Netanyahu’nun “Süper Sparta” hayali İsrail ekonomisini çıkmaza sürükledi
Netanyahu eğitim ve ekonomi reformlarını ertelemek, savaş bütçesini yönetememek ve yaptırım riskini küçümsemekle eleştiriliyor.
YDH- Calcalist yazarı Şlomo Teytelbaum, analizinde Başbakan Benyamin Netanyahu’nun uzun yıllar “ekonominin adamı” olarak tanınmasına karşın, son dönemde ekonomi yönetiminden uzaklaştığını vurguladı.
Teytelbaum’a göre 2002-2003’teki reformlar İsrail ekonomisinin yönünü olumlu biçimde değiştirmiş, ancak bu reformları mümkün kılan mesleki kadrolara ve yerleşik iktisat politikalarına duyulan güven zamanla yerini siyasi kaygılara bırakmış durumda.
Yazar, bu değişimi Netanyahu’nun eğitim, yargı düzenlemesi, savaşın finansmanı, bütçe yönetimi ve uluslararası yaptırımlara yaklaşımı üzerinden ele aldı. Analize göre bu başlıklarda uzun vadeli ekonomik dayanıklılığın önüne koalisyon dengeleri ve kısa vadeli siyasi hesaplar geçti.
Haredi eğitiminde müfredat tavizi
2022 seçimleri öncesinde Belz Hasidik cemaati, ek bütçe karşılığında okullarında İngilizce ve matematik derslerini artırmayı kabul etmişti. Degel Hatorah’ın temsil ettiği Litvanya Haredi kanadı ise Belz’in bu karardan vazgeçmemesi halinde iki grubun seçimlere ortak listeyle giremeyeceği tehdidinde bulundu.
O sırada muhalefette olan Netanyahu, Haredi partilerin ayrı listelerle seçime girmesi halinde partilerden birinin barajı aşamaması ihtimalinden kaygılandı. Belz temsilcilerine, temel müfredat öğretilmese bile bütçe artışı alacakları güvencesini verdi. Bu taahhütler koalisyon anlaşmasının 154. maddesine girdi. Söz konusu uygulama, İsrail’in hukuk ve ekonomi bürokrasisinin direnci sayesinde hayata geçirilmedi.
Bu taviz, İsrail ekonomisinin uzun vadeli sorunlarından birini göz ardı ediyordu: Ülkenin beşerî sermayeye dayalı üstünlüğünü koruyabilmesi için eğitim sisteminin iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına uyum sağlaması gerekiyor.
Yargı düzenlemesi ve savaşın finansmanı
Yargı düzenlemesine karşı 270 üst düzey ekonomist, toplumsal istikrarın ve ekonominin dayanıklılığının zarar görebileceği uyarısında bulunmuştu. Netanyahu, 25 Ocak 2023’teki basın toplantısında aralarında Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron’un da bulunduğu isimlerin uyarılarını küçümsedi ve piyasalara güven verecek bir mesaj iletemedi. Bu dönemde şekel değer kaybetti, risk primi yükseldi ve kredi derecelendirme kuruluşları uyarılar yayımladı.
Yargı düzenlemesinin ekonomi üzerindeki etkisi piyasa göstergeleriyle sınırlı kalmadı. Düzenleme, kamuoyunda hükümete yönelik güvensizliği artırarak ekonomik reformların önünü kesti. 2023 savaşı öncesinde, 21 yaşını dolduran Haredi erkeklere askerlik muafiyeti verilerek iş gücü piyasasına katılmalarını sağlamaya yönelik bir öneri de toplumsal tepki nedeniyle ilerleyemedi.
Ekim 2023’te başlayan savaşın ardından temel soru, savaşın nasıl finanse edileceği oldu. Netanyahu gereksiz bakanlıkların kapatılmasına karşı çıktı. Temsilcisi Prof. Avi Simhon aracılığıyla 2025’te vergi artışlarının, planlanan KDV artışının ve bütçe açığının yükseltilmesinin önlenebileceği mesajlarını iletti. Geçici vergi kolaylıklarıyla savaşın finansmanı ise gelecekte bütçede açık yaratabilirdi. Bu öneriler Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, bakanlık bürokratları ve kamuoyu eleştirileri nedeniyle tümüyle uygulanmadı.
Bütçeler gecikti, reform fırsatları kaçtı
Netanyahu, “savaşın toplumsal ve ekonomik değişim için sunduğu fırsatları” da değerlendirmedi. Koalisyon bütçelerinde kesinti yapılmasını engelledi; ölçütlere bağlanmayan yeşiva ödeneklerini azaltmak yerine bu kaynakların kalıcı bütçe kalemlerine alınmasını inceleyecek bir hükümet kararı çıkardı. Haredilerin ekonomiye ve orduya katılımını artırmaya yönelik adımları da ilerletmedi.
Netanyahu ve Likud, 2026 bütçesi öncesinde süt piyasasını ithalata açarak fiyatları düşürmeyi amaçlayan reforma ve boş arazilere emlak vergisi getirilmesi önerisine karşı çıktı. Konut fiyatlarını düşürme potansiyeli taşıyan bu iki düzenleme, “Am Kalavi” operasyonu sırasında iptal edildi.
Bütçe takvimi de siyasi hesaplarla aksadı. 2024 bütçesinin yasal takvime göre 20 Ocak’ta onaylanması gerekirken bütçe yaklaşık iki ay gecikti. Bu gecikmede Netanyahu’nun siyasi kriz kaygısı etkili oldu. 2025 bütçesi için hazırlıkların normalde mayıs-haziranda başlaması ve yıl sonuna kadar tamamlanması gerekirken çalışmalar geç başladı. Bütçe, 25 Mart 2025’te son anda kabul edildi.
Bakanlıkların geçici bütçeyle çalışması ve ideal olmayan vergi ve kesinti kararları uzun vadeli planlamayı zayıflattı. 2026 bütçesi de son anda kabul edildi. “Şa’agat Ha’Ari” operasyonu yalnızca son gecikmeyi açıklıyordu; bütçenin normal takvimde 31 Aralık’a kadar onaylanması gerekiyordu.
“Süper Sparta” yaklaşımı ve yaptırımlar
Netanyahu, bir törende İsrail’in “diplomatik tecritte” olduğunu, “otarkik özellikler taşıyan bir ekonomi” olmaya alışması gerektiğini ve “süper Sparta”ya dönüşeceğini söyledi. Bu açıklamalar, güvenlik tehditlerine ve askerî çözümlere odaklanırken yaşam kalitesi, ekonomi, altyapı ve uluslararası konum arasındaki bağın göz ardı edildiğini gösteriyordu.
Netanyahu, savunma sistemine on yılda 350 milyar şekel ayrılmasını öngören bir plan açıkladı ancak bu kaynağın nasıl karşılanacağını ortaya koymadı. ABD yardımından zorunlu hale gelmeden vazgeçti, açık savaş cephelerini kapatmaya çalışmadı ve Savunma Bakanlığı harcamalarındaki savurganlıkla verimsizliğe karşı Maliye Bakanlığı’na destek vermedi.
Netanyahu’nun uluslararası yaptırımlara karşı blokzincir üzerinden alternatif bir sistem kurma talimatı verdiğini söylemesi de eleştirildi. Kripto paralar yaptırımlara çözüm değil. Bu yaklaşım, yaptırım riskini önlemek veya azaltmak yerine sonuçlarıyla baş etmeye odaklanıyor. Yargı düzenlemesine yönelik ekonomik uyarıların göz ardı edilmesi, İsrail akademisinin uluslararası alanda yalnızlaşması ve Batı Şeria’daki şiddete karşı yavaş ve özensiz müdahale de bu tabloya ekleniyor.
Netanyahu’nun geçmişte sergilediği ekonomik yaklaşımın yerini, uluslararası ilişkilerin ve açık ekonominin önemini küçümseyen bir tutum aldı. İsrail’in uluslararası pazarlardaki konumunu korumaya çalışmak yerine yaptırımların ve ekonomik zararın kabul edildiği bir çizgiye yöneldi.




