Son Dakika
İnşa

Gazze’deki işbirlikçi çetelerin siyasi ağı: Ramallah, Dahlan ve BAE

05 Eylül 2026 11:49 Bu sayfayı yazdır

Mujamma Haraket, Gazze’deki işbirlikçi milislerin Filistin Yönetimi, Dahlan çevresi, BAE ve uluslararası medya ağlarıyla kesişen bağlantılarını mercek altına aldı.

Gazze’deki işbirlikçi çetelerin siyasi ağı: Ramallah, Dahlan ve BAE
Gazze’deki işbirlikçi çetelerin siyasi ağı: Ramallah, Dahlan ve BAE YDH
Yazı boyutu
100%
49 dk okuma

YDH- Mujamma Haraket’in makalesi, Gazze’de Hamas’a alternatif bir siyasi ve güvenlik düzeni oluşturma girişimlerinin “İsrail” destekli işbirlikçi milislerle sınırlı olmadığını; Filistin Yönetimi, Muhammed Dahlan çevresi, BAE ve uluslararası medya ağlarıyla bağlantılı daha geniş bir yapı içinde geliştiğini vurguluyor. Çalışma özellikle Mahmud Habbaş’ın rolüne odaklanarak, Habbaş ve bazı Filistin Yönetimi yetkililerinin Ebu Şebab milisinin finansmanı, lojistik desteği, milis devşirme faaliyetleri ve yaralı mensuplarının tedavisiyle ilişkilendirildiğini aktarıyor. Makale, Habbaş’ın doğrudan Dahlan’a bağlı olduğunun kanıtlanmadığını belirtmekle birlikte, Gazze’deki işbirlikçi milislerin “Hamas sonrası yönetim” için siyasi ve yönetsel bir alternatif olarak meşrulaştırılmaya çalışıldığı sonucuna varıyor.

Bu araştırma, Gazze’de “Sarı Hat”ın doğusunda faaliyet gösteren işbirlikçi milisleri finanse eden, eğiten ve onlar adına propaganda üreten ağların izini sürdüğüm önceki çalışmamın devamı niteliğindedir. Yakın zamanda Zeytune Araştırma ve Danışmanlık Merkezi için hazırladığım “Avichay Adraee Ağı, Yaşamak İstiyoruz ve 26 Haziran Hareketi” başlıklı çalışmada (Mujamma Haraket, 2026), bu altyapının bir bölümünün izini Mart 2019’daki “Yaşamak İstiyoruz” protestolarına kadar sürmüştüm.

Bu gösteriler başlangıçta Hamas karşıtı bir hareket olarak değil; Cibaliya, Deyr el-Belah, el-Bureyc ve Refah’ta ortaya çıkan sosyoekonomik hoşnutsuzlukların bir sonucu olarak doğmuştu. Protestolar kısmen Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın Gazze’ye uyguladığı yaptırımlara da yöneliyordu. Çalışmamda, Fetih ve Filistin Yönetimi içindeki bazı isimlerin daha sonra bu protestoları Hamas yönetimine karşı bir başkaldırı olarak yeniden çerçevelemeye çalıştığını; protesto ortamından çıkan aktivistlerin ise ilerleyen dönemde Gazze’de alternatif bir siyasal düzeni teşvik eden dış medya ve siyaset ağlarına dahil edildiğini belgelemiştim (Mujamma Haraket, 2026, s. 3–4).

Bunların en etkili isimlerinden biri, Gazze’de avukatlık yapan ve “Yaşamak İstiyoruz” hareketinin örgütleyicilerinden olan, daha sonra “Kalkınma İçin Filistinli Gençler”i (Palestinian Youth for Development – PYD) kuran Mümin Netur’du. Aralık 2023’e gelindiğinde PYD, görünürde yerinden edilmiş Gazzelilere hizmet eden bir insani yardım kuruluşu olarak kendisini sunarken, aynı zamanda işgalle dostane ilişkileri öne çıkaran alternatif bir eğitim modelini savunuyordu. Asıl çabalarının büyük kısmını ikincisi oluşturuyordu; ancak birincisi, örgütün kendisini gerçek bir sosyal yardım projesi olarak pazarlayabilmesi sayesinde bu hedefe ulaşmasının meşruiyet zeminini sağlıyordu.

Nitekim Netur’un kullandığı bu “insani kalkınma” dili, daha sonra Refah’ın güneydoğusunda faaliyet gösteren ve “İsrail” tarafından desteklenen işbirlikçi milis Yasir Ebu Şebab’ın “Halk Güçleri” tarafından benimsenen halkla ilişkiler stratejisinin de habercisiydi. Söz konusu milis de kendi kontrolündeki bölgeyi okullar, sağlık hizmetleri, gıda dağıtımı, altyapı ve “İsrail”le birlikte yaşama vaatleri üzerinden pazarlıyordu (Mujamma Haraket, 2026, s. 4–5).

Netur’un izlediği yol, Joseph Braude’un “Barış İletişim Merkezi” (Center for Peace Communications – CPC) ile iç içe geçti. CPC, medya, eğitim, dini kurumlar ve sivil toplum ağları aracılığıyla Arap toplumlarında “İsrail”le normalleşmeyi geliştirmek amacıyla 2019’da kurulmuş, ABD’de kayıtlı bir örgüttür. Irak kökenli Yahudi bir Amerikalı olan ve Dubai merkezli el-Mesbar Araştırma ve İnceleme Merkezi’nde kıdemli danışmanlık da yapmış bulunan Braude, medya merkezli bu stratejiyi 2017’de yayımladığı Broadcasting Change: Arabic Media as a Catalyst for Liberalism [Değişimi Yayınlamak: Liberalizmin Katalizörü Olarak Arap Medyası] adlı kitabında ortaya koymuştu.

Dikkat çekici biçimde, CPC’nin kamuoyuna açıklanan en büyük bağışçıları arasında, faaliyet alanlarından birini “İsrail’in Hikâyesini Anlatmasına Yardım Etmek” şeklinde tanımlayan “Diane and Guilford Glazer Foundation” ile “Adelson Family Foundation” bulunuyordu. Kuruluşun kendi misyon bildirisinde ise “Arap medyasının, okullarının ve camilerinin” reforme edilmesi ve iletişim materyalleri üretilmesi yoluyla Arapların “İsrail”le ilişkilere desteğini artırmak amacıyla “Bölgesel Entegrasyon İçin Arap Konseyi” ile işbirliği yaptığı belirtilmektedir (Mujamma Haraket, 2026, s. 5–6).

2019’da Londra merkezli bir normalleşme girişimi olarak kurulan “Bölgesel Entegrasyon İçin Arap Konseyi”, bu yapı açısından önemli bir kurumsal öncül oluşturdu.[1] Konseyin 19–20 Kasım 2019 tarihlerinde düzenlenen kuruluş konferansına 15 Arap ülkesinden yaklaşık 30 gazeteci, siyasetçi, diplomat, sanatçı ve dinî şahsiyet katıldı. Katılımcılar “İsrail”e yönelik boykota karşı çıkıyor ve doğrudan Arap–“İsrail” sivil ilişkilerinin geliştirilmesini savunuyordu.

Konseyin faaliyetleri zamanla giderek CPC’nin faaliyetleriyle örtüşmeye başladı. Mart 2024’te Konseyin sosyal medya sayfalarının adı “Jusoor News” olarak değiştirildi. Önceki çalışmamda yazdığım gibi, “‘Jusoor’ doğdu — ya da daha doğru bir ifadeyle, ‘Bölgesel Entegrasyon İçin Arap Konseyi’ yeniden hayata döndürüldü” (Mujamma Haraket, 2026, s. 7).[2]

“Jusoor” daha sonra, “Juthoor” ve “JSOR” gibi fonetik türevleriyle birlikte, Gazze’deki işbirlikçi milislerle bağlantılı isimlere olumlu platformlar sunan Arapça bir medya ağına dönüştü. Bu isimler arasında Ebu Şebab, onun halefi Gassan Dahini ve Ebu Şebab’ın dul eşi Amna da bulunuyordu (Mujamma Haraket, 2026, s. 5, 7–9).

Bu yapının kadroları CPC ağıyla da örtüşüyordu. Suriyeli-Amerikalı gazeteci ve “Jusoor News” Genel Yayın Yönetmeni Hadeel Oueis, aynı zamanda CPC’nin Arapça iletişim faaliyetlerini yürütüyordu. Oueis’in diğer bağlantıları arasında “İsrail” yanlısı Hristiyan örgüt “The Philos Project” ve “JIMENA” (“Jews Indigenous to the Middle East and North Africa” — Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın Yerli Yahudileri) de yer alıyordu.

ABD’de yaşayan Suriyeli Ahed Hindi ise “Bölgesel Entegrasyon İçin Arap Konseyi” Yürütme Komitesi üyesiydi ve silahlı grupların denetimindeki bölgelerde bulunan Arap aktivistlerle CPC adına temas kuruyordu. Hindi bu ağa katılmadan önce, “İsrail” yanlısı medya izleme kuruluşu CAMERA’nın Arapça girişimlerinde çalışmıştı. Daha sonra CPC bağlantılı “Peaced Off!” podcastinde, Gazze içindeki kişilerle sürekli temas halinde olduğunu ve Şerit’ten gelen bilgilerin, CPC’nin oradaki muhatapları aracılığıyla düzenli biçimde merkeze ulaştığını anlattı (Mujamma Haraket, 2026, s. 9).

Böylece bu ağ, Hamas karşıtı ve normalleşme yanlısı anlatıları araçsallaştırmak amacıyla belirli kişileri harekete geçirmek için son derece elverişli bir zemine dönüşmüştü.

Ağın ayrıca özellikle Birleşik Arap Emirlikleri merkezli ve Fetih bağlantılı bir bileşeni de vardı. Fetih aktivisti olan ve BAE’de yaşayan Emin Abid, daha sonra “26 Haziran Hareketi”nin önde gelen savunucularından biri haline geldi. Kışkırtıcı ancak nihayetinde sonuçsuz kalan bu hareket, adını aldığı tarihte direnişe ve Gazze’deki siyasi/güvenlik personeline karşı şiddetli bir ayaklanma başlatmayı amaçlıyordu. Abid aynı zamanda “Jusoor News”in Gazze işleri koordinatörü olarak çalışıyordu.

Önceki araştırmamda incelediğim haberlere göre Abid, “Jusoor” haberlerinde yer alacak Filistinlileri önceden belirlenmiş ölçütlere göre seçiyor, onlara senaryolar ve hazırlanmış sorular veriyor ve her bir katılım için 300 dolar ödeme yapılmasını ayarlıyordu. Daha sonra “26 Haziran Hareketi”nin yurtdışındaki başlıca propagandacılarından biri haline geldi. Hareketin direnişe karşı yürüttüğü kampanya, “Jusoor” ile “Sarı Hat”ın doğusunda “İsrail” koruması altında faaliyet gösteren işbirlikçi milislerle bağlantılı sosyal medya hesapları tarafından büyütüldü (Mujamma Haraket, 2026, s. 8–9, 12–15).

BAE, bu kurumsal ekosistemin başka noktalarında da karşımıza çıkıyordu. CPC–“Arap Konseyi”–“Jusoor” ağı, BAE’yi defalarca bölgesel ve toplumsal dönüşüm için bir model olarak sundu; “İbrahim Anlaşmaları”yla ideolojik yakınlığını korudu; BAE merkezli “Hedayah Center”ı örnek bir kurum olarak ele aldı ve yorumcular ile araştırmalar tarafından Emirliklerin bölgesel girişimlerini destekleyen medya kampanyalarıyla ilişkilendirildi.

