Son Dakika
İnşa

Washington’da seçim sonrası kavga: İran politikası masada

07 Kasım 2026 10:35 Bu sayfayı yazdır

Beyaz Saray’daki tartışmalar Trump, Vance ve Rubio arasındaki görüş ayrılıklarını görünür kılarken, İran müzakerelerde bölgesel taleplerini ve caydırıcılık hedefini öne çıkarıyor.

Washington’da seçim sonrası kavga: İran politikası masada
Washington’da seçim sonrası kavga: İran politikası masada YDH
Yazı boyutu
100%
9 dk okuma
YDH- İbrahim Emin, el-Ahbar’daki analizinde Cumhuriyetçilerin ara seçim yenilgisinin Beyaz Saray’da Trump’ın İran politikasına ilişkin hesaplaşmayı hızlandırdığını; JD Vance’in yenilgiyi savaşın maliyetine ve Trump’ın politikalarına bağlayarak parti içi mücadelede öne çıktığını yazıyor. Analize göre seçim sonuçları yeni bir savaşı önlemiyor, ancak Trump’ın askerî seçeneğinin siyasi ve ekonomik bedelini artırıyor. İran ise müzakereleri tek taraflı tavizlere dönüştürmeden zaman kazanmayı, bölgesel taleplerini gündemde tutmayı ve caydırıcılığını güçlendirmeyi hedefliyor. Emin, önümüzdeki dönemde hem askerî tırmanış hem de hızlı bir anlaşma ihtimalinin bulunduğunu, İran’ın da diplomasiyle askerî hazırlığı birlikte yürüttüğünü vurguluyor.

Washington’dan gelen haberler gerçekten çarpıcı. Salı sabahı Beyaz Saray’daki gazetecilere, günlerinin zorlu geçeceği söylendi. Başkan Donald Trump’ın her yarım saatte bir açıklama ya da tutum açıklayacağına ilişkin bilgiler yayılmıştı. Bir önceki gün bazıları Oval Ofis’e gelen Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen isimleri de peş peşe açıklamalar ve sızıntılar yapmaya hazırlanıyordu.

Ancak gazeteciler, belirli yetkililerin tutumlarını öğrenmenin yollarını arıyordu. Bazıları, seçimleri en yakından takip eden kişinin Trump’ın kendisi değil, Başkan Yardımcısı JD Vance olduğunu, onu Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun izlediğini bildirdi. Beyaz Saray’daki diğer çalışanların başlıca kaygısı ise başkanın beklenen öfke nöbetleriyle nasıl başa çıkacaklarıydı.

Yoğun saatlerde yetkililerin girip çıkmasıyla hareketlilik hiç dinmiyordu. Konuklardan birinin aktardığına göre, büyük davetlere ve kalabalıklara ev sahipliği yapabilen, zaman zaman kriz odası olarak da kullanılan Doğu Salonu’nda üst düzey yardımcılar ve yetkililer bir araya gelmişti. Katılımcılardan bazılarına oy oranlarına ilişkin sonuçlar peş peşe ulaşıyordu. Sandıkların kapanmasının üzerinden fazla zaman geçmeden, farklı bölgelerde Demokratların güçlü biçimde önde olduğu bilgisi kendilerine iletildi.

Konuk tanık, zaman geçtikçe bazı katılımcıların kulak kabartmaya başladığını, gözlerin Doğu Salonu’na girenlerin ve çıkanların üzerinde olduğunu ekliyor. Başkanın çevresinde geniş bir topluluk toplanmıştı. Bu toplulukta Vance, Dışişleri Bakanı Rubio, yönetimin üst düzey isimleri, Adalet Bakan Vekili Todd Blanche ve Jared Kushner, Steve Witkoff ve Tom Barrack’tan kampanya komitelerinin yetkililerine kadar başkanın yakın çevresinden kişiler bulunuyordu.

