Son Dakika
İnşa

Şehadetinin feyzi... Büyük dönüşümlerin kasırgası

26 Eylül 2026 14:28 Bu sayfayı yazdır Muhammed Raad

❝Hiç şüphe yok ki, bölge halklarının yegâne menfaati mutlak bir özgürlüğe kavuşmalarında; ülkelerinin, Amerikan nüfuz ağlarıyla ve Siyonist sömürge ittifakıyla olan tüm bağlarını kesip atmalarında yatmaktadır.❞

Şehadetinin feyzi... Büyük dönüşümlerin kasırgası
Şehadetinin feyzi... Büyük dönüşümlerin kasırgası YDH
Yazı boyutu
100%
13 dk okuma

YDH ― Lübnan Parlamentosu Direnişe Vefa Bloğu Başkanı Muhammed Raad, el-Ahbar gazetesindeki yer bulan, iki yıllık savaş ve kayıpların direniş için bir yenilgi olmadığını savunduğu makalesinde, Hizbullah’ın ağır lider kayıplarına rağmen yeniden örgütlenebildiğini vurguluyor. Lübnan’daki mücadeleyi Filistin ve İran’ı da kapsayan daha geniş bir Direniş Ekseni'nin parçası olarak değerlendiren Raad, ABD-İsrail’in bölgedeki nüfuzuna karşı egemenlik, bağımsızlık ve direniş vurgusu yapıyor.

✱✱✱


İki yıllık direniş geride kaldı; ancak acı ve zorluklarla yoğrulduğu için bu süreç adeta bir ömür, bir sonsuzluk gibi geldi.

Kader sanki vefakar halkımızı ve direniş hareketimizi beklenen o büyük rolüne hazırlamak için bizi çetin ve özel bir eğitimden geçiriyor; zulüm ve zalimlerle, yolsuzluk ve yozlaşmışlarla, işgal ve işgalcilerle, hak gaspı ve gaspçılarla girilecek amansız mücadele için özel olarak seçmiş gibiydi.

Bu öylesine meşakkatli, öylesine ağır bir görevdir ki; Müminlerin Emiri İmam Ali bin Ebu Talib'in (a.s.) buyurduğu üzere, “Allah'a yakın bir melekten, gönderilmiş bir peygamberden veya Rabbinin kalbini imanla sınadığı bir kuldan” başkası bu yükü omuzlayamaz.

İki yıllık bu çetin süreç, uzun zamandır hasretle beklenen, umut edilen bir ferahlığı da beraberinde getirdi; sabrın, azmin ve fedakarlığın ufkunda sökün eden bir ferahlığın şafağı bu.

Bizler, ferahlığın gelmek için zorlukların bitmesini beklemediğine inanıyoruz; o, zorluklarla kol kola yürür ve olayların yeni bir sayfasını yazmak için o en doğru anı kollar.

Bu yeni sayfa; Rabbine güvenen, O'na dayanan, ilahi yasalara sımsıkı tutunan müminin çelik iradesiyle şekillenir.

Nihayetinde de hem bireyi hem de toplumu kusursuzluğa ve saflığa taşıyacak o büyük değişimin, o eşsiz gelişimin önünü açar.

Başkalarının göremediği ufukları gören müminler için hayatın kanunu işte budur.

Aradan iki koca yıl geçti.

Direnişin Önderi, ulaştığı o yüce makamdan düşmanların attığı adımları, direniş erlerinin destansı eylemlerini, komplocuların sinsi planlarını ve vefakar, onurlu halkımızın arasında hedef alınıp ezilenlerin halini izliyor.

Şehadetinin üzerinden geçen bu iki yılda, ülkenin ve bölgenin gerçekliğinde birbiriyle çarpışan iki zıt yol belirdi; her ikisi de bugünü ve yarını şekillendirmek adına kıyasıya bir yarışın içine girdi.

Bu yollardan ilki, zorbalık ve istibdat güçlerine, onların taşeronlarına boyun eğme yoludur. Bu yolun öncüleri ve yandaşları; egemenlik, “milli bağımsızlık” gibi yanılsamalardan, dahası onur, özgürlük ve insan haysiyeti gibi hayallerden çoktan yorulup usanmışlardır.

