Kuzey Irak İslami Hareketleri - 3 / "El-Hareketu’l İslamiyye"
"Kuzey Irak İslami Hareketleri" başlıklı yazı dizimizin üçüncü bölümünde bölgede derin kökleri bulunan "İhvan-ı Müslimin"den de etkilenmiş "El-Hareketu’l İslamiyye"nin arka planını, kurucu şahıslarının hayatını, hareketin İslami ve ulusalcı hareketlerle ilişkisini, ilke, amaç ve araçlarını, imkânlarını ve işgal güçlerine bakışını inceledik; hareketin geleceğine dönük öngörülerde bulunulduk.
Tarihi Arka plan:
Irak “Kürdistan”ında geleneksel İslam’ın halk düzeyinde yoğun olduğunu belirtmiştik. Molla Krekar’ın verdiği bilgiye dayanarak sayısal bir veriden bahsedersek Irak “Kürdistan”ında dindarlığın yüzde 60 ila yüzde 70 civarında seyrettiğini söyleyebiliriz. Ancak bu durum başta Molla Mustafa Barzanî önderliğindeki KDP’nin çizgisine yansımamış; bölgedeki hareketler genel olarak ulusalcı, kimi zaman sosyalist, kimi zaman da liberal demokrat bir çizgiyi benimsemişti.
Yine Kuzey Irak’taki Kürtlerin ilk örgütsel İslami oluşumunun 1940’ların sonuna (1950’li yıllara) dayandığını söylemiştik. Bu yazımızda İhvancı tabana dayalı bir diğer hareket olan “Irak ‘Kürdistan’ında İslami Hareket” adlı gruptan bahsedeceğimiz için bu ilişkiye dair birkaç noktaya dikkat çekmemiz gerekiyor. Şeyh Emced Ez-Zehavi ve -Molla Krekar’ın deyimiyle- “Musul Araplarından” Şeyh Mahmud Savvaf, Ezher’den mezun olduklarında Hasan El-Benna tarafından gönderilmiş; İhvan’ı temsilen Irak’ta çalışmalara başlamışlardı. Şeyh Osman b. Abdulaziz 1954 yılında onlarla diyalog kurmuş; İhvan’ın bölgedeki çalışmalarında aktif rol oynamıştı. Şeyh Osman’ın bu yıllarda Dr. Seyyid Kutup’un “İslam Etrafında Şüpheler” adlı eserini Kürtçe’ye çevirdiği de bilinmektedir. Ancak “Baas Partisi” yönetimi, “İhvan-ı Müslimin” yapılanmasının üzerine giderek 1971 yılında söz konusu yapılanmanın tamamen çözülmesini sağlamıştı.
Kuzey Irak İslamcılığının bir noktada geleneksel, bir noktada İhvancı, bir noktada da Kutup’çu söylemlerini yansıtan bu hareketin yapılanması, âlim bir ailenin önderliğine dayalı olduğu ve bu doğrultuda geliştiği için sırasıyla bu ailenin üç önemli simasından bahsetmek yerinde olacaktır:
Molla Osman b. Abdulaziz b. Muhammed
Anne ve baba tarafından “Biir Hızriyye” ailesine mensuptur. Bu ailenin İmam Hüseyin’in soyundan geldiği iddia edilmektedir. Anne tarafından da Rabiye b. Seyyid Fatih’in torunudur. “Nurlu” aşiretinin Halepçe’ye bağlı önemli köylerden “Berasu’l- Ulya”da 1922 yılında dünyaya gelmiştir.
Babası Şeyh Abdulaziz b. Muhammed, doğduğu köyün imamıydı. Şeyh Osman altı yaşından itibaren yedi yıl boyunca babasından eğitim aldı. Sonra amcaoğulları Salih b. Abdulkerim ve Ahmed b. Abdulkerim ile ağabeyi Ömer b. Abdulaziz’den ders aldı. 1940 yılında icazet alan Şeyh Osman 1943’e kadar köyünde imamlık yaptı. Sonra Halepçe’deki "İmam Şafii" camiine geçti ve oranın imamlığına başladı.
14 Temmuz 1958’de askerî bir darbeyle Irak yönetiminin başına geçen Abdulkerim Kasım Kürtlerin de içinde bulunduğu muhalif oluşumların üzerine gitmiş; muhalif sayılan diğer oluşumlarla birlikte Kürtlere yönelik yoğun bir sindirme politikası uygulamıştı. Abdulkerim Kasım, sosyalizme meyilli olduğu için bu dönemde Sosyalistler yönetimde etkin hale gelmiş; yönetim açık suretle dini karşısına alarak çalışmalara başlamıştır. Bu atmosfere karşı dini hassasiyetler güçlenmiş; 1960 yılında birçok zorluklarla “İslam Partisi” adında bir parti kurulmuştur.