Zaman hızla geçti. Akşam olduğunda oy oranları ve gayriresmî seçmen anketlerine dayanan tahminlere ilişkin en önemli bilgilendirme geldi. Kimse zafer beklemiyordu; ancak şok yaratan, yenilginin boyutunun beklentileri aşmasıydı. Yetkililer Beyaz Saray’dan birer birer ayrılırken başkan yalnız kaldı; sessizdi ve çevresindekilerle çok az iletişim kuruyordu. Yemek ekibi büyük bir sofra hazırlamakla meşgulken başkan salondan ayrılıp başka bir kattaki konutuna geçti. Herkes çekildi; yanında yalnızca baş yardımcısı Natalie Harp kaldı. Harp, telefonunu elinde tutuyor, Adalet ve İçişleri bakanlıklarından seçim sürecinin güvenliğine ilişkin gelen acil yazışmaları başkana iletiyordu. Gazetecilerin başkana ulaşmasını engellemede rol oynadığı tahmin ediliyor; çünkü başkanın işleri daha da kötüleştirecek açıklamalar yapmasından endişe ediliyordu. Beyaz Saray’daki manzaranın bu karanlık tablosunu, New York Times’ın bir haberi özetledi. Gazete, bazı katılımcıların durumu “cenaze gibiydi” sözleriyle anlattığını aktardı.

Çarşamba sabahı herkes Beyaz Saray’a döndü ve ilk istişare turu yapıldı. Konuk tanığa göre bazı katılımcılar, Trump’ın o günü beklenmedik açıklamalar yapmadan geçirmesini istiyordu. Başkan, Demokratları seçimlere hile karıştırmakla suçlamaması yönündeki tavsiyeye uydu; ancak “Mavi dalga”ya karşı yeterince çaba göstermedikleri gerekçesiyle parti yöneticilerini suçlamayı seçti.

Asıl tartışma ise başka bir odada yaşanıyordu. Vance, kazananları tebrik etmek için değil, önce seçim sonuçlarını kabul etmek, ardından Beyaz Saray’ın bakış açısından yenilginin nedenlerini değerlendirmek için açık bir tutum ortaya konulmasında ısrar etti. Vance’in paylaşımında yazdıklarını Beyaz Saray’daki herkes duymuştu. Rakibi Rubio’nun da orada bulunmasını özellikle istediği söylendi; çünkü o sırada sonuçların yönetimin genel imajına etkisinden çok, Cumhuriyetçi Parti’nin durumu üzerindeki sonuçları düşünüyordu.

Trump’a yakın isimler Vance’in söylediklerini benimseyince Rubio sahneden uzak durmayı tercih ederek savaş meselesiyle ilgisinin olmadığını açıkladı. Bu tutumu fiilen Vance’e verilmiş bir yanıttı: Dosya sende; işlerin geldiği noktadan sen sorumlusun. Ancak ABD Başkan Yardımcısı’nın Rubio’nun rolüne ilişkin başka bir anlatısı var. Vance, Rubio’yu muhalif bir cepheye öncülük etmekle ve Hürmüz Boğazı’yla ilgili mutabakat zaptını engellemekle suçluyor. Vance’e göre Rubio, Körfez ülkelerinin belgedeki maddelerden birini kabul etmesini önledi; ardından İranlıların Umman’la birlikte hazırladığı, boğazdaki deniz trafiğini düzenleme mekanizmasına ilişkin anlaşma belgesini onaylamak üzere Maskat’a gitmelerinin de önüne geçti. Anlaşmazlık bununla da sınırlı değil. Vance, müzakereler sırasında İran’ın Lübnan’ın da herhangi bir anlaşmaya dâhil edilmesinde ısrar ettiğini gördü. Buna karşılık Rubio’nun, İsrail ile Lübnan arasında doğrudan müzakere projesini başlatarak bu konudaki görüşmeleri engellemeye çalıştığını fark etti.

Vance’in tutumu, yaşananlara ilişkin bir değerlendirmeden çok, bundan sonraki mücadelesinin başlığını ilan ediyordu. Daha da ileri giderek yenilginin sorumluluğunu Trump’a yükledi. Sözleri, Trump’ın Cumhuriyetçileri “tembellikle” suçlamasına ve aday kendisi olsaydı farklı bir sonuç alınacağını söylemesine doğrudan yanıt niteliğindeydi. Vance’in tutumu ise çarpıcıydı: Cumhuriyetçiler sandığa gitmekten geri durmamış, aksine yoğun biçimde oy kullanmışlardı; ancak bir yandan genel politikaların, diğer yandan desteklenen adayların niteliğinin etkisiyle rakiplerine oy vermişlerdi.