Azme, dirence ve zillete başkaldırıya yönelik çağrılara karşı öylesine umutsuzluğa kapılmışlardır ki; direnişi, onun davasını ve kahramanlarını destekleyen her türlü eyleme küçümsemeyle, hatta iğrenerek bakarlar.

Üstelik, düşmanların ve işgalcilerin devasa gücü karşısında kendi imkanlarını yetersiz görme acizliğine hapsolmuşlardır.

Uluslararası zorbaların, aldatmaca ve ikiyüzlülük tüccarlarının sözde uzmanlığına bel bağlarken; uluslararası hukuka sığınma sahtekarlığından tutun da insan hakları için dökülen timsah gözyaşlarına kadar uzanan o yalan döngüsünden medet ummaktan da bıkmışlardır.

İçine düştükleri bu sapkınlık, onları baskıcı ve yağmacı Batılı sömürgeci güçlerin kavramlarını sahiplenmeye itti.

Dünyanın geri kalanını sömürerek sadece kendi ayrıcalıklı refahını besleyen vahşi bir ırkçılığı, bencilliği ve ötekileştirici bir bireyciliği körü körüne benimsediler.

Şeytan, bu yolun öncülerini ve peşinden gidenleri aklını çelerek baştan çıkardı; onları kendi köklerini, vatanseverlik ve haysiyet gibi yüce kavramları inkar edip reddettikleri karanlık bir uçuruma sürükledi.

Sonunda, kendilerini dünyanın sözde koruyucusu ilan edenlerin ve onların kirli ajandalarının gönüllü köleleri olmayı kabullendiler.

Diğer yol ise, milli kimliğine, aidiyetine, özgür iradesine ve insanlık onuruna sımsıkı sarılanların yoludur. Bu yolun yolcuları, davanın gerektirdiği tüm yüksek hedeflere, sorumluluk bilincine ve birliğe yürekten inanırlar. Düşmanların, halklara ve ülkelere kendi iradelerini dayatmak, vatanları ve servetleri gasp etmek, insanların yaşam tarzlarını tahakküm altına almak için orantısız güç kullanmasına karşı çelikten bir metanetle dururlar.

Bu çetin yol, Allah'a ve insan onuruna yürekten inananlar, hakikati savunmak, adaleti tesis etmek ve mazlumlara yönelen zulmü defetmek uğruna canlarını ve varlarını yoğlarını feda etmeyi göze alanlar dışında herkes için aşılması imkansız bir sarp geçittir. Ne var ki bu insanlar asla yalnız değildir.

Direnişin yiğitleriyle omuz omuza vermiş, kurtuluşun o sarsılmaz ilke ve temellerine aynı inançla sarılan, hayatın her kesiminden onurlu ve haysiyetli insanlar tarafından çepeçevre sarılmış, kucaklanmışlardır.

Öyle ilkelerdir ki bunlar; onlarsız hiçbir insan toplumu, hiçbir vatan veya ulus ayağa kalkamaz; bu değerlere sımsıkı tutunmadan, onları sarsılmaz bir adanmışlıkla savunmadan hiçbir memleket veya millet yücelemez.

Şahadete yürüyüşünüzün üzerinden tam iki yıl geçti ve kanayan yaramız hâlâ kabuk bağlamadı. Vatanımız bugün de Siyonist işgalcilerin ve istilacıların zehirli oklarına, hainlerin kahpe saldırılarına ve fırsatçı ikbal avcılarının o pervasız alçaklıklarına hedef olmaya devam ediyor.

Gözünüz arkada kalmasın; aileniz, direniş saflarındaki kardeşleriniz ve evlatlarınız, sizinle kıldıkları o kutlu ahde sadık kalıyorlar. En asil, en onurlu, en saf ve en vefakar insanlar olarak sizin o bükülmez azim ve direniş yolunuzdan zerre sapmıyor; korkaklığı ve teslimiyeti ellerinin tersiyle itiyorlar.

