluluğunu üstlenmesi gerekecek” değerlendirmesini yapıyor.

Echols’un değerlendirmesi, Driscoll’un istifasını tek başına bir personel değişikliği olarak değil, Trump rejiminde dış politika ve ulusal güvenlik alanındaki güç dengelerinin yeniden şekillenmesinin bir parçası olarak ele alıyor. 

Yazı, Vance ve Rubio arasındaki olası 2028 rekabetinin yanı sıra, Trump rejiminin İran savaşı ve genel savaş politikaları konusundaki yaklaşımının, önümüzdeki dönemde yönetim içerisindeki kadro tercihleri ve siyasi ittifaklar üzerinde belirleyici olmaya devam edebileceği görüşünü öne çıkarıyor.

İlgili Haberler