Son Dakika
İnşa

İran’da Sünni din adamlarını hedef alan suikastlar artıyor

17 Eylül 2026 23:41 Bu sayfayı yazdır

İran’ın Sistan-Belucistan ve Kürt nüfusun yoğun yaşadığı kuzeybatı bölgelerinde artan suikastlar, Tahran’ın sınır güvenliği, silahlı gruplar ve Irak Kürdistanı ile ilişkiler konusundaki hassasiyetini yeniden gündeme taşıyor.

İran’da Sünni din adamlarını hedef alan suikastlar artıyor
İran’da Sünni din adamlarını hedef alan suikastlar artıyor YDH
Yazı boyutu
100%
9 dk okuma

YDH ― İran’ın hassas sınır bölgeleri son günlerde giderek tırmanan nokta atışı suikastlara sahne oluyor.

Yetkililer, güneydoğudaki Sistan-Belucistan Eyaleti’nde Sünni bir din adamının öldürülmesinden doğrudan İsrail-ABD destekli olduğunu savundukları “teröristleri” sorumlu tutuyor. Aynı dönemde ülkenin kuzeybatısında, Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgeler de bir dizi suikastla sarsılıyor.

Bu gelişmeler, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Lideri Bafel Talabani’nin Tahran’a düzenlediği üst düzey ziyaretin hemen öncesinde yaşanıyor. Kritik ziyaret, İran sınırlarında faaliyet gösteren silahlı gruplara yönelik köklü endişeleri ve krizin çözümü için izlenen iki yönlü stratejiyi ortaya koyuyor.

Zahidan’daki suikast

Zahidan’daki Muhammed Resulullah Camisi’nin cuma imamı olan Sünni din adamı Mevlevi Yusuf Gürgiç, 14 Eylül’de evinin önünde kimliği belirsiz silahlı kişiler tarafından öldürüldü. İranlı yetkililer Gürgiç’i, Şii-Sünni birliğini savunan ve "bölücü unsurlara" karşı duran kilit bir isim olarak tanımlıyor.

Suikastı şu ana kadar herhangi bir örgüt üstlenmedi. Buna rağmen İran Devrim Muhafızları Ordusu, saldırının arkasında İsrail ve ABD’nin desteklediğini savunduğu "terörist grupların" bulunduğunu öne sürdü. Devrim Muhafızları Başkomutanı Tümgeneral Ahmed Vahidi, suikastın Tel Aviv ve Washington’ın içine düştüğünü söylediği "çaresizlik ve yenilgiyi" yansıttığını belirterek sert bir misilleme sözü verdi.

İstihbarat Bakanlığı da Gürgiç’in "korkakça katledilmesini" sert ifadelerle kınadı. Bakanlık, Gürgiç’i halk tarafından sevilen ve birliği savunan bir din adamı olarak andı. Açıklamada ayrıca faillerin, azmettiricilerin ve tüm destekçilerinin en kısa sürede tespit edilerek adalete teslim edileceği taahhüt edildi.

Sistan-Belucistan’da operasyonlar

İstihbarat Bakanlığı’nın 17 Eylül tarihli bir başka açıklamasında, Sistan-Belucistan teşkilatının "Amerikan-Siyonist düşmanla" bağlantılı olduğu öne sürülen "tekfirci terör örgütlerine" ait üç operasyonel hücrenin çökertildiği duyuruldu. Açıklamaya göre güvenlik güçleri, güneydoğu ilçelerine sızarak "güvensizlik tohumları ekmeye" çalışan üç militanı etkisiz hâle getirdi ve dokuz militanı tutukladı. Operasyonlar sırasında yüklü miktarda silah ve mühimmat ele geçirildiği de açıklandı.

İran, Pakistan sınırının karşı tarafında da faaliyet gösteren Ceyşül Adl dahil olmak üzere Selefi militanları tanımlamak için sıklıkla "tekfirci" ifadesini kullanıyor. İran basını da Sünni din adamının öldürülmesini haberleştirirken benzer bir söyleme başvurdu. Muhafazakâr çizgideki Mehr Haber Ajansı, saldırganları doğrudan "Siyonist paralı askerler" olarak nitelendirdi. Ajans ayrıca Gürgiç’in cenazesine Şii vatandaşların da katılmasını mezhepler arası dayanışmanın güçlü bir göstergesi olarak öne çıkardı.