Vance yalnızca Cumhuriyetçi Parti’nin kapalı çevrelerinde konuşulanlara dayanmıyordu; Beyaz Saray’ın seçim sorumlusu James Blair’in kendisine sunduğu verilerden de yararlanıyordu. Trump, geçen nisan ayında Blair’e izin vermiş, onu genel sekreterlik ofisinden çıkarıp seçim kampanyasına odaklanmakla görevlendirmişti. Blair son günlerde bilgilendirme toplantılarında gözlemlerini saklamadı. “Mavi Salı”dan yaklaşık bir hafta önce açıkça, “Durum her geçen gün kötüleşiyor” dedi. Vance nedenini sorduğunda Blair, “Seçim kampanyalarındaki hatalardan ve bütçe harcamalarındaki karmaşadan” söz etti. Ardından Trump’ı şaşırtarak, “İran savaşı ağır bir yüke dönüştü ve büyük bir yenilgiye uğramamıza yol açabilir” dedi.

Dünyanın öteki ucunda İranlılar, ABD seçimlerini izlemek için sanki seçimlere katılan bir tarafmış gibi bir kriz odası kurmuş; oy oranlarını gözden geçiriyor, bütün eyaletlerden gelen haberleri inceliyordu. Seçimlerden aylar önce İran’da ABD ve İsrail’deki seçim süreçleriyle nasıl başa çıkılacağı konusunda kapsamlı bir tartışma yürütüldü. Trump’tan ciddi tavizler koparmak için bu fırsattan yararlanmayı savunan görüşler ortaya çıktı. Ancak Tahran’daki karar son derece kesindi: Her iki ismin de yenilmesi için bütün gücümüzle çalışacağız. Amerika’da Trump, İsrail’de Netanyahu.

Pek çok kişi İran’ın gergin davrandığını ve intikam arzusunun siyasi hesapların önüne geçtiğini varsayıyordu. Amerikalılarla aradaki mesafeyi azaltmaya yönelik öneri ve girişimlerde bulunan arabulucular da böyle düşünüyordu. Ancak İranlı müzakereci, her turda açık kazanımlar elde etmeyi amaçlayan daha fazla talep ve maddeyle masaya geliyordu. Tahran, Trump’ın şartlarını kabul etmeyeceğinin farkındaydı; aynı zamanda “dünyanın delisinin”, Katar aracılığıyla Amerika’da seçimlerden önce savaş çıkmayacağı ve İsrail’in tek başına savaşa girişmeyeceği mesajını göndermiş olmasına rağmen geniş çaplı yeni bir savaş başlatma ihtimalini de hesaba katıyordu.

Ancak İran güvenini tamamen yitirmiş ve tehditlere karşı açıkça kayıtsız bir tutum sergilemişti. Önce arabuluculara, ardından onların arkasında duranlara, Trump ve Netanyahu’nun açık bir yenilgisinden daha azını kabul etmeyeceğini anlatmak istiyordu. “Yüz kurtarma”, “köşeye sıkıştırmama” ve benzeri ifadelerle dile getirilen diplomatik çıkış yollarıyla ilgilenmiyordu. Katar, İran’ın dondurulmuş varlıklarından yaklaşık 10 milyar doların serbest bırakılması için ABD’den onay aldığını ilettiğinde bile İranlılar ilgisiz kaldı. Bunun yerine temel ilkeleri yeniden gündeme getirdiler: ABD bölgedeki güçlerini çekmeli, savaşın durdurulacağına dair güvence vermeli, müttefiki İsrail’e Lübnan’dan çekilmesi için baskı yapmalı ve abluka ile yaptırımlar kaldırıldıktan sonra Körfez’deki deniz trafiğinin yönetimini bölge ülkelerine bırakmalıydı.