Dahlan ve BAE’den Batı’ya

Ayrı haberler, bu ekosistemin çevrimiçi bileşeni içinde BAE ile Dahlan arasında daha doğrudan bir ilişkiye işaret etmektedir. Arapça yayın yapan araştırmacı haber kuruluşu “el-İstiklal” tarafından yürütülen bir soruşturma, Şubat 2024’ten itibaren oluşturulan ve Mısır’dan yönetilen on binlerce sosyal medya hesabının, BAE’nin Gazze’de yürüttüğü öne sürülen insani faaliyetleri sistematik biçimde tanıttığını ortaya koydu.

Filistinli gazeteci ve araştırmacı Muhammed Arafat, bu hesapların Mısır’daki elektronik komitelere ait olduğu yönündeki yaygın değerlendirmeyi reddetti. Şöyle yazdı:

“Daha yakından incelendiğinde, bunların Abu Dabi için çalışan komiteler olduğu anlaşılıyor; ‘Jusoor News’ten Hadeel Oueis tarafından yönetildikleri ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid’in danışmanı olan Filistinli siyasetçi Muhammed Dahlan’ın doğrudan denetimi altında bulundukları söyleniyor.”

(Bu ifadeyi dikkatime sunduğu için araştırmacı Davud Attari’ye müteşekkirim.)

CPC–“Jusoor” altyapısı, medya anlatılarını ve Filistinli isimleri, nispeten sınırlı olan bu Arapça ağdan çıkarıp çok daha büyük Batılı medya kuruluşlarına taşıyabilecek kapasitedeydi. Hindi ve Oueis, Gazze merkezli direniş karşıtı aktivistleri gazeteciler, araştırmacılar, politika yapıcılar ve aralarında “Fox News” ile “The Free Press”in de bulunduğu uluslararası mecralarla buluşturdu (Mujamma Haraket, 2026, s. 10).

Netur daha 16 Aralık 2023’te “Fox News”e çıkmıştı. Benjamin Weinthal onu “Hamas’ın totaliter yönetimine karşı çıkan ender Filistinli gençlik liderlerinden biri” olarak tanıtmış ve Netur’un “Kalkınma İçin Filistinli Gençler” (PYD) örgütünü, sözde “BM ve diğer yardım kuruluşları tarafından görmezden gelinen” sivil bir alternatif olarak sunmuştu. Netur, kanala “barışı savunduğunu” ve “İsrail”le yan yana var olacak bir Filistin devletinden yana olduğunu söylemiş; 2019’daki “Yaşamak İstiyoruz” protestolarındaki rolünü anlatırken Hamas’ın kendisini 20 kez hapse attığını iddia etmişti (Weinthal, 2023).

“Fox News”, 11 Nisan 2025’te yeniden Netur’a başvurdu. Michael Tobin, Gazzelilerin sözde “18 yıl sonra ilk kez” Hamas’a karşı seslerini yükselttiği çerçevesi üzerine kurulu haberinde onu “Gazzeli avukat ve Hamas’ın eski siyasi tutuklusu” olarak tanımladı.

Netur, Tobin’e, “7 Ekim’den bu yana insanlar Hamas’ı suçluyor ve bu savaşı Hamas’ın başlattığını kabul ediyor” dedi. Dikkat çekici biçimde “Fox News”, Netur’un “bir tercüman aracılığıyla” konuştuğunu özellikle belirtti ve onun, “Korkmadığımı söylesem yalan söylemiş olurum” sözlerini aktardı. Netur ayrıca Gazzelileri “son 18 yıldır Hamas yönetimi altında rehine olarak yaşayan” insanlar şeklinde tarif etti (Tobin, 2025).

Ekim 2025’e gelindiğinde “Fox News”, Netur’a yorumcu olarak yer veriyor ve bunu yaparken direnişle savaşan silahlı milis gruplarına meşruiyet kazandırıyordu. Efrat Lachter, 17 Ekim tarihli haberinde onu avukat, Hamas’ın eski siyasi tutuklusu, PYD Başkanı ve “Yaşamak İstiyoruz” hareketinin kurucularından biri olarak tanıttı.

Netur, ateşkesin ardından Hamas savaşçılarının “tünellerden çıkıp kendilerine karşı çıkan aileleri katlettiğini” öne sürerek, “İnsanları terörize ederek geri döndükleri mesajını veriyorlar” dedi. Haberde daha sonra Netur’un, bazı silahlı oluşumları Hamas’a karşı “direnişlerini” sürdüren gruplar olarak tasvir etmesine yer verildi. Bunlar arasında özellikle Refah’taki Ebu Şebab milisi, Gazze kentindeki Dagmuş aşireti, Han Yunus’taki Mücayde aşireti ve Fetih bağlantılı büyük bir aile olan Hillis ağıyla ilişkili unsurlar sayılıyordu. Bu ailenin mensuplarından Rami Hillis de daha sonra kendi işbirlikçi milisini yönetecekti.

Böylece “Fox News”, Netur’un ifadelerini, aralarında “İsrail” destekli işbirlikçi oluşumların da bulunduğu silahlı grupların Hamas yönetimine karşı yükselen Filistinli bir meydan okumanın tezahürleri olarak sunulduğu bir anlatının içine yerleştirdi (Lachter, 2025).

Netur aynı zamanda Batı’nın önde gelen yayın organlarının görüş sayfalarına da girdi. “The Washington Post”, 30 Mart 2025’te onun imzasıyla “Ben ve binlerce Gazzeli neden Hamas’ın tiranlığının sona ermesi gerektiğini söylüyoruz?” başlıklı bir makale yayımladı. Netur burada hareketinin “mesajının”, “Hamas gitmeli” olduğunu ilan ediyor ve açıkça daha fazla dış kurumsal destek talebinde bulunuyordu:

“Barış İletişim Merkezi ve Atlantic Council’ın Realign for Palestine projesi gibi daha fazla gruba ihtiyacımız var.”

(Mujamma Haraket, 2026, s. 10–11’de aktarıldığı şekliyle.)

Daha sonra “The Jewish Chronicle”da kendisine atfedilen makalelerle yer aldı; “The Boston Globe” ise onunla bir tercüman aracılığıyla Arapça röportaj yaptı. Önceki çalışmam, bu medya üretimindeki önemli bir tuhaflığa dikkat çekmişti. Netur’un imzasıyla “The Washington Post” ve “The Jewish Chronicle”da son derece düzgün İngilizceyle kaleme alınmış görüş yazıları yayımlanmasına rağmen, hem “Fox News” hem de “The Boston Globe”, İngilizce bilmediği için kendileriyle Arapça ve bir tercüman aracılığıyla iletişim kurduğunu bildirmişti (Mujamma Haraket, 2026, s. 17, dn. 11).

Bu medya aygıtı, işbirlikçi milislerin kendilerinin de itibarını yeniden inşa etmeye yardımcı oldu; “İsrail” koruması altındaki bölgelerini Hamas sonrası yönetim için muhtemel deney alanları olarak yeniden çerçeveledi. Bu yaklaşım, başlangıçta “İnsani Kent” ve “İnsani Geçiş Alanları” (Humanitarian Transit Areas – HTA) gibi bağlantılı kavramlar üzerinden tartışılan ve daha sonra ABD destekli “Barış Kurulu” bünyesindeki “Yeni Refah” pilot projesine dönüştürülen “Alternatif Güvenli Topluluklar”ın (Alternative Safe Communities – ASC) habercisiydi.

Bunların, “Sarı Hat”ın doğusunda inşa edilecek, sakinlerinin güvenlik taramasından geçirileceği ve Hamas’ın bulunmayacağı topluluklar olması planlanmaktadır. Burada yaşayanlara prefabrik ya da geçici konutlar, okullar, sağlık tesisleri, su, elektrik ve diğer hizmetler sağlanırken, bu insanlar Hamas yönetimindeki Gazze’den mekânsal ve siyasal olarak ayrı tutulacaktır (Reuters, 2025; “Wall Street Journal”, 2025; “Le Monde”, 2026).

Bu strateji, “Israel Defense and Security Forum” Başkanı, emekli “İsrailli” Tuğgeneral Amir Avivi tarafından açık biçimde dile getirildi. Avivi şöyle demişti:

“Bu konutlar İsrail’le işbirliği yapanlar için” ve “savaşmayı zaten kabul etmiş aşiretlerin aileleri için” olacak; çünkü Hamas’la savaşmaya hazır Filistinlilere “bir şey” verilmesi gerekiyordu ve bu şey de konuttu (JNS, 2025).

2026’ya gelindiğinde bu mimari, ABD’nin daha geniş kapsamlı yeniden inşa programına dahil edilmişti. “Yeni Refah”, “Sarı Hat”ın “İsrail” kontrolündeki tarafında, güvenlik taramasından geçirilmiş yaklaşık 50 bin Filistinliye “geçici konut” sağlayacak bir pilot proje olarak sunuluyordu. Jared Kushner ve Steve Witkoff’un daha geniş kapsamlı “Ana Planı” ise önceden planlanmış yerleşim kentlerinin yanı sıra veri merkezleri, ileri imalat bölgeleri, lojistik altyapı, bir havaalanı ve kıyı şeridinde kalkınma projeleri öngörüyordu (“Le Monde”, 2026; “Washington Post”, 2026).

Haziran 2025’te “The Free Press”ten Tanya Lukyanova, geçmişinde uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bir sabıka kaydı ve Sina’daki IŞİD’le ilişkileri bulunduğuna dair haberler olan Yaser Ebu Şebab’la övgü dolu özel bir röportaj yayımladı.

“Gazze’de Hamas’la Savaşan İsrail Destekli Milis Lideriyle Konuştuk” başlıklı haber, Braude’dan gelen bir mesajla açılıyordu. Braude, “İsrail” kurumları içinde ve Hamas karşıtı Gazzeliler arasında, “yerel Gazzeliler tarafından devriye gezilen ve dışarıdan İsrail ordusu tarafından korunan”, sivillerin “Hamas sonrası ya da Hamas karşıtı özyönetimi” deneyebileceği bölgeler kurulmasına ilişkin tartışmaları anlatıyordu (Lukyanova, 2025).

Bu çerçevede, “İsrail” koruması altında faaliyet gösteren silahlı bir işbirlikçi oluşum, alternatif bir Filistin yönetiminin prototipine dönüştürülüyordu.

Netur daha sonra esasen aynı önerinin Gazzeli aktivist sesini sağladı. Temmuz 2025’te CPC bağlantılı “Peaced Off!” podcastinde konuşan Netur, Ebu Şebab’ın Refah’ın doğusunda “küçük bir güvenli bölgeyi” kontrol ettiğini söyledi ve şöyle dedi:

“Güvenli bir bölge kurulması fikri konusunda herhangi bir anlaşmazlık yok.” (“Peaced Off!”, 2025).

Netur bu sözleri, Hindi’nin daveti üzerine buraya taşındıktan sonra milisin Refah’taki kampından söylüyordu (“Peaced Off!”, 2025). Bu taşınmanın gerçekleşmesine CPC ağı yardımcı olmuştu.

Netur, Mart 2025 protestolarının ardından yaşananları daha sonra anlatırken şöyle yazdı:

“Tehlike yoğunlaştığında Barış İletişim Merkezi’ndeki meslektaşım Ahed Hindi ile temasa geçtim.”

Braude ile de iletişim kurduğunu belirten Netur şöyle devam etti:

“Korunmam için gerekli düzenlemeler üzerinde çalıştılar ve güvenliğimi sağlamak üzere ilgili taraflarla temasa geçtiler.” (Netur, 2025).

Hindi ise ayrı bir açıklamasında, kendisiyle Netur’un bundan sonra “her gün temas halinde” kaldığını ve Netur’un “Refah’a ulaşıncaya kadar bir daireden diğerine taşındığını” söyledi (el-Hindi, “Shehab News Agency”, 2025b’de aktarıldığı şekliyle).

