ABD’ye boyun eğen Lübnan hükümeti ülkeyi ateşe atıyor
ABD’nin silahsızlandırma ve işgal ordusuyla doğrudan koordinasyon dayatmaları, Hizbullah’a yönelik güvenlik ve mali takiple birleşerek Lübnan’daki gerilimi tırmandırıyor.
YDH- İbrahim Emin, Lübnan yönetiminin, ABD ve Suudi Arabistan’ın baskısıyla Hizbullah’ı siyasi, ekonomik ve güvenlik alanlarında kuşatmaya; silahsızlandırma adımlarını ve üyelerine yönelik takibi genişletmeye çalıştığını belirtti. Washington, doğrudan askerî koordinasyon ve İsrail’le barış yönünde adımlar talep ederken, Hizbullah’ın mali kaynakları ve destek ağları da inceleme altına alınıyor. Yazar, yönetimin bu politikayla ülkeyi iç çatışma eşiğine sürüklediğini, İsrail’in yeniden savaş başlatacağı beklentisine bel bağladığını ve sahadaki olası sonuçların sorumluluğunu üstlendiğini vurguluyor.
Son birkaç gün içinde vesayet yönetiminin attığı adımlar, Cumhurbaşkanı Jozef Aun ile Başbakan Nevvaf Selam’ın ülkedeki durumu «toparlamak» amacıyla Hizbullah’la diyaloğa açılmaya hazır olduğuna ilişkin bütün sözlerin aldatmaca ve yalandan ibaret olduğunu gösterdi.
İkili, ABD ve Suudi Arabistan’a verdikleri taahhütleri yeniden teyit ederek direnişe karşı siyasi, ekonomik, medya ve askerî alanlarda, hatta güvenlik boyutunda tam kapsamlı bir savaş yürütme kararlılıklarını ortaya koydu. Bu tutum, ordu ve güvenlik güçlerinden silah nakli operasyonlarına karıştığından şüphelenilen her Hizbullah üyesini takip etmelerinin ve soruşturmaların bağlantısını ortaya çıkardığı her parti yetkilisini, örgüt içindeki konumu ne olursa olsun ifadeye çağırmalarının istenmesiyle açığa çıktı.
Geçen hafta sonunda Aun ve Selam, Daher Beydar kamyonu dosyasındaki soruşturmaların genişletilmesi için ordu komutanlığına, İç Güvenlik Güçleri’ne ve güvenlik birimlerine talimat vererek ülkeyi büyük bir patlamanın eşiğine getirdi. Birimlere, Aun ve Selam çevrelerinin Hizbullah’tan iki kişiyle yapılan soruşturmada adlarının ortaya çıktığını söylediği kişilerin takibi için çıkarılan adli talimatlar da dahil olmak üzere açık talimatlar verildi. Ancak güvenlik ve ordu yetkililerinin yürüttüğü temasların ardından Temyiz Savcılığı Genel Savcısı Ahmed Rami Hac, hiç kimsenin tutuklanmasını istemediğini, yalnızca soruşturmanın sürdürülmesini talep ettiğini açıkladı. Bir yetkili kendisine haberi yalanlamanın yararlı olup olmayacağını sorduğunda, kendisine şu yanıtın verildiği aktarıldı: «Onları rahatlatacak bir açıklamayı neden yayımlayalım? Endişeli kalmalarına izin verelim.»
Lübnan’daki Amerikan ve Suudi temsilcilerince atananlar korosuna katılan Hac, Lübnan’daki Suriye Büyükelçiliği’ne bağlı güvenlik gruplarının Lübnan’da yaşayan Suriyeli vatandaşları kaçırıp gizlice Suriye’nin başkentine götürme operasyonlarına da göz yumuyor. Hac, Hizbullah’ın askerî kanadını yasa dışı örgüt olarak sınıflandırma kararının hükümet tarafından uygulanmasını esas alan bir dizi tutum sergilemişti.
