Son Dakika
İnşa

İsrail basını soruyor: Sanaa'ya boyun eğdirmek neden zor?

07 Ekim 2026 21:42 Bu sayfayı yazdır

❝İsrail basını, Sanaa'yı artık salt 'Direniş Ekseni'nin bir parçası olarak görmüyor; aksine Ensarullah’ı, kendi millî çıkarları ve öncelikleri bulunan (...) bağımsız bir güç merkezi şeklinde yeniden konumlandırıyor.❞

İsrail basını soruyor: Sanaa'ya boyun eğdirmek neden zor?
İsrail basını soruyor: Sanaa'ya boyun eğdirmek neden zor? YDH
Yazı boyutu
100%
11 dk okuma

YDH ― Yemen News Portal'da bugün yayımlanan makale, İsrail medyasının ve güvenlik bürokrasisinin Yemen'e yönelik artan ilgisini ve bakış açısındaki radikal değişimi analiz ederken Ensarullah'ın Arap Yarımadası'nda sıkışmış yerel bir direniş gücü olmaktan çıkıp küresel jeopolitiği şekillendiren kalıcı bir aktöre dönüşmesini İsrail'in stratejik endişeleri üzerinden okuyor. 

✱✱✱


İsrail medyasının son günlerdeki yoğun ve eşzamanlı yayınları, Yemen meselesine duyulan ilginin kayda değer biçimde arttığını gösteriyor.

Sanaa’nın artık Arap Yarımadası'nın güneyine sıkışmış yerel bir çatışma bölgesi olmadığı son derece açık.

Burası artık Kızıldeniz'in güvenliğini, uluslararası deniz taşımacılığını, yeni askeri ittifakları ve İsrail'in ulusal güvenlik hesaplarını doğrudan etkileyen bölgesel bir güç merkezine dönüşmüş durumda.

Bu radikal değişim, İsrail yayın organlarının Yemen'e dair yönelttiği soruların temel niteliğine de doğrudan yansıyor.

Bu soruların en başında, farklı mecralarda sürekli yankı bulan şu kilit mesele yer alıyor:

Havacılık, keşif, silahlanma ve kaynak bakımından ezici bir üstünlük kuran bölgesel ve uluslararası güçlerle yıllarca süren çatışmalara rağmen, Husilere askeri olarak boyun eğdirmek neden bu kadar zor?

Aslında bu soru, İsrail'in bir gerçeği idrak ettiğinin de göstergesi.

Tel Aviv artık Sanaa'nın savaş yılları boyunca muazzam bir muharebe tecrübesi biriktirdiğinin, askeri taktiklerini ve kriz yönetimi becerilerini kusursuzlaştırdığının farkında.

Dahası, Yemen'in sadece kendi sınırları içinde kalmayıp, çok daha geniş bir coğrafyaya siyasi ve güvenlik faturası kesebilecek bir kapasiteye ulaştığını da net bir şekilde görüyor.

İsrail'in Sanaa'nın artan gücüne dair yaptığı analizler, eşzamanlı olarak birkaç farklı koldan ilerliyor.

İsrail medyasında yer alan bazı analizler Sanaa'nın İran ile olan bağlarına odaklanırken, bir kısmı Rus istihbaratının sahadaki rolüne dikkat çekiyor.

Kimi yorumlar ise Ensarullah'ın yerel dinamiklerini ve sırf kendi ulusal çıkarları doğrultusunda karar alma becerisini masaya yatırıyor.

Bütün bunlara ek olarak, Suudilerin hamleleri ve Sanaa'dan yükselen bu yeni güce karşı daha geniş çaplı bir bölgesel ittifak kurma çabaları da yakından izleniyor.

Nitekim Israel Defense platformunda yayımlanan bir analiz, tam da bu noktaya parmak basarak Yemen'in batı kıyısındaki askeri gelişmeleri çok katmanlı bir ağa bağlıyor.

Bu ağ, Rus keşif yetenekleriyle harmanlanan, İran'ın operasyonel desteğiyle bütünleşen ve Yemen'in kendi yerel sahadaki unsurlarından beslenen entegre bir istihbarat, komuta ve kontrol sistemine dayanıyor.

Söz konusu analize göre, askeri birliklerin konuşlanma yerlerini, sahadaki hareketliliklerini ve komuta merkezlerini anlık olarak takip etmek için coğrafi istihbarat (GEOINT) ile sinyal istihbaratı (SIGINT) kullanılıyor ve bu hayati veriler doğrudan sahadaki eylemlere entegre ediliyor.

Aslında bu tür değerlendirmeler, İsrail'in Yemen'e bakışındaki güvenlik odaklı zihniyetin çarpıcı bir boyutunu gözler önüne seriyor.

Zira İsrail cephesi, Sanaa'nın bu denli uzun ve karmaşık bir çatışmayı yönetebilmesini sürekli teknik ve istihbari gerekçelerle açıklamaya çalışıyor.

Oysa sahadaki gerçekler çok daha temel bir noktaya, yıllar süren çetin savaşların yoğurduğu devasa bir yerel tecrübeye işaret ediyor.

Bölgedeki zorlu operasyonel şartlar, Yemen kuvvetlerini tam da bu asimetrik savaşın doğasına uygun biçimde evrimleşmeye; eşsiz konuşlanma ve kamuflaj teknikleri geliştirmeye, keşif, füze, hava ve deniz kapasitelerini kesintisiz olarak artırmaya mecbur bıraktı.

Madalyonun bir diğer yüzünde ise İsrail medyasında giderek ağırlık kazanan farklı bir bakış açısı duruyor; bu yaklaşım, Yemen'in İran'la olan ilişkisi içindeki bağımsız karar alma payına odaklanıyor.

Örneğin Haaretz gazetesinde yer alan kapsamlı bir makale, Ensarullah'ı çok farklı bir portreyle çizdi.

Yazı, örgütü bölgesel ittifakları ile iç siyasetteki gücünü pekiştirme zorunluluğu arasında ustaca denge kuran; gerilimin dozunu ise tamamen kendi siyasi, ekonomik ve askeri hesaplarına göre belirleyen rasyonel bir aktör olarak tanımladı.

Bu tespiti son derece önemli kılan detay şu: İsrail basını, Sanaa'yı artık salt “Direniş Ekseni”nin bir parçası olarak görmüyor.

Aksine Ensarullah’ı, kendi millî çıkarları ve öncelikleri bulunan, bölgesel ilişkilerini ise yalnızca sahadaki manevra alanını genişletmek için bir araç olarak kullanan bağımsız bir güç merkezi şeklinde yeniden konumlandırıyor.

Bütün bu denklemin İsrail açısından en kırılgan ve hassas boyutunu ise şüphesiz Kızıldeniz oluşturuyor.

Yemen'in Babülmendeb Boğazı'na hâkim coğrafi konumu, Sanaa'yı küresel ticaretin şahdamarlarından biriyle doğrudan temas hâline getirmiş durumda.

Bu stratejik konum, Yemen'in elindeki deniz kuvvetlerini ve füze teknolojisini, sıradan bir askeri saldırının çok ötesinde, küresel çapta sarsıntı yaratacak bir etki gücüne dönüştürüyor.

Artık küresel gemi trafiği, fırlayan sigorta primleri, değişen nakliye rotaları ve bölgeye gönderilen yabancı donanma unsurlarının tamamı; doğrudan doğruya Yemen merkezli çatışma hesaplarına göre şekillenmek zorunda kalan unsurlar hâline geldi.

İsrail'in, Yemen'in günden güne genişleyen etki alanından duyduğu derin endişenin temelinde de tam olarak bu gerçek yatıyor.

Zira İsrail devleti Kızıldeniz'i; ekonomik güvenliğinin belkemiği, liman trafiğinin can damarı ve Hint Okyanusu üzerinden devasa Asya pazarlarına açılan hayati bir stratejik koridor olarak görüyor.

Hâl böyle olunca, Sanaa'nın bölgede yürüttüğü operasyonlar, İsrail'in güvenlik bürokrasisinde ve medya tartışmalarında artık kapanmaz ve kalıcı bir dosyaya dönüştü.

Yemen'in kendi yerel sınırlarını aşarak; Gazze'deki savaş, küresel ticaret akışı ve dünya enerji güvenliği gibi devasa uluslararası meselelere doğrudan müdahil olma kapasitesi genişledikçe, masadaki bu dosyanın önemi de katlanarak artıyor.

İsrail'in meseleye duyduğu ilgi, sadece Yemen'in askeri gücünü ölçmekle sınırlı kalmıyor; bu giderek büyüyen güce karşı bölgede örülen yeni ittifak ağlarına da uzanıyor.

Örneğin İsrail Kanal 14 televizyonu, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan “Mekke İttifakı”nı mercek altına aldı.

Kanal, Ensarullah ile mücadele stratejisi kapsamında Türk ve Pakistan askeri birliklerinin Suudi Arabistan'a konuşlandırılma ihtimalini ve bunun taşıdığı anlamları derinlemesine analiz etti.

Yayın kuruluşu bu olası adımı, daha geniş bir İsrail güvenlik perspektifinden okumayı tercih etti.

Bu değerlendirmeye göre, Riyad, Ankara ve İslamabad'ı aynı çizgide buluşturan bu eksen, İslami bir nükleer güç konumundaki Pakistan'a bölgenin güvenlik mimarisinde çok daha etkin bir zemin kazandırma potansiyeli taşıyor.

Aslında yapılan bu okuma, Yemen'in engellenemeyen yükselişinin doğurduğu en kritik siyasi sonuçlardan birini ortaya koyuyor.

Sanaa yönetimiyle yaşanan bu amansız çatışma, artık bölgedeki askeri ilişkileri ve ittifakları yeniden dizayn eden bir katalizöre dönüşmüş durumdadır.

Ve hiç şüphesiz, Yemen'i dengelemek için kurulan bu yeni ittifak ağlarının bizzat kendisi bile, Tel Aviv'in koridorlarında bambaşka ve yeni endişelerin filizlenmesine yol açmaktadır.

Yemen'e karşı yürütülen savaş Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki askeri yakınlaşmanın temel itici gücü hâline geldikçe; Sana da İsrail'in büyük bir hassasiyetle izlediği bölgesel güç dengelerinin mimarisinde dolaylı ancak son derece etkili bir aktör konumuna yerleşiyor.

İsrail Kanal 14 televizyonunun, Ensarullah'a karşı yürütülen mücadelede Tel Aviv'in Suudi Arabistan ile işbirliği yaptığına ve Riyad'a istihbarat desteği sağladığına dair verdiği sinyaller, bu tablonun anlamını çok daha derinleştiriyor.

Zira böyle bir senaryo Yemen'i doğrudan İsrail'in güvenlik hesaplarının tam merkezine oturturken; aynı zamanda Kızıldeniz dosyasında Tel Aviv'in çıkarlarıyla Sanaa karşıtı güçlerin çıkarlarının ne derece örtüştüğünü de net bir biçimde gözler önüne seriyor.

Aynı eksende İsrail medyası, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın Riyad ziyaretini de mercek altına aldı; dahası bu teması, Suriyeli savaşçıların Suudi Arabistan üzerinden Yemen cephelerine kaydırıldığına dair daha önce sızan istihbarat bilgileriyle doğrudan ilişkilendirdi.

Nitekim Makor Rishon gazetesi, elde edilen bu bilgileri Suudi-Suriye hattındaki yeni diplomatik hareketliliğin bir parçası olarak sundu.

Gazete ayrıca, Ensarullah ile olası bir sıcak çatışmaya hazırlık kapsamında sahaya yeni savaşçıların ve takviye birliklerin sürüleceğine dair dolaşıma giren iddialara da özel olarak dikkat çekti.

Bu haber akışının taşıdığı en kritik anlam aslında şu noktada düğümleniyor: İsrail basını, Yemen'deki çatışmaya dâhil olan insan kaynağının ve askeri güçlerin genişlemesine dair en ufak bir sinyale bile olağanüstü bir ilgi gösteriyor.

Zira eğitim, lojistik destek veya doğrudan askeri konuşlanma yoluyla sahaya yeni aktörlerin sürülmesi; Sana'nın geçtiğimiz yıllar boyunca ilmek ilmek inşa ettiği bu devasa gücü dengeleyebilmek için ne kadar geniş çaplı bir askerî ve stratejik kaynağa ihtiyaç duyulduğunu açıkça kanıtlıyor.

Tüm bu medya yayınlarının ortaya koyduğu net bir gerçek var: İsrail, Yemen meselesini birbiriyle organik bağı bulunan üç temel çember üzerinden okuyor.

Bu çemberlerin ilkini, etkileri doğrudan İsrail'in iç kesimlerine kadar uzanan füze ve insansız hava aracı (İHA) kapasitesi oluşturuyor. İkincisi, Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz ile bütünleşen o muazzam deniz gücü; üçüncüsü ise Sanaa yönetimiyle yaşanan bu çetin çatışmanın bölgede tetiklediği sarsıcı jeopolitik dönüşümler.

İşte bu üç stratejik halkanın iç içe geçmesi, Yemen'i İsrail'in hem medya gündeminde hem de güvenlik bürokrasisinde tartışmasız bir önceliğe taşıdı.

Öte yandan, yapılan haberlerin dili ve niteliği, İsrail'in Ensarullah'ı tanımlama biçiminde yaşadığı kademeli ve köklü değişimi de gözler önüne seriyor.

Geçmişte onları hareket alanı kısıtlı, sıradan ve yerel bir silahlı grup olarak gören o daraltılmış imaj artık tarihe karıştı.

Bunun yerini; elindeki zorlu coğrafyayı, yıllara dayanan muharebe tecrübesini, askerî teknolojiyi ve bölgesel müttefiklik ilişkilerini kullanarak Yemen sınırlarını çok aşan bir nüfuz inşa eden; en önemlisi de savaşma kapasitesini uzun vadede sürdürebilen rasyonel bir askeri ve siyasi aktör algısı alıyor.

Kuşkusuz bu yeni kapasite, bambaşka bir "güç ekonomisi"ne dayanan asimetrik bir çatışma modelinden besleniyor.

Şöyle ki; görece çok düşük maliyetli tek bir füze veya insansız hava aracı, milyonlarca dolarlık hava savunma sistemlerinin ateşlenmesini zorunlu kılabiliyor. Benzer şekilde, sivil bir ticari gemiye yöneltilen ufak bir tehdit bile, devasa nakliye şirketlerini küresel rotalarını tamamen değiştirmeye itebiliyor.

Üstelik hayati öneme sahip stratejik bir deniz koridorunun hemen kıyısına konuşlandırılan küçük ve sınırlı bir askeri güç, ona karşı koyabilmek için bölgeye devasa bir uluslararası donanma yığılmasını şart koşabiliyor.

İşte tam da bu asimetrik denklem, Sana'ya kendi ekonomik gücünün ve bütçesinin çok ötesinde devasa bir etki alanı sağlarken; yürüttüğü bu yıpratma savaşını da kusursuz bir stratejik silaha dönüştürüyor.

Hâl böyle olunca, manşetlerden inmeyen “Husileri yenmek neden bu kadar zor?” sorusu, aslında İsrail basınının içinden çıkmaya çalıştığı o derin stratejik açmazın en somut ve doğrudan itirafı olarak karşımızda duruyor. İsrail medyasında yayımlanan onca analizin altını çizdiği yanıt ise aslında birbiriyle iç içe geçmiş bir dizi karmaşık faktöre dayanıyor.

Bu faktörler arasında; sahada on yılı aşkın sürede pişen kanlı bir muharebe tecrübesi, aralıksız hava saldırılarına bağışıklık kazanmış esnek bir askeri yapı ve her geçen gün katlanarak artan füze, İHA ve deniz gücü öne çıkıyor.

Tüm bunlara, Yemen'in elinde tuttuğu son derece kritik coğrafi konumu ve Sana'nın hem ayakta kalmasını sağlayan hem de diplomatik manevra alanını genişleten o karmaşık bölgesel müttefiklik ağını da eklemek gerekiyor.

Meseleye çok daha geniş bir stratejik perspektiften bakıldığında ise şu tablo netleşiyor: İsrail'in Yemen'e yönelttiği bu telaşlı ve yoğun ilgi, salt bir askeri "güç dengesi" değişimini değil, çok daha derindeki bir "algı dengesi" kırılmasını yansıtıyor.

Çünkü Sana yönetimi artık; deniz koridorlarının küresel güvenliği, Suudi Arabistan'ın yeni ittifak arayışları, Türkiye'nin bölgedeki artan rolü, Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı, İran ve Rusya ile kurulan stratejik ilişkiler ve Arap Yarımadası'ndaki yabancı askeri üslerin geleceği gibi devasa jeopolitik tartışmaların tam merkezinde, kalıcı bir aktör olarak yer alıyor.

İsrail'in radarındaki bu ilgi çemberinin böylesine genişlemesi, Yemen'e kendi coğrafi sınırlarını ve askerî cephelerini fersah fersah aşan muazzam bir uluslararası siyasi ağırlık kazandırıyor.

Son tahlilde, İsrail basınının adeta fırça darbeleriyle çizdiği bu tablo; Sana'nın, Kızıldeniz güvenliğini şekillendirecek her türlü yeni stratejide asla göz ardı edilemeyecek, kilit bir aktör olarak kendini tüm dünyaya kabul ettirdiğini kanıtlıyor.

İsrail güvenlik aygıtının ve medyasının Sanaa'nın askerî kapasitesiyle, kurduğu yeni ittifaklarla ve rakiplerinin hamleleriyle bu denli saplantılı biçimde meşgul olması aslında bir uyanışın göstergesi.

Bu durum, Tel Aviv'de çok derin bir stratejik kavrayışın filizlendiğini belgeliyor.

Artık Yemen'in, bölgesel caydırıcılık kurallarını yeniden yazan en etkili taraflardan biri olduğu net bir şekilde görülüyor.

Dahası, Kızıldeniz ve Arap Yarımadası'nın güvenliğine dair gelecekte yapılacak tüm planlamaların; mecburen Sana'nın konumunu, askerî vurucu gücünü ve siyasi manevra kabiliyetini hesaplamaların tam merkezine koymak zorunda kalacağı açıkça kabul ediliyor.

Bu bağlamda, İsrail medyasının Yemen dosyasına ayırdığı bu muazzam mesai, aslında o iri puntolu manşetlerin açıkça söylediğinden çok daha fazlasını, satır aralarındaki o büyük endişeyi ve stratejik yeniden yapılanmayı ortaya koyuyor.

Medya bir yandan Yemen'in, bölgesel çatışmaların sıradan bir çeperi olmaktan çıkıp fırtınanın tam merkezine doğru yürüyüşünü yakından izliyor.

Diğer yandan da Sanaa'nın; kendi rakiplerini panik hâlinde yeni ittifaklar kurmaya, ordularını yeniden dağıtmaya ve istihbarat ağlarını mecburen yenilemeye iten devasa bir askerî, diplomatik ve denizcilik baskı unsuruna dönüşmesini adım adım takip ediyor.

Yaşanan tüm bu tektonik kırılmalar, Yemen'i Kızıldeniz etrafında şekillenen o büyük bölgesel denklemde son derece ileri ve vurucu bir pozisyona taşıyor.

Hiç şüphesiz bu durum, Sanaa'yı artık Tel Aviv'in Ortadoğu'nun geleceğine dair yaptığı tüm güvenlik hesaplamalarında hesaba katılması mecburi, sarsılmaz bir temel faktör hâline getiriyor. 


Çeviri: YDH

İlgili Haberler