Şeyh Osman, Şeyh Numan Samarrai liderliğindeki “Irak İslam Partisi”nin Kominizm’e karşı verdiği mücadeleyi destekledi. Kürdistan âlimleri, “Irak İslam Partisi”nin ilk kongresine Şeyh Osman liderliğinde bir heyet göndermiş; o da Kürdistan Âlimlerini temsilen kongrede konuşma yapmıştır. Ancak Irak yönetimi bu hareketin üzerine giderek 1961 yılında hareketin önde gelenlerini hapse atmış; partiyi etkisiz hale getirmiştir.
Medrese ilimleri noktasında kendisini geliştirmiş olan Şeyh Osman, Kürt kütüphanelerinde nadir bir eser olan 15 ciltlik Kuran tefsirini kaleme almıştır. Arapça “Usul-u Fıkıh Çerçevesinde Sorular ve Cevaplar” adlı eserin de yazarı olan Şeyh Osman, yine Arapça “Kuran İlimleri” adlı bir eserin yazarıdır. Yazımızın başında da belirttiğimiz üzere Kürtçe’ye tercümeler de yapmıştır.
Molla Ali b. Abdulaziz b. Muhammed
Şeyh Osman’ın kardeşi Ali b. Abdulaziz, 1929 Temmuz’unun başlarında “Berasul Ulya”da dünyaya gelmiştir. Ömer ve Osman isimli ağabeyinin yanı sıra babasının diğer talebelerinden de medrese dersleri almıştır. Dikkat çeken zekâsıyla Şeyh Ali, 10 yaşında ilim meclislerine katılmaya başlamıştır. Öte yandan akademik eğitimini de tamamlayan Şeyh Ali, köyün ilkokulunun müdürlüğünü yapmıştır.
Eğitimine büyük amcası Şeyh Salih b. Abdulkerim’in yanında devam eden Şeyh Ali, Bağdat’ta birçok konferansa katılmıştır. 1962 yılında kurduğu İslam “İslam Enstitüsü”nün başına geçen Şeyh Ali aynı zamanda Halepçe’deki büyük "Muhammed Paşa Camii"nin imamlığını da yapmaktaydı. 1970’lere doğru Irak merkezî yönetimi kendisini Vakıf Bakanlığı bünyesinde lise açmakla görevlendirdi. O “lise”nin başına geçerken ağabeyi Osman da “İslam Enstitüsü”nün yönetimine geçmişti.
Çalışmalar Irak yönetimi tarafından tehlikeli bulunan Şeyh Ali, 1975 yılında Bağdat dolaylarındaki Hasiybe kazasına sürgün edilmiştir. 1979’da Kürt âlimlerinin ve halkının Irak yönetimine yoğun baskısı dolayısıyla sürgün hayatı sona ermiştir.
Şeyh Ali, “İslami Hareket” kurulduktan sonra “İslami Hareket”i temsilen ağabeyi Şeyh Osman’ın yardımcısı olmuştur. Tahran, Pakistan, Suudi Arabistan, Lübnan, Suriye, Arap Emirlikleri, İngiltere ve ABD’de düzenlenen İslam konferanslarına katılmıştır. Ağabeyi Şeyh Osman'ın ölümü sonrası "İslami Hareket"in liderliğine geçen Şeyh Ali, Irak işgali öncesi “Irak muhalefeti”nin düzenlediği konferanslara da katılmış; bu konferanslarda Müslüman Kürt halkının sorunlarını dile getirmiştir.
Molla Sıddık b. Abdulaziz b. Muhammed
Şeyh Osman ve Şeyh Ali’nin kardeşi Sıddık, 1939 yılında “Berasul Ulya”da dünyaya gelmiştir. Medrese ilimlerini babasının yanında okuyan Sıddık, icazetini ağabeyi Şeyh Osman’dan almıştır. 1960 yılında “öğretmen hazırlama” kursunu bitiren Şeyh Sıddık devlet okullarında öğretmenlik yapmıştır.