Ancak bu önlemler, tablonun yalnızca görünen yüzü. Amerikalılar ve Suudilerle perde arkasında yürütülen mutabakatlar artık gizlenmeden kamuoyuna yansımaya başladı. Suudi tarafı Yemen’deki sıkıntısıyla meşgulken Amerikalılar, Lübnan makamlarına yönelttikleri talepleri daha açık biçimde dile getirdi. Bu talepler, Beyrut’taki CIA istasyonunun yeni başkanı «Austin»in göreve gelmesiyle belirginleşti.
Austin, Ortadoğu’daki CIA istasyonlarının koordinatörlüğüne atanan eski istasyon başkanı Sherry Baker’ın yerini aldı. ABD’li güvenlik yetkilisi, çeşitli Lübnanlı yetkilileri ziyaret ederek «Hizbullah’ı tecrit etmeye yönelik adımların sürdürülmesi ve silahsızlandırma girişimlerinin başlatılması yönünde açık talepler» iletti. Güneydeki güvenlik koşullarının ve askerî teyakkuzun bu adımların uygulanmasını engellemesi hâlinde Lübnan hükümetinin ülkenin diğer bölgelerinde somut adımlar atması gerektiğini de söyledi.
Ahbar’ın edindiği bilgilere göre «Austin», Beyrut’a gelmeden önce düşman varlığını ziyaret etti. Lübnan ordusunu Hizbullah’a karşı somut adım atmamakla suçlayan İsrail’in görüşünü benimseyerek geri döndü. Bu suçlama, «pilot bölgeleri» uygulamasının genişletilmemesini gerekçelendirmek için kullanılıyor. ABD’li yetkili, Lübnanlı yetkililere Washington’ın İsrail üzerinde herhangi bir baskı kurmasını beklememeleri gerektiğini açıkça söyledi; buna karşılık onlardan Lübnan’ın İsrail’le barış istediğini kanıtlayacak adımlar atmalarını istedi.
Hizbullah’ın parasını arama
Birden fazla gözlemciye göre Amerikan tarafının tutumuna damgasını vuran teyakkuz ve buna eşlik eden belirgin gerginlik, Batılı, Arap ve Lübnanlı çevrelerin, Hizbullah’ın Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım’ın Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in şehadet yıl dönümünde yaptığı konuşmada yerinden edilenlere destek için bir plan hazırladıklarını açıklamasının ardından harekete geçmeye hazırlandığı yönünde istihbarat bilgileri edinmesiyle başladı.
Reuters’ın Hizbullah’a 200 milyon dolar ulaştığına ilişkin haberinin ardından ABD Dışişleri Bakanlığı’nın kopardığı yaygaradan sonra, yerel, Arap ve uluslararası güvenlik birimlerinin edindiği bilgilerin kesişmesiyle, miktarın söz konusu rakamı çok aştığı anlaşıldı. Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Şeyh Ali Damuş’un ayrıntılarını açıkladığı destek planının yaklaşık 600 milyon dolarlık bir finansmana dayandığı ortaya çıktı. Aynı dönemde Hizbullah’ın mali durumu araştırıldı ve incelendi; üyelerinin maaşlarını düzenli ödemeyi sürdürüp sürdürmediği, sağlık, sosyal yardım ve eğitim kurumlarının olağan biçimde çalışıp çalışmadığı kontrol edildi.
Amerikalılarla bağlantılı kişilerden biri, Washington ve Arap ve yabancı müttefiklerinde bu bilgilerin yarattığı histeriye dikkat çekerek yaşananları Hizbullah’ın gerçekleştirdiği «nitelikli ve büyük bir askerî operasyon»a benzetti. Bunun üzerine Lübnan’da kendi çıkarlarına çalışan siyasi ve medya çevrelerine talimatlar verildi. Bu çevreler hemen paranın kaynağını sorgulamaya odaklanan, sınırların denetlenmesi dosyasını yeniden gündeme getiren ve güvenlik birimlerini sınırları kontrol etmekte yetersiz kalmakla suçlayan bir kampanya başlattı.
Bu çerçevede edinilen bilgilere göre Lübnan Merkez Bankası Başkanı Kerim Said, Amerikalılara Merkez Bankası, ticari bankalar, para transfer şirketleri ve döviz büroları dahil Lübnan’da faaliyet gösteren mali kanallarda kısa bir süre içinde bu büyüklükte işlemlerin kaydedilmediğini bildirdi. İşin ironik yanı, Said aynı zamanda yeni destek planının yaratacağı harcama döngüsünün Merkez Bankası’na ne kadar dolar akışı sağlayabileceğini hesaplıyordu!
Askerî talimatlar
Konu bununla da sınırlı kalmadı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio bizzat süreci yönetti ve Cumhurbaşkanı Jozef Aun’u telefonla arayarak bir dizi adım atmasını istedi. Rubio, Lübnan makamlarının Hizbullah’a yüz milyonlarca dolar ulaştığına dair bilgi sahibi olmamasına şaşırdığını belirttikten sonra Aun’dan boykot yasasını doğrudan yürürlükten kaldırmak için çalışmasını istedi. Bu görevi daha sonra Beyrut’taki ABD Büyükelçisi Michel Issa üstlendi; milletvekilleriyle yaptığı görüşmelerde ve kamuoyuna açık açıklamalarında bu konuyu gündeme getirdi. Bu tutum, Lübnanlı hukukçuların, Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Neda Muavved’ı ABD’deki düşman varlığının büyükelçisiyle yasa dışı temas kurduğu gerekçesiyle takip etmesine yanıt niteliğindeydi.
Ancak Rubio, Aun’a Tampa’da yapılması planlanan askerî görüşmeler turuna katılmamanın müzakere sürecini olumsuz etkileyeceğini bildirmeye daha fazla önem verdi. Aun’dan ordu komutanlığına, işgal ordusuyla doğrudan koordinasyon mekanizmasını kabul etmesi için baskı yapmasını istedi. ABD Merkez Komutanlığı’nın iki taraf arasında arabuluculuk yapan ekibinin personel sayısını kademeli olarak azaltacağını belirtti. Rubio ayrıca Aun’dan Daher Beydar kamyonundan sorumlu kişilerin takip edilmesinde Lübnan’ın ciddi olduğunu gösteren «kanıtlar» sunmasını istedi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan yapılan açıklamada da bu başlıklar yer aldı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün dün yaptığı açıklama, Amerikan taleplerinin niteliğine ilişkin herhangi bir belirsizliğe yer bırakmadı. Sözcü, çerçeve anlaşmasının Lübnan hükümetinin Hizbullah’ı Lübnan’ın her yerinde silahsızlandırmasını açıkça öngördüğünü ve bunun anlaşmanın uygulanması için gerekli bir koşul olduğunu söyledi. Bu, ABD’li güvenlik yetkilisi «Austin»in Lübnanlı yetkililerle görüşmelerinde dile getirdiği tutumun aynısıydı. Silahların zorla alınmasının Lübnan ordusunu Hizbullah’la siyasi, toplumsal ve askerî bir çatışmaya sürükleyeceği söylendiğinde ise soğukkanlılıkla şöyle yanıt verdi: «Devlet otoritesini tesis etmenin yolu buysa Hizbullah’la çatışmaktan neden çekiniyorsunuz, iç savaştan neden korkuyorsunuz?»
Ateşle yoklama
Lübnan’da Aun ve Selam, Hizbullah’ın nabzını yoklamak ve alınan önlemlere vereceği tepkiyi sınamak amacıyla bu fırsatı değerlendirmeye karar verdi. Bu çerçevede ordu ve güvenlik birimlerinden Güney Beyrut, Beyrut, Bekaa ve güneyde askerî ve güvenlik niteliği taşıyan operasyonlar düzenlemeye hazırlanmalarını istediler.
Güney Beyrut’ta dairelere ve depolara baskın düzenlenmesinin planlandığına ilişkin bilgiler sızmaya başladı. Bu gelişmeler Hizbullah’ı hızla harekete geçirdi. Hizbullah, güvenlik ve ordu yetkililerine siyasi makamlar tarafından verilen emirleri uyguladıklarının farkında olduğunu bildirdi; ancak iç çatışmaya yol açabilecek talimatların otomatik biçimde uygulanmasının, ortaya çıkabilecek sonuçlardan yalnızca emri verenleri değil, uygulayan makamları da sorumlu kılacağı uyarısında bulundu.
Bu mesaj, doğrudan ve kesin uyarılarla birlikte iletildi: Parti ve direniş mensupları, herhangi bir tesise zorla girme ya da bir parti yetkilisini tutuklama girişimini İsrail saldırısı olarak değerlendirecek ve buna İsrail’e verdikleri karşılığın benzeriyle yanıt verecekti. Hizbullah bununla yetinmedi, güvenlik ve ordu güçlerinin mesajın kapsamını anlamasını sağlayacak saha adımları attı. Bunun üzerine askerî ve güvenlik yetkilileri, bir çatışmanın önüne geçecek çözümler bulmak için ilgili makamlarla görüşmeye başladı.
Son iki yılın bahislerini yeniden canlandırmak
Yaşananların genelinde dikkat çeken nokta, iktidarın elindeki isimlerin yeni bir güç unsuruna sahip olmaması. Bu isimler, son altı aydaki performanslarını ve tercihlerini gözden geçirmek yerine, İsrail’in bu kez Lübnan’daki direnişi ortadan kaldıracak kesin bir askerî harekâta girişeceği beklentisine yeniden bel bağlıyor. Devletin üst düzey isimleri ve onların danışman ekiplerindeki üyeler bu söylemi tekrarlıyor. Üst düzey yetkililere, İran’la savaşın her an yeniden başlayabileceği ve İsrail’in Hizbullah’ın yapacağı herhangi bir hatayı, önceki bütün mutabakatları ortadan kaldıracak geniş çaplı bir askerî harekât başlatmak için kullanacağı yönünde bilgiler ulaştığı söyleniyor.
Bu liderler, aralarında sağcı parti başkanlarının da bulunduğu isimler, Washington ve Riyad’ın Lübnan’da Hizbullah’ın hasımlarını siyasi tutumlardan sahada somut adımlara geçmeye ittiğini düşünüyor. Bir parti kaynağından, kapalı bir toplantıda, ordu ve güvenlik güçleri üzerindeki baskının onları Hizbullah’ı kuşatmaya ve İsrail’le savaşmasını engellemeye yönelik önlemleri yoğunlaştırmaya sevk etmeyi amaçladığı; bunun Lübnan’ın daha fazla zarar görmesini önlemek için gerekli olduğu sözleri aktarıldı. Bu mantık, 1982’de İsrail güçlerinin Lübnan’ı işgali sırasında onların hizmetkârı gibi hareket eden ve ardından cumhurbaşkanı seçilen Ketaib Partisi’nin deneyimini hatırlatan tam bir ortaklıktan başka bir anlam taşımıyor.
Hizbullah’tan yönetime yanıt: Adımlarınızın sorumluluğunu taşıyacaksınız
Direnişe Vefa Bloku Başkanı milletvekili Muhammed Raad, direnişin «Lübnan’ın gerekli ve meşru ulusal savunma seçeneği» olduğunu vurguladı. Direnişi şeytanlaştırma ve ona zarar verme girişimlerinin «ulusal ve ahlaki bir suç» olduğunu belirten Raad, direnişin meşruiyetinin «bütün meşruiyetlerin anası ve temeli» olduğunu, direniş hakkını inkâr etmenin ise «hayata saldırı» anlamına geldiğini söyledi.
Başbakan Nevvaf Selam’ın açıklamalarına yanıt veren Raad, «Bazı açıklamalar, ülkenin onuru olan direnişe zarar verme; onun rolünü zayıflatma, ulusal başarılarını inkâr etme, meşruiyetini ve gerekliliğini sorgulama, mensuplarına ve toplumsal çevresine saldırma suçuna ortak oluyor. Bunlar, düşmanın ortağı olan Amerikalıların talimatlarına uyuyor» dedi.
Raad, «Direniş, Lübnan’ın gerekli ve meşru ulusal savunma seçeneğidir. Onu şeytanlaştırma ve ona zarar verme girişimleri, dışarıdan gelen Siyonistleşmenin yol açtığı ulusal ve ahlaki bir suçtur. Buna, bazı kesimlerin Ulusal Uzlaşı Belgesi’nin içeriğinden dönmesindeki darbeci ve pervasız tutum ile Lübnan ve Lübnanlılara düşmanın, onun hamilerinin ve vekillerinin kucağına atılmaları için baskı yapan dış güçlere yaranma çabası eşlik ediyor. Bu kesimler, yürürlükteki Lübnan anayasasını ve yasalarını kasıtlı biçimde aşmaya sürüklüyor» ifadelerini kullandı.
Milletvekili Ali Feyyad ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Cumhurbaşkanı Jozef Aun’la konuşmasının üslup ve içeriğinin, Lübnanlı yetkililerin dış güçlere bağımlılıkta ulaştığı düzeyi açıkça gösterdiğini söyledi. Feyyad, «Yönetim, direnişle anlaşmazlığını bilinçli ve ısrarlı biçimde genişletmeyi seçti. Artık mesele yalnızca silah sorunu değil; yönetim direniş olgusunu bütün boyutlarıyla hedef almaya çalışıyor. Lübnan’daki temel bileşenlerden biriyle çatışma konumuna düştü ve sorun artık yalnızca Hizbullah’la sınırlı değil» dedi.
Feyyad, yönetimin «ülkeyi tehlikeli bir iç gerilim noktasına sürüklediğini ve bunun sonuçlarından bütünüyle sorumlu olduğunu» vurguladı. Yönetimin bunu anlaması, iyi kavraması ve ülkeyi yıkıma sürükleyecek «kafasını kuma gömme siyasetinden» çıkması gerektiğini söyledi.
Lübnan yargıcı taşınmaz satışlarını takip ediyor
Her işe burnunu soktuğu için Yargıç Ahmed Rami Hac, Hizbullah’ın parasını arama çalışmalarına da destek verme girişiminde bulundu. İç Güvenlik Güçleri Bilgi Şubesi’nden para transfer şirketleriyle döviz bürolarını incelemesini ve Hizbullah ya da Karz-ı Hasen kurumu ile bağlantıya işaret eden herhangi bir işlem aramasını istedikten sonra, son olarak Lübnanlı göçmenlerin, özellikle de Şiilerin paralarını incelemeye yöneldi. Lübnan’ın çeşitli bölgelerinde taşınmaz alım satımında kullanılan paraların kaynaklarını doğrulamak için «ilgili kişilere» çağrıda bulundu.
Bazı Hristiyan siyasi çevreler bu önlemleri «Hristiyan bölgelerinin Şiiler tarafından ele geçirilmesi» endişesine yanıt olarak sunmaya çalışsa da Hac, fiilen ABD’nin «nakit ekonomisi» olarak bilinen yapıyı kuşatma talebini yerine getiriyor. Lübnanlıların paralarını meşru olup olmadığının doğrulanması için bankaya yatırmak zorunda bırakılmasıyla paranın kaynağının fiilen denetlenebileceğini ve direnişe ve onun toplumsal çevresine ait görülen kaynakların kuşatılabileceğini düşünüyor. Hac bunun farkında olmasa bile bu önlem, Kuzey Amerika, Avrupa ve Afrika’daki diaspora ülkelerinden önemli miktarda destek alan güneyli yerinden edilmiş kişileri de dolaylı olarak sıkıştırmayı amaçlıyor.
Çevir: YDH
İlgili Haberler
Ankara, Colani'yi İsrail adına Hizbullah'la savaştan sakındırmaya çalı…
02 Ekim 2026 13:34
Ulusal Güvenlik Konseyi’nden Trump’a gizli belge: Hizbullah’tan nasıl …
29 Eylül 2026 08:43
23 Eylül katliamı: İsrail’in suçlarına dair bir hafıza
23 Eylül 2026 19:11
Suudi vesayeti Lübnan’da iktidarı yeniden dizayn ediyor
22 Eylül 2026 10:33