Aşırı muhafazakâr Vatan-ı İmruz gazetesi de Gürgiç’ten övgüyle söz etti. Gazete, onu İsrail ve ABD’nin İran’a açtığı savaş sırasında düzenlenen mitinglerde defalarca kürsüye çıkan, "rejim yanlısı" ve önde gelen bir Sünni din adamı olarak tanımladı. Bu değerlendirmeler İran sosyal medyasında da geniş yankı buldu. Toplumda nifak tohumları eklemeyi hedeflediği iddia edilen girişimlere yönelik derin endişeler dile getirildi.

Suikastın arkasına dair suçlamalar

Radikal muhafazakâr yorumcu Hasan Rahimpur Ezğadi, suikasttan doğrudan "İsrail ve bölücü unsurları" sorumlu tuttu. Ezğadi, cinayetin düşmanın savaş dönemindeki stratejisinin bir parçası olduğunu öne sürdü.

Bir diğer muhafazakâr isim Mustafa Gorci ise suikastın asıl amacının mezhepsel gerilimleri kışkırtmak olabileceği konusunda kamuoyunu uyardı. Mevcut siyasi düzene destek veren ve kendisini Beluç olarak tanımlayan bir sosyal medya kullanıcısı da cinayetin Amerika ve İsrail’in iç çatışma çıkarma planlarına hizmet ettiğini savundu. Aynı kullanıcı, toplumsal huzursuzluğu körükleyebilecek asılsız dedikoduların yayılmaması çağrısında bulundu.

Talabani’nin Tahran ziyareti

Bu iç gelişmelerin yanı sıra KYB Lideri Bafel Talabani, 15 Eylül’de Tahran’a kritik bir ziyaret gerçekleştirdi. Temaslar kapsamında İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, İran-Irak ikili güvenlik anlaşmasının hayata geçirilmesi ve sınır hattındaki silahlı muhalif gruplara karşı ortak tavır alınması başta olmak üzere, Irak Kürdistanı ile ekonomik, ticari ve güvenlik alanlarındaki iş birliğinin derinleştirilmesi çağrısı yaptı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Talabani’ye, Irak Kürdistanı’nı İran’a yönelik saldırılarda bir sıçrama tahtasına dönüştürmeyi hedefleyen Amerikan komplosunun son çatışmalarda nasıl boşa çıkarıldığını anlattı. Kalibaf, gelecekte benzer komploların önüne geçilmesi için iki taraf arasındaki bağların daha da güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Talabani’nin İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ile görüşmesinde de benzer uyarı ve mesajlar gündeme geldi.

Buna karşılık Talabani, tüm temasları sırasında ne federal Irak’ın ne de Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kendi topraklarının İran’a karşı kullanılmasına izin vermeyeceği yönünde kesin güvence verdi. Irak Kürdistan Bölgesi adına görüşmeleri yürüten Talabani’yi İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da makamında kabul etti. Pezeşkiyan, sınır güvenliği ve iyi komşuluk ilişkilerinin önemine dikkat çekti. Tüm tarafların "aşırılık ve provokasyondan kaçınması" şartıyla İran’ın bu grupların "meşru taleplerini" diyalog, karşılıklı anlayış ve saygı çerçevesinde ele almaya hazır olduğunu söyledi.

Sistan-Belucistan’da suikast zinciri

Sistan-Belucistan Eyaleti, yalnızca bu yıl içinde en az iki saygın Sünni din adamının suikasta uğramasına sahne oldu. Geçtiğimiz temmuz ayında Mircave’de cuma imamlığı yapan Mevlevi Muhammed Enver Rigi, sabah namazına giderken silahlı saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti. İranlı yetkililer bu olayda da saldırının sorumluluğunu doğrudan Ceyşül Adl’e yükledi.

Kuzeybatıda şiddet tırmanıyor

İran’ın kuzeybatısında, Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgeler de benzer bir şiddet sarmalının içine çekiliyor. 8 Eylül’de Batı Azerbaycan Eyaleti’ne bağlı Piranşehr kasabasında Sünni Kürt din adamı ve cami imamı Mamosta Muhammed Nezhati suikasta uğradı.

Devrim Muhafızları, Nezhati’nin Besic milisleriyle derin bağları bulunduğuna dikkat çekti. Saldırıyı herhangi bir Kürt grubu üstlenmemesine rağmen suçlamaların yönü "Kürt bölücü" ve "Siyonist-Amerikan" gruplara çevrildi.