1960’lı yıllarda bölgedeki İhvan hareketinin üyesi olan Şeyh Sıddık, 1971’de İhvan faaliyetlerinin sonlandırılması sonrası bu yapılanmayı tekrar diriltmek için uğraşmıştır. Şeyh Sıddık bu doğrultuda Molla Ahmed Şafii, Molla Feridun ve Molla Nazım gibi şahıslarla birlikte gizli bir yapılanma kurmuş; 1987’de bu gizli yapılanmayı deşifre eden "Baas Partisi", haklarında idam kararı çıkarmıştır.
Şeyh Sıddık, yaşanan "hicret" sonrası İran’dan döndüğünde 22.11.1994’de “İslami Hareket”ten ayrılarak “İslami Uyanış Hareketi”ni kurmuş; büyük ağabeyinin ölümünden sonra “İslami Hareket”in başına geçen Ali b. Abdulaziz’in birlik çağrısına uyarak tekrar “İslami Vahdet Hareketi”ne katılmıştır.
Dünya’nın çeşitli ülkelerine gönderdiği öğrencilerle de bilinen Şeyh Sıddık kendi hareketi bünyesinde “İslami Öğrenci Birliği”, “Müslüman Kürt Kadınları Birliği”, “Selam Hayır Kuruluşu” ve “Müslüman Kürt Aydınları Birliği”ni kurmuştur. Şeyh Sıddık, hâlihazırda “İslami Hareket” lideri Ali b. Abdulaziz’in yardımcılığını yapmaktadır.
“İslami Hareket”in Kuruluşu
"Afgan Cihadı"nın, Kuzey Irak’taki ilk etkilerini 1980’li yıllarda gösterdiğini belirtmiştik. Buna göre dağlık bölgelerde “İslami Kürdistan Ordusu” adında silahlı bir yapılanma kurulmuştu. Abbas eş-Şebeki’nin başında bulunduğu grup KYB tarafından baskı altına alınmıştı. Zira o sıralar İran’la arası pek iyi olmayan KYB, Irak yönetimiyle giriştiği pazarlıklar dolayısıyla birçok silahlı oluşum dâhil bu hareketin de üzerine gitme sözü vermişti. Dağılan bu silahlı oluşum bir rivayete göre 1984, diğer bir rivayete göre 1985 yılında yeni gençlerin katılımıyla tekrar yapılanmış ve “er-Rabıtat’ul İslamiyye el-Cihadiyye”yi oluşturmuştur.
Kendisine karşı direniş gösteren bu harekete karşı Irak yönetimi baskılarını artırmış; yoğun baskı sonrası Şeyh Osman b. Abdulaziz 1987’de “İran’a hicret” fetvası vermiştir. Şeyh Osman, İran’a geçince dağlara çıkan gençlerin oluşturduğu “Rabıtatu’l- İslamiyye el-Cihadiyye” de ona biat etmiş; böylelikle “Rabıta” hareketi, “İslami Hareket/ Kürdistan’da İslami Hareket”e dönüşmüştür.
Yaklaşık dört yıl İran’da kalan “İslami Hareket” 1991 yılında 2. Körfez Savaşı sonrası Irak “Kürdistan”ına geri dönmüş; -hareketin kendi ifadesiyle- “birinci intifada” başlatılmıştır. Bazı medya kuruluşları bu ayaklanmanın ABD eliyle gerçekleştiğini iddia etmişti. ABD’nin de destek verdiği bir ayaklanmadan söz edilebilmek mümkünse de bu veriler ışığında söz konusu iddianın tamamen doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Her halükarda “İslami Hareket”, -kendi ifadesiyle- “Halepçe’yi fethetmiş”; kendi topraklarına geri dönmüştür.
Ancak ABD, Saddam yönetimini tekrar güçlendirmiş; daha sonra “Enfal Operasyonu”nu gerçekleştiren Saddam’a göz yummuş; -görgü tanıklarının ifadesiyle- özellikle Şiilere ait bölgeler bombalanırken ABD güçleri bizzat operasyonlara iştirak etmiştir. Saddam’ın operasyona dini bir isim olarak “Enfal” adını vererek; böylelikle Kürtlerde İslam’a yönelik bir nefret oluşturmayı hedeflediği iddia edilmiştir. Yine iddialara göre yaklaşık 182 bin kişinin katledildiği, 4500 köyün yerle bir edildiği bu operasyon sırasında savunmasız halk, arabalara istiflenmiş; günlerce susuz bırakılmış; Irak çöllerine taşınmıştır. Kürtler ve Şiiler çölde buldozerlerle açılan büyük çukurlara canlı kalanlarıyla birlikte atılmış; o halde üzerleri kumla kapatılmıştır.