Üstelik yetki sahiplerinin ve onların yardakçılarının, ülkeyi özgürlüğe kavuşturma, saldırganlara karşı durup onları caydırma gibi milli sorumluluklarından kaçmaları da bu yiğitlerin inancını zerre sarsmıyor.

Satılık ve besleme medyanın yayınlarında durmaksızın öten felaket baykuşları; umutsuzluğu körüklemeleri, ideallere ket vurmaları, kin kusup etrafa korku ve şüphe tohumları ekmeleri onları hiç mi hiç rahatsız etmiyor. Bu karalama odaklarının ayrımcılığı ve dışlanmayı kışkırtması, çatışmaları alevlendirmesi, düşmanla işbirliğine karşı çıkmayı adeta bir suçmuş gibi göstermesi ve akla hayale gelmedik her türlü sinsi kötülüğü devreye sokması bile onların o çelikten iradesini eğemiyor.

Tüm bu kuşatılmışlığa rağmen, şahadetinizin ve o sonsuzluğa, o ilahi lütfa ve ebedi saadete yükselişinizin yıldönümünde; dinin, vatanın ve insanlığın yeminli düşmanlarına karşı mutlak kurtuluş ve zafere erişinceye dek inancımızı koruma ve direniş yolundan ayrılmama kararlılığımızı huzurunuzda bir kez daha ilan ediyoruz.

Bu yolda yürürken hiçbir kuruntuya veya ham hayale kapılmıyoruz; aksine, bu davayı sahiplenip şahadet yolunda sebat etmenin, bizi o mutlak zafere ve ilahi lütfa ulaştıracak yegâne denklem olduğuna dair sarsılmaz inancımızı haykırıyoruz.

İşgalci bu topraklarda asla kök salamayacak! Düşmanın kıramadığı çelikten azimleriyle; sevdiklerinden ayrı düşmenin acısı, yerinden yurdundan edilmenin yorgunluğu, evsizliğin ve zorunlu göçün o ağır yükü karşısında bile kolları bükülmeyen, kararlılıklarından zerre ödün vermeyen evlatlarınızın, kardeşlerinizin, bu özgür ve onurlu halkın direnişi karşısında kaçınılmaz bir hezimete uğrayacaktır.

Hatta içimizdeki bazı makam sahiplerinin ve ortakların, işgalcilerle, dahası Amerikan ve Batı eksenli despotizmin zorbaları tarafından atanmış sözde hamilerle kurduğu o kirli işbirliğini mideleri zor kaldırsa da; dünyada ve bölgede soykırımı, adaletsizliği ve saldırganlığı meşrulaştıran, besleyip büyüten bu ihanet ortaklığı bile direnişin o görkemli zaferini asla engelleyemeyecektir.

Ey Direnişin Yüce Üstadı ve en büyük şehidimiz! Aziz hatıranızın huzurunda söz veriyoruz: Temel gayemiz her daim işgali yerle yeksan etmek, teslimiyeti reddetmek, milli egemenliği sonuna kadar savunmak ve memleketimizde toplumsal barışı ne pahasına olursa olsun tesis ederek hak ve adalet davasının yılmaz savunucuları olmak olacaktır. Merhum İmam Seyyid Musa es-Sadr'ın (Allah ona rahmet etsin) içimizde uyandırdığı ve şahlandırdığı o kükreyen deniz dalgası olmaya ebediyen devam edeceğiz.

Bizler, İmam Humeyni'nin (kuddise sirruh) ateşlediği o şanlı kurtuluş devriminin hiç sönmeyen ateşi ve bölgemizdeki tüm onurlu direniş erleriyle omuz omuza kurduğumuz Direniş Ekseni'nin dinamosu olmaya ebediyen devam edeceğiz. Yüce Allah makamını âli eylesin, şehit önderimiz İmam Seyyid Ali Hamaney'in desteği, himayesi ve gözetimi altında; şehit liderlerimiz Şeyh Ragıb Harb'in, Seyyid Abbas Musavi'nin ve omuz omuza çarpıştığımız o büyük cihat eri kardeşlerimizin (Allah hepsinden razı olsun) sarsılmaz iradesine sonuna kadar sadık kalacağız.

