İsrail’in İran ile Savaşı
Yakın zamanda Lübnan’da yaşanan çatışmalar bazılarına eski bir olaymış gibi, Arap-İsrail çatışmasının bir devamıymış gibi görünebilir...
Haretz Gazetesi Savunma editörü Ze’ev Schiff’in "Foreign Affairs" için yazdığı “İsrail’in İran’la savaşı” başlıklı yazısını arkadaşımız Yenal GÖKSUN çevirdi.
İsrail’in İran ile Savaşı
Yeni Bir Şeyin Başlangıcı
Yakın zamanda Lübnan’da yaşanan çatışmalar bazılarına eski bir olaymış gibi, Arap-İsrail çatışmasının bir devamıymış gibi görünebilir. Fakat bu çatışma bize daha rahatsız edici bir noktayı gösteriyor aslında: İsrail ile İran arasındaki yeni bir savaşı.
Hizbullah’ı, İran Devrim Muhafızlarının öncü komando birimleri olarak gören İsrail ordusu, yaşanan çatışmaları da böyle yorumladı. İranlılar fiziksel olarak ön cephelerde yer almasa da her şeye rağmen orada aktiflerdi. İsrail’in 1 Ağustos günü Lübnan’ın Suriye sınırı yakınındaki Ba’lebek şehrine gerçekleştirdiği saldırıda birkaç devrim muhafızı öldürülmüştü. İsrail istihbaratı, İran’ın, Hizbullah’a karadan denize fırlatılan füze desteğinde bulunduğunu iddia ediyor ki bu füzelerden biri Temmuz ortalarında neredeyse bir İsrail savaş gemisini vuruyordu. Yine içlerinde modern tanksavar ve İsrail topraklarına yağan binlerce roketin de bulunduğu Hizbullah silah stokunun çoğu İran’dan geliyor. Tıpkı Suriye’den geldiği gibi… Nitekim İranlı danışmanlar Hizbullah’a destek vermek ve Güney Lübnan’da konumlarını sağlamlaştırmak için yıllarını harcadılar.
İran, İsrail ile karşılaşmak için uzun süredir beklemekteydi ve Hizbullah’a yaptığı bu yardım, İsrail’in kendisine karşı uygulayacağı bir operasyona karşı stratejik bir planının bulunduğunu kanıtladı. İsrail açısından ise, savaşın o anda çıkmış olması bir şans. Hizbullah’ın hamileri daha önce nükleer silah elde etmiş ve bunları dağıtma imkânına erişmiş olsalardı durum biraz daha farklı olurdu. İran açısından ise çelişki buna nispeten biraz erken başladı. Tahran, tüm konvansiyonel kapasitesine rağmen 12 Temmuz’da Hizbullah lideri Nasrallah’a İsrail’e karşı geniş çaplı bir operasyona girişme izni vermedi.
İki İsrail askerinin kaçırılması ve diğer birkaçının öldürülmesiyle sonuçlanan Hizbullah saldırısının, İsrail’in kuzey sınırına düzenlenen provokasyonların küçük çapta bir devamı olması bekleniyordu. Nasrallah, İsrail’in bu türden şiddetli bir tepki vereceğini bekliyor gibi gözükmüyordu; zaten acil bir ateşkes çağrısı ve esir değişimi önerisi ile geri döndü.
Çatışmanın sonrasında sorulması gereken birçok soru var. Neden İsrail, Hizbullah’ın onun topraklarını tehdit edecek geniş bir roket stoku elde ettiğini öğrenir öğrenmez hemen saldırıya geçmedi? Böyle büyük bir stoku elde ettiğinde ise İsrail hükümetini bu sefer müdahale etmeye iten şey neydi? İsrail neden bir esir alma olayını Hizbullah ve Lübnan’a karşı geniş çaplı bir stratejik savaşa dönüştürdü? Ve son olarak, savaşın sona ermesi, İsrail’in İran’la arasındaki güç denemesinde ne anlama geliyor?
Provokasyon
İsrail’in Mayıs 2000’de ülkeden çekilmesinden sonra Hizbullah, Güney Lübnan’da roket stoku oluşturmaya başladı. İsrail Başbakanı Ehud Barak başından beri neler olduğunu biliyordu. Fakat şiddetli bir Filistin intifadası aynı yıl patlak vermişti ve bu İsrail’in dikkatini daha çok çekiyordu. Barak hiçbir zaman, İsrail’in geri çekilmesinden hemen sonra Lübnan’da başka bir geniş çaplı askeri operasyona girişmedi.
Ariel Şaron’un yapıp, başardığı gibi…
