Son Dakika
İnşa

Şam’ın işi zor: İsrail saldırıyor, Araplar para vermiyor

24 Eylül 2026 12:43 Bu sayfayı yazdır

Suriye’nin Washington’la yakınlaşması İsrail’in saldırılarını durdurmazken, Körfez’den beklenen yeniden inşa yatırımları da gelmedi.

Şam’ın işi zor: İsrail saldırıyor, Araplar para vermiyor
Şam’ın işi zor: İsrail saldırıyor, Araplar para vermiyor YDH
Yazı boyutu
100%
7 dk okuma
YDH- İbrahim Emin’e göre Şaraa yönetimi, Türkiye’nin desteğiyle güvenlik aygıtını güçlendirirken eski rejim yanlılarını, IŞİD’i, İran ve Hizbullah’ı başlıca tehditler arasında görüyor. ABD’yle yakınlaşmanın İsrail’in saldırılarını durduracağını ummasına rağmen işgal, bombardıman ve müdahaleler sürüyor. Washington’ın Hizbullah’a karşı Lübnan’a müdahale baskısı ise Türkiye ve Mısır’ı Şaraa’yı uyarmaya yöneltti. Ekonomik kriz derinleşirken Şam, Arap ülkelerinin vaat ettiği büyük yeniden inşa yatırımlarını hâlâ bekliyor.

Suriye’deki durum iyi görünmüyor. Ekonomik krizin ağırlaşmasının yol açtığı kötüleşmeye ilişkin kaygı, mutlaka yeni yönetime karşı bir halk ayaklanmasından söz edilmesine yol açmıyor. Ancak Şam’ın resmî Arap ve uluslararası sisteme dahil olmasının ardından Suriye’de başlaması beklenen sürecin işlemez hale gelmesi, pek çok alanda etkilerini göstermeye başladı.

Körfez Araplarından Türkiye’ye, Avrupa’dan Amerika’ya kadar dünyada parayı elinde tutan güçlerle uyum sağlamak için yapabileceğinin en fazlasını yapan Şam, bazı ihtiyaçlarına karşılık verecek bir destek bekliyordu. Oysa hayır fonları döneminin sona erdiğini de biliyordu.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şaraa hükümeti, anayasal denetim veya inceleme gerektirmeyen tedbirleri onayladı. Halk Meclisi’nin de hükümete katı kurallar dayatmasına imkân verecek yetkileri yok. Durum olduğu gibi kaldı: İktidar partisinin yönettiği bir başkanlık sistemi, üyeleri rejimin iç dengeleri gözetilerek seçilmiş bir hükümet ve siyaset, güvenlik ve ekonomi alanlarında bütün yetkileri elinde bulunduran bir iktidara göstermelik bir kılıf olması için tasarlanmış bir Halk Meclisi.

Yeni Suriye yönetiminin öncelikleri arasında güvenlik merkezi bir unsur olmayı sürdürüyor. Resmî kurumların yeniden işler hale getirilmesi projesindeki nitelikli çabalar güvenlik alanında yoğunlaştı.

Güçlü adam olarak tanımlanan Enes Hattab’ın fiilen yönettiği büyük bir ekibin teknik ve insan gücü bakımından güvenlik kapasitesi arttı. Hattab, adli güvenlikten siyasi güvenliğe, oradan bölgesel güvenliğe kadar çeşitli alanlarla ilgilenen bir dizi kurumun başında bulunuyor.

Türkiye, ülke üzerindeki güvenlik kontrolünün sıkılaştırılmasına yardımcı olacak gelişmeyi hızlandırmak amacıyla Suriye güvenlik ekibinin beceri ve kapasitesini desteklemede büyük rol oynuyor.

Yeni yönetimin düşman sıralamasında ilk sırada eski rejimin destekçileri bulunuyor. Onların yanı sıra yeniden IŞİD’e katılan ve Şaraa ile taraftarlarını tekfir eden cihatçıların durumu izleniyor.

Şara’nın adamlarının İran, Hizbullah ve Iraklı güçlerle ilgili de hesapları var; bunun nedeni, bu güçlerin Suriye’de faaliyet yürütme kapasitesine sahip olmaları.