Bu cinayetten yalnızca birkaç gün sonra Devrim Muhafızlarının kıdemli mensuplarından İslam Kak Dervişi, "Hori Hiva" adlı bir örgütün üstlendiği farklı bir saldırıda ağır yaralandı. Dervişi, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

İran’ın iki sınır hattındaki hassasiyet

Art arda yaşanan bu cinayetler, Tahran’ın iki sınır hattındaki militan ve ayrılıkçı eylemlere yönelik kronik hassasiyetini ortaya koyuyor. Bu fay hatlarından ilki Pakistan sınırındaki, Sünni nüfusun ağırlıkta olduğu Sistan-Belucistan. İkincisi ise Irak Kürdistan Bölgesi’ne komşu olan ve Kürt nüfusun yoğun yaşadığı kuzeybatı şeridi.

İranlı yetkililer her iki cephedeki saldırıları ısrarla dış destekli ayrılıkçı gruplarla ilişkilendiriyor. Ancak kamuoyuna yansıyan bağımsız raporlar, bu ölçekte bir dış müdahaleyi şu ana kadar doğrulamadı.

Özellikle Kürt nüfusun ağırlıkta olduğu bölgelerde tırmanan şiddet, giderek daha ciddi bir boyuta ulaşıyor. Çatışma izleme grubu ACLED’in 10 Eylül’de yayımladığı rapora göre bu bölgelerde yalnızca mayıs ayından bu yana 10 ayrı nokta atışı saldırı düzenlendi ve en az 11 kişi hayatını kaybetti. Geride kalan 10 yılın tamamında ise benzer saldırılardaki toplam can kaybı 15 kişiyle sınırlı kaldı.

ACLED raporu ayrıca silahlı Kürt muhalif grupların kurbanların birçoğunu İran güvenlik güçlerine istihbarat sızdırmakla suçladığını ortaya koydu. ACLED’in 10 Eylül tarihli analizi de İran’ın Kürt bölgelerindeki hedefli öldürmelerde artış yaşandığını ve yerel istihbarat üzerindeki mücadelenin önem kazandığını belirtiyor.

Tahran’ın asıl endişesi

Ancak Tahran’ın asıl endişesini oluşturan ve meseleyi daha kapsamlı bir güvenlik sorununa dönüştüren senaryo farklı bir noktada ortaya çıkıyor. Irak Kürdistanı’nda bulunan sürgündeki İranlı Kürt muhalif grupların zamanla büyük bir İran karşıtı koalisyonun sahadaki vurucu gücüne dönüşme ihtimali Tahran açısından önemli bir tehdit olarak öne çıkıyor.

Bu yılın başlarında basına sızan çok sayıda rapor, ABD’li yetkililerin olası bir kara harekâtı için sürgündeki Kürt gruplarını silahlandırıp harekete geçirmeyi değerlendirdiğini iddia etti. Buna karşılık söz konusu gruplar, İsrail ve ABD’den silah yardımı aldıkları yönündeki iddiaları kesin bir dille reddetmeyi sürdürüyor.

Mart ayında ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik Kürt operasyonlarına destek verebileceklerini söyledi. Ancak Kürt liderler, ABD’nin geçmişte Suriye’deki Kürt müttefiklerini yarı yolda bırakmasını emsal gösterdi. Bu nedenle böyle bir çatışmaya dahil olmadan önce Washington’dan çok daha somut ve sağlam güvenceler alınmasını şart koştu.

Tahran’dan Irak Kürdistanı’na baskı

Bu diplomasi trafiği sürerken İranlı yetkililer, sürgündeki Kürt muhalefetinin Tahran’a karşı "komplo kurmayı" sürdürmesi hâlinde Irak Kürdistanı’ndaki "tüm tesislerin" meşru hedeflere dönüşeceği yönünde sert uyarılar yaptı.

Tahran yönetimi, Irak Kürdistanı’ndan kaynaklandığına inandığı tehditlere karşı en sert önlemleri almaktan çekinmeyeceğini sahada daha önce gösterdi. Nitekim geçtiğimiz ağustos ayında İranlı yetkililer, hem düzenli ordunun yani Erteş’in hem de Devrim Muhafızlarının sürgündeki muhalif gruplara karşı sınır ötesi gizli kara harekâtları yürüttüğünü açıkça kabul etti.

