Hizbullah: Direnişe karşı suçlamalar Lübnan yasalarıyla çelişiyor
Hizbullah milletvekili Hüseyin Hac Hasan, direniş mensuplarının Lübnan'ın egemenliğini ve halkını savunmak için görev yaptığını belirterek haklarında açılan davanın hukuki değil, siyasi gerekçelere dayandığını savundu.
YDH ― Lübnan parlamentosundaki Hizbullah'ın milletvekili Hüseyin Hac Hasan, Lübnanlı vatandaşlar hakkında askeri mahkemede açılan davanın hukuki ve ulusal temelden yoksun olduğunu, siyasi gerekçelere dayandığını söyledi.
Askeri mahkeme nezdindeki hükümet komiserinin bazı Lübnan vatandaşları hakkında hazırladığı suçlamaların Ulusal Misak'a, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne ve Birleşmiş Milletler Şartı'na aykırı olduğunu belirten Hac Hasan, bu suçlamaların işgale karşı yürütülen her türlü direnişin meşru haklarını güvence altına alan Lübnan yasalarıyla da çeliştiğini ifade etti.
Hac Hasan, gözaltına alınan ve haklarında dava açılan kişilerin ülkelerini, devletin egemenliğini ve Lübnan halkını savunmak için ulusal görevlerini yerine getirdiklerini söyledi.
Bu kişilerin mahkemeye çıkarılmak yerine onurlandırılmaları gerektiğini vurgulayan milletvekili, iktidar çevrelerinden ve iktidar dışındaki bazı kesimlerden yöneltilen suçlamalarla söz konusu kişilerin hiçbir ilgisi bulunmadığını savundu.
Hac Hasan, kararın dayandırıldığı Ceza Kanunu maddelerinin sanıkların yerine getirdiği görevin niteliğiyle örtüşmediğini belirtti. Suçlamaları "haksız ve adaletsiz" olarak nitelendiren milletvekili, kararın gerekçelerinin bilinen siyasi talimatların etkisi altında hazırlandığını söyledi.
Direnişçilerin devletin güvenliğini ve bütünlüğünü tehlikeye atmadığını vurgulayan Hac Hasan, onların Lübnan'ı varoluşsal bir tehditle karşı karşıya bıraktığını söylediği İsrail'e karşı mücadele ettiğini ifade etti.
İsrail'in işgali sürdürdüğünü, suikastlar düzenlediğini, patlamalara yol açtığını ve yıkım gerçekleştirdiğini belirtti.
Hizbullah milletvekili Hasan Fadlallah da yaklaşık iki hafta önce yaptığı açıklamada, Deyr Beydar kontrol noktasında durdurulan aracın direnişe ait olduğunu duyurmuştu.
Fadlallah, araçta bulunan malzemelerin "işgalin varlığı karşısında kullanımı bilinen" malzemeler olduğunu söylemişti.
Fadlallah, Meclis'te yaptığı açıklamada, direnişin ülke içindeki huzuru korumak amacıyla araç meselesini çözmeye çalıştığını, ancak bazı çevrelerin yalnızca düşmanın yararına olacak bir tartışma çıkarmak için çaba gösterdiğini belirtmişti.
Aracın durdurulduğu ilk andan itibaren ilgili makamlarla iletişime geçtiklerini anlatan Fadlallah, aracın direnişe ait olduğunu ve içindeki malzemelerin “işgalle mücadele kapasitesinin bir parçası” olduğunu yetkililere bildirdiklerini söylemişti.
Fadlallah, aracın ve içindeki malzemelerin iade edilmesini, gözaltına alınan kişilerin de derhal serbest bırakılmasını istemişti.
Fadlallah, yönetimin söz konusu imkânları kullanan ve yönlendiren kesimleri bulmaya çalıştığını, bu kişileri takip etmekle tehdit ettiğini belirterek şöyle konuşmuştu:
"Yönetim, bu imkânları kimin kullandığını ve yönlendirdiğini araştırıyorsa, bunlar zaten bilinen kesimler. Direnişin liderliğiyle başlıyor; direnişin halkını, şehit ailelerini ve cephe hatlarında nöbet tutan direnişçileri kapsıyor."
Fadlallah, yönetimi attığı adımlarda daha ileri gitmemesi konusunda uyararak bu adımların doğurabileceği tehlikeleri dikkate almaya ve kararlarından geri dönmeye çağırmıştı.
Yönetimin 2 Mart'ta direnişe karşı aldığı kararın "geçersiz olduğunu ve sahada hiçbir hükmünün bulunmadığını" söyleyen Fadlallah, kararı yönetimin alnında bir "utanç lekesi" olarak nitelendirmişti.
Güney Lübnan'daki direnişçilerin gösterdiği kahramanlıkların söz konusu kararı boşa çıkardığını da vurgulamıştı.