Süveyda’daki Dürziler dosyası ise Şam’daki yönetimi tehdit ettiği için değil, zulmü gerekçe göstererek özerklik fikrine yönelmek isteyen herkesin örnek alabileceği bir model olarak görüldüğü için önemini koruyor. Böyle bir durumda gözler kıyı bölgesindeki Alevilere ve ülkenin kuzeydoğusundaki Kürtlere çevriliyor.

İsrail konusunda Suriye içinde büyük bir kafa karışıklığı var. Şaraa, İngiltere ve Türkiye’nin desteği ve yardımıyla Amerika Birleşik Devletleri ile işbirliğinin, İsrail’in Şam hükümeti üzerindeki doğrudan ve dolaylı baskısını hafifleteceğini düşündü.

ABD temsilcisi Tom Barrack’ın, Başkan Donald Trump yönetimini İsrail’i Esed yönetiminin düşmesinden sonra işgal ettiği bölgelerden çekilmeye zorlayacak ve Süveyda’da Şeyh Hikmet Haceri’nin grubuyla yürüttüğü kışkırtıcı ve yıkıcı faaliyetleri durduracak etkili adımlar atmaya ikna etmesini umuyordu. Nitekim Şam, İsrailliler ile eski rejimin Alevi mezhebine mensup bazı subayları arasında güvenlik ve siyaset niteliğinde temaslar tespit ettiğini söylüyor. Bu subaylara, kurtuluşlarının İsrail eliyle geleceğine inandıkları atfediliyor.

Şaraa, İsrail’le daha sonra bir barış anlaşmasının konuşulmasına imkân verecek güvenlik ve siyaset içerikli bir anlaşma imzalamaya alışılmadık ölçüde istekli olduğunu gösterse de İsrail, hiçbir zaman böyle bir anlaşmaya ihtiyaç duyuyormuş gibi davranmadı.

İşgal, ilerleme, bombardıman, tutuklama ve Suriye’nin iç işlerine müdahale konusunda yapmak istediğini yapıyor. Ayrıca, çeşitli İsrail istihbarat kurumları, Suriye’nin tamamında nüfuzlarını genişletmek için gece gündüz çalışıyor.

Pek çok rapor, İsrail’in yeni yönetimin içinden veya başka kişiler arasından, özellikle önce Lübnan, ardından Irak sınırındaki bölgelerde geniş çaplı eleman devşirme faaliyetleri yürüttüğünü ortaya koydu. Suriye Genel Güvenliği’nin işbirliği şüphesiyle gözaltına alınan birden fazla kişiyle yaptığı soruşturmaların sonucunda bu kişiler, İsraillilerin kendilerinden Irak, Suriye ve Lübnan arasındaki kaçakçılık hattını izlemelerini istediğini söyledi. Bazı durumlarda ise yönlendiren kişi, ajanından Suriye makamlarını arayıp kaçakçıların şüpheli hareketlerini bildirmesini istiyordu; Tel Aviv de Şam makamlarının ne yapacağını bekliyordu.

Bazı durumlarda İsrail, Amerikalılara Şaraa’nın adamlarının tehditle orantılı biçimde harekete geçmediğini ve Lübnan’daki Hizbullah yararına kaçakçılık faaliyetlerini kolaylaştırdığını bildirdi. Şaraa yönetimindeki nüfuzlu kişileri, Lübnan’a silah kaçırılmasını kolaylaştırmak için İran ve Hizbullah’tan büyük miktarda para almakla suçladı.

Öte yandan düşman varlık içinde, Şaraa’yla birlikte çalışan cihatçı liderler arasında İsrail’e düşmanlık besleyen ve Hamas Hareketi destekçilerinin eğitimini de kolaylaştıran kişiler olduğunu söyleyenler var. Bu durum, Amerikan tarafını Şaraa’dan İsrail’e düşman Filistinli grupların her türlü faaliyetine son vermesini istemeye yöneltti. Şaraa bu talebi, Filistin direnişinin bazı liderlerini tutuklayıp başkalarını Suriye dışına çıkararak uyguladı. Geri kalanlara ise yalnızca sosyal faaliyetlere ve davet çalışmalarına izin verildiğini, Suriye’den İsrail’e karşı savaşmaya yönelik her türlü girişimin ezileceğini bildirdi.