“Enfal Operasyonu” sonrasında 2 milyonu Kuzey Irak’tan olmak üzere Kürtler ve Şiiler göç etmek zorunda kalmıştır. Tahran yönetimi, Irak’taki sınırlarını Kürtlere açmış; ancak Ankara’nın Kürtlere sınırlarını bir süre sonra kapatması sebebiyle Saddam’la savaşan müttefik güçler Irak’ın kuzeybatı bölgesinde diğer ülkelerin de baskısıyla güvenli bir bölge oluşturmak zorunda kalmıştır.
Bölünmeler ve İslami Hareketlerle İlişkiler:
Bilindiği üzere Kuzey Irak Müslümanları arasında Mısır İhvanı’nın silahsız yapılanma düşüncesi “Halepçe Direnişi”ne kadar devam etmekte; dağlara çıkan silahlı gençler pek kabul görmemekteydi. Ancak “Halepçe Katliamı” sonrası İhvancı camia ikiye bölündü: Bir grup Şeyh Osman liderliğinde, silahlı yapılanma düşüncesinin gerekliliğine inanarak "İslami Hareket" çatısı altında toplandı ve dağlara çıkan gençler Şeyh Osman'a biat ettiler. Bir grup da silahlı yapılanmayı benimsemedi ve bu grup –geçen yazımızda değindiğimiz- “İttihad-ı İslam” hareketi olarak gündeme geldi.
Bölgedeki diğer bölünmelerin arka planına indiğimizde; İran’daki mülteci kamplarından geri dönen Müslüman Kürtler arasında ilk ayrışma 22.11.1994 yılında yaşanmış; Şeyh Sıddık b. Abdulaziz, “İslami Uyanış Hareketi”ni kurmuştur. Hareket ilk kongresini 24 Şubat 1996’da ikinci kongresini de 10 Ekim 1998’de yapmıştır. Henüz bu ayrışmanın nedenine ilişkin kesin bir veriye ulaşabilmiş değiliz. Ancak selefi kaynaklar, bu ayrışmayla ilintili olarak “İran İslam İnkılâbı”na olumlu yaklaşan Molla Ali Bapir’in fitne çıkarmasını gerekçe gösteriyorlar. Yine aynı selefiler Molla Ali Bapir'i “İmam Humeyni’yi anma toplantıları düzenlemek”, “İmam Humeyni’yi anarken rahmet okumak” gibi konularda suçluyor; onun ayrılık çıkardığını iddia ediyorlardı.
Şeyh Osman’ın ölümü sonrası “İslami Hareket”in başına geçen yardımcısı ve kardeşi Şeyh Ali b. Abdulaziz birleşme çağrısı yapmış; laik ve sosyalist hareketlere karşı denge oluşturabilme düşüncesiyle 21 Ağustos 1999’da iki hareket tekrar birleştirilmiştir. “İslami Vahdet Hareketi” adıyla öne çıkan oluşum, "Irak Kürdistan’ında" geniş çaplı “davet çalışmaları” başlatmıştır. Büyük bir camii inşa eden hareket, kurduğu iki radyo istasyonuyla da çalışmalarını medya alanında güçlendirmiştir.
1999 yılında, iki hareketin birleşmesiyle oluşan “İslami Vahdet Hareketi”, 2000 yılında seçim kongresine gitmişti. Kongre sonucunda Molla Ali Bapir’in başkan seçilmesine Şeyh Ali b. Abdulaziz razı olmadı. "el-Cezire Televizyonu" gibi çeşitli kaynaklar, yaşanan bu ayrışmanın arka planında “Abdulaziz” ailesinin "şûra aracılığıyla seçilen yönetim"e rağmen ailevi ağırlığını korumaya çalışmasını zikretmektedir. Türkiye’deki konuyla ilgilenen önemli Kürt simalarından Molla Süleyman Kurşun da bu veriyi desteklemekte; şûra seçimiyle başa gelen Molla Ali Bapir’den Abdulaziz ailesinin razı olmadığını doğrulamaktadır.