Ey yüce şehidimiz! Bizler, dalgalanan sancağınızı taşıyan sancaktarlar olarak; hakikate omuz vermek, saldırganları püskürtmek, zulümle savaşmak ve adaleti yeryüzünde tesis etmek için her daim dimdik ayakta kalacağız.

Bu uğurda mücadele ederken aslında insanlığı ve vatanı yüceltmek, o mukaddes mesajı yaymak ve yüce değerlere tutunmak adına boynumuzun borcu olan o dini ve ahlaki görevimizi; sadakat, bağlılık ve cihat payımıza düşen ne varsa harfiyen yerine getiriyoruz. Ümmetin kanayan yarası, temel davası olan Filistin'in o meşru ve haklı mücadelesine; ezilen, zulüm gören mazlum halkının o şanlı direnişine verdiğimiz destekten onur duyuyoruz.

Gazze'ye ve onun cefakar halkına arka çıkmayı sıradan bir eylem değil; insani ve ahlaki bir sorumluluk, insanlığı tüm dünyanın gözü önünde utanca boğan, bu iğrenç soykırım suçunu bizzat işleyen işgalci Siyonistlere, onlara çanak tutanlara veya dilsiz şeytanlar gibi susanlara karşı sergilenen onurlu bir dayanışma duruşu olarak görüyoruz.

Bütün dünya, bilhassa da yeryüzünün ezilen halkları, Lübnan'daki Hizbullah'ın asla yenilmediğine ve hiçbir zaman yenilemeyeceğine tıpkı bir mucizeye tanık olur gibi şahitlik edecektir. O, adeta bir denizyıldızı gibidir; bir kolu kopsa, o boşluğu dolduracak, o ağır sorumluluğu sırtlanıp görevi layıkıyla ifa edecek, işleri aksatmadan yürütüp hedeflere ulaşacak yepyeni ve liyakatli yiğitler anında yetişir.

Ve işte bugün, dünyanın tüm özgür insanlarıyla omuz omuza vererek bir destanı izliyoruz; İran İslam Cumhuriyeti'nin, eli kanlı Amerikan yönetiminin Siyonist terör şebekesiyle işbirliği içinde başlattığı o haksız ve zalimce savaşa nasıl göğüs gerdiğine tanık oluyoruz. Bu öyle bir saldırganlıktır ki, tek amacı cesur İran halkının iradesini kırmak, haklarını gasp etmek ve onları siyasi, milli tercihlerinden zorla vazgeçirmektir.

Direniş Ekseni'nde yer alan her bir nefer, üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdiği müddetçe; saldırganlığın belini kırmak, onların o kirli hedeflerini kursaklarında bırakmak, düşmanın tahakkümünü ve dayatmalarını reddetme iradesinin hâlâ dimdik ayakta olduğunu tüm dünyaya kanıtlamak asla ulaşılamaz bir hayal değildir.

Aksine bu, olayların seyrini doğru okuyan, her iki tarafın güçlü ve zayıf yönlerini, eylem kalitesini, sahadaki yöntemlerini ve elindeki alternatifleri en ince ayrıntısına kadar bilen gerçekçi bir stratejinin mutlak sonucudur.

Amerika ile İran tarafları arasında, savaşı sonlandırmak amacıyla imzalanan o mutabakat zaptı, Amerikan yönetiminin dayatmalarını, içine düştüğü o derin kafa karışıklığını ve sahadaki çaresizliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Bu durum İran'ın elini daha da güçlendirdi; Amerika'nın o utanç verici, kurnazca tuzaklarına, kendi iç çürümüşlüğünü, suç işlemeye yatkın tabiatını, ırkçılığını, insan haklarını ayaklar altına alışını, uluslararası hukuku ve kurumları pervasızca kendi çıkarlarına alet edişini gizlemek için sürdüğü o "medeniyet" makyajını akıtan kibir manevralarına rağmen, zafere giden en etkili ve nüfuzlu yolları seçmesini kolaylaştırdı.