Şam, kendisini İran ve Direniş Ekseni güçleriyle herhangi bir temas şüphesinden uzak tutacak siyasi bir çizgi seçtiyse bunun nedeni açıktır: Öncelikle Amerikalıları kızdırmamak ve İsrail’le savaşmanın Suriye’deki yeni yönetim açısından öncelik taşımaması. Üstelik bu yönetim, İran’ı ve Direniş Ekseni’ni bir düşmanlar topluluğu olarak görüyor. Buna karşılık söz konusu makamlar, İran’ın ve müttefiklerinin karşıtlarını destekleme konusunda heves gösteriyor. Bu durum son olarak Şaraa yanlısı aktivistlerin ve din adamlarının Yemen’deki Ensarullah’a karşı yürüttüğü medya kampanyasında, Suud hanedanı rejimiyle dayanışma seslerinin yükseltilmesinde ve hatta Haremeyn beldelerini savunmak için cihat çağrıları yapılmasında kendini gösterdi!

Ancak Lübnan açısından sorun daha karmaşık görünüyor. Amerikalıların Şaraa’dan Hizbullah’a karşı Lübnan’a müdahale etmesini tekrar tekrar istemesi, yalnızca açıklamalar düzeyinde kalmadı. Şaraa’nın kendisi de Lübnanlı ve Arap ziyaretçilerine, son ABD ziyaretinde Lübnan dosyasını görüştüğünü söyledi.

Başkan Donald Trump’a İsrail’in Hizbullah’la savaşmayı bilmediğini söyleyen de oydu. Ona ayrıca, “Hizbullah’tan bir kişiyi öldürmek için içinde insanların yaşadığı bir bina nasıl yıkılabilir?” dedi. Trump bu sözleri daha sonra tekrarladı. Ancak Amerikan başkanı, Şaraa’nın İsrail’in yaptığı gibi sivillere karşı büyük suçlara bulaşmadan Hizbullah’la savaşmak için daha etkili bir yöntemi olduğunu anladı. Bu nedenle Trump defalarca, “Şaraa Hizbullah’tan nasıl kurtulacağını biliyor. Ben ondan bunu istiyorum ve o da yapacak!” dedi.

Şaraa’nın bu konudaki gerçek tutumu bir yana, somut olgular, durumu kontrol altına almak ve Şaraa’yı Lübnan’a müdahil olmaması konusunda uyarmak için benzeri görülmemiş bir Türk-Mısır seferberliği yaşandığını gösteriyor.

Mısır ve Türkiye’deki yetkililer, Lübnanlılara yaptıkları açıklamalarda Suriye’nin Hizbullah’ın yenilgisinden hiçbir çıkarı olmadığını ve böyle bir görevde İsrail’e yardım edenin, Suriye’deki bütün rejimi tehdit edebilecek tepkilere kapı açacağını defalarca anlattı.

Şaraa’nın ekibindeki askerî ve cihatçı liderlerden aktarılan ek sözlerde de ne Lübnan’da ne de başka bir yerde İsrail’in yanında savaşılmaması gerektiği belirtildi. Bu kişiler, askerî geçit töreni yapan birliklerin Gazze’ye destek sloganları atmasına izin vererek hem Suriye içine hem de dışarıya mesaj gönderdiler.

Bütün bu felaketlerin ortasında Şam, Arap ülkelerinin Suriye’deki yeniden inşa çalışmalarını destekleme vaatlerini hayata geçirmesini hâlâ bekliyor. Bugüne kadar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt’ten görüşülen büyük projelerin hiçbirine tek kuruş harcanmadı. Üstelik Şaraa son olarak tam veya kısmi özelleştirme projelerine girmeyi kabul etti.

Şimdiye dek kendisine ulaşanlar, devlet çalışanlarının maaşlarına yönelik kısmi destek, bazı bakanlıklara ayni yardım ve genellikle yöneticinin idare ettiği bir fona giden bağışlarla sınırlı kaldı... Ancak Şam’ı bekleyen sürpriz, alınmış gibi görünen bir Suudi kararında yatıyor: Lübnanlılarla Suriyelilerin birlikte yer aldığı programlar da dahil olmak üzere Şam dizilerinin yapımını Suriye içinde toplamak. Bu, Lübnanlı yapım şirketlerini olumsuz etkileyecek, ancak Suriye’de bu sektörü harekete geçirebilir. Oysa Suriye’de kültür ve sanat insanlarının ihtiyacı olan şey yalnızca para değil, biraz da nefes alacak alan!

Çevir: YDH

İlgili Haberler