Bu ayrışma sonrası hareket üyelerinin çoğu, Molla Ali Bapir önderliğinde ayrılmış ve “Cemaat’ul İslamiyye” hareketini kurmuştur. Buna karşın Şeyh Ali b. Abdulaziz de eski adlarını korumuş; yapılanmasına “İslami Hareket” adını vermiştir. Bu ayrışmayla birlikte “İslami Hareket”in 9 lideri, Molla Ali Bapir liderliğindeki “İslami Cemaat” hareketine geçmiştir. Her halükarda bu ayrışmada “İslami Vahdet” hareketinin yüzde 80’i gruptan ayrıldığı için “İslami Hareket” zayıflamıştır.
Ayrılanlardan bir grup da Şeyh Muhammed Berzenci liderliğinde bağımsızlaşmış; “İslami Hareket”in "Beyare" bölgesindeki eski yapılanması olan “Soran Gücü”nü oluşturan topluluk da Tevhid ve Hamas hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Gerçi "Hamas" ve "Tevhid" hareketleri daha önceleri -gelecek başlıkta işleyeceğimiz üzere- ana yapıdan ayrılmıştı. Ancak "Hamas" ve "Tevhid" hareketleri bu ayrışmayla birlikte mutlak olarak bağımsızlaşmıştır.
Öte yandan birtakım görüşmeler sonrası Şeyh Muhammed Berzenci liderliğindeki bağımsız grup “İslami Hareket Oluşumu”na katılmış; yapılan anlaşmaya göre hareketin imamı Şeyh Muhammed Berzenci, emiri ise Şeyh Ali Bapir olmuştur. “Tevhid Hareketi” ve “Hamas Oluşumu” grupları da önceleri “Soran Gücü”nün emiri olan Ebu Ubeydullah Eş-Şafii (Verba Holeri) liderliğinde birleşerek 400 kadar silahlı peşmergeyle “Cund’ul İslam” gücünü oluşturmuştur. Ayrıca “Nahda Hareketi” ve “İslami Hareket”in birleşiminden oluşturulmuş “İslami Vahdet” hareketinden Şura kararıyla ihraç edilen Fatih Krekar (Necmeddin Ferec Ahmed) ve adamları, “Cund’ul İslam” ile birleşmiş; “Ensar’ul İslam” adıyla oluşan hareketin başına da Fatih Krekar geçmiştir.
Ulusalcılarla İlişkiler:
İran-Irak savaşı sırasında "İran Silahlı Kuvvetleri"yle birlikte Irak yönetimine karşı operasyon düzenleyen Talabani, bölgedeki Müslümanlarla işbirliği yapmıştı. Talabani, bu yıllarda İran’a göç edenlerin -İran’ın da desteğiyle- kurduğu hareketin üzerine gitmek yerine onların yapılanmasına göz yummayı o anki şartlarda uygun görmüştü.
Ancak Talabani’nin nüfuzu altında bulunan bölgede yapılanmış olan Şeyh Abdulaziz, Halepçe, Şehrezur, Beyare, Tavile gibi bölgelerde güçlüydü. İran’a giriş çıkış yapılan bu bölgeler Merivan ile Nevsud arasındaki tampon bölgeye bakıyordu. Bu noktada Talabani nispeten stratejik bir bölgenin elinden çıkmasını istemiyordu.
Ayrıca Talabani, siyasi alanda dini eğilimli hareketlerin yapılanmasına düşünsel anlamda karşıydı. Dolayısıyla İslami eğilimin “Irak Kürdistan’ında” ve özellikle kendi bölgesinde güçlenmesi kendisini rahatsız ediyordu. Biri taktiksel diğeri ise düşünsel nedenlerden dolayı KYB yönetimi bu hareketlerden hoşnut değildi. KDP ise bu yapılanmaya, düşünsel olarak karşı çıksa da KYB’nin bölgesinde yapılanan “İslami Hareket”i kullanabileceği veya KYB’ye karşı destekleyebileceği bir hareket olarak görüyordu.
Nitekim Aralık 1993’te Ahmed Hacı Mahmud’un liderliğini yaptığı “Sosyalist Parti”nin kollarından biri, Ankara’ya yakınlığıyla bilinen KDP güçleri ile Süleymaniye’de çatışmaya girdi. Bu olayın peşi sıra İran’a yakınlığıyla bilinen KYB’nin nüfuzu altındaki bölgede de KYB ile “İslamî Hareket” arasında çatışma çıktı. İlk olayda KDP, KYB’yi kendi bölgesinde karışıklık çıkarmakla ve kendisine karşı savaşan hareketleri desteklemekle suçluyordu. KDP öne sürdüğü sebepler ve aralarındaki düşmanlık nedeniyle, "İslamî Hareket"i destekleyerek KYB ile çatışmaya girdi.