KYB Lideri Talabani’nin ziyareti bu noktada, sahadaki askerî baskıya diplomatik bir zemin kazandırma çabası olarak öne çıkıyor. Tahran bir yandan bölgede daha sıkı siyasi, ekonomik ve güvenlik iş birliği arayışını sürdürüyor, diğer yandan İran-Irak güvenlik anlaşmasının eksiksiz uygulanması için Iraklı Kürt ortakları üzerindeki baskıyı artırıyor.

Talabani’nin 15 Eylül’deki görüşmelerinde İran-Irak güvenlik anlaşmasının uygulanması, sınır güvenliği ve silahlı grupların faaliyetlerinin önlenmesi başlıkları doğrudan gündeme geldi.

Pakistan faktörü

Sistan-Belucistan’daki tablo ise farklı dinamiklerden beslense de kuzeybatıdaki gelişmelerle ciddi bir güvenlik açmazında kesişiyor. İran ile Pakistan arasında, her iki tarafın da kolaylıkla geçebildiği geçirgen sınır hattında faaliyet gösteren Beluç militanlar, uzun süredir karşılıklı suçlamaların temel başlıklarından birini oluşturuyor.

Ocak 2024’te İran güçleri, Pakistan topraklarında konuşlandığı iddia edilen Ceyşül Adl hedeflerini bombaladı. Tahran’ın bu hamlesinin ardından Pakistan da İran topraklarındaki şüpheli Beluç militan kamplarına hava harekâtı düzenleyerek karşılık verdi.

Sıcak çatışmanın eşiğinden dönülen bu gelişmenin ardından her iki başkent de diplomatik krizi soğutmak ve askerî tırmanışı durdurmak amacıyla hızlı biçimde geri adım attı.

İslamabad’ın değişen konumu

Ancak o tarihten bu yana İslamabad’ın bu jeopolitik denklemdeki rolü daha karmaşık bir hâl aldı. İslamabad bir yandan İran ile ABD arasında ortaya çıkabilecek olası bir barış görüşmesinde arabuluculuk yapmaya hazırlanırken, diğer yandan geçtiğimiz ağustos ayında Suudi Arabistan ve Türkiye ile Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı.

Bu anlaşma, taraf ülkelerden herhangi birine yönelik silahlı saldırının doğrudan paktın üç üyesine yönelik saldırı sayılmasını öngörüyor.

Tüm bu stratejik hamleler, İran’ın bu yıl bölgesel çatışmaların tırmandığı dönemde Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerindeki ABD mevzilerini hedef aldığı son derece hassas bir döneme denk geliyor.

Buna rağmen Pakistan, özellikle İslamabad Mutabakat Muhtırası’nın çizdiği çerçeveyi esas alarak Tahran ile Washington arasında kurulabilecek olası arka kapı diplomasisini kamuoyu önünde desteklemeyi ve teşvik etmeyi sürdürdü.

Önümüzdeki dönemde ne olacak?

Önümüzdeki süreçte Tahran’ın sürgündeki İranlı Kürt muhalif grupları kontrol altında tutmak için bir yandan KYB ve Bağdat yönetimine dayanmayı sürdürmesi, diğer yandan da Ceyşül Adl’in bölgedeki olduğu öne sürülen güvenli limanlarını ortadan kaldırması için İslamabad üzerindeki siyasi baskıyı artırması bekleniyor.

Gelecek haftalar, Devrim Muhafızlarının Beluç militanlara karşı verdiği intikam mesajlarının, 2024’te olduğu gibi fiilî bir sınır ötesi harekâta dönüşüp dönüşmeyeceği açısından kritik bir sınav niteliği taşıyor.

Ancak ABD ile yürütülen hassas diplomaside Pakistan’ın üstlendiği önemli rol dikkate alındığında, mevcut koşullarda atılacak fevri bir askerî adımın İran’ın stratejik çıkarları açısından zincirleme krizleri tetikleme ihtimali bulunuyor.

Buna karşılık İran, Pakistan topraklarındaki Beluç militanlara doğrudan müdahale etmekten kaçınırsa, Sistan-Belucistan’da giderek büyüyen şiddetin kontrolden çıkmasını engellemek için İslamabad ile kurduğu diplomatik ve askerî kanalları çok daha yoğun biçimde işletmesi beklenebilir.

İlgili Haberler