Dolayısıyla Netur’u uluslararası medya ve politika yapıcılarla buluşturan aynı ağ, daha sonra siyasi modelini savunacağı “İsrail” korumasındaki işbirlikçi bölgeye geçişine de yardımcı olmuştu.

Bu noktaya gelindiğinde aklama faaliyeti, Ebu Şebab’ı yalnızca direniş karşıtı bir figür olarak sunmanın ötesine geçmişti. Propaganda mekanizması, onu ve milisini Hamas yönetimine karşı uygulanabilir bir alternatif —hem insani hem de yönetsel bir alternatif— olarak sunmaya çalışıyordu.

Ebu Şebab; okulların, bir sahra hastanesinin, ortak bir mutfağın, su ve elektrik altyapısının, polis ve güvenlik güçlerinin yanı sıra düzenli gıda ve tıbbi malzeme tedarikinin bulunduğunu duyuruyordu (Ebu Şebab, Lukyanova, 2025’te aktarıldığı şekliyle).

Braude bu tür bölgeleri “Hamas sonrası ya da Hamas karşıtı özyönetim” için laboratuvarlar olarak tanımlıyordu (Lukyanova, 2025). Netur ise Ebu Şebab’ın kampının içinden “güvenli bölge” fikrine destek veriyordu (“Peaced Off!”, 2025).

Daha sonra Netur’a atfedilen yazılarda —bunlar arasında Ekim 2025’te “Wall Street Journal”da yayımlanan bir makale ile Temmuz 2025 tarihli “Jewish Chronicle” görüş yazısı da bulunuyordu— bu fikir daha da geliştirilerek Hamas’ın kontrolü dışındaki topraklar için önerilen bir sivil yönetime ve gelecekte kurulabilecek “Gazze halkı için ve Gazze halkı tarafından yönetilen bir hükümete” dönüştürüldü (Netur, 2025a; Netur, 2025b).

Habbaş ve Filistin Yönetimi’nin Rolü: Bütün Yollar Ramallah’a Çıkıyor

Bu nedenle, 2025 yazına gelindiğinde birbirinden ayrı parçaların, “CPC’nin örgütlenmeyi ve uluslararası erişimi sağladığı, ‘Jusoor’un medya görünürlüğü yarattığı —ki bu görünürlük daha sonra ana akım medya tarafından devralındı— ve ‘Yaşamak İstiyoruz’ Hareketi’nin eski mensuplarının Gazze içinde alternatif bir siyasi gündemi ilerletebilecek bir aktivist havuzu sunduğu bütünleşik bir yapıya” dönüştüğünü savundum (Mujamma Haraket, 2026, s. 11).

Bu ağ, kişileri yerel aktivizmden alıp dışarıdan desteklenen bir medya dolaşımına taşıdı; iddialarını Batılı yayınlar aracılığıyla büyüttü; onları politika yapıcılarla buluşturdu; en azından merkezî önemdeki bir aktivistin “İsrail” korumasındaki bir işbirlikçi bölgeye ulaşmasına yardımcı oldu ve ardından bu bölgeyi uluslararası kamuoyuna Gazze’nin siyasi geleceği için muhtemel bir model olarak sundu.

Aşağıda belgelediğim hususlar, doğrudan doğruya bu önceki çalışmanın üzerine inşa edilmekle birlikte, başka bir kurumsal izin peşinden gitmektedir. Önceki araştırmalarım ve diğer araştırmacıların çalışmaları; BAE ve Dahlan’ı, CPC’yi, “Arap Konseyi”ni, “Jusoor”u, Filistinli aktivistleri, Batı medyasını ve işbirlikçi milisleri birbirine bağlayan ve bu grupların tanıtılıp siyasi açıdan rehabilite edilmesini sağlayan ağlara odaklanmıştı.

Burada incelenen kanıtlar ise bütün yolların Ramallah’a çıktığını göstermektedir.

Şimdi özellikle Filistin Başyargıcı ve Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın Din İşleri ve İslami İlişkiler Danışmanı Mahmud Habbaş’a; ayrıca Gazze’deki işbirlikçi milislerin kurulması, finansmanı, milis devşirilmesi, lojistik olarak ayakta tutulması, mensuplarının tıbbi tedavisi ve korunmasıyla ilgili anlatılarda onunla birlikte tekrar tekrar adı geçen Filistin Yönetimi’ne bağlı siyasi isimler ile Genel İstihbarat yetkililerinden oluşan çevreye dönüyorum.

7 Temmuz 2025’te Refah’ın güneydoğusundaki “Halk Güçleri” milisinin kurucusu Yaser Ebu Şebab, “Ynet”e verdiği demeçte, ailesiyle birlikte el-Mevasi’ye taşındıktan sonra destek almak amacıyla Filistin Yönetimi yetkilileriyle temas kurmaya başladığını söyledi.

Ebu Şebab, kendisine yanıt veren ilk Filistin Yönetimi yetkilisinin Mahmud Habbaş —Filistin Başyargıcı ve Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın Din İşleri ve İslami İlişkiler Danışmanı— olduğunu belirtti:

“İlk yanıt veren Mahmud Habbaş’tı.” (“Ynet”, 2025).

Ebu Şebab daha sonra, “Filistin Yönetimi’nin desteğiyle” Ebu Şebab grubunu kurmaya karar verdiğini söyledi (a.g.e.).

Bu, Habbaş ile Filistin Yönetimi’ni milisin ortaya çıkışıyla doğrudan ilişkilendiren, birinci ağızdan yapılmış en açık açıklamadır.

Filistinli bir Telegram kanalı olan ve “İsrail” medyasındaki içerikleri izleyip tercüme eden “el-Hüdhüd” tarafından dolaşıma sokulan ayrı bir anlatı ise Filistin Yönetimi’ne uzandığı iddia edilen kanal hakkında daha fazla ayrıntı sundu. “El-Hüdhüd”, söz konusu bilgileri “İsrailli” gazeteci Baruch Yedid’e dayandırdı.

Bu habere göre Ebu Şebab’ın milisi, birkaç ay öncesinden itibaren Filistin Yönetimi ile ilişkiler geliştirmeye başlamış ve ilk temas Habbaş üzerinden kurulmuştu. Filistin Yönetimi Genel İstihbarat Servisi’nde görev yapan, Gazze doğumlu Albay Baha Baluşa’nın, Habbaş ile Ebu Şebab arasında bağlantıyı kuran ve bu ilişkinin geliştirilmesine yardımcı olan Filistin Yönetimi istihbarat aracısı olarak hareket ettiği öne sürüldü (“el-Hüdhüd”, 2025).

Haberde ayrıca Baluşa’nın daha sonra, “güney bölgesinden” —yani Gazze’den— sorumlu olduğu belirtilen Filistin Yönetimi Genel İstihbarat görevlisi Faiz Ebu Hunud’u, Şerit’te milis devşirme faaliyetlerini yönetmekle görevlendirdiği ifade edildi (a.g.e.).

15 Temmuz 2025’te Filistinli haber ve araştırma platformu NPP (Palestinian Press Network), “Hac Mevsimi ve Habbaş ile Ebu Şebab Grubu Üyeleri Arasındaki Gizli Görüşmenin Perde Arkası” başlıklı bir haber yayımladı.

Haberde Habbaş’ın hac mevsimi sırasında Mekke’de Ebu Şebab’ın ağına mensup kişilerle gizlice görüştüğü bildirildi (NPP, 2025a). NPP’ye göre görüşmelerde “lojistik destek” ile yardımların Kerem Şalom üzerinden taşınmasına ilişkin koordinasyon da ele alındı (a.g.e.).

Dolayısıyla kuruluş, bu temasları törensel görüşmelerden ziyade operasyonel toplantılar olarak tasvir ediyordu.

Gazze’ye odaklanan ve işbirlikçi olduğu öne sürülen kişiler ile işbirlikçi milisleri belgeleyen direniş-güvenlik platformu “Beşinci Kolu Takip”, “Mahmud Habbaş: Gazze’de Bir Lahad Ordusunun Hamisi” başlıklı paralel bir anlatı yayımladı.

Platform, Habbaş’ı Gazze’deki ailelere tahsis edilen Suudi hac kontenjanını, programa katılma hakkı bulunmayan Ebu Şebab grubu üyelerini listeye eklemek suretiyle istismar etmekle suçladı. Platforma göre bu düzenleme, Habbaş’ın söz konusu kişilerle Mekke’de gizlice görüşmesine olanak sağladı (“Beşinci Kolu Takip”, 2025).

Platform, en dikkat çekici katılımcı olarak özellikle Hamza el-Mısri’nin adını verdi. El-Mısri, platform tarafından Ebu Şebab bağlantılı bir isim ve milisin önde gelen mensuplarından biri olarak tanımlanıyordu (a.g.e.).

Aynı anlatı, Habbaş–Ebu Şebab ilişkisinin izini iki isim arasındaki doğrudan iletişime kadar götürüyordu. Buna göre söz konusu ilişki daha sonra Filistin Yönetimi Genel İstihbarat Albayı Baha Baluşa üzerinden geliştirilmişti (a.g.e.).

5 Aralık 2025’te, Ebu Şebab’ın ölümünün ardından NPP, “Direnişe Karşı Ebu Şebab Örtüsü Altında Bir Milis Tasarlayan Filistin Yönetimi Üçlüsü Kim?” başlıklı bir araştırma yayımladı.

Araştırma, Ebu Şebab’la doğrudan iletişimin yönetilmesini Habbaş ile Halid Barud’a —Habbaş’ın ofis müdürü— atfediyordu. Ayrıca Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın da bu düzenlemeden haberdar olduğunu ileri sürüyordu (NPP, 2025b).

Daha somut olarak NPP, Habbaş’ın doğu Refah’taki Ebu Şebab grubuna “para, maaş ve lojistik desteğin girişini koordine etmekle görevlendirildiğini” yazdı (a.g.e.).

Makalede Baha Baluşa’ya farklı ancak aynı derecede kritik bir rol atfediliyordu. Filistin Yönetimi Genel İstihbaratındaki albayın milisle yürütülen “güvenlik koordinasyonunu” denetlediği belirtiliyordu (a.g.e.).

Aynı araştırma, Filistin Yönetimi bağlantılı isimler arasında bir görev paylaşımı bulunduğunu da aktarıyordu. NPP’ye göre Habbaş para, maaşlar, lojistik destek ve siyasi irtibatla ilgileniyordu. Halid Barud, Habbaş’ın ofisinden yürütülen iletişimin yönetimine katılıyordu. Filistin Yönetimi Genel İstihbarat Albayı Baha Baluşa güvenlik koordinasyonunu yürütürken, Genel İstihbarat görevlisi Faiz Ebu Hunud milis devşirme faaliyetlerini denetliyordu (NPP, 2025b).

NPP ayrıca, o dönemde Filistin Yönetimi Genel İstihbaratının başında bulunan Macid Ferec’in, milis mensuplarına ileride Filistin Yönetimi güvenlik teşkilatlarına dahil edilme teklifinde bulunduğunu bildirdi (a.g.e.).

Kuruluş bu iddiaları, var olduğu öne sürülen belgelere ve “birbiriyle örtüşen kaynaklara” dayandırdı. Ancak söz konusu belgelerin asıllarını yayımlamadı (a.g.e.).

NPP’nin bu araştırmasını, aynı dönemde yayımlanan ve benzer bağlantıları farklı kanallardan aktaran haberler izledi. Bunlardan birinde Ebu Şebab’ın “İsrail Ordu Radyosu”na verdiği yazılı mülakata ve i24’teki açıklamalarına atıfta bulunuldu; başka bir haberde ise “Yedioth Ahronoth”a konuşan isimsiz üst düzey bir yetkilinin, grubun “İsrail”, Filistin Yönetimi ve Dahlan’ın Fetih içindeki “Demokratik Reform Akımı”ndan destek aldığını söylediği aktarıldı. Aynı haberlerde milis mensuplarının maaşlarının Filistin Yönetimi üzerinden ödendiği de ileri sürüldü.

