Foreign Affairs: Tahran ABD’ye karşı yeni bir strateji izliyor
Foreign Affairs, İran’ın 2026’daki savaşın ardından ABD ve İsrail’e karşı daha sert, uzun vadeli bir caydırma ve yıpratma stratejisine yöneldiğini, bunun da bölgedeki çatışma riskini artırabileceğini değerlendirdi.
YDH ― Foreign Affairs, İran İslam Cumhuriyeti’nin İsrail ve ABD ile yaşanan “tam teşekküllü bir savaşta” ayakta kaldığını ve Tahran’ın savaş başladığı döneme kıyasla şimdi daha güçlü olabileceğini değerlendirdi.
Foreign Affairs, Tahran’ın önümüzdeki yıl da aynı çizgide ilerlemesini beklemenin makul olduğunu belirtti. Dergiye göre İran yönetici sınıfı, arkadaşlarını ve aile üyelerini öldüren savaşın ardından daha da sertleşti. İranlı elitler 28 Şubat 2026’yı, İsraillilerin Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısına bakışına benzer şekilde değerlendiriyor. Bu tarihi, düşmanlarının kendilerini öldürmeye hazır olduğunu kanıtlayan ve dolayısıyla düşmanın kalıcı biçimde yenilgiye uğratılması gerektiğini gösteren bir dönüm noktası olarak görüyorlar.
Foreign Affairs, İranlıların Amerikan müzakerecilerine geçmişte de fazla güvenmediğini, savaşın ardından bu güvenin neredeyse tamamen ortadan kalktığını kaydetti. Dergiye göre İran, ABD’ye karşı tırmanma ve sürekli saldırı stratejisi izliyor. Bu yaklaşım, Washington ile aynı çizgide hareket etmek veya uzlaşmaya gitmek yerine ABD’nin bölgesel ortaklarının ekonomilerine daha fazla zarar vermeyi, küresel enerji piyasalarında büyük sarsıntılar yaratmayı ve ABD’nin bölgedeki askeri altyapısına yönelik saldırıları genişletmeyi içeriyor.
Dergi, Tahran’ın Amerikalı ve İsrailli yetkililere yönelik suikast girişimlerinde bulunabileceğini ve hatta Körfez Arap ülkelerindeki ABD üslerini ele geçirmeye yönelik girişimler de dahil olmak üzere komşu ülkelere karşı kara saldırıları başlatabileceğini değerlendirdi.
Tahran kalıcı bir barış beklemiyor
Foreign Affairs’e göre iki tarafın birbirini alt edemediği ve bir anlaşmaya vardığı bir durumda bile barışın uzun sürmesi beklenmiyor. Tahran, Washington’ın yeniden toparlanacağına ve sonunda tekrar savaşmaya başlayacağına inanıyor. İran yönetimi, ABD’den gelecek herhangi bir provokasyona güçlü biçimde karşılık vermeye, hatta ortada bir provokasyon bulunmasa bile saldırıya geçmeye kararlı görünüyor.
Dergi, İran yönetiminin Ortadoğu’daki ABD varlığıyla yaşayamayacağına inandığını ve ABD’yi bölgeden çıkarmak için her türlü yolu denemeye hazır olduğunu belirtti. Bu yaklaşımın temelinde, ABD’nin bölgedeki varlığını Washington açısından o kadar maliyetli hale getirmek bulunuyor ki ABD, birliklerinin büyük bölümünü geri çekmek, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kabul etmek ve İslam Cumhuriyeti’ni bölgede kalıcı bir güç olarak tanımak zorunda kalsın.
İran’da savaşın hedeflerine ilişkin değerlendirme değişti
Foreign Affairs’e göre İran yönetici sınıfı ve İran halkı, ABD’nin enerji santralleri ve ulaşım ağları da dahil olmak üzere ülkenin sivil altyapısına yönelik saldırıları nedeniyle daha da öfkelendi. Tahran, İsrail ve ABD’nin yalnızca İslam Cumhuriyeti’ni uzun süredir yöneten kişi ve kurumları hedef alan sınırlı bir çatışma yürütmediği, doğrudan ülkenin kendisini yok etmeyi amaçlayan bir savaşa giriştiği sonucuna vardı.
Bu değerlendirmeyle birlikte İran yönetimi daha sert bir yaklaşım benimsedi. Rejimin yeni stratejisi yalnızca Washington’ı psikolojik açıdan caydırmayı hedeflemiyor. Aynı zamanda Ortadoğu’daki ABD askeri ve istihbarat altyapısını sistematik biçimde zayıflatmayı amaçlıyor.
Dergi bu yaklaşımı, İsrail’in “çim biçme” stratejisine benzetti. Bu stratejide, büyük çatışma dönemleri arasında rakibin kapasitesini zayıflatmak amacıyla tekrarlanan ve sınırlı saldırılar düzenleniyor. Foreign Affairs’e göre İran da benzer bir yöntemle ABD’nin müttefiklerini ve kendi güçlerini gelecekteki İran saldırılarından koruma kapasitesini azaltmayı ve böylece Washington’ın bölgede kalma ihtimalini düşürmeyi umuyor.
İran yönetimi tırmanıştan sonuç aldığını düşünüyor
Foreign Affairs, İranlı liderlerin bu yöntemin sonuçlarından memnun olduğunu aktardı. İranlı yöneticiler, bölge genelinde hızlı ve geniş çaplı bir tırmanışın İsrail ve ABD’yi İran’ın sivil altyapısına yönelik saldırılarını sınırlamaya zorladığına ve çatışmaların yatışmasına yardımcı olduğuna inanıyor.
Dergiye göre geçmişte bazı İranlı liderler ABD ile barışçıl bir birliktelik için müzakere edilebileceğini düşünüyordu. Ancak artık İran yönetiminde bunu mümkün görenlerin sayısı neredeyse kalmadı. Tahran bunun yerine ABD’nin hiçbir zaman iyi niyetli bir ortak olmayacağı sonucuna vardı.
Foreign Affairs, İran yönetiminin Washington’ın geçmişteki tutumunu “ihanet” olarak değerlendirdiğini belirtti. ABD, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan yalnızca üç yıl sonra çekildi. Washington, Haziran 2025 ve Şubat 2026’da İran’a saldırdığında ise iki taraf görüşmeler yürütüyordu. Tahran ayrıca, iki ülkenin Haziran ayında imzaladığı “mutabakat zaptı”nın çökmesinden de ABD’yi sorumlu tutuyor ve Washington’ın Hürmüz Boğazı üzerinden yeni bir denizcilik koridoru açmaya çalıştığını düşünüyor.
İran doğrudan ABD hedeflerine yönelebilir
Dergiye göre İran, doğrudan rakiplerine yönelik saldırılarını da artırabilir. Bu kapsamda ABD askeri üslerine daha fazla insansız hava aracı ve füze fırlatılması gündeme gelebilir. İran ayrıca ABD’deki sivil altyapıya yönelik siber operasyonlarını artırabilir.
Foreign Affairs, bunun bir örneği olarak ABD’li yetkililerin Temmuz ayında Minnesota’daki su altyapısının bazı bölümlerinin geçici olarak devre dışı kalmasına İran’ın neden olduğuna inandığını aktardı.
Dergiye göre İran yeniden saldırıya uğrarsa Basra Körfezi’ndeki sivil altyapıyı daha agresif biçimde hedef alabilir. Bu kapsamda su arıtma tesislerinin hedef alınması ve bölgenin bazı kesimlerinin yaşanamaz hale gelmesine yol açabilecek saldırılar düzenlenmesi ihtimaller arasında bulunuyor.
Suikast operasyonları yeniden gündeme gelebilir
Foreign Affairs, Tahran’ın Amerikalı ve İsrailli yetkililere yönelik suikast girişimlerine de başvurabileceğini belirtti. Dergiye göre bu, İran rejimi açısından bir anlamda eski yöntemlere dönüş anlamına gelecek.
İslam Cumhuriyeti ve Lübnanlı Şii müttefikleri, 1980’ler boyunca Avrupa’daki İranlı muhalifleri hedef aldı ve düzenlenen bir dizi bombalı saldırıda yüzlerce ABD ve Fransız askerine yönelik saldırılar gerçekleştirdi. İran, diğer devletlerle gerilimi azaltmaya çalıştığı ve caydırıcılık amacıyla füze ve insansız hava araçları geliştirdiği 1990’ların sonlarına doğru bu tür operasyonlardan büyük ölçüde uzaklaştı.
Ancak Foreign Affairs, İranlı güvenlik analistlerinin ülkenin hedefli suikastlar konusundaki uzmanlığını kaybetmesinden yakındığını ve Tahran’ın bu kapasiteyi yeniden canlandırmaya kararlı göründüğünü kaydetti.
Yeni saldırılar daha sert karşılık getirebilir
Dergi, İsrail ve ABD’nin son derece maliyetli tam kapsamlı bir kara işgaline başvurmadan İran karşısında daha ne kadar başarı elde edebileceğinin belirsiz olduğunu belirtti. İran yönetimi uyum sağlama kapasitesini kanıtladı ve kendisini kazanılması gereken varoluşsal bir savaşın içinde görüyor.
Foreign Affairs’e göre İsrail ve Washington’ın daha yıkıcı saldırılar düzenlemesi, kritik altyapıyı tahrip etmesi veya kara birliklerini sahaya sürmesi, İran İslam Cumhuriyeti’nin kararlılığını daha da güçlendirebilir ve rejimin tırmanma yolunu seçmesine neden olabilir. Ancak Tahran’ın gerilimi bir anda mümkün olan en üst seviyeye çıkarması beklenmiyor.
Tırmanışın İran açısından da riskleri bulunuyor
Dergi, gerilimi tırmandırmanın İran açısından da riskli bir hamle olduğunu vurguladı. İran’ın çok ileri gitmesi, tam da caydırmaya çalıştığı türden bir ABD tepkisini tetikleyebilir. Bu tepki, ABD güçlerinin Ortadoğu’ya yığılması ve büyük çaplı bir kara işgali şeklinde ortaya çıkabilir.
İran halkının savaştan yorulması halinde ülkede protestolar da düzenlenebilir. Ancak Foreign Affairs’e göre İran yönetimi büyük çaplı bir ABD tepkisinden kaçınabileceğine inanıyor. Dergi, İranlı yetkililer açısından mevcut risklerin hızlı hareket etmek için daha da büyük bir neden oluşturduğunu belirtti.
Foreign Affairs’in aktardığına göre İranlı liderler, ABD’nin sarsıldığına, dünyanın İran’ın davasına sempati duyduğuna ve ABD vatandaşlarının kendi yönetimlerini desteklediğine inanıyor. Bu nedenle Tahran, Washington’a karşı nihayet üstünlük sağlayabileceği bir fırsatın ortaya çıktığını düşünüyor.
İlgili Haberler
Afganistan, İran uçuşlarına yasağı reddetti
02 Ekim 2026 18:14
İran’dan Rusya ve Çin’e ABD dayatmalarına karşı birlik çağrısı
02 Ekim 2026 16:35
İran’dan Irak’a ABD’nin “ekonomik terörüne” karşı çağrı
02 Ekim 2026 16:25
İran, Hürmüz’den geçişleri askerî izne bağlamaya hazırlanıyor
02 Ekim 2026 16:05