Siyonist-İsrail ortaklığının İran'a ve onun aziz halkına karşı giriştiği bu küstah saldırganlık ve Yüce Rehber, şehit İmam Seyyid Ali Hamaney'e (Allah ona rahmet etsin) suikast düzenleme cüretleri, İran halkı tarafından asla ama asla cezasız bırakılmayacaktır.

İslam Cumhuriyeti liderliğinin ve yetkililerinin sarsılmaz ilkelerini, o derin düşünce yapısını yakından tanıyan herkes şu gerçeği adından emin olduğu gibi bilir: İşlenen bu iğrenç ve alçakça suçun, ardından İran'ın tesislerine ve masum sivillerine yönelik o ayrım gözetmeyen vahşi bombardımanların ve Filistin'de, hususen Gazze'de eşi benzeri görülmemiş bir vahşetle yürütülen soykırımların bedeli, o barbar Siyonist düşmana meşru bir misilleme olarak muhakkak ve kaçınılmaz bir şekilde ödetilecektir.

Hukukun ve insan haklarının alenen çiğnenmesi bir yana; işgalin fütursuzca sürmesiyle başlayan ve 27 Kasım 2014 tarihli ateşkes antlaşmasına rağmen işgalin daha da genişletilip sınırların aşılmasıyla tırmanan ağır bir eylemler silsilesiyle karşı karşıyayız.

Bu süreç; ardı arkası kesilmeyen suikast dalgaları, Çağrı Cihazı Katliamları, kurumların yerle yeksan edilmesi, masum halkın yerinden yurdundan edilmesi, evlerin başlarına yıkılması, toprakların buldozerlerle dümdüz edilip sınırların ve tüm tarihi simgelerin silinmesiyle adeta zirveye ulaştı.

Tüm bunların sonucunda, Lübnan yetkilileri bir teslimiyet ve zillet belgesi imzalamaya zorlandı. Böylece işgalciye, Hizbullah tamamen ortadan kaldırılana ve direnişin varlığı ile silahları son bulana dek işgalini sürdürme, Lübnan halkını ve ulusal egemenliğini dilediğince tehdit etme yetkisi peşin peşin verilmiş oldu.

İşte tüm bu ağır ihlaller göz önüne alındığında, İran'ın Siyonist düşmandan hesap sorması artık kaçınılmaz bir hal almıştır ve bölge, önümüzdeki günlerde bu büyük hesaplaşmanın sarsıcı tezahürlerine sahne olacaktır.

Ey direnişin aziz lideri! Siz, Amerikan küstahlığının o boğucu nüfuzunu sadece Lübnan'da değil, tüm bölgemizde kırmak için bir ömür vakfettiniz.

Amerikan askeri güçlerinin ve üslerinin Batı Asya topraklarından sökülüp atılmasını hiç durmadan, bıkıp usanmadan talep ettiniz. Hiç şüphe yok ki, bölge halklarının yegâne menfaati mutlak bir özgürlüğe kavuşmalarında; ülkelerinin, Amerikan nüfuz ağlarıyla ve Siyonist sömürge ittifakıyla olan tüm bağlarını kesip atmalarında yatmaktadır.

Düşmanların yegâne derdi ise; bölge halkları ve ülkeleri üzerindeki tahakkümlerini daha da perçinlemek ve Siyonist yapının o sapkın "Büyük İsrail" hayali doğrultusunda genişlemesine arka çıkmaktır. Öyle ki bu yapı; Amerika'nın başını çektiği o küstah güçler tarafından bölgeye yönelik saldırganlıklar için ileri bir karakol, kibirli Batı'nın çıkarlarını ve karanlık projelerini koruyan sadık bir bekçi, hatta doğrudan bir maşa olarak kullanılmak istenmektedir.

Amerikalılar, müttefikleri ve sahadaki taşeronları ateşe körükle gitmeye devam ettikçe; emareleri giderek gün yüzüne çıkan bu saldırgan savaş, Batı Asya'nın geleceğini ve güç dengelerini kökünden yeniden şekillendirecektir.

Dahası, bölgedeki Amerikan üslerinin kaderi de bu savaşla çizilecektir: O üsler orada kalacak mı, yoksa sökülüp atılacak mı?

Elbette, Siyonist düşmana, onun o karanlık yapısına ve yayılmacı emellerine karşı yürütülen mücadelenin geleceği; tıpkı Direniş Ekseni'nin ve hegemonik güçlerle onların bölgesel kalelerine karşı verilen genel kurtuluş hareketinin geleceği gibi, en başta İran'ın bu savaş karşısında sergileyeceği o çelikten kararlılığa bağlı olacaktır.

Efendimiz, direnişimizin o yüce önderi! Sizden bahsetmek demek, aynı zamanda omuzdaşınızdan, en büyük destekçinizden ve sizin hemen ardınızdan gelen o büyük şehit lider Seyyid Haşim Safiyüddin'den bahsetmek demektir. O ki, tüm o kutlu çabalarınızda ve liderliğinizde bir gölge gibi size eşlik etti.

Direniş toplumunu; kültürel, seferberlik, keşif (izcilik), sosyal, eğitim, mesleki, sağlık ve kalkınma gibi hayatın her alanında şaha kaldırmak için var gücüyle çalıştı. Sahada sağlam bir varlığa ve etkiye sahip uzmanlaşmış merkezlerin, aktif kurumların inşası ve güçlendirilmesi gibi o en kritik görevleri, o hassas takipleri hep sizinle paylaştı.

Bütün bu muazzam inşalar; Saygıdeğer Seyyid'in güneyden ve banliyölerden başlayarak Beyrut'a ve dağlara, oradan Bekaa'ya, Baalbek-Hermel'e, Cübeyl bölgesine, Keservan'a, Kuzey'e ve ta Akkar'a kadar uzanan Lübnan'ın dört bir yanındaki halkına duyduğu o sarsılmaz, samimi bağlılık ve derin sevgi olmasaydı asla başarılamazdı. 

Bu kutlu yürüyüş; planlaması ve dağıtımı titizlikle yönetilen, ilerleyişi ve sonuçları adım adım izlenen, çeşitli birimlerde, bölgelerde ve sektörlerde canını dişine takarak, eşsiz bir samimiyetle çalışan fedakâr kardeşlerimizin omuzlarında yükselen kesintisiz bir gelişim ve kalkınma seferberliğidir.

Aziz hatıranızın huzurunda şahitlik ederiz ki; direniş partisinin liderliğindeki kardeşlerinizle omuz omuza verip aynı vizyonu, aynı projeleri ve aynı kutlu yolu paylaştınız. Çetin zorluklara ve amansız meydan okumalara göğüs gerdiniz; görevleri hakkıyla ifa edip sorumlulukları liyakatle paylaştırdınız.

Siz bu yolda bizden önce yürüdünüz; evet, ikiniz de bu kutlu kervanın öncüleri oldunuz ve sırasıyla ahde vefa gösterme, önderliğe sadık kalma ve nihayetinde Allah yolunda şehadet mertebesine erişme şerefiyle taçlandınız.

Sizden sonra ise; Allah onu muhafaza eylesin, sevgili kardeşimiz ve güvenilir Genel Sekreterimiz Şeyh Naim Kasım'a, Şura Konseyi'ndeki ve Hizbullah ile İslami Direniş saflarındaki diğer aziz önder kardeşlerimize mutlak güvenimizi sunuyoruz.

Dini, ahlaki ve milli vazifelerimizi eksiksiz yerine getirmek uğruna tüm samimiyetimizle, sadakatimizle ve sarsılmaz kararlılığımızla onlara biat ediyoruz. Ta ki, Yüce Allah bize ve mazlum halkımıza o şanlı, o nihai zaferi nasip edene ve tüm bu çabalarımızı dergâhında kabul buyurana dek...


Çeviri: YDH

İlgili Haberler