İngiliz diplomat Crooke: Ortadoğu'da İran öncülüğünde sömürge karşıtı bir ulusal kurtuluş politikası yürütülüyor
Eski İngiliz diplomat ve istihbarat uzmanı Alastair Crooke, İran ve Yemen'de yaşanan sürecin Ortadoğu'nun Amerikan müdahalesi öncesindeki tarihsel güç dengesine doğru bir restorasyon olduğunu belirterek bölgedeki temel ilkenin "insanların kendilerine ait olanı geri alması" olduğunu söyledi.
YDH ― Eski İngiliz diplomat ve istihbarat uzmanı Alastair Crooke, jeopolitik Analisti Danny Haiphong'un kanalında değerlendirmelerde bulundu.
Küresel enerji piyasalarındaki son duruma değinen Alastair Crooke, Batı'nın olayları kendi perspektifinden değerlendirerek gerçekte yaşananların çoğunu gözden kaçırdığını belirtti.
Uzun süredir bahsedilen dizel krizinin artık kapıya dayandığını ve her yeri etkilemeye başladığını ifade eden Crooke, krizin aniliğini beklentiler ve gerçekler arasındaki büyük farka bağladı.
Batı’nın ve ABD Başkanı Donald Trump’ın meseleyi sürekli Hürmüz’den geçen gemi sayısına, yani petrol akışının miktarına indirgediğini ancak bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu söyledi.
Çünkü petrolün boğazdan geçmesi, o petrolün aynı anda benzine veya dizele dönüşüp piyasada kullanılabileceği anlamına gelmiyor.
Eski diplomata göre asıl belirleyici olan stokların durumu ve fiziki petrolün teslim edilebilme yeteneği.
“Piyasa böyle diyor” veya “fiyat şöyle diyor” yaklaşımlarının, fiziki petrol bulunmadığı noktada anlamsızlaştığını belirten Crooke, durumun ciddiyetini havayolları üzerinden örneklendirdi.
Kerosen (gazyağı) fiyatlarının neredeyse iki katına çıktığını belirterek, uçmaya hazır ve yolcu dolu bir uçağın ya yakıtı olduğunu ya da olmadığını, arabalarda olduğu gibi alternatif çözümler üretilemeyeceğini söyledi.
Stokların tükendiğine dikkat çeken Crooke, Chevron CEO'sunun da teyit ettiği üzere krizin başladığını, dizel ve ısıtma yağı arzındaki azalmayla birlikte durumun daha da kötüleşeceğinin altını çizdi.
Dizel krizinin etkilerinin küçümsendiğine dikkat çeken Crooke, “Çiftçiler bir şekilde atlatır” düşüncesinin gerçeği yansıtmadığını kaydetti.
Amerikan tarım sektöründe halihazırda çok sayıda iflas yaşandığına işaret eden Crooke, birçok çiftçinin bu süreci atlatamayacağını öngördü.
Krizin sadece tarımla sınırlı kalmayacağını, Avrupa ve Amerika'da her türlü malzemenin dizel yakıtlı araçlarla taşındığını belirten Crooke, dizel eksikliği veya fiyat artışının, sebzeden suya kadar satın alınan her şeyin fiyatını dramatik biçimde yükselteceğini vurguladı.
Batılı devletlerin ve genel anlamda modernitenin bu yakıta tamamen bağımlı olduğunu söyleyen Crooke, gidişatın çok daha olumsuz bir tabloya işaret ettiğini belirtti.
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim ve İran'ın tutumu üzerine konuşan Crooke, İran'ın pozisyonunda herhangi bir değişiklik veya müzakere niyeti olmadığını ifade etti.
ABD'nin tüm koşulları kabul etmediği sürece İran'ın masaya oturmayacağını açıkça belirttiğini hatırlatan Crooke, Trump'ın yarın koşulları kabul etmesi halinde bile kilitlenmiş durumun çözüleceğinden emin olmadığını dile getirdi.
Yakın zamanda Rusya'dan döndüğünü aktaran Crooke, Rusların Amerika'nın sözlerine veya müzakere pozisyonlarına kesinlikle hiçbir güven duymadığını, bu güvensizlik ortamının İranlılara da net bir şekilde yansıdığını söyledi.
Geçmişte Filistin bağlamında yürüttüğü ateşkes çalışmalarından edindiği tecrübelere dayanarak, güvenlik yönleri net bir şekilde halledilmeden diplomatik bir sürece geçilemeyeceğini, yukarıdan aşağıya dayatılan bir mutabakat zaptının (MoU) işe yaramayacağını belirtti.
Crooke, Trump'ın mutabakat zaptını reddettiğini hatırlatarak, mevcut durumda siyasi bir süreç için alan bulunmadığını ve kimsenin verilen sözlere güvenmediğini ifade etti.
Yemen'deki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Crooke, sahadaki dengelerin “Husiler [Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleri] lehine çok hızlı bir şekilde değiştiğine” dikkat çekti.
“Husilerin sınır bölgelerinde, kıyılarda ve Yemen'in güneyinde BAE ve Suudi Arabistan destekli paralı asker güçlerini dağıttığını” belirtti.
“Husilerin, Suudi gemileri hariç boğazın açık kalacağını duyurmasını, gözlerden uzak yürütülen bazı ciddi müzakerelerin başlangıcı olarak yorumlayan” Crooke, mevcut durumun kalıcı bir nihai tablo olmadığını ifade etti.
Husilerin Aramco tesislerine yönelik yeni saldırılarına da değinen Crooke, Suudilerin “5 gün içinde pompalama istasyonunun etrafından dolaşan bir baypas boru hattı yapıyoruz” yönündeki açıklamalarını inandırıcı bulmadı.
Çöl koşullarında ve saldırı altındayken böyle bir çalışmanın 1 ila 5 gün değil, 1 ila 5 ay süreceğini belirten eski diplomat, aldığı bilgilere göre boru hattının tek bir noktadan değil, dört farklı yerden koparılmış veya kesilmiş durumda olduğunu kaydetti.
“İran'da milyonların sokağa döküldüğü gerçek bir devrim yaşanıyor”
Tüm bu çatışma ve gerilimlerin asıl büyük tabloyu maskelediğini iddia eden Crooke, gerçekte yaşanan şeyin yeni bir “İran devrimi” olduğunu öne sürdü.
Tahran'da 200. gününü geride bırakan protestolarda milyonlarca insanın bu dava için sokağa döküldüğünü belirten Crooke, bu hareketi sıradan bir devlet eylemi değil, tam anlamıyla devrimsel bir durum olarak nitelendirdi.
“Kendini feda etme birimleri” ve “şehadet birlikleri” gibi oluşumlara katılmak için yapılan çağrıları ve posterleri hatırlatan Crooke, bir milyonluk bir gönüllü ordusu kurulmasından bahsedildiğini aktardı.
Batı'nın, Ortadoğu'daki gelişmeleri yalnızca “kaç varil petrol çıktığı ve boru hatlarının kaç günde tamir edileceği” üzerinden okuyarak asıl büyük tabloyu kaçırdığını belirten Alastair Crooke, İran ve Yemen'de son derece derin, “devrimsel” bir süreç yaşandığını vurguladı.
İran'da eli silah tutan erkeklerin halihazırda askeri eğitime sahip olduğunu hatırlatan Crooke, ülkede şu an bir “tazeleme egzersizi” yürütüldüğünü ve eğitim kamplarının faaliyete geçtiğini belirtti.
Gençlere taşınabilir hava savunma sistemleri (MANPADS) dağıtıldığını ve insanların bu silahları almak için kuyruğa girdiğini aktaran eski diplomat, Tahran'da sadece kadınların katıldığı devasa yürüyüşlere dikkat çekti.
Crooke'un aktardığına göre, İran yönetimi her biri bin kişiden oluşan bin ayrı tabur talep etti ve sokağa dökülen milyonlarca gönüllü sayesinde bir milyonluk bu ordu hedefine ulaştı.
İnsanların “şehadet” ve “kendini feda etme” birliklerine yoğun bir inançla katıldığını söyleyen Crooke, "İran saldırıya uğradığında, dünyaya yönelik bakış açısının daha eski geleneklerine geri döndü. Bu bir devletin normal kurumsal işleyişi değil; bu devrimsel bir durumdur" tespitinde bulundu.