Bu iddialar, 2026 yazında yaralı işbirlikçi milis mensuplarının Ramallah ve çevresinde tedavi edilmesine ilişkin haberlerle daha da somut bir boyut kazandı.

9 Temmuz 2026’da NPP, Gassan Dahini’nin milisine mensup ve “Ahmed” takma adını kullanan Siyah Dogmuş adlı bir milisin, bir pusuda başından vurulduktan sonra Gazze’den Batı Şeria’ya çıkarıldığını bildirdi. Habere göre Dagmuş, özel koordinasyon yoluyla Ramallah’ın el-İrsal bölgesindeki H Clinic’e götürüldü ve bu tahliyeyi Mahmud Habbaş bizzat denetledi (NPP, 2026a).

Aynı gün yayımlanan başka bir NPP haberinde, işbirlikçi milislerde yer alan 13 yaralının Batı Şeria’daki çeşitli hastane ve kliniklerde tedavi gördüğü öne sürüldü. Bunlar arasında el-Reyhan’daki Arab Istishari Hospital, Beytuniya’daki Yafa Surgical Specialty Hospital ve H Clinic sayılıyordu. Haberde Habbaş’ın bu kişilerin kabulünü ayarladığı ve tedavi masraflarını karşıladığı ileri sürüldü (NPP, 2026b).

“Mish Heik” adlı Telegram kanalı daha da ileri giderek, Habbaş’ın yalnızca tedavi düzenlemelerini değil, aynı zamanda söz konusu kişilere para ve siyasi koruma sağlanmasını da üstlendiğini iddia etti (Mish Heik, 2026).

NPP, 9 Temmuz’da ayrıca Gassan Dahini’nin eşi Alaa Şannat’a ilişkin bir haber yayımladı. Haberde Şannat’ın Habbaş’la doğrudan temas halinde olduğu ve Habbaş’ın onun Gazze’den çıkarılarak Nablus’a götürülmesini ayarladığı belirtildi. Şannat daha önce Ürdün’e gittiğini söylemişti, ancak daha sonra Nablus’ta ortaya çıktı (NPP, 2026c).

4 Eylül’de “Beşinci Kolu Takip” platformu, bu tür transferlerin “özel ve istisnai güvenlik koordinasyonu” yoluyla, “İsrail” istihbaratının onayıyla gerçekleştirildiğini ileri sürdü (“Beşinci Kolu Takip”, 2026).

Bu gelişmelerin yalnızca gizli lojistik destek düzeyinde kalmadığını gösteren bir başka işaret ise Habbaş’ın kamuoyu önündeki açıklamalarında görüldü.

3 Eylül 2026’da “Jusoor News”e konuşan Habbaş, gelecekte Filistin Yönetimi’nin öncülüğünde kurulacak bir düzenin işbirlikçi milis mensuplarını kategorik olarak dışlaması gerektiği fikrini açıkça reddetti.

Habbaş, Filistin kurumlarının yeniden inşasına katılmak isteyenler için “kapıların açık” olduğunu söyledi ve bu kişilerin “sadık ve saygın” olmaları halinde dışlanmamaları gerektiğini belirtti (“Jusoor News”, 2026).

NPP, ertesi gün bu açıklamaları, “Habbaş işbirlikçi çeteleri alenen savundu” başlığıyla aktardı ve söz konusu açıklamaları, Filistin Yönetimi ile bu gruplar arasındaki ilişkinin artık gizlenmediğinin göstergesi olarak sundu (NPP, 2026d).

Aynı tarihlerde direniş-güvenlik platformu “Rada”, gözaltına alınmış bir işbirlikçiye ait olduğunu söylediği kayıtlı bir ifadeyi yayımladı. Platforma göre bu kişi, Habbaş ve üst düzey işbirlikçiler arasında doğrudan iletişim bulunduğunu, yaralıların Ramallah’ta tedavi edildiğini ve bazı milis mensupları adına Batı Şeria’da daireler satın alındığını anlattı (Rada, 2026).

Burada kanıt düzeylerini birbirinden ayırmak önemlidir. Yaralıların Batı Şeria’da tedavi edildiğine ve Habbaş’ın koordinasyon rolüne ilişkin iddialar birden fazla Filistinli haber ve güvenlik platformunda tekrarlandı. Buna karşılık işbirlikçi milis mensupları için daire satın alındığı iddiası, burada incelenen materyal içinde özellikle “Rada”nın yayımladığı ifadeye dayanmaktadır.

Bu iddialar, Filistin Yönetimi’nin Gazze’de Hamas’a karşı faaliyet gösteren unsurlarla işbirliği yaptığına ilişkin daha eski bir tarihsel sicilden de tamamen kopuk değildir.

Uluslararası Kriz Grubu’nun 2012’de yayımladığı bir raporda, Hamas’ın yurtdışındaki üst düzey liderlerinden biri, 2008–2009 Gazze Savaşı sırasında Gazze’de gözaltında bulunan 18 Fetih mensubundan 17’sinin “İsrail”e doğrudan yardım ettiğini iddia etmişti. Söz konusu Hamas yetkilisine göre bu kişilerin “İsrail”in operasyonları planlamasına ve hedef seçmesine katkıda bulunduğuna dair “somut kanıtlar” bulunuyordu (International Crisis Group, 2012).

Daha da dikkat çekici olanı, 2009 tarihli bir ABD diplomatik yazışmasıdır. Dönemin “İsrail” Savunma Bakanı Ehud Barak’ın danışmanlarından Mike Herzog, Amerikalı yetkililere, Filistin Yönetimi liderliğinin “İsrail”den Hamas’ı yok etmesini talep ettiğini ve savaşın Hamas’ı devirmeden sona ermesinden duyduğu hayal kırıklığını aktarmıştı.

Benzer biçimde Avigdor Lieberman da 2010’da, Mahmud Abbas’ın 2008–2009 saldırısı sırasında “İsrail”e savaşı sürdürmesi ve Hamas yönetimini devirmesi yönünde çağrıda bulunduğunu ileri sürdü (Haliç Times, 2010).

Bu tarihsel örnekler bugün öne sürülen iddiaları tek başına doğrulamaz; ancak Filistin Yönetimi içindeki bazı aktörlerin Hamas’a karşı “İsrail”le işbirliğine açık olduğu yönündeki mevcut suçlamaların tarihsel bir boşluk içinde ortaya çıkmadığını göstermektedir.

Yeni olan unsur ise BAE bağlantısının çok daha belirgin biçimde devreye girmesidir.

9 Haziran 2025’te “Şehab Haber Ajansı”, direnişe bağlı bir güvenlik kaynağına dayanarak, kimliği açıklanmayan bir “Arap istihbarat servisinin”, “İsrail”le birlikte doğu Refah’ta faaliyet gösteren silahlı grupları eğittiğini ve finanse ettiğini bildirdi (Şehab, 2025a).

Haberde bu dış desteğin doğrudan mali ve lojistik yardım biçiminde sağlandığı ileri sürüldü. Milislere dört çeker araçlar, gece görüş cihazları, navigasyon ekipmanı, özel haberleşme sistemleri ve medya uygulamalarının sağlandığı belirtildi. Ayrıca söz konusu destek mekanizmasının “İsrail” tarafıyla yürütülen güvenlik koordinasyonunu da kapsadığı öne sürüldü.

BAE’ye ilişkin soruların ortaya çıkmasına yol açan unsurlardan biri de Gassan Dahini’nin, BAE plakası taşıyan beyaz bir Isuzu aracının yanında çekilmiş fotoğrafıydı.

Ancak burada dikkatli olmak gerekir. Mevcut kanıtlar söz konusu aracın BAE hükümeti tarafından sağlandığını göstermemektedir. Aracın “İsrail”li bir Bedevi satıcı üzerinden temin edildiğine ve Kerem Şalom üzerinden Gazze’ye sokulduğuna ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Dolayısıyla yalnızca BAE plakasının varlığı, Emirlikler yönetiminin aracı doğrudan tedarik ettiği sonucuna varmak için yeterli değildir.

Bununla birlikte grubun kullandığı “Counter Terrorism Service” —Terörle Mücadele Servisi— adı ve amblemi, Yemen’de BAE desteğiyle kurulan benzer yapılanmaların isim ve sembollerini açık biçimde çağrıştırmaktadır.

BAE bağlantısına dair bir başka iddia ise “Quds News” tarafından yayımlanan ve bir işbirlikçiye ait olduğu belirtilen ifadede ortaya çıktı.

Söz konusu ifadeye göre Körfez aksanıyla konuşan, kimliği açıklanmayan bir Arap yetkili, “Jusoor” kisvesi altında gazetecilik ve medya atölyeleri düzenledi. Milis mensuplarına ve onlarla bağlantılı kişilere kamera karşısında nasıl konuşacakları, kendilerini kamuoyuna nasıl sunacakları ve grubun insani, sivil ve toplumsal faaliyetlerini nasıl öne çıkaracakları öğretildi.

İfadenin aktarıldığı haberde, bu eğitimlerin amacının işbirlikçi milislerin kamuoyundaki imajını iyileştirmek ve daha fazla Filistinliyi “Sarı Bölge”ye geçmeye teşvik etmek olduğu ileri sürüldü (Quds News, 2025).

Habbaş ve BAE

Mahmud Habbaş ile BAE arasındaki belgelenebilir ilişkiler neredeyse yirmi yıl öncesine uzanmaktadır.

Bu ilişkinin başlangıcı, Hamas ile Fetih arasındaki 2007 kopuşunun hemen sonrasına; Filistin Yönetimi ile BAE arasında siyasi uyumun güçlendiği ve Emirlikler tarafından finanse edilen kalkınma, yardım ve dini diplomasi projelerinin genişlediği döneme rastlamaktadır.

2020’de BAE’nin “İsrail”le normalleşmesi üzerine Habbaş ile Abu Dabi arasında açık bir siyasi görüş ayrılığı ortaya çıkmış olsa da, bu anlaşmazlık kalıcı bir kopuşa dönüşmedi. Gazze savaşı sırasında Habbaş yeniden BAE’nin rolünü öven açıklamalar yapmaya başladı.

Eylül 2007’de BAE gazetesi “el-Beyan”a verdiği röportajda Habbaş, Emirliklerin Mahmud Abbas ve Filistin Yönetimi olarak tanımladığı Filistin “meşruiyetine” verdiği desteği övdü.

Habbaş, BAE ile Filistin Yönetimi arasında “tam bir anlayış” bulunduğunu ve Abu Dabi’nin Abbas’a “tam destek” verdiğini söyledi. Ayrıca Şeyh Zayid bin Sultan Nahyan’ın ölümünün ardından da bu desteğin azalmadığını, aksine Halife bin Zayid döneminde daha da arttığını belirtti (“el-Beyan”, 2007).

28 Şubat 2008’de, o dönemde Filistin Yönetimi Sosyal İşler Bakanı olan Habbaş, BAE Kızılay Kurumu Başkanı Halife Nasır Suveyidi ile bir mutabakat zaptı imzaladı.

Anlaşma, engelliler için kalkınma projelerini, küçük gelir getirici projeleri ve yetimlerin sponsorluk programlarını kapsıyordu (“el-İttihad”, 2008a).

Mayıs 2008’de Habbaş, Doğu Kudüs’ün Beyt Hanina bölgesinde inşa edilen Şeyh Zayid banliyösündeki 58 dairenin teslim törenine katıldı. Proje yaklaşık 15 milyon dirheme mal olmuştu.