“İslamî Hareket”, Raniye ve Çevarkurna’yı ele geçirdi ve KYB’nin bazı yerel yöneticilerini öldürdü. Bunun üzerine KYB güçleri, “İslamî Hareket”in karargâhını bastı; Şeyh Osman b. Abdulaziz dâhil iki yüz kişiyi esir aldı. Bu noktada İran arabuluculuk yaptı; 16 Aralık 1993’de Celal Talabani’nin emriyle Şeyh Osman ve beraberindekiler serbest bırakıldı.
1995’de Talabani ile Barzani arasında çatışmalara yoğunlaşmışken “İslami Hareket” Barzani’den yana çatışmaya girdi. Tahran tekrar devreye girdi ve “Tahran ittifakı” adında imzalanan anlaşmayla birlikte “İslami Hareket”e KYB yönetiminde “vakıflar” ve “adalet” bakanlığı olmak üzere iki bakanlık verildi. Kendisine “Tevhid” adı verilen “Soran gücü” adı altında çalışan hareket, bu “ittifak”ın ve “birliğe girmenin” "küfür" olduğunu ilan etti ve savaşa devam etti.
2001 yılı yaz aylarında “İslamî Hareket”in elindeki yerlerin yarısını yakını “Cund’ul İslam” tarafından ele geçirildi. Şeyh Ali b. Abdülaziz, önceleri kendi bünyesinde çalışan bu hareketi sindirmek için Celal Talabanî’den yardım istedi. Celal Talabanî, Şeyh Ali b. Abdulaziz’e silah, mühimmat ve para vererek talebine olumlu karşılık verdi. “İslami Cemaat” lideri Ali Bapîr, de KYB’nin internet sitesinde 17 Eylül 2001’de yayımladığı açıklamasında önceki anlaşmaya binaen KYB – “Cundu’l İslam” arasındaki çatışmada tarafsız kalacağını bildirdi.
Kesin olmayan bazı haberlere göre “İslamî Hareket” lideri Ali b. Abdülaziz, KYB ile “Cundu’l İslam” arasındaki her türlü çatışmada tarafsız kalmayı taahhüt etmiş ve bölgeyi çatışma sonrasına kadar terk ederek KYB ile “Cundu’l İslam” grubu arasındaki ihtilaf çözülünceye kadar Halepçe’ye dönmemişti. KYB, sonunda 25 Eylül 2001’de “Cundu’l İslam”la savaşa başlamış; çatışmanın ilk günlerinde iki taraftan yüz kişi ölmüş ve birçok kişi de yaralanmıştı.
İlkeler:
Faaliyet alanını “Irak Kürdistan’ı” olarak belirleyen oluşum, meşruiyetini Kur’an ve Sünnet’ten aldığını düşünmekte; bir hayat nizamı öngördüğünü düşündüğü İslam’ın uygulanması için çalışmalar yapmaktadır. Bu noktada “İslami Hareket”in merkezi olan Halepçe dâhil tüm bürolarında asılı olan Şeyh Osman’ın şu sözleri dikkat çekicidir:
“Hareketimiz, kapsamlı bir İslami harekettir. Bölgesel yahut ırkçı bir hareket değildir. Bu hareket Peygamberler ve Resuller çizgisindedir. Belirli bir cemaatle sınırlı değildir. Bilakis kim Allah’a Rabb ve Hâkim; Resule imam ve önder; Kur’an’a kitap, metot, hayat ve toplumsal düzenin düsturu; Sünnete ve İslam şeriatına fesadı ortadan kaldırmak ve adalete ulaşmak için dosdoğru yol; cihada izzet ve rüşd yolu olarak inanmışsa kapımız ona açıktır.”
Hareketin armasına baktığımızda ise Arapça ve İngilizce olarak yapılanmanın tarihinin yazılı olduğunu görürüz. Öte yandan armada Kalem, Silah, Parlayan Kur’an ve “La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah” ifadesinin Arapça orijinalinde geçen 24 harfi sembolize ettiği öne sürülen 24 tohumlu buğday başağı yer almaktadır. “Allah uğruna hakkıyla cihad ediniz” ayeti hareketin şiarı; üzerinde “sülüs hattı”yla siyah renkle “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” yazılı olan beyaz bez de hareketin bayrağıdır.
Amaçlar:
“İslami Hareket” hedef ve amaçlarını “Siyasi Hedefler”, “Ekonomik Hedefler”, