Son Dakika
İnşa

Eski İngiliz istihbarat uzmanı: Trump, günah keçisi bulmak için İran'a saldırabilir

03 Kasım 2026 14:00 Bu sayfayı yazdır

Eski İngiliz diplomat ve istihbarat uzmanı Alastair Crooke, ABD ara seçimlerinin Trump rejiminin İran politikasını doğrudan etkileyebileceğini, İsrail’de seçim sonuçlarının İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu zayıflatsa da rejimin saldırgan çizgisini değiştirmeyeceğini söyledi.

Eski İngiliz istihbarat uzmanı: Trump, günah keçisi bulmak için İran'a saldırabilir
Eski İngiliz istihbarat uzmanı: Trump, günah keçisi bulmak için İran'a saldırabilir YDH
Yazı boyutu
100%
20 dk okuma

YDH ― Eski İngiliz diplomat ve istihbarat uzmanı Alastair Crooke, yayıncı Danny Haiphong’un programına konuk olarak ABD ara seçimleri, İsrail’deki seçim sonuçları ve İran’a karşı olası savaş senaryoları başta olmak üzere bölgedeki son gelişmeleri değerlendirdi. 

ABD ara seçimleri öncesinde ve İsrail seçimlerinin hemen sonrasında karşı karşıya olunan tabloyu değerlendiren Crooke, mevcut durumu, ”Tek kelimeyle; sis. Etrafta oldukça fazla sis var.” sözleriyle özetledi.

“İsrail’de 19 sandalyelik Arap bloku hükümet hesaplarını değiştirdi”

Değerlendirmesine İsrail seçimlerinden başlayan Crooke, seçim sonuçlarının İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu zayıflattığını ve Netanyahu'nun pek iyi bir sonuç alamadığını ancak hâlâ oyunun içinde olduğunu belirtti.

Aynı zamanda Gadi Eisenkot’un da anketlerin tahmin ettiği 53 sandalye civarına ulaşamayarak 48 sandalyede kaldığını kaydeden Crooke, Eisenkot’un Arap partileriyle potansiyel bir ittifak imkânı bulunduğuna dikkat çekti.

Seçimlerde beklenenden çok daha iyi performans gösteren kesimin Arap partileri olduğunu vurgulayan Crooke şu ifadeleri kullandı:

19 sandalye çıkardılar. Filistinli Arap dünyasının bu kadar çok sandalye çıkarması eşi benzeri görülmemiş bir durum.

Bu tablonun mevcut dönem için bir belirsizlik anlamına geldiğini ifade eden Crooke, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un anayasa gereği yapmak zorunda olduğu istişarelere başlayacağını, önce küçük partilerle, Çarşamba günü ise Eisenkot ve Netanyahu ile görüştükten sonra hükümeti kurma görevini kime vereceğine karar vereceğini aktardı.

“İsrail’de Netanyahu karşıtı hükümetin önündeki en büyük engel Lieberman olabilir”

ABD Başkanı Donald Trump’ın Herzog’a, ”Önce Netanyahu'yu seçmelisin, bunu yapmalısın” telkininde bulunduğunu belirten Crooke, buna karşın durumun net olmadığını ve Herzog’un Eisenkot’u seçmesinin de mümkün olduğunu söyledi.

Eisenkot’un şimdiden yeterli sayıda olmasa da Arap-Filistinli grubun bir kısmını kendisine katılmaya ikna ettiğini anlatan Crooke, Eisenkot’un kendi partisinin Siyonist bir parti olduğunu kanıtlamak adına dört şart öne sürdüğünü, bu dört Arap partisinin de Filistinli direniş hareketi Hamas’ı terör örgütü olarak tanımlamak da dahil olmak üzere bu şartları imzaladığını ve böylece Eisenkot’un koalisyon kurabilme ihtimalinin muhtemelen daha yüksek hale geldiğini kaydetti.

Avigdor Lieberman ve Naftali Bennett’in durumlarının ise belirsizliğini koruduğunu dile getiren Crooke, İsrail’deki büyük bir Rus seçmen kitlesini temsil eden Lieberman’ın Eisenkot’a katılmayacağını açıkladığını hatırlattı.

Crooke, Lieberman’ın bu tavrının nedenini, Arapların lehte oy kullanmak yerine çekimser kalmasına dayanan bir azınlık hükümetinin çok çabuk çökeceği ve sonunda tekrar Netanyahu’ya dönüleceği endişesine bağladığını, bu yüzden şu anda uzak durduğunu ifade etti.

“Netanyahu’nun acelesi var”

Netanyahu’nun açısından bakıldığında ilerleyebilmesinin tek yolunun bir "birlik hükümeti" kurmak olduğunu vurgulayan Crooke, Trump ile yapılan telefon görüşmelerinin tam bu noktada devreye girdiğini belirtti.

Netanyahu’nun Trump’a, "Hayır, sonuçlar açıklandıktan sonra Çarşamba sabahı İran'a saldırmanı istiyorum, bunu yakında yapmalısın" dediğini aktaran Crooke, Netanyahu’nun bu hamlesinin arkasındaki siyasi hesabı şu sözlerle açıkladı:

Çünkü İran'la bir savaş başlarsa diğer partilere dönüp 'Hayır, bu hükümette başka hiçbir unsur veya hamle olmayacak, bu bir birlik hükümeti olmalı. Bu, İsrail devletinin güvenliğiyle ilgili, herkes bir araya gelmeli' diyebilir. Nitekim bu daha önce İsrail'de COVID döneminde ve 7 Ekim'den sonra yaşandı; İsrail'de birlik hükümetleri kuruldu. Şu anda bu kadar çaresiz olmasının nedeni bu, çünkü seçimlerde gerçekten oldukça kötü bir sonuç aldı. Kazandığını söylüyor ama aslında bu seçimlerde epeyce sandalye kaybetti. Yani deyim yerindeyse yere düştü ama oyun dışı kalmadı; diğerlerini bir birlik hükümetine katılmaya zorlamak ve zorbalık yapmak için Trump'a güveniyor ve Trump da buna meyilli görünüyor.

Çarşamba günü bir savaşın başlayıp başlamayacağı sorusuna değinen Crooke, Trump’ın bu konuda geri adım atarak "Hayır" dediğini, İsrail savunma ve güvenlik bürokrasisinin de İran’la savaşa acil veya erken bir dönüşü gerektiren hiçbir şey olmadığını söylediğini aktardı.

Güvenlik bürokrasisinin, ”Saldırıya yöneldiklerini gösteren hiçbir istihbarat görmüyoruz ve bu nedenle aceleyle savaşa girmek tamamen gereksiz” görüşünde olduğunu belirten Crooke, ”Yine de Netanyahu acelesi olan bir adam,” değerlendirmesinde bulundu.

Crooke, Eisenkot’un ayrıca geçmişte var olan ancak işlevsiz hale gelen, cezai suçlamalarla yargılanan bir kişinin başbakan olamayacağına dair başka bir yasayı daha gündeme getirebileceğini belirtti.

Crooke, Netanyahu’nun henüz hüküm giymemiş olsa da devam eden yolsuzluk davaları nedeniyle bu yasanın kendisini doğrudan etkileyeceğine işaret etti.

“Trump'ın İran kararını çarşamba sabahı ruh hali belirleyecek”

Denklemin ABD tarafının da oldukça belirsiz olduğunu belirten Crooke, Salı gecesi ve Çarşamba sabahı ne olacağını kimsenin bilmediğini ifade etti.

Duruma stratejik bir çerçeve oturtmaya çalışmanın anlamsız olduğunu savunan Crooke şöyle dedi:

Büyük ölçüde Trump'ın ertesi sabah nasıl bir ruh haliyle uyanacağına bağlı olacak. Çok öfkeli uyanırsa ve insanları kovma, olanlardan dolayı herkesi suçlama havasında olursa, bu bir ihtimal. Ya da belki sadece İran'ı suçlayacak ve hızla savaşa girmeye karar verecek. Bilmiyoruz. Dediğim gibi, bence bu aşamada belki Trump bile bilmiyor. Çarşamba günü uyanacak ve bunu düşünecek.

Trump’ın ekibinin içindeki gelişmeleri yakından takip eden kişilere göre Trump’ın, anketlerin Cumhuriyetçiler için çok kötü olduğunun farkında olduğunu belirten Crooke, Temsilciler Meclisi’nin Demokratlara geçeceği fikrine oldukça alışmış durumda olan Trump’ın Senato’da çoğunluğu korumayı umduğunu söyledi.

Ancak sahadaki durumu yakından izleyen bazı kişilerin Demokratların Senato’da 55 sandalyeye bile ulaşabileceğini öngördüğünü aktaran Crooke, şunları kaydetti:

İşte bu oyunun kurallarını değiştirir. Bu, Trump için gerçekten her şeyi değiştirir. Eğer bu gerçekten olursa, Çarşamba sabahı ortaya çıkmamasına şaşmam. Sahadaki insanların söyledikleri dışında buna dair bir kanıt yok ama durum bu kadar kötü çıkarsa, kim bilir, belki günah keçisi bulmak için İran'a saldırır, suçlayacak insanlar arar. Hegseth hemen görevden alınacak kişilerden biri olabilir. Peki, daha o sabah Savaş Bakanı'nı kovduysanız nasıl savaşa gidersiniz? Bunu sadece olası bir sonuç olarak ortaya koyuyorum; durumu değiştirebilecek bir şey olarak, çünkü Trump'ın durumun gerçekten çok daha kötü olabileceği fikrini tam olarak sindirdiğini sanmıyorum. Anladığım kadarıyla, bazen iç anketlerin kötü olduğunu kabul ettiği zamanlar oluyor ve sonra 'Sahaya çıkarım, adayları destekleyen birkaç konuşma daha yaparım ve sonunda her şey yoluna girer' diyor. Onun psikolojisi bu ve muhtemelen doğru.

“ABD, İran’ı bir türlü çözemiyor”

Pentagon’da neler olup bittiğinin tam olarak bilinmediğini ifade eden Crooke, planlamadan sorumlu kıdemli bir generalin (Brett Silvia) daha kovulduğunu belirtti.

Bazılarının bu generalin genel olarak nükleer politika meselesini de kapsayan bir görevde olduğunu söylediğini, ancak kendi anlayışına göre bu konunun tamamen Elbridge Colby’nin elinde olduğunu kaydeden Crooke, belki her ikisinin de bu işe dahil olabileceğini ekledi.

Pentagon’un Trump’a bir “alternatifler menüsü” sunduğunu ve Trump’ın bu listeden Kazma Dağı’nı (Pickaxe Mountain) ve Hürmüz su yolundaki Harg Adası’na bir baskın veya işgal düzenlemeyi seçtiğine dair haberlerin buradan çıktığını belirten Crooke, Trump’ın Harg Adası’na olan ilgisinin geçmişine dikkat çekti.

Tam tarihini hatırlamamakla birlikte 20 yıl veya daha uzun bir süre önce Trump’ın Amerikan basınında bir makale yazarak, ”Sorunumuz ne anlamıyorum, sadece girip Harg'ı almalıyız ve böylece tüm petrolleri bizim olur” dediğini hatırlatan Crooke, tamamen kendi spekülasyonu olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

Yani her zaman bunun özlemini çekiyordu. Ve belki hayal edebilirsiniz, CENTCOM başkanı Brad Cooper bunu seçeneklerden biri olarak sunduysa, Trump'ın gözleri parlamış ve 'Bakın, başından beri haklı olduğumu gösteriyor. Ben bir dahiyim. Bunu 20 yıl önce gördüm. Evet, Harg Adası, hadi yapalım' demiştir. Bilmiyorum, bu sadece bir tahmin,bundan fazlası değil.

Bu konuda bilgilendirilen kişilerden duyulanlar dışında somut bir veri olmadığını ifade eden Crooke, Kongre’deki belirli komitelerin başkanları olan kıdemli liderlerden oluşan “Sekizler Çetesi”ne (Gang of Eight) bir seçeneğin tercih edildiğini gösteren bir brifing verildiğini, daha sonra felç geçirerek hastaneye kaldırılan bir senatörün (Chris Murphy) bu fikirlerin “delice” olduğunu söylediğini aktardı.

Crooke, tüm bu tabloya Pentagon’un kültürüne derinlemesine işlemiş olan, İran’ı sürekli yanlış anlama durumunun eşlik ettiğini vurguladı.

“Kazma Dağı'na nükleer saldırı sadece gösteriş olur”

ABD’nin İran’daki Kazma Dağı’na yönelik olası bir taktik nükleer saldırısının sonuçlarını değerlendiren Crooke, taktik nükleer silahın derine nüfuz eden bir silah olmaması, hele ki granitten yapılmış bir dağa karşı kesinlikle derine nüfuz edemeyecek olması nedeniyle bunun sadece “gösterişe yönelik (performatif) bir eylem” olacağını söyledi.

Teknik bir uzman olmadığını belirterek ABD’nin elindeki en etkili derine nüfuz eden konvansiyonel bombanın B61-11 gibi bir silah olduğunu ve ağırlığı nedeniyle C-130 gibi bir uçaktan atılması gerektiğini ifade eden Crooke, bu bombanın bile toprağın aksine granitte maksimum 10 metre derine inebileceğini, oysa tamamı granit olan Kazma Dağı’ndaki tesislerin yüzeyin en az 100 metre, hatta çok daha fazla altında olduğunu kaydetti.

Amerikalı sunucu Tucker Carlson’ın “Trump nükleer bir silah, taktik nükleer bir silah kullanmak istiyor ve bunu Kazma Dağı'nda kullanabilir” iddiasına değinen Crooke şöyle dedi:

Etkili olup olmayacağı anlamında işe yarayacağını sanmıyorum. Bence cevap hayır, hiç etkili olmayacaktır. Muhtemelen granit duvardan bir nevi sekecektir. Zaten dik yamaçlı bir dağı bombalamak oldukça zordur.

Nükleer silahların temelde yayılarak yaklaşık 20 kilometrelik bir yarıçapta büyük yıkıma ve hasara yol açtığını belirten Crooke, sürekli bahsedilen bir diğer silah olan “Tüm Bombaların Anası”nın (MOAB) ise yerde veya bir dağın bitişiğinde değil, havada patlatılan bir cihaz olduğunu hatırlattı.

Afganistan’daki Tora Bora ve diğer yerler için tasarlanan bu bombanın patlama gücüyle değil, devasa bir basınç dalgası yaratarak mağara ve kanyonlardaki insanları öldürmek üzere çalıştığını anlatan Crooke, şunları söyledi:

Bu, Kazma Dağı'nda metrelerce aşağıdaki bir nükleer tesisi yok eder mi? Bence son derece şüpheli, ama bu Trump'ın yok ettiğini iddia edemeyeceği anlamına gelmez. Bence oldukça muhtemel. Tüm Bombaların Anası türünden bir silahın en büyük cazibesi, gözle görülür devasa bir ateş topu oluşturması, televizyonda iyi görünmesi ve 'Bakın, bunu yaptık ve İran'ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırdık' diyebilmeleri olacaktır. Yani bence pek etkili olmazdı.

Konunun üzerinde düşünülmesi gereken ancak hakkında detay bilinmeyen bir diğer boyutunun İsrail’in nükleer silahları olduğuna dikkat çeken Crooke, Trump’ın ilk nükleer silah kullanan taraf olması durumunda, İsrail’in sahip olduğu çeşitli denizaltılara yüklenebilen ve gerekirse İran açıklarında önceden konuşlandırılabilen nükleer kapasiteli Tomahawk füzeleri bulunduğunu belirtti.

İsrail denizaltılarından fırlatılan bu füzelerin deniz yüzeyinin altından ateşlenemediğini ve denizaltının ateşleme yapmak için yüzeye çıkması gerektiğini ifade eden Crooke, İranlıların ve diğerlerinin bu füzelerin denizaltılara yüklendiğine veya denizaltıların yüzeye çıktığına dair işaretleri görmek için uydu görüntülerine “şahin gibi bakacaklarını” söyledi.

Denizaltılar yüzeye çıkmaya başladığında İran’ın denizaltıyı vurmak için çok kısa bir zaman aralığı olacağını belirten Crooke, uzman olmamakla birlikte İran’ın bunu zamanında yapabilme ihtimalinin en iyi ihtimalle yarı yarıya (50/50) olduğunu kaydetti.

Taktik nükleer silahlar konusundaki bu büyük heyecanın ortaya çıkmasına şaşırdığını dile getiren Crooke, Elbridge Colby’nin taktik nükleer silahların kullanımına ilişkin yönetmelikleri ve protokolleri değiştirdiğini bildiğini, en son bildiği kadarıyla hâlâ formüle edilmekte olan bu kuralların belki de yetkilendirilip kabul edilmiş olabileceğini, ancak durum böyleyse bile bunu kamuoyuna kesinlikle söylemeyeceklerini ifade etti.

Harg Adası’na kara operasyonunun imkânsızlığı

Harg Adası senaryosunun ise çok farklı olduğunu belirten Crooke, Senatör Chris Murphy’nin bunun "delilik" olacağını söylerken haklı olduğunu savundu.

Bölgede şu anda 10 bin, ardından gelen 20 bin ve Kasım sonlarına doğru uçak gemileriyle geleceklerle birlikte bile bir kara operasyonu için çok fazla asker bulunmadığına işaret eden Crooke,operasyonun lojistik ve askeri zorluklarını şöyle sıraladı:

Harg Adası'na nasıl gidecekler? Bir üsleri var mı ve bir üsten mi gidecekler? Neyle gidecekler? Helikopterlerle mi, C-130'larla mı? Tek seferde sadece yaklaşık 100 asker taşıyabilirler. Bu da yaklaşık 50 C-130 seferine ihtiyaç duyacakları anlamına gelir. Ve C-130'lar İran hava savunma sistemlerine karşı savunmasız olacaktır. Sonra onlara her gün su, yiyecek,mühimmat ve benzeri şeyler tedarik etmek zorundalar. Üstelik ateş altında çıkarma yapacaklar çünkü İranlılar Harg Adası üzerinde sadece balistik değil, aynı zamanda topçu ateş kontrolüne de sahip. Dolayısıyla düşman ateş kontrolü altında olan bir adayı bu tür koşullarda birkaç askerle ele geçirmek, en iyi ifadeyle çok zorlu bir iş olacaktır.

Geçmişte bir dönem Harg Adası’nda bulunduğunu belirten Crooke, adanın çok düz, oldukça çorak ve çoğunlukla kayalık olduğunu, mevzilenecek uygun bir arazisi bulunmadığını ve kendi görüşüne göre orada mevzi kazmanın bile pek kolay olmayacağını sözlerine ekledi.

Crooke, Trump’ın belki de bu seçeneği seçmeyip sadece sivil altyapının, evlerin ve okulların yoğun bir şekilde bombalanması seçeneğine yönelebileceğini ifade etti.

“Seçimden sonra Trump yönetiminde kaos yaşanabilir”

Savaş hazırlıkları ve diplomasi söylemlerinin bir arada yürütülmesinin kamuoyunu yanlış yönlendirmeye yönelik psikolojik bir operasyon olabileceği yönündeki soruya “Evet, bence muhtemelen durum böyle” yanıtını veren Crooke, Trump’ın ekibine yakın kişilerden edindiği ikinci el bilgilere göre yönetimin seçim sonuçlarından çok endişeli olduğunu aktardı.

Temsilciler Meclisi’nde sonucun kötü olacağının açık olduğunu, Senato’da ise durumu kontrol altına alınabilir gördüklerini belirten Crooke, ekibinin Trump’a şu uyarıda bulunduğunu söyledi:

Bak, onay oranların yüzde 30'ların başındayken bu durumdan kurtulamazsın. Onay oranların bu haldeyken devam edip şimdi İran'a saldırırsan, oranlar daha da düşecek ve er ya da geç kendi partin, Cumhuriyetçi Parti senden elini eteğini çekecek ve liderlik etmesi için başka birini aramaya başlayacak.

Demokratların görevdeki bir başkanı doğrudan görevden almak istemeyeceğini, ancak azil süreçleri ve soruşturmalar yoluyla Trump’ın hareket alanını tamamen daraltabileceğini kaydeden Crooke, daha güçlü ihtimalin Trump yönetiminin çevresine yönelik soruşturmalar olduğunu söyledi.

Crooke, Savunma Bakanı Pete Hegseth başta olmak üzere Trump’ın ekibindeki hemen herkes ve yönetim sayesinde büyük kazançlar elde ettiği düşünülen yakın çevresindeki isimler hakkında soruşturma hazırlıkları yapıldığını duyduğunu aktardı.

Crooke, “Demek istediğim şu ki, çarşamba günü ortam gerçekten oldukça kaotik olabilir. Herkesin avukatlarına sarıldığı, nereye gideceği ve geleceğinin ne olacağı konusunda temkinli davrandığı bir tablo ortaya çıkabilir.” dedi.

Anketlerin yanılması ve Senato’nun Trump’ın kontrolünde kalması halinde çok farklı bir durum oluşacağını, bu nedenle her şeyin Trump’ın Çarşamba sabahı uyandığında ne hissedeceğine bağlı olacağını belirten Crooke, ekibinin Trump’a onay oranlarının yüzde 30’ların başında olmasının nedeninin ekonomi ve yaşam maliyetinin yanı sıra İran olduğunu söylediğini aktardı.

Ekibinin Trump’a, "Yani bir çukurdaysan, daha derine kazma. Bak, sadece İran'da zafer ilan et ve çekip git" tavsiyesinde bulunacağını öngören Crooke, bazı isimlerin şimdiden bunun ön hazırlığını yaptığına dikkat çekti:

Muhtemelen yakın zamanda görmüşsünüzdür, Hazine Bakanı Bessent 'Petrol akıyor, hiçbir sorun yok, geçiyor' deyip duruyor. Ve sonra söylediği diğer ilginç şey şuydu: 'Harg bitti. Kapandı. Hiç önemi yok çünkü hiç petrol ihraç etmiyorlar ve orası sadece bir kaya parçası, hiçbir önemi yok. İki yıl içinde adını bile hatırlamayacağız.' Bu bana, Çarşamba sabahı seçimlerden sonra 'İşte buradayız, neden bunu kabul etmiyorsun? Neden sadece bunu yapmıyorsun? Ama düşük onay oranlarınla kendini daha derin bir çukura gömme çünkü bunu kurtarmak zor olacak' diyebilecekleri bir tür önleyici anlatı var gibi geldi.

Crooke, parti liderliğiyle ve 2028 seçimlerini düşünen büyük bağışçılarla müzakere edebilmek için onay oranlarının yüzde 40’ların başında olması gerektiğini, Trump 2028’de aday olmayacak olsa bile bağışçıların partiyi başkanlık seçimlerine “topal ördek” (etkisiz) bir başkanın götürmesini istemeyeceğini vurguladı.

“İran planları gerçeklerden çok Batı'nın hayallerine dayanıyor”

Mevcut durumu tarihsel açıdan değerlendiren Crooke, geçmişte görev yaptığı Afganistan’daki "Charlie Wilson'ın Savaşı" dönemini hatırlattı.

O dönemde Sovyetler Birliği’ni Afganistan’da yok ettikleri yönündeki ivmenin öyle güçlü olduğunu ki, ”Aslında söylediğiniz gibi işlemiyor, pek iyi gitmiyor” demenin imkânsız olduğunu belirten Crooke, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da yenilmediğini, son yılında Afganistan’da oldukça iyi durumda olmasına rağmen kendi iç dinamikleriyle çöktüğünü kaydetti.

Büyük örtülü operasyonlarda herkesin aşırı heyecanlandığını ve bozulan ilk şeyin analiz olduğunu vurgulayan Crooke, Afganistan yıllarından şu anısını paylaştı:

Afganistan'dayken kongre üyelerinin gelip bana Afganistan'da neler olduğunu sorduğunu hatırlıyorum; çünkü konuya girmek ve anlamak çok zordu, çok kafa karıştırıcı bir yerdi. Gelip bana sorarlardı ve ben de bazen belki de söylememem gereken şeyler söylerdim: 'Afganlara verdiğiniz bağışların ve ekipmanların üçte birinin gruplar tarafından hemen satılıp paranın cebe indirildiğini, üçte birinin tutulduğunu ve diğer üçte birinin de Hindistan'a karşı savaş için Keşmir'e gittiğini biliyorsunuz değil mi?' derdim. Sonunda bana bu tür şeyleri söylememem ve çenemi kapatmam söylendi; muhtemelen haklıydım.

Bu örneği, Hazine Bakanı Bessent’in “Oradayız, İran'ı yeniyoruz, savaşı kazanıyoruz, petrol oluk oluk akıyor” şeklindeki doğru olmayan iddialarına nasıl karşı çıkılacağına dair bir fikir vermesi için anlattığını belirten Crooke, Hürmüz Boğazı’ndaki gerçek durumu şöyle açıkladı:

İran tarafından izin verilmeyen hiçbir petrol dışarı çıkmıyor. Elbette Hürmüz'den geçen petrol var çünkü İran onu satıyor. Petrole çaresizce ihtiyaç duyan insanlar var ve İran belirli miktarlara izin veriyor. Bunu söylemiyor, bu kelimelerle ifade etmiyor ama izinsiz geçiş veya gemi neredeyse hiç yok. Deneyenler ise ya mayınlara çarptı ya da füzelerle vuruldu. Dolayısıyla birçok videoda gördüğünüz gibi Körfez'de etrafta çok fazla enkaz var.

Ukrayna’da da benzer bir sorun yaşandığını, CIA’in askeri ve paramiliter güçleri, füzelerin hedefe gitmesini ve istihbarat paylaşımını içeren örtülü operasyonları yönettiğini belirten Crooke, orada da “Aslında söylediğiniz kadar başarılı değil” diyen birinin hızla ezildiğini söyledi.

Bu süreçlerde ilk kurbanın sağlam istihbarat olduğunu vurgulayan Crooke şu değerlendirmede bulundu:

“İstihbarat servislerinin eskiden amacı buydu; hükümetlere kötü haberleri getirmek, 'Korkarım büyük bir başarı olduğunu düşündüğünüz şey aslında düşündüğünüz gibi değil' demekti. Ve hem Avrupa hem de Amerikan servisleri tarafından istihbarat çok daha fazla askerileştirildikçe bu giderek daha az mümkün hale geldi. Böylece kurban, ayağa kalkıp durumu olduğu gibi söyleyen kişi oluyor; çünkü bu popüler değil ve insanların duymak istediği şey değil.”

Crooke, doğruyu söyleyen kişiye meslektaşlarının bile, ”Ne diyorsun sen? Bunu başarmak için canımızı dişimize takıyoruz, Rusya'yı yeniyoruz. Bu füzeleri ateşliyoruz, rafinerilerini yok ediyoruz, ekonomilerini etkiliyor ve sen bize ekonomilerinin iyi olduğunu mu söylüyorsun? Hadi oradan” diyerek tepki gösterdiğini ifade etti.

Batı’nın İran’a yaklaşımında da aynı sorunun görüldüğünü belirten Crooke, istihbarat servislerinin "ters kültürü" olarak adlandırdığı bu anlayışı şu sözlerle eleştirdi:

İran'da bölünmüş bir liderlik olduğuna ve bunun ortasında gelip dizginleri eline alacak, ülkeyi ABD yanlısı bir devlete dönüştürecek bir tür 'Delcy Rodriguez' bulmaları gerektiğine ikna olmuş durumdalar. Bir 'kafa koparma' saldırısı yapılacağına, ardından bir devrim olacağına ve herkesin laik, rasyonel Batılılara dönüşeceğine inanıyorlar. Tüm bu fikirler derinlemesine benimsenmiş durumda.

Ordunun sahaya inmek ve ölen askerler için ailelere hesap vermek zorunda olduğundan istihbarat servislerine göre daha gerçekçi olma eğiliminde olduğunu kaydeden Crooke, Delcy Rodriguez ismini ise gerçek koşulları hakkında bilgisi olmadığı için sadece bir metafor olarak kullandığını ekledi.

“İran'la anlaşma masasına oturmak için önce şartlar karşılanmalı”

İran’ın "Diplomasiye açığız" açıklamasının Batı’da hemen "Taviz vermeye hazırlar, sadece baskıyı artırmalıyız ve geri adım atıp teslim olmalarını sağlayacağız" şeklinde yanlış yorumlandığını belirten Crooke, İran’ın herhangi bir müzakere başlamadan önce öne sürdüğü yedi ön koşulun tamamının karşılanması ve uygulanması konusunda son derece net olduğunu vurguladı.

Bu ön koşulların dondurulmuş varlıkların tamamen iade edilmesi, deniz ablukasının kaldırılması ve Lübnan ile bölgeyi kapsayan tam bir ateşkes olduğunu hatırlatan Crooke, ABD’nin tüm koşulları karşılaması halinde İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma süresini 7 günden 2 güne indireceğine dair haberlere itibar edilmemesi gerektiğini söyledi.

Bu tür iddiaların tüm ön koşullar karşılandıktan sonra müzakereye açık olduklarını net bir şekilde belirten yetkililerin açıklamalarıyla çeliştiğini kaydeden Crooke, "Bu ön koşullar iki gün içinde karşılanmayacak; yani bu saçmalık." dedi.

Bu yorumu muhtemelen müzakerelerde ivme kazanmak isteyen Abbas Arakçi’nin yapmış olabileceğini, ancak bunun işleri karıştırdığını belirten Crooke, Devrim Lideri’nin de ifade ettiği gibi İran’ın Hürmüz’ün tam kontrolünü elinde tutmaya niyetli olduğunu ve boğazı Washington ile Batı’nın anladığı şekilde herkesin ücret ödemeden serbestçe geçtiği bir yer olarak açmayacağını vurguladı.

Müzakere sürecindeki en büyük sorunlardan birinin Washington’ı etkilemek için yeni önerilerle ortaya çıkan "aşırı heyecanlı arabulucular" olduğuna dikkat çeken Crooke, geçmişte Filistin-İsrail ateşkes müzakerelerini yürüttüğü dönemden edindiği tecrübeyi şöyle aktardı:

Bazen arabulucular devreye girerdi ve İsrail bir arabulucuya başvururdu çünkü karşı tarafın taleplerini yumuşatması için daha fazla baskı yapabileceklerini düşünürlerdi. Ama sonunda onlara 'Aslında arabulucularınız size yalan söylüyor çünkü önerilen ve masada olan şey bu değil' demek zorunda kalırdım. İki tarafı bir araya getirmeye ve sonra bunu bir şekilde bir anlaşmaya dönüştürüp dönüştüremeyeceklerini görmeye çalışıyorlar; sanki her şey kendiliğinden yerine oturup bir anlaşmaya dönüşecekmiş gibi. Yani arabuluculukta belirli tehlikeler vardır ve bu nedenle bu konuda oldukça temkinli olmanız gerektiğini düşünüyorum.

İran’da şu an için yetkili açıklamanın Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri’nden geldiğini belirten Crooke, onun yakın zamanda ABD’den farklı ve yapıcı bir atmosfer hissettiklerini, Başkan Yardımcısı JD Vance’ten henüz yanıtlamadığı bir mektup aldığını ve bunun iyi bir şey olduğunu söylediğini aktardı.

Ancak bunun bir anlaşma yolunda olunduğu anlamına gelmediğini vurgulayan Crooke şu uyarıda bulundu:

Oraya gidip elinizde bir zarfın arkasına 'Kabul ediyorum: 1, 2, 3, 4,5, 6, 7' yazarak bir anlaşma elde edemezsiniz. Ateşkes gibi tüm bu konular; ne anlama gelecek? Kimleri kapsayacak?Lübnan'da ne anlama gelecek? İsrail'in Lübnan'a saldırmayı bırakacağı anlamına mı gelecek? İsrail'in Lübnan'dan çekileceği anlamına mı gelecek? İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki otoritesi açısından ne anlama geliyor? Deneyimlerime dayanarak söylüyorum, tüm bu konular üzerinde çok çalışılması gerekiyor ve eğer üzerlerinde çalışmazsanız çok çabuk çökerler.

“İsrail’de savaş yorgunluğu var ama saldırganlık bitmiyor”

Son olarak İsrail iç siyasetini ve toplumsal ruh halini değerlendiren Crooke, İsrail hakkında tutarlı ve bütünlüklü bir unsurmuş gibi konuşulamayacağını, seçimlerin gelecek için net bir yön ortaya koymak yerine durumu daha da bulanıklaştırdığını belirtti.

İsrail’de bazılarının “Bibi yorgunluğu / Netanyahu yorgunluğu”, bazılarının ise bitmek bilmeyen savaşların yorgunluğu olarak gördüğü bir tükenmişlik bulunduğunu ifade eden Crooke, eski generaller dahil pek çok kıdemli ismin İsrail’in yanlış yolda olduğunu ve bunun yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söylediğini aktardı.

Buna karşın İsrail seçmeninin gidiş yönünün net bir şekilde aşırı sağa doğru olduğunu vurgulayan Crooke, adaylar arasındaki tek farkın bir Arap ortakla işbirliği yapıp yapmama meselesi olduğunu, asıl politikalar açısından ise hepsinin aşırı sağcı olduğunu kaydetti.

Crooke, Gazze, Lübnan, Batı Şeria, Suriye ve İran konusunda İsrail’in sert ve saldırgan çizgisinde hiçbir değişiklik olmayacağını belirterek şu tespitte bulundu:

Evet, Netanyahu insanların beklediği kadar iyi sonuç alamadı, oyun dışı değil, İsrail'de birçok insan onun gitmesini istiyor ama halk sola dönmüyor veya daha liberal hale gelmiyor. Tüm anketlere bakarsanız bu oldukça açık ve bu arada, Avrupa ve ABD'nin aksine, özellikle gençler arasında durum böyle; genç İsrailliler yaşlılarına göre daha sert ve daha az affedici olma eğilimindeler.

İsrail’deki gençlerin neden ABD ve Avrupa’daki yaşıtlarından farklı olarak bu kadar sertleştiği sorusunu yanıtlayan Crooke, İsrail’in son 10 yılda geçirdiği kültürel ve ideolojik dönüşümü şu sözlerle açıkladı:

Çünkü bence İsrail birkaç yıldır farklı bir kültür türüne geçiş yaptı. Çok daha liberal olan ve asimilasyonu bir politika olarak düşünen insanların oluşturduğu Aşkenazi, Avrupalı ve Sefarad düşünce tarzından uzaklaşıp, benim İsrail'e yönelik 'mesihçi, Talmudik bakış açısı' dediğim şeye doğru yöneldi. Yani 'Bu Tanrı'nın sözüdür, bu kaderdir, vaat edilen budur,gerçekleşecek olan budur ve biz bunu gerçekleştirecek konumdayız' anlayışına. Son 10 yılda gördüğüm kadarıyla bu tam bir değişim; Filistin ve İsrail siyasetini laik, rasyonel Batılı düşünce çerçevesinde düşünmenin mümkün olduğu dönemden uzaklaşıldı. Artık İsrail'de ve İsrail'deki gençlere neler olduğunu anlamak için eskatolojik (kıyametbilimsel/mesihçi) bir anlayışa geçmeniz gerekiyor.

İlgili Haberler