Suudilerin kanlı kuruluşu: Vahhabilik, MI6 ve 25 eşli ittifaklar
Yemen sahasındaki duruma da değinen Crooke, Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin yıllardır süren Suudi baskısına rağmen seferberlik halinde olduğunu ve 5 ila 7 yıldır hazırlanan bir planı “tıkır tıkır” işlettiklerini dile getirdi.
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin Yemen'de kendilerine ait bölgeleri birkaç gün içinde tamamen temizlediğini belirten analist, Suudi Arabistan'ın 1930'larda Yemen'e ait üç vilayeti çaldığını ve halen elinde tuttuğunu hatırlattı.
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerinin bu durumu asla kabul etmeyeceğini ve kabile bağları nedeniyle bu üç bölgede eylemlerin başladığını ifade eden Crooke, Suudi Arabistan'ın güney sınırlarının merkezi saraya uzaktan yakından sadık olmadığını ve bunun Riyad için en büyük zayıf nokta olduğunu kaydetti.
Crooke ayrıca, Riyad'ın geçmişte Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerini ezmek için Mısır ordusunu işin içine soktuğunu, ancak bu girişimin 20 bin Mısır askerinin ölümüyle sonuçlanan büyük bir hezimet olduğunu hatırlattı.
Batı kamuoyunda Suudi Arabistan'ın gökdelenleri, futbol takımları ve lüks otelleriyle "pırıl pırıl ve sağlam bir modern devlet" gibi pazarlandığını, ancak gerçeğin çok farklı olduğunu belirten Crooke, krallığın temellerinin son derece kırılgan olduğunu anlattı.
Suudi devletinin kurucusu Kral Abdülaziz'in, Necid çölünden çıkan ve "İhvan" (Müslüman Kardeşler ile ilgisi olmayan) olarak bilinen aşırı şiddet yanlısı Vahhabi "öncüleri" kullanarak ortalığı kasıp kavurduğunu belirten Crooke, bu grubun Kerbela ve Mekke'ye saldırarak 20 bin kişiyi katlettiğini hatırlattı.
Crooke, İngiliz tarihindeki Cromwell'in Püriten Devrimi'nin bile bu Vahhabi ordusu karşısında sönük kalacağını ifade etti.
İngiliz istihbarat subayı St. John Philby'nin Kral Abdülaziz'e "Bu Vahhabileri silahlandır, Ortadoğu'yu sen yönetirsin" aklını verdiğini söyleyen Crooke, petrol parası akmaya başlayınca saygınlık arayan Abdülaziz'in İngiliz makineli tüfekleriyle bizzat bu Vahhabileri vurduğunu aktardı.
Kabileleri kendine bağlamak için her kabileden bir kadın alan ve bu nedenle 22 ila 25 eşi olan Abdülaziz'in kurduğu yapının mezhepçi bir temele dayandığını belirten Crooke, "Bugünkü Vahhabilik ile IŞİD doktrini arasında hiçbir fark yoktur" dedi.
Bütün servetin ve kararların tek bir ailede toplanmasının kabileler arasında büyük bir öfke yarattığını söyleyen diplomat, kıdemli kabile liderlerinin Ritz-Carlton otelinde baş aşağı sallandırılıp servetlerine el konulduğu olayları hatırlatarak Suudi rejiminin içeriden güvensiz olduğuna işaret etti.
2006’da ne oldu? Cheney ve Bender’in gizli görüşmesinin perde arkası
Washington'ın bölgedeki stratejisine tarihsel bir mercek tutan Crooke, eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile İsrail Başbakanı Netanyahu'nun da içinde bulunduğu "Temiz Kesinti" (Clean Break) belgesinin Ortadoğu'yu nasıl şekillendirdiğini anlattı.
Yüzyıllar boyunca bölgenin gerçek güç merkezlerinin Mezopotamya, Irak ve İran (İslam/Pers) olduğunu belirten Crooke, ABD'nin bu tarihi gücü altüst ederek İran'ın yerine Körfez Devletleri'ni yerleştirmeyi planladığını kaydetti.
Bu planın en çarpıcı aşamasının 2006 yılında devreye sokulduğunu söyleyen Crooke, Dick Cheney ile dönemin Suudi istihbarat şefi Prens Bender arasında yapılan gizli mutabakatı ifşa etti.
İran'ın zayıf halkası olarak görülen Suriye'yi yok etme görevinin Suudi Arabistan'a verildiğini belirten Crooke, Cheney'nin "Bunu nasıl yapacaksınız?" sorusuna Prens Bender'in "Bunu tamamen bize bırakın, İslamcıları kullanacağız" yanıtını verdiğini aktardı.
Eski diplomata göre bu tarihi an; Şiileri ve bölgedeki Baasçı sosyalist hükümetleri yok etmek amacıyla, Vahhabiliğin ve aşırı Selefi grupların ABD hükümeti tarafından "mezhepçi bir savaş için resmen meşrulaştırıldığı ve taşeron olarak kullanıldığı" kırılma noktasıydı.
Yemen'deki Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleribib stratejisinin yalnızca Suudi gemilerini durdurmaktan ibaret olmadığını belirten Alastair Crooke, arka planda Suudi kabileleriyle gizli bir diplomasi yürütüldüğüne dikkat çekti.
Eski diplomat, bundan yedi yıl önce Hizbullah’ın Şehit Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah'ın, ismi ve fotoğrafı bilinen üst düzey bir subayı Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçleri ile yaşaması için görevlendirdiğini aktardı.
Crooke'un aktardığına göre Seyyid Nasrallah bu subaya "Onlara emir vermiyorsunuz, ne yapacaklarını söylemiyorsunuz. Yaptıkları her şey bizim değil, onların kararı olmalı" şeklinde kesin bir talimat verdi.
İran ile tam uyum içinde yürütülen bu sürecin geçmişte Afganistan'da yaşananları andırdığını belirten Crooke, Şehit General Kasım Süleymani'nin Afgan klanları ve kabileleriyle yürüttüğü sabırlı müzakereleri hatırlattı.
Şehit Süleymani'nin bu diplomasi sayesinde kabileleri hükümet değişikliğine ikna ettiğini ve Afgan hükümetinin 10 gün içinde çöktüğünü belirten Crooke, Yemenlilerin de şu an benzer bir şekilde Suudi kabileleriyle servetin tek bir ailede toplanmadığı "daha adil bir düzen" için el altından anlaştığını öne sürdü.
Bölgede siyasetin iki katmanlı işlediğini belirten analist, dışişleri bakanlarının vitrindeki toplantılarından ziyade görünmeyen kısımdaki bu gizli siyasi müzakerelerin her zaman daha önemli olduğunu vurguladı.
ABD çıkarlarının bu süreçte ne kadar zarar göreceği yönündeki tartışmalara değinen Crooke, İran ve müttefiklerinin Amerikan çıkarlarını zerre kadar umursamadığını ifade etti.
Yemenlilerin 10 yıldır, İran'ın ise 47 yıldır abluka altında yaşadığını hatırlatan Crooke, bölgede yaşananların İran öncülüğünde yürütülen sömürge karşıtı bir "ulusal kurtuluş politikası" olduğunun altını çizdi.
Bu hareketliliğin Mağrip'ten Suriye'ye ve Irak'a kadar geniş bir alanda yankı bulduğunu belirten eski diplomat, Ortadoğu'nun eski güç paradigmasına, yani İran merkezli bir denkleme geri döndüğünü belirterek Irak, Kuveyt ve Bahreyn'deki gelişmelere dikkatle bakılması gerektiğini kaydetti.
Mevcut tabloda Suudi Arabistan ve Ürdün'ün işlevsiz hale geldiğini savunan Crooke, Körfez devletlerinin kasasında para kalmadığını iddia etti.
Suudi Arabistan'ın petrol satışlarının son dönemde tamamen sıfıra indiğini belirten Crooke, (Trump'ın Hazine Bakanı adayı) Scott Bessent'in veto edeceği beklentisiyle Riyad'ın hazine bonosu veya tahvil dahi satamadığını kaydetti.
Trump'ın Suudilere yardım etmeye pek eğilimli olmadığını söyleyen Crooke, Washington'da Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) aktif bir lobi yürüttüğünü ifşa etti.
Eski rakipleri olan Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'a (MBS) Amerikan yardımının gitmesini engellemek için BAE'nin kulis yaptığını belirten Crooke, İsrail'i en yakın müttefiki seçen Abu Dabi'nin Washington'daki bu hamlelerinin Riyad için durumu zehirli ve kışkırtıcı bir hale getirdiğini ifade etti.
"Mısır ve Pakistan Riyad için savaşmaz; Arap dünyasının gerçek beşiği Yemen'dir”
Suudi Arabistan'ın bölgesel müttefiklerinden de askeri destek bulamayacağını savunan Crooke, Mısır'ın geçmişte Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerine karşı savaştığında 20 bin askerini kaybettiğini ve bu büyük yenilginin ardından tekrar işin içine girmeyeceğini belirtti.
Pakistan'ın da kesinlikle Suudilerin yanında savaşa katılmayacağını vurgulayan Crooke, ülkedeki büyük Şii nüfusuna ve Belucilerle yaşanan iç çatışmalara dikkat çekti.
İran'ın dini liderine yönelik suikastın ardından Pakistan'da çıkan isyanlarda ABD konsolosluğunun neredeyse yakıldığını hatırlatan analist, İslamabad yönetiminin bu riski alamayacağını söyledi.
Batı'nın, Suudi Arabistan'ı Arap dünyasının ve Sünni İslam'ın merkezi sanma yanılgısına düştüğünü belirten Crooke, aslında Arap dünyasının gerçek tarihsel beşiğinin Riyad değil, Yemen olduğunun altını çizdi.
Irak'taki dinamiklere de işaret eden Crooke, Devrim Lideri’nin suikastı sonrası muhafazakar Necef ve Kerbela dahil Irak genelinde milyonlarca insanın cenazeler için sokağa döküldüğünü hatırlatarak bu halk tabanının göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydetti.
Batı'nın olaylara son derece "lafzi" (literal) yaklaştığı için sahada gerçekte ne olup bittiğini göremediğini belirten Crooke, bu nedenle sürekli yanlış cevaplar üretildiğini savundu.
Sanaa hükümetine bağlı Yemen güçlerine Kızıldeniz'de bomba yağdırmanın işe yaramadığını söyleyen Crooke, Yemenli direnişçilerin çok akıllıca bir planlama ile askeri altyapılarını açık alana değil, çoğunlukla tünellere inşa ettiklerini kaydetti.
Sürecin nasıl sonuçlanacağının kestirilemez olduğunu belirten Crooke, eski İngiltere Başbakanı Harold Macmillan'ın "Sizi en çok korkutan şey nedir?" sorusuna verdiği "Olaylar azizim, beni korkutan şey olaylardır" yanıtına atıfta bulunarak, Ortadoğu'da olayların çok hızlı ilerlediğini ve her şeyin değişmekte olduğunu sözlerine ekledi.
“Karaya asker çıkarmak İran'a bir hediyedir”
Trump'ın İran'a yönelik dile getirdiği yok etme tehditlerine değinen Alastair Crooke, Washington'ın böyle bir operasyonu hayata geçirebilecek askeri kapasitesi konusunda son derece şüpheli olduğunu belirtti.
Bölgede yaklaşık bir yıldır görev yapan 50 bin ABD askerinin (özellikle 83. Tümen ve uçak gemisi personelinin) artık fiziksel ve psikolojik olarak tükendiğini vurgulayan Crooke, askeri ekipmanlarda ciddi bir bakım eksikliği ve kullanılabilirlik sorunu baş gösterdiğini ifade etti.
ABD'nin bölgedeki hava savunma mühimmatının ciddi oranda azaldığına dikkat çeken eski diplomat, bu envanterin iki ayda yerine konulamayacağını ve eski seviyelere ulaşmanın birkaç yıl alacağını söyledi.
Askeri kanadın Trump'a vereceği tavsiyenin kesinlikle "Bunu yapmayın" olacağını savunan Crooke, karaya asker çıkarma ihtimali için ise "Amerikan perspektifinden olağanüstü bir hata, İran perspektifinden ise olağanüstü bir hediye olur" nitelemesinde bulundu.