İranlılar, Trump’ın nükleer dosyaya odaklanmasının, ABD iç siyasetinde kullanabileceği bir propaganda başlığı elde etme amacı taşıdığını biliyordu. Tahran bu nedenle kamuoyu önünde ve arabulucular üzerinden hemen şu yanıtı verdi: Nükleer dosya daha sonraki bir aşamada müzakere konusu olabilir, ancak satılık değildir. Program hiçbir koşulda durdurulmayacak; zenginleştirilmiş uranyum meselesi için İran içinde bir çözüm bulunabilir. Trump bu yönde bir adım elde etmek istiyorsa Tahran’ın buna itirazı yoktu, ancak bedelini önceden ödemeliydi. İranlılar aniden müzakerelerin çerçevesi dışında bir talep ortaya koyarak arabulucuları şaşırttı: Trump, nükleer dosyada Tahran’ın karşılığını “daha fazlasıyla” alabilmek için İsrail’in Güney Lübnan ve Güney Suriye’den tamamen çekilmesini kabul etmeliydi.

Tahran’da şampanya var, ancak devletin, ordunun ve Devrim Muhafızları’nın komuta merkezlerinde değil. Bu isimlerin zafer kutlamaları için başka bir ritüeli var: Her zaferin ardından dua etmek. Trump, derin Amerikan iç siyasi nedenleri bulunan bir yenilginin ağırlığıyla uykuya dalarken Tahran’da bazıları yaşananlar için Allah’a şükrediyordu. Ancak karar yetkisi elinde olan kişi, hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve alarma geçilmesi için emir veriyordu. Çünkü iki adam büyük bir ahmaklık yapmış ve şimdi hayal kırıklığının sonuçlarıyla karşılaşmıştı. Fakat onlar, yenilgiyi kabul etmemek için içlerinden birinin kendini havaya uçurabileceği bir gruba mensuptu!

ABD iç siyasetinde büyük değişimler yaşanıyor. Barack Obama’nın Beyaz Saray’dan ayrılmasının ardından gerilemeye başlayan, Joe Biden döneminde ise daha da hantallaşıp güçsüzleşen Demokrat Parti’de beklenmedik bir canlanma var. Ancak Mavi Parti, seçimlerde elde ettiklerini koruyacağının garantisine sahip değil. Trump yüzünden kaybedenlerin Demokrat Parti’yi mutlaka sevdikleri söylenemez. Ancak onlar, kendilerine ülke içinde yeniden odaklanma sözü veren, fakat karşılarına peş peşe felaketler çıkaran liderlerine tepki gösteriyor. Bu da Cumhuriyetçi Parti’yi güçlü biçimde sarsan bir deprem oldu.

Geçen ayın son günü, seçimlerden üç gün önce Financial Times, MAGA hareketinin “manevi babası ve ideolojik kuramcısı” Steve Bannon’la bir röportaj yaptı. Daha önce Trump’ın önünü açan Bannon, büyük bir yenilgi bekliyordu. İran dosyasının “Cumhuriyetçi Parti içinde şiddetli bir çatışmanın fitilini ateşlediğini” söyleyen Bannon, bunun Trump’ın ülkeyi Ortadoğu savaşlarına sokarak “Önce Amerika” programına aykırı davranmasından kaynaklandığını belirtti.

Bannon’ın sözlerindeki daha önemli uyarı ise seçimlerden sonraki gün olan çarşamba günü Cumhuriyetçi Parti içinde şiddetli bir savaşın patlak vereceğiydi. Mücadele iki çizgi arasında yaşanacaktı: Birincisini MAGA’nın milliyetçi kadroları, ikincisini ise para sahipleri ve geleneksel güç merkezleri temsil ediyordu. Çatışmanın başlıkları “İsrail’le ilişkiler, İran savaşı, Amerika’ya göç ve derin devlete karşı savaş” olacaktı. Vance’in sonuçların açıklanmasından saatler sonra kastettiği belki de buydu.

İşte Amerika bu!

Çeviri: YDH

İlgili Haberler