O dönemde BAE Kızılayının Filistin’de yürüttüğü projelerin toplam değerinin yaklaşık 1 milyar dirheme ulaştığı bildiriliyordu. Bunlar arasında Cenin mülteci kampının yeniden inşası için yaklaşık 100 milyon dirhem ile Gazze’deki Şeyh Zayid Kenti, Refah’taki Şeyh Halife Kenti ve Han Yunus’taki Emirlik Mahallesi gibi büyük ölçekli projeler de bulunuyordu (“el-İttihad”, 2008b).

Kasım 2008’de Habbaş, El Halil yakınlarında inşa edilen Şeyha Fatıma Merkezi’ni teslim aldı. Yaklaşık 3 milyon dolar değerindeki projenin 1,5 milyon dolarlık bölümü Şeyha Fatıma bint Mübarek tarafından karşılanmış, proje BAE Kızılayı, UNDP ve ILO işbirliğiyle yürütülmüştü (“el-İttihad”, 2008c).

2009 yılında Mahmud Abbas, 100 sayılı Başkanlık Kararnamesi ile Habbaş’ı “Ayni Yardımların Denetimi Başkanlık Komitesi”nin başına getirdi.

Komitenin görevi, Batı Şeria ve Gazze’ye yapılan ayni yardımların girişini kolaylaştırmak, teslim almak ve dağıtımını denetlemekti (Başkanlık Kararnamesi No. 100).

Habbaş bu komitenin başkanlığını uzun yıllar sürdürdü; 2026’da dahi gıda paketlerinin dağıtımı bağlamında bu sıfatla anılmaya devam ediyordu.

5 Aralık 2009’da “el-Beyan”a verdiği kapsamlı bir röportajda Habbaş, BAE’nin Filistinlilere yönelik yardımını “sürekli ve koordineli” olarak tanımladı.

Bu desteğin devlet düzeyinde, kurumsal düzeyde ve kişisel bağışlar aracılığıyla geldiğini söyledi ve yardım akışlarının büyük ölçüde başında bulunduğu komite üzerinden koordine edildiğini anlattı (“el-Beyan”, 2009).

Habbaş’ın verdiği bilgilere göre BAE’nin yardımları acil insani yardımın çok ötesine geçiyordu. Altyapı, sağlık, eğitim, sosyal hizmetler, konut, camiler, gelir getirici projeler ve hem Filistin Yönetimi’ne hem de FKÖ kurumlarına yönelik çeşitli destek biçimlerini kapsıyordu.

Gazze’de BAE tarafından finanse edilen ya da desteklenen projeler arasında Refah’ın Tel es-Sultan bölgesindeki bir hayır hastanesi, Hayy Neda’daki bir hastane, el-Aksa ve Muhammed Durra hastanelerine sağlanan destek, çeşitli sağlık merkezleri ve tıbbi ekipmanlar bulunuyordu.

Konut alanındaki projeler arasında Şeyh Zayid Kenti, Refah’taki Emirlik Mahallesi, Gazze’nin güneyindeki Şeyh Halife Kenti ve UNRWA aracılığıyla Han Yunus’ta inşa edilen yaklaşık 600 konut yer alıyordu.

Dini yapı projeleri de geniş bir yer tutuyordu. Bunlar arasında Gazze kentinin Şeyh Rıdvan bölgesindeki Raşid Humeyd Zaabi Camii, Han Yunus’taki Ulusal Güvenlik Camii, Gazze kentindeki İmam Şafii Camii ve Vakıflar Bakanlığı için inşa edilen bir vakıf binası sayılıyordu (“el-Beyan”, 2009).

Bu liste, BAE’nin Filistin Yönetimi ve Gazze’deki kurumsal yapılarla ilişkisinin tekil projelerden ibaret olmadığını, çok katmanlı ve oldukça geniş bir altyapıya dayandığını göstermektedir.

Habbaş aynı röportajda engelliler için küçük satış büfeleri gibi daha mütevazı projelerden de söz etti. Yani BAE yardımları hem büyük ölçekli kent ve hastane projelerini hem de bireysel geçim desteğine yönelik küçük programları kapsıyordu.

BAE ayrıca Gazze’deki Filistin Yönetimi kurumlarında kullanılmak üzere yaklaşık 120 araç sağlamıştı.

Habbaş, bu yardım faaliyetlerinin dönemin BAE Devlet Başkanı Halife bin Zayid, Dubai Emiri Muhammed bin Raşid, Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid ve Hamdan bin Zayid’in talimatları doğrultusunda yürütüldüğünü özellikle vurguladı.

BAE’nin desteğinden açıkça gurur duyduğunu ifade eden Habbaş, Emirliklere yapacağı planlı bir ziyaretten de söz etti (“el-Beyan”, 2009).

Bu siyasi ve kurumsal yakınlık sonraki yıllarda da sürdü. Şubat 2011’de Habbaş, BAE’nin Filistin davasına verdiği desteği bir kez daha kamuoyu önünde övdü (“el-İttihad”, 2011).

İlişkinin bir başka önemli boyutu ise dini diplomasi alanında gelişti.

Temmuz 2014’te Abu Dabi’de, el-Ezher Şeyhi Ahmed Tayyib’in başkanlığında “Müslüman Âlimler Konseyi” kuruldu. Habbaş da konsey üyeleri arasında yer aldı (Müslüman Âlimler Konseyi, t.y.).

Konsey kendisini dini “ılımlılık”, birlikte yaşama ve mezhepler arası diyalogu teşvik eden bir kurum olarak sunuyordu.

Bu oluşum, Mart 2014’te BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid’in himayesinde kurulan “Müslüman Toplumlarda Barışı Teşvik Forumu” gibi Abu Dabi merkezli diğer dini diplomasi projeleriyle de örtüşüyordu.

2017’de Habbaş, Kahire’de Müslüman Âlimler Konseyi tarafından düzenlenen “Özgürlük ve Vatandaşlık: Çeşitlilik ve Tamamlayıcılık” konferansında konuşmacı olarak yer aldı. Konferansta “dinler ve özgürlükler” tartışılırken, BAE’den Hoşgörü Bakanı Lubna Kasimi de katılımcılar arasındaydı (Müslüman Âlimler Konseyi, 2017).

Bu ilişkiler, Şubat 2019’da Papa Franciscus ile Ahmed Tayyib’in Abu Dabi’de, Muhammed bin Zayid’in himayesinde imzaladığı “İnsan Kardeşliği Belgesi”yle daha geniş bir bölgesel çerçeveye oturdu.

Belge, dini hoşgörü ve dinler arası birlikte yaşamayı BAE’nin uluslararası kimliğinin merkezine yerleştiren bir projenin önemli parçasıydı (Müslüman Âlimler Konseyi, 2024).

Ancak BAE’nin “İsrail”le ilişkileri normalleştirdiğini 13 Ağustos 2020’de açıklaması ve “İbrahim Anlaşmaları”nı 15 Eylül’de imzalaması, Habbaş ile Abu Dabi arasında açık bir siyasi çatışmaya yol açtı.

16 Ağustos’ta Ramallah’ta düzenlenen dinler arası basın toplantısında Habbaş, BAE’nin kararını sert biçimde eleştirdi.

Anlaşmayı “Filistin halkının sırtına saplanmış bir hançer” ve “Kudüs’ün kalbine saplanmış bir hançer” olarak nitelendirdi (WAFA, 2020a).

9 Eylül’de Arap Birliği’nin Filistin tarafından sunulan ve BAE–“İsrail” anlaşmasını kınayan karar tasarısını kabul etmemesinin ardından Habbaş daha sert ifadeler kullandı.

“Onur ve ahlaktan daha değerli olan, aşağılanmaya bulanmış siyasi para mıdır?” diye sordu (WAFA, 2020b).

Buna karşın Habbaş’ın söylemi kısa süre içinde daha ihtiyatlı hale geldi.

7 Ekim’de, normalleşme anlaşmalarının ABD’nin bölgedeki siyasi planlarının bir parçası olduğunu ve Filistinlilerin haklarını aşmayı amaçladığını söyledi. Anlaşmaları “kategorik biçimde” reddettiğini vurgulamakla birlikte, Arap ve Müslüman halkların Filistinlilerin “kardeşleri” olduğunu ve “düşmanları olmadığını” da ekledi.

Habbaş’a göre Arap ülkeleriyle yaşanan siyasi anlaşmazlıklar “geçiciydi”; asıl çatışma “işgal”leydi (Sawa, 2020).

24 Kasım’da Habbaş, Filistin Yönetimi, Ürdün, BAE ve Bahreyn arasında Mescid-i Aksa ziyaretleri konusunda bir anlaşma yapıldığına ilişkin “İsrail” basınında çıkan haberleri yalanladı.

Filistinliler ve Ürdün’ün kutsal mekânlar üzerindeki vesayetinin Aksa’ya ulaşmanın “meşru kapısı” olduğunu söyledi ve “işgal” üzerinden gerçekleştirilecek ziyaretlerin “İsrail”i meşrulaştıracağını ve normalleşmeye köprü oluşturacağını savundu (WAFA, 2020c).

15 Aralık’ta ise “İbrahim Anlaşmaları” ifadesinin kullanılmasını eleştirerek siyasi normalleşmeye dini meşruiyet kazandırılmasına karşı çıktı.

Ayrıca “İbrahimî din” adı altında yeni ve birleşik bir din fikrine karşı çıkarken, bunu dinler arası diyalog ve karşılıklı anlayıştan ayırdı (Palestinian Dialogue Network, 2020).

Ancak “Aksa Tufanı” ve ardından başlayan savaş, 2020’deki bu açık siyasi çatlağın kalıcı bir kopuş olmadığını gösterecekti.

2024’te BAE gazetesi “el-İttihad”a konuşan Habbaş, Emirliklerin Gazze’ye yönelik insani yardım faaliyetlerini yeniden övgüyle anlattı ve bunları “tarihi” bir rol olarak nitelendirdi.

Özellikle Muhammed bin Zayid’in talimatıyla 5 Kasım 2023’te başlatılan “Şanlı Şövalye 3 Operasyonu”nu öne çıkardı.

Operasyon kapsamında Gazze’ye gıda ve tıbbi malzeme gönderilmiş, sahra hastaneleri kurulmuş, deniz suyu arıtma tesisleri işletilmiş, fırınlar desteklenmiş, barınma imkânları sağlanmış ve yaralılarla hastaların Gazze dışına tahliyesi gerçekleştirilmişti (“el-İttihad”, 2024; WAM, 2024).

Bu tür insani yardım faaliyetleri, BAE’nin Gazze’de güçlü bir yumuşak güç varlığı oluşturmasına imkân verdi.

Bu yardım ağlarının ileride daha geniş bir siyasi projeye destek üretmek amacıyla kullanılıp kullanılmayacağı ise henüz yazılmamış tarihin konusudur.

2026’da Emirlikler medyası Habbaş’la röportaj yapmaya devam ediyordu ve Habbaş, ayni yardımların denetiminden sorumlu Başkanlık Komitesi Başkanı sıfatını da koruyordu (“el-İttihad”, 2026).

Dolayısıyla kronoloji açık bir süreklilik göstermektedir.

Bununla birlikte burada incelenen kaynaklar, Habbaş’ın Dahlan’a bağlı olduğu öne sürülen yapının doğrudan bir üyesi olduğunu kanıtlamamaktadır.

Belgelenebilen şey, Filistin Yönetimi ile BAE arasında uzun süredir devam eden, yoğun ve kurumsallaşmış ilişkiler ile Habbaş’ın bu ilişkiler içindeki önemli rolüdür.

Buna karşılık Habbaş’ın işbirlikçi milisleri ve ailelerini doğrudan finanse ettiği, desteklediği ve koruduğu yönündeki iddialar, özellikle Dahlan bağlantısının daha ayrıntılı biçimde araştırılmasını gerekli kılmaktadır.

Habbaş: “Dahlan’ın Adamlarından Biri”

Habbaş ile Muhammed Dahlan arasındaki ilişkiye dair bulabildiğim en eski ve en çarpıcı iddialardan biri 29 Mart 2008’e uzanmaktadır.

“Palestine Now” tarafından yayımlanan bir haberde, Habbaş’a atfedilen ve Dahlan’a gönderildiği öne sürülen bir mektubun metni yer aldı.

Mektupta Habbaş’ın Dahlan’dan bir görüşme ve mali destek istediği; Gazze’nin orta kesiminde askerî eğitim almış ve Fetih mensubu yaklaşık 200 kişinin teçhiz edilmesine yönelik bir plan sunduğu iddia ediliyordu (Palestine Now, 2008).[3]

Haberde Habbaş açık biçimde “Dahlan’ın adamlarından biri” olarak nitelendiriliyor ve Hamas’a karşı kullanılacak silahlı bir yapı kurmaya çalışmakla suçlanıyordu.

Bu belgenin günümüze ulaşan biçimi, bağımsız olarak doğrulanabilecek özgün bir arşiv nüshasından ziyade haber sitesinde yayımlanmış bir yeniden üretimdir. Bu nedenle mektubun gerçekliği konusunda ihtiyatlı olunmalıdır.

Bununla birlikte iddia, daha sonraki yıllarda Habbaş’ın Dahlan çevresiyle ilişkisini gösteren başka siyasi temasların ışığında dikkate değerdir.

2015’te Mısır gazetesi “el-Vatan” tarafından yayımlanan diplomatik içerikli haberler, Mahmud Abbas ile Dahlan arasındaki derin anlaşmazlığın giderilmesine yönelik bölgesel arabuluculuk çabalarını ayrıntılı biçimde ele aldı.

Habere göre Dahlan, kendisini Abbas’la uzlaştırmak üzere uzun yıllardır yakın siyasi ve güvenlik ortağı olan Samir el-Meşharavi’yi arabulucu olarak yetkilendirmişti.[4]

Aynı haberlerde, Emirlikli iş insanlarının da Abbas ile Dahlan arasında uzlaşma sağlanması için devreye girdiği aktarılıyordu (“el-Vatan”, 2015a).

Bir başka anlatıya göre Habbaş ile Meşharavi, Abbas–Dahlan uzlaşması için bir formül geliştirdi.

Bu formüle göre Dahlan, Fetih Merkez Komitesi önünde Abbas’tan özür dileyecek; Abbas ise bunun medya önünde kamuya açık biçimde yapılmasını talep edecekti (“el-Vatan”, 2015b).

Bu ayrıntı önemlidir; çünkü Habbaş’ı yalnızca Abbas’a sadık ve Dahlan’a karşı konumlanmış bir isim olarak görmenin yetersiz olduğunu göstermektedir.

Habbaş en azından belirli dönemlerde Abbas ile Dahlan çevresi arasında arabulucu bir rol üstlenmeye hazır görünüyordu.

Meşharavi de bu ilişkide dikkat çekici bir isimdir. Tarihsel olarak Dahlan’ın Gazze’deki başlıca Fetih ve güvenlik bağlantılarından biri olan Meşharavi, daha sonra Abbas–Dahlan kopuşu sırasında tasfiye edilen merkezî isimlerden biri haline geldi ve bugün Dahlan’ın “Demokratik Reform Akımı” içindeki ikinci en üst düzey isim olarak görev yapıyor (“el-Cezire”, 2025). Daha önce Gazze’de Filistin Yönetimi Önleyici Güvenlik teşkilatında üst düzey görev yapmış ve Dahlan’a bağlı kadrolara yönelik daha geniş tasfiye süreci kapsamında Ocak 2012’de Fetih’ten ihraç edilmişti (“Al Jazeera”, 2025).

Abbas ile Dahlan arasındaki ilişki daha sonra tamamen çöktü. Fetih, Dahlan’ı 2011’de resmen ihraç etti; Dahlan bunun ardından Batı Şeria’dan ayrıldı ve nihayetinde Abu Dabi’ye yerleşti (“Al Jazeera”, 2025). Abbas yönetimi daha sonra, Meşharavi de dahil olmak üzere Dahlan’la bağlantılı çok sayıda ismi görevden aldı ya da marjinalleştirdi. Meşharavi Ocak 2012’de Fetih’ten ihraç edildi (“Al Jazeera”, 2025). 2014’e gelindiğinde Fetih, özellikle Dahlan bağlantılı ağları hedef alan ve “tecennüh”, yani hizipsel sapma olarak adlandırdığı olguyla mücadele etmek üzere resmî bir mekanizma kurmuştu (“el-Cezire”, 2025).

Kabul etmek gerekir ki Habbaş, bu bölünmede kamuoyu önünde Abbas’ın tarafında yer aldı; ancak Dahlan’ın dışlanmasını hiçbir zaman mutlaka kalıcı bir durum olarak görmedi. Eylül 2015’te Mısır gazetesi “Yevm7” tarafından düzenlenen bir seminerde Habbaş, Dahlan’a açıkça Filistin’in siyasi “evine” dönmesi çağrısında bulundu ve Fetih’le yakınlaşmayı savundu.

Habbaş, Abbas’la meşru siyasi görüş ayrılığı ile kendisinin Filistin “meşruiyeti” olarak adlandırdığı yapıdan kopuş arasında ayrım yaptı ve Dahlan’a Abbas’ın kampına dönmesini tavsiye etti (“Sawt al-Hurriya”, 2015).

Habbaş meseleyi aile ilişkileri üzerinden çerçeveledi; Abbas ile Dahlan arasındaki ilişkiyi baba ile evlat arasındaki ilişkiye benzeterek, “bir baba ile oğul arasındaki ilişkinin” gerçekten arabuluculuk gerektirip gerektirmediğini sordu (“Sawt al-Hurriya”, 2015). Görünüşe göre o arabulucu olmayı kendisi teklif ediyordu.

Bu açıklamaların zamanlamasını ve Dahlan ile Abbas arasında muhtemel bir uzlaşma girişimiyle nasıl bağlantılı olduğunu görmek önemlidir; zira Habbaş bu çabada önemli bir rol oynamaktadır.

Habbaş, 5 Eylül 2015’te Kahire’de “Yevm7” gazetesinin merkezini ziyaret etti. Bu ziyaret, Dahlan’ın aynı gazeteye Abbas’ı ağır biçimde eleştirdiği kapsamlı bir röportaj vermesinden kısa süre sonra gerçekleşmişti (“Yevm7”, 2015a; “Yevm7”, 2015b).

Habbaş’ın daha sonraki seminer açıklamaları doğrudan Dahlan’ın durumunu ele alıyor, ancak onu kötülemiyordu. Habbaş yalnızca Dahlan’ın geri dönmesini savundu (“Youm7”, 2015b; “Sawt al-Hurriya”, 2015).[5]

Habbaş–Dahlan ilişkisi 2025’te yeniden siyasi önem kazandı.

7 Mart’ta yayımlanan bir haberde, Abbas’ın Fetih’ten ihraç edilmiş isimler için ilan ettiği affın Dahlan’ı da kapsayabileceği belirtildi ve Ürdün, Mısır ve BAE’nin Fetih içi uzlaşma için bölgesel baskı uyguladığı aktarıldı (NPP, 2025).

Haberde özellikle Abu Dabi’nin, Dahlan üzerindeki etkisi nedeniyle Fetih içindeki anlaşmazlığın çözülmesini desteklediği ileri sürüldü.

Makalede Habbaş, Dahlan’ın Abbas’ın yardımcısı haline gelmesine yardımcı olabilecek önemli bir isim olarak sunuluyordu.

9 Haziran 2026’da “Quds News Network”, uzlaşma temaslarını bilen kaynaklara dayanarak, Abbas’ın Dahlan’ın “Demokratik Reform Akımı”yla bağlantılı 630 kadronun maaşlarını yeniden bağladığını bildirdi (“Quds News Network”, 2026).

Aynı haber iki kamp arasında gerçekleşen bir dizi görüşmeyi de aktardı. Bunlardan birinde, başkanın oğlu Yasir Abbas ile Meşharavi bir araya geldi. Bir başka görüşmede ise Mahmud Habbaş’ın doğrudan Meşharavi ile buluştuğu bildirildi (“Quds News Network”, 2026).

Görüşmeler nihai bir anlaşmayla sonuçlanmadı; çünkü Abbas, Dahlan’ın akımının toplu biçimde geri dönmesine karşı çıkmayı sürdürürken, yeniden kabul için bireysel başvuruları tercih ediyordu (“Quds News Network”, 2026).

Aynı bilgileri aktaran ayrı bir haber de son uzlaşma çabaları kapsamında Habbaş ile Meşharavi arasında bir görüşme yapıldığını ve Abbas’ın Dahlan bağlantılı 630 kadronun maaşlarını yeniden bağladığını bildirdi (“el-Menar”, 2026).

Haberde ayrıca Mısır’ın arabuluculuğunun sürdüğü ve iki kamp arasındaki temel anlaşmazlığın, Dahlan hareketinin Fetih’e topluca mı yoksa bireysel başvurular yoluyla mı döneceği konusunda olduğu belirtildi (“el-Menar”, 2026).

Bu diyalog Haziran 2026’dan sonra da devam etti.

24 Ağustos 2026’da Meşharavi, Dahlan’ın “Demokratik Reform Akımı”ndan bir heyete başkanlık ederek Mısır’ın el-Alameyn kentinde Fetih heyetiyle görüşmelere katıldı. Fetih heyetine Filistin Yönetimi Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh başkanlık ediyor; heyette Ruhi Fettuh ve Macid Ferec de yer alıyordu (“el-Gad”, 2026).

Meşharavi kamuoyuna yaptığı açıklamada, Fetih’in birleştirilmesinin daha geniş Filistin ulusal birliğine katkı sağlayabileceğini söyledi; ancak pratik ilerlemenin Abbas’ın alacağı kararlara bağlı olduğunu vurguladı (“QudsNet”, 2026; “el-Gad”, 2026).

Kaynakça

el-Beyan (2007) “Habbaş: Karanlık bir darbe hizbi Hamas’ın kontrolünü ele geçirdi”, 30 Eylül 2007.

Erişim adresi: https://www.albayan.ae/amp/one-world/2007-09-30-1.794567

el-Beyan (2009) “Filistin Vakıflar Bakanı: Halkımızın direncini güçlendirmede BAE’nin belirleyici rolü”, 5 Aralık 2009.

Erişim adresi: https://www.albayan.ae/across-the-uae/2009-12-05-1.498611

el-Gad (2026) Semir Meşharavi ve Demokratik Reform Akımı’nın Mısır’ın el-Alameyn kentinde Fetih’le yaptığı görüşmelere ilişkin haber, Ağustos 2026.

el-Hüdhüd (2025) Baruch Yedid’e dayanarak Yaser Ebu Şebab, Mahmud Habbaş, Baha Baluşa ve Filistin Yönetimi arasındaki temaslara ilişkin haber. Telegram.

el-İttihad (2008a) “Kızılay, Filistin’de engellilerin rehabilitasyonu için mutabakat zaptı imzaladı”, 28 Şubat 2008.

Erişim adresi: https://www.aletihad.ae/article/9510/2008/

el-İttihad (2008b) “Filistin’de engelliler için rehabilitasyon merkezinin yapımı tamamlandı”, 16 Kasım 2008.

Erişim adresi: https://www.aletihad.ae/article/47216/2008/

el-İttihad (2008c) “Kudüs’teki Şeyh Zayid banliyösü projesinin tamamlanması”, 24 Mayıs 2008.

Erişim adresi: https://www.aletihad.ae/article/22856/2008/

el-İttihad (2011) Mahmud Habbaş ve BAE–Filistin ilişkilerine ilişkin haber, 2011.

el-İttihad (2024) Mahmud Habbaş’la BAE’nin Gazze’deki insani rolü ve “Şanlı Şövalye 3 Operasyonu” hakkında röportaj, 2024.

el-İttihad (2026) Mahmud el-Habaş’la Gazze’deki insani koşullar ve yeniden inşa hakkında röportaj, 2026.

el-Cezire (2025) “Mahmud Abbas’ın çevresindeki adamlar”, 18 Mart 2025.

Erişim adresi: https://www.aljazeera.net/politics/longform/2025/3/18/%D8%B1%D8%AC%D8%A7%D9%84-%D8%AD%D9%88%D9%84-%D9%85%D8%AD%D9%85%D9%88%D8%AF-%D8%B9%D8%A8%D8%A7%D8%B3

el-Cezire (2026) Şin Bet Başkanı David Zini’nin BAE’de Muhammed Dahlan’la yaptığı görüşmeye ilişkin haber, 26 Mayıs 2026.

el-Menar (2026) Fetih ile Muhammed Dahlan’ın Demokratik Reform Akımı arasındaki uzlaşma temaslarına; Habbaş–Meşharavi görüşmesine ve Dahlan bağlantılı kadroların maaşlarının yeniden bağlanmasına ilişkin haber, Haziran 2026.

Erişim adresi: https://manar.com/page-51518-ar.html

Netur, M. (2025a) “Ben ve binlerce Gazzeli neden Hamas’ın tiranlığının sona ermesi gerektiğini söylüyoruz?”, The Washington Post, 30 Mart 2025. Erişim adresi: https://www.washingtonpost.com/opinions/2025/03/30/palestinians-gaza-protests-hamas/

Netur, M. (2025b) “Ateşkes Hamas’ı iktidarda bırakırsa benim gibi Gazzelileri öldürecekler”, The Jewish Chronicle, 1 Temmuz 2025.

Erişim adresi: https://www.thejc.com/opinion/if-a-ceasefire-leaves-hamas-in-power-theyll-kill-gazans-like-me-v45wu47w

el-Vatan (2015a) Muhammed Dahlan, Semir Meşharavi, Mahmud Abbas ve Emirliklerin arabuluculuğuna ilişkin Mısır diplomatik belgelerini aktaran haber, 2015.

Erişim adresi: https://www.elwatannews.com/news/details/724980

el-Vatan (2015b) Mahmud Habbaş ve Semir Meşharavi’nin Muhammed Dahlan ile Mahmud Abbas arasında bir uzlaşma formülü geliştirme girişimlerine ilişkin Mısır diplomatik belgelerini aktaran haber, 2015.

Ahram Online (2026) Hamas ile diğer Filistinli gruplar arasında ateşkes ve Gazze’nin gelecekteki yönetimine ilişkin Kahire istişareleri hakkında haber, Haziran 2026.

Anadolu Ajansı (2026)

Hamas’ın ortak bir ulusal tutum oluşturmak amacıyla Filistinli gruplarla Kahire’de yaptığı istişarelere ilişkin haber, Haziran 2026.

Kanal 14 (2026) “İddia: Şin Bet Başkanı BAE’de gizli görüşme yaptı”, 26 Mayıs 2026.

Erişim adresi: https://www.c14news.com/article/1464402

International Crisis Group (2012) Tünellerinin Sonunda Işık mı Var? Hamas ve Arap Ayaklanmaları. Ortadoğu Raporu No. 129, 14 Ağustos 2012. Brüksel: International Crisis Group.

Erişim adresi: https://www.files.ethz.ch/isn/152101/129-light-at-the-end-of-their-tunnels-hamas-and-the-arab-uprisings.pdf

JNS (2025) Amir Avivi’nin Gazze’de “İsrail”le işbirliği yapan Filistinliler için önerilen konutlar ya da korumalı alanlar hakkındaki açıklamalarını aktaran haber, 2025.

Jusoor News (2026) Mahmud el-Habaş’la Gazze’deki işbirlikçi milisler ve bunların gelecekteki bir Filistin siyasi düzenindeki muhtemel yeri hakkında röportaj, 3 Eylül 2026.

Kan (2026) Şin Bet Başkanı David Zini’nin BAE’de Muhammed Dahlan’la yaptığı görüşmeye ilişkin haber, 26 Mayıs 2026. El-Cezire’de (2026) aktarılmıştır.

Haliç Times (2010) Beyt Hanina’daki Şeyh Zayid banliyösü projesi ve BAE tarafından finanse edilen Filistin kalkınma projelerine ilişkin haber, 2010.

Lachter, E. (2025) “Trump terör örgütüne sert uyarıda bulunduktan sonra Hamas Filistinlilerin infaz edilmesini savundu”, Fox News, 17 Ekim 2025.

Erişim adresi: https://www.foxnews.com/world/hamas-defends-executions-palestinians-after-trump-issues-stern-warning-terror-group

Le Monde (2026) “Sarı Hat”ın doğusunda planlanan kalkınma projeleri de dahil olmak üzere savaş sonrası Gazze’nin yeniden inşasına ilişkin öneriler hakkında haber, 2026.

Lukyanova, T. (2025) “ÖZEL: Gazze’de Hamas’la savaşan İsrail destekli milis lideriyle konuştuk”, The Free Press, 12 Haziran 2025.

Erişim adresi: https://www.thefp.com/p/yasser-abu-shabab-anti-hamas-militia-gaza

The Media Line (2026) “İsrail Güvenlik Şefi Ateşkes Sırasında BAE’de Sürgündeki Filistin Yönetimi Rakibi Muhammed Dahlan’la Görüştü – Haber”, 26 Mayıs 2026.

Erişim adresi: https://themedialine.org/headlines/shin-bet-chief-met-exiled-pa-rival-mohammed-dahlan-in-uae-during-ceasefire-report/

Mish Heik (2026) Dagmuş’un Ramallah’taki H Clinic’te tedavisi ve Mahmud el-Habaş’ın milis mensuplarına tedavi ile diğer yardımların sağlanmasındaki iddia edilen rolüne ilişkin haber, Temmuz 2026. Telegram.

Mujamma Haraket (2026) “Avichay Adraee Ağı, Yaşamak İstiyoruz ve 26 Haziran Hareketi”, Zeytune Araştırma ve Danışmanlık Merkezi, 23 Temmuz 2026.

Erişim adresi: https://eng.alzaytouna.net/2026/07/23/academic-paper-the-avichay-adraee-network-we-want-to-live-and-the-june-26-movement/

Muslim Council of Elders (t.y.) Müslüman Âlimler Konseyi ve misyonuna ilişkin kurumsal bilgiler.

Muslim Council of Elders (2017) Mahmud Habbaş’ın Konseyin dinler arası diyalog faaliyetlerine katılımına ilişkin materyaller, 2017.

Muslim Council of Elders (2024) Mahmud Habbaş’ın Konseyin dini-diplomatik faaliyetlerine katılımına ilişkin materyaller, 2024.

NPP (2025a) Hac mevsimi ile Mahmud Habaş ve Ebu Şebab grubu üyelerinin katıldığı bir görüşmeye ilişkin haber, 15 Temmuz 2025.

NPP (2025b) Ebu Şebab milisine desteğin örgütlenmesine yardımcı olduğu ileri sürülen Filistin Yönetimi mensuplarına ilişkin haber, 5 Aralık 2025.

NPP (2025c) Gazze’deki silahlı işbirlikçi gruplar, Ebu Şebab’ın Filistin Yönetimi yetkilileriyle temasları, Baha Baluşa ve Mahmud Habbaş’a ilişkin haber, Aralık 2025.

NPP (2026a) Mahmud el-Habaş’ın Dagmuş’un Ramallah’taki H Clinic’e tıbbi tahliyesini düzenlemedeki iddia edilen rolüne ilişkin haber, 9 Temmuz 2026.

NPP (2026b) Gazze’deki işbirlikçi grupların yaralı mensuplarının Ramallah’taki özel hastanelerde tedavi edilmesi ve Habbaş’ın tedavinin ayarlanmasındaki iddia edilen rolüne ilişkin araştırma, 9 Temmuz 2026.

NPP (2026c) Mahmud el-Habbaş’ın Alaa Şannat’la iddia edilen iletişimi ve onun Gazze’den çıkışını ayarlamadaki rolüne ilişkin haber, 9 Temmuz 2026.

NPP (2026d) Mahmud el-Habaş’ın Gazze’deki işbirlikçi milislere ilişkin “Jusoor News” röportajına yanıt veren haber, 4 Eylül 2026.

NPP (2026e) Gassan Dahini’nin Muhammed Dahlan, Semir Meşharavi ve Eşref Cuma’ya yönelik saldırısına ilişkin haber, 6 Haziran 2026.

Erişim adresi: https://palps.net/?p=18728

Palestine Now (2008) Mahmud Habbaş’ın Muhammed Dahlan’a Gazze’nin Orta Vilayeti’nden 200 kişiyi donatmak için mali yardım talep ettiği öne sürülen bir mektuba ilişkin haber, 29 Mart 2008. Fetih–İsrail (2008) tarafından aktarılmış ve yeniden yayımlanmıştır.

Erişim adresi: https://fatehisrael.wordpress.com/2008/03/29/%D9%88%D8%AB%D9%8A%D9%82%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D9%87%D8%A8%D8%A7%D8%B4-%D9%85%D9%81%D8%AA%D9%89-%D8%A7%D9%84%D8%B4%D9%8A%D8%A7%D8%B7%D9%8A%D9%86-%D9%88%D8%A7%D9%84%D8%B0%D9%89-%D8%A3%D8%B4%D8%AA%D8%B1/

Palestinian Dialogue Network (2020) Mahmud Habaş ve BAE–“İsrail” normalleşme anlaşmasına ilişkin tartışma/haber, 2020.

Peaced Off! (2025) “Gazze’de Fısıldananlar (İkinci Bölüm)”, Peaced Off!, 4. Bölüm, 22 Temmuz 2025.

Erişim adresi: https://www.getpeacedoff.com/p/episode-4

100 Sayılı Başkanlık Kararnamesi (2009) Mahmud Habbaş’ı Filistin Yönetimi Ayni Yardımların Denetimi Başkanlık Komitesi Başkanı olarak atayan kararname, 2009.

Pursuit of the Fifth Column (2025) “Mahmud Habbaş: Gazze’de bir Lahad Ordusunun Hamisi”, 16 Temmuz 2025.

Erişim adresi: https://tabour5.com/%D9%85%D8%AD%D9%85%D9%88%D8%AF-%D8%A7%D9%84%D9%87%D8%A8%D8%A7%D8%B4-%D8%B1%D8%A7%D8%B9%D9%8A-%D8%AC%D9%8A%D8%B4-%D9%84%D8%AD%D8%AF-%D9%81%D9%8A-%D8%BA%D8%B2%D8%A9/

Quds News (2025) Kimliği açıklanmayan, Körfez aksanıyla konuşan bir Arap’ın “Jusoor News” örtüsü altında milis üyeleri için gazetecilik ve medya atölyeleri düzenlediğini; kendilerine medyada nasıl görüneceklerini ve milislerin imajını iyileştirmek ve “Sarı Bölge”ye geçişi teşvik etmek amacıyla insani, sivil ve toplumsal faaliyetleri nasıl sunacaklarını öğrettiğini ileri süren bir işbirlikçinin itirafına ilişkin haber, 2025 sonları.

Quds News Network (2026) “Özel: Dahlan Akımı krizi nedeniyle Mısır ve Suudi Arabistan’dan Mahmud Abbas’a öfke”, 9 Haziran 2026.

Erişim adresi: https://qudsn.co/post?id=216045

QudsNet (2026) “Meşharavi: Fetih’in birleştirilmesi gerçek ulusal birliğe doğru büyük bir ivme sağlayacak ve yeni bir sayfa açma fırsatı hâlâ mevcut”, 24 Ağustos 2026.

Erişim adresi: https://qudsnet.com/post/571694/

Rada (2026) “Mahmud Habbaş’ın Vekil Çetelere İlişkin Açıklamaları Hakkında Önemli Bildiri”, 4 Eylül 2026. Telegram.

Reuters (2025) Gazze’de önerilen “İnsani Geçiş Alanları” ve güvenlik taramasından geçirilecek topluluklara ilişkin haber, 2025.

Sawa News Agency (2020) Mahmud Habbaş’ın “İbrahim Anlaşmaları” adlandırmasına ve normalleşme etrafında bir “İbrahimî din” oluşturma girişimlerine yönelik eleştirilerine ilişkin haber, 15 Aralık 2020.

Sawt al-Hurriya (2015) Mahmud Habbaş’ın Muhammed Dahlan’ın Filistin siyasi “evine” dönüşü ve Mahmud Abbas’la uzlaşmasına ilişkin açıklamaları hakkında haber, Eylül 2015.

Erişim adresi: https://www.alhorya.com/ar/post/43301

Şehab Haber Ajnası (2025a) “Direniş Güvenliği: Bir Arap istihbarat servisi Refah’ın doğusunda İsrail’in paralı askerlerini finanse ediyor ve destekliyor”, 9 Haziran 2025.

Erişim adresi: https://shehabnews.com/p/142683

Şehab Haber Ajnası (2025b) Ahed Hindi’nin Mümin Netur’la temaslarına ilişkin yerel kaynakları aktaran ve Hindi’nin Ebu Şebab grubunun Refah’ın doğusunda eğitilmesi ve silahlandırılmasına katılmak üzere Kasım 2023’te Gazze’ye girdiğini ileri süren haber, 2025.

Sky News (2025) van der Merwe, B. ve Doak, S., “Silahlar, nakit para ve Amerikan yardımı: Araştırma İsrail’in Gazze milisine verdiği desteği ortaya çıkardı”, 4 Ekim 2025.

Erişim adresi: https://news.sky.com/story/guns-cash-and-american-aid-investigation-reveals-israels-support-for-gaza-militia-13442260

Times of Israel (2026) “İddia: Şin Bet Başkanı yakın zamanda BAE’de Filistin Yönetimi’nin sürgündeki eski Gazze güvenlik şefi Dahlan’la görüştü”, 26 Mayıs 2026.

Erişim adresi: https://www.timesofisrael.com/liveblog_entry/report-shin-bet-chief-recently-met-pas-exiled-former-gaza-security-chief-dahlan-in-uae/

Tobin, M. (2025) “Gazzeliler 18 yıl sonra ilk kez Hamas’a karşı seslerini yükseltiyor”, Fox News, 11 Nisan 2025.

Erişim adresi: https://www.foxnews.com/world/gaza-residents-speak-out-against-hamas-first-time-18-years

Pursuit of the Fifth Column (2025) Mahmud Habbaş, Yaser Ebu Şebab, Hamza Mısri, Baha Baluşa ve hac mevsimindeki görüşmelere ilişkin haber. Telegram.

Pursuit of the Fifth Column (2026) Mahmud Habbaş’ın Alaa Şannat’ın Gazze’den çıkışı ve Filistin Yönetimi idaresindeki Batı Şeria’ya nakli için güvenlik koordinasyonu ayarladığını ileri süren haber, 4 Eylül 2026. Telegram.

Vanity Fair (2008) “Gazze Bombası”, Nisan 2008.

Erişim adresi: https://www.vanityfair.com/news/2008/04/gaza200804

WAFA (2020a) Mahmud Habbaş’ın BAE–“İsrail” normalleşme anlaşmasını kınamasına ilişkin haber, 14 Ağustos 2020.

WAFA (2020b) Mahmud Habbaş’ın BAE–“İsrail” normalleşmesine yönelik eleştirilerine ilişkin haber, 15 Ağustos 2020.

WAFA (2020c) Mahmud Habbaş’ın Filistinli, Ürdünlü, Emirlikli ve Bahreynli yetkililerin Mescid-i Aksa ziyaretlerine ilişkin görüşmeler yaptığı yönündeki bir “İsrail” haberini yalanlamasına ilişkin haber, 24 Kasım 2020.

WAFA (2026) Mahmud Habbaş’ı, Gazze’nin orta kesimindeki yerinden edilmiş Filistinlilere gıda paketi dağıtımı sırasında Ayni Yardımların Denetimi Başkanlık Komitesi Başkanı olarak tanımlayan haber, Mart 2026.

Wall Street Journal (2025) Önerilen “İnsani Geçiş Alanları” ve Gazze’de Hamas kontrolünün dışında kurulması planlanan sivil yönetime ilişkin haber, 2025.

WAM (2014) Abu Dabi’de Müslüman Âlimler Konseyinin kuruluşu ve faaliyetlerine ilişkin haber, 2014.

WAM (2024) BAE’nin Gazze’de yürüttüğü “Şanlı Şövalye 3 Operasyonu” adlı insani yardım operasyonuna ilişkin haber, 2024.

Washington Post (2026) Savaş sonrası Gazze’nin yeniden inşasına ilişkin öneriler ve “Sarı Hat”ın doğusunda planlanan kalkınma projeleri hakkında haber, 2026.

Weinthal, B. (2023) “Gazze’deki genç Hamas karşıtı aktivistler hizmet vermek için harekete geçiyor ancak BM ve yardım kuruluşları tarafından görmezden geliniyor”, Fox News, 16 Aralık 2023.

Erişim adresi: https://www.foxnews.com/world/young-generation-anti-hamas-activists-gaza-step-up-to-serve-snubbed-un-aid-groups

Ynet (2025) Bkz. Halabi, E. (2025), “Gazze milis lideri Ebu Şebab özel röportajında Hamas’ın ‘aşağılık ve alçak’ olduğunu ve sonunun yaklaştığını söylüyor”, Ynet, 7 Temmuz 2025.

Erişim adresi: https://www.ynetnews.com/article/bjozxeybxx

Yevm7 (2015a) Muhammed Dahlan’la Mahmud Abbas, Fetih ve Filistin siyaseti hakkında röportaj, Eylül 2015.

Yevm7 (2015b) Mahmud Habbaş’ın Youm7 ziyareti ve Muhammed Dahlan ile Mahmud Abbas hakkındaki açıklamalarına ilişkin haber, 5 Eylül 2015.

Erişim adresi: https://www.youm7.com/story/2015/9/5/2335381

Yevm7 (2015c) Mahmud Abbas ile Muhammed Dahlan arasında Mısır’ın arabuluculuğuna ve Kahire’de olası bir görüşme önerisine ilişkin haber, 12 Kasım 2015.

Erişim adresi: https://www.youm7.com/story/2015/11/12/2437928

Dipnotlar

[1] “Bölgesel Entegrasyon İçin Arap Konseyi” Kasım 2019’da Londra’da resmen kurulmadan önce, onun doğrudan öncülü; “Avrupa’daki Mısırlılar Birliği” Başkanı Dr. İsam Abdussamed’in, Joseph Braude ve Mısırlı gazeteci Mustafa Dasuki ile birlikte örgütlediği “Samed Girişimi”ydi (“Arab Council for Regional Integration”, t.y.).

Şubat 2017’de Dasuki ve Braude, “Avrupa’daki Mısırlılar Birliği” ile, “İsrail” ve onunla resmî ilişkileri bulunmayan Arap devletleri arasında ilişkiler kurmaya adanmış “Israeli Regional Initiative” arasında bir ortaklığa aracılık etti.

Bu süreç, “İsrail” ile yedi Arap ülkesinden sivil toplum ve medya temsilcilerini bir araya getiren Londra toplantısına yol açtı. Söz konusu toplantı daha sonra Abdussamed’in “Samed Girişimi”ne dönüştü ve 2019’da Braude’un “Barış İletişim Merkezi”yle işbirliği içinde kurulan “Arap Konseyi”nin doğrudan örgütsel öncülünü oluşturdu (“Arab Council for Regional Integration”, t.y.; “Center for Peace Communications”, Mujamma Haraket, 2026, s. 6–7’de aktarıldığı şekliyle).

[2] Araştırmacı Davud Attari, Facebook sayfasının isim değişikliğini bağımsız olarak belgelemiştir.

[3] Bu tarih, Dahlan’ın 2007 yazında Filistin Yönetimi güvenlik güçlerinin Hamas’la çatışmasına öncülük etmesinden sonraya denk gelmektedir.

Bilindiği üzere Vanity Fair, gizli ABD ve Filistin belgelerine dayanarak, CIA, ABD Güvenlik Koordinatörü Keith Dayton ve George W. Bush yönetimi de dahil olmak üzere Amerikalı yetkililerin 2006–2007 döneminde Hamas’a karşı Fetih güvenlik güçlerini güçlendirmek amacıyla Dahlan’la birlikte çalıştığını bildirmişti.

Dahlan, Dayton’la yaptığı görüşmeler sırasında Hamas’la çatışma için “önemli miktarda kaynak” talep ederken, ABD’li yetkililer silah, eğitim ve önerilen 86,4 milyon dolarlık bir güvenlik yardım paketini görüşüyordu (Vanity Fair, 2008).

[4] Samir Meşharavi, Gazze’den uzun yıllardır Fetih içinde faaliyet gösteren bir isim ve Muhammed Dahlan’ın en yakın siyasi ve güvenlik ortaklarından biridir.

Gazze’de Filistin Yönetimi Önleyici Güvenlik teşkilatının başkan yardımcılığı görevini yürüttü; daha sonra Fetih Devrim Konseyi üyesi oldu ve ardından Dahlan’ın “Demokratik Reform Akımı”nın kurucularından ve üst düzey liderlerinden biri haline geldi (PASSIA, 2021, s. 3).

2026’daki haberler de Habbaş’ın, Dahlan’ın akımının Fetih’e yeniden entegre edilmesi ihtimaline ilişkin görüşmeler sırasında Meşharavi ile bir araya geldiğini belirtmektedir (“Quds News Network”, 2026).

[5] 2015’te Abbas ile Dahlan’ı uzlaştırmak amacıyla daha geniş bölgesel girişimler de bulunuyordu.

Yevm7, Kasım ayında bir Mısır heyetinin Fetih içi uzlaşmaya ilişkin önerilerle Ramallah’ı ziyaret ettiğini ve bu öneriler arasında Abbas ile Dahlan’ın Kahire’de muhtemel bir görüşmesinin de bulunduğunu bildirdi.

Habere göre Dahlan Mısır’ın arabuluculuğunu kabul ederken, Filistin tarafı prensipte herhangi bir itirazının bulunmadığını ve öneriyi ciddi biçimde inceleyeceğini bildirdi (“Yevm7”, 2015c).

BAE de bu arabuluculuk girişiminde merkezî bir rol oynadı.

Bilindiği üzere Dahlan, Abbas’la kopuşunun ardından Abu Dabi’ye yerleşti ve BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid’in yakın sırdaşı ve danışmanı haline geldi (“Times of Israel”, 2026; “el-Cezire”, 2026).

Daha eski Mısır diplomatik belgeleri de Dahlan’ın BAE’de bulunduğu sırada Emirlikli iş insanlarının Dahlan ile Abbas arasında arabuluculuk yapmaya çalıştığını kaydetmişti (“el-Vatan”, 2015a).

Habbaş’ın bu en son görüşmelerde hangi rolü oynadığını bilmiyoruz; ancak bu görüşmelerin varlığı, Habbaş’ın kurulmasına yardımcı olduğu kanalın korunmuş olduğunu göstermektedir.

Çeviri: YDH

İlgili Haberler