Sürecin büyük ölçüde ABD Kongre ara seçimlerine kilitlendiğini belirten Crooke, Temsilciler Meclisi'nin Demokratlara geçmesine neredeyse kesin gözüyle bakıldığını, Trump'ın asıl kalesi olan Senato çoğunluğunun bile ciddi bir risk altında olduğunu hatırlattı.
Trump'ın Kongre'yi, yasaları ve Yüksek Mahkeme'yi yok sayabilmesini sağlayan tek dayanağının Senato olduğunu vurgulayan analist, bu çoğunluğun kaybedilmesi durumunda Washington'ın azil (impeachment) süreçleri ve yargı mekanizmalarıyla kilitleneceği bambaşka bir döneme gireceğini söyledi.
Crooke ayrıca, büyük bir fiyaskoyla sonuçlanan bir sürecin ardından Amerikan halkının İran ile yeni bir savaş turuna kesinlikle onay vermeyeceğini (büyük bir "reto" vereceğini) kaydetti.
Suudi Arabistan'ın çatışmalar nedeniyle zayıflaması veya çökmesi ihtimalini değerlendiren Crooke, krallıktaki kabile yapılarının merkezi monarşi yerine bir konfederasyonu tercih edeceğini öne sürdü.
Mevcut sürecin fiilen Suudi Arabistan'ı İran-Yemen devriminin içine katmaya doğru evrildiğini savunan Crooke, birçok Suudi kabilesinin bu fikre sempati duyduğunu ve ülkenin kaynaklarından kendi paylarını talep edeceğini ifade etti.
Doğu vilayetlerindeki Şii nüfus nedeniyle buraların geleceğinin Tahran ile görüşülmek zorunda kalacağını belirten diplomat, bölgedeki temel ilkenin "insanların kendilerine ait olanı geri alması" olduğunu dile getirdi.
Amerikan petrol şirketlerinin geleceğine de değinen Crooke, kabilelerin geçmiş tecrübeler nedeniyle ABD şirketlerine kapıları açmasının pek muhtemel olmadığını ve eski resmi anlaşmaların büyük kısmının geçersiz sayılacağını söyledi.
Petrodolar sistemine dair en çarpıcı tespitini paylaşan Crooke, "Petrodoların artık var olduğunu düşünmüyorum, gelecekte de var olacağını sanmıyorum. Bence bitti ve bu durum Körfez devletlerini çok ciddi şekilde sarsacak. Gelirlerin doğrudan Wall Street'e aktarıldığı düzen tarihe karışıyor" dedi.
Güç yapısında tarihi bir kırılma noktası yaşandığını ve İran'ın bir milyonluk bir ordu kurduğunu hatırlatan analist, en dipteki nihai sözün Tahran'da olacağını ifade etti.
“Bölge derin bir metamorfozdan geçiyor, 28 Şubat öncesine dönüş yok”
Ortadoğu'nun tarihi bir başkalaşım (metamorfoz) yaşadığını ve nihai hedefin tam olarak kestirilemese bile bölgenin artık 28 Şubat'tan önceki yapısına asla dönmeyeceğini söyleyen Crooke, bu durumun ABD'nin bölgedeki nüfuzunu doğrudan ve ağır biçimde bitireceğini kaydetti.
Washington'ın çatışmalar sırasında Körfez monarşilerinden uzaklaştığını ve bu ülkelerin ABD'yi bir daha bölgeye davet etmeyeceğini belirtti.
Trump'ın Suudi Arabistan'a 24 adet F-35 satacağı yönündeki vaatlerin gerçeği yansıtmadığını dile getiren Crooke, bu uçakların envanterde fiilen bulunmadığının altını çizdi.
Trump'ın bu hamlesini "Suudileri pazartesiye kadar nakit para vermeleri için sıkıştırma ve biraz zaman kazanma taktiği" olarak niteleyen Crooke, bu uçakların asla teslim edilmeyeceğini, bu durumun Suudilerin ABD'ye sadakatinden değil, yalnızca Trump'ı tatmin etmek için ödemek zorunda kaldıkları bir bedelden ibaret olduğunu sözlerine ekledi.
İsrail'in sahadaki gerçek durumu üzerine konuşan Alastair Crooke, kamuoyunda çağrı cihazlarının patlatılması ve Seyyid Nasrallah dahil Hizbullah'ın üst düzey komuta kademesinin öldürülmesi gibi eylemler üzerinden "İsrail'in kesin bir zafer serisinde olduğu" yönünde sahte bir algı yaratıldığını belirtti. Savaşların düz bir çizgide ilerlemediğini ve durumun her an tersine dönebileceğini vurgulayan eski diplomat, İsrail'in şu anda tarihinin en derin krizinin ortasında olduğunu söyledi.
İsrail ordusundaki çözülmenin boyutlarını İbranice basından aktaran Crooke, İsrail Genelkurmay Başkanı'nın doğrudan kabineye hitaben yaptığı çarpıcı konuşmayı paylaştı:
"Bunu ben söylemiyorum, İsrail Genelkurmay Başkanı kabinenin yüzüne söyledi: 'Tüm uyarı ışıklarını yakıyorum, İsrail ordusu içten çökecek. Şu an yürüttüğümüz savaşı yönetebilmemiz için mevcut ordunun 7-8 katına ihtiyacımız var. Bu şekilde devam edemeyiz, aşırı derecede gerildik. İsrail ordusunun disiplini çökecek, lojistiğimiz çöküyor, operasyonel yeteneğimiz çöküyor.'
Crooke, “Bu itiraflar İngilizce basında yer almasa da İbranice basında geniş şekilde yayımlandı.” dedi.
İsrail toplumunun ve devlet kurumlarının daha önce görülmemiş bir iç çatışmaya sürüklendiğini belirten Crooke, aşırı sağcı bakanlar Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'in arkasındaki radikal hahamlar ile ordu ve Yüksek Mahkeme arasındaki uçurumun derinleştiğini kaydetti.
Ülkedeki tabloyu "Yahuda Krallığı ile İsrail Devleti fiilen birbiriyle savaşıyor" sözleriyle özetleyen eski diplomat, yaklaşan seçimlerin ardından ülkede sivil itaatsizlik, iç karışıklık ve kitlesel şiddetin patlak verebileceği uyarısında bulundu.
İsrail'deki aşırı sağcı kanadın seçim zaferini garanti altına almak için çok tehlikeli adımlar planladığını iddia eden Crooke, Filistinlileri tamamen sınır dışı edebilmek amacıyla Batı Şeria ve Gazze'de bilinçli olarak yeni bir intifadayı kışkırtma arayışında olduklarını söyledi.
Bu kapsamda Mescid-i Aksa'da (Harem-i Şerif) organize edilecek bir provokasyonun altını çizen Crooke, bu kutsal mekanın sadece Sünni ya da Şiilerin değil, son bin yıllık tüm İslam medeniyetinin simgesi olduğunu ve burada yapılacak bir taşkınlığın tüm İslam coğrafyasını ayağa kaldıracak devasa bir patlamaya yol açacağını vurguladı.
Netanyahu'nun siyasi bekası için tüm fişlerini kumar masasındaki "kırmızıya" yatırdığını belirten Crooke, bu seçimin sonucunun hem bölge hem de Trump yönetimi için felaket derecesinde tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini dile getirdi.
Bölgenin geleceğine ve jeopolitik kırılmaya dair son değerlendirmesini paylaşan Alastair Crooke, yaşanan sürecin bir askeri krizden çok daha fazlası olduğunu şu sözlerle özetledi:
"Yaşananlar tam anlamıyla bir sıfırlamadır; Ortadoğu'nun Amerikan müdahalesinden önceki haline doğru bir restorasyonudur. Bölge, yavaş ve kaçınılmaz bir şekilde farklı bir güç ayarına, kendi tarihsel güç paradigmasına geri dönüyor."
İlgili Haberler
Türkiye uzmanı Hay Eytan Yanarocak: İsrail, Türkiye’yle doğrudan çatış…
18 Eylül 2026 14:05
ABD-İsrail, Yemen savaşına girmekten kaçınıyor
17 Eylül 2026 22:19
Körfez bloğu için deniz bitti, mecburen İran'ın elini eteğini öpmek zo…
15 Eylül 2026 14:38
Suudi otelinde yaşayanlara 'devlet', devlet olanlara 'isyancı' denen ü…
15 Eylül 2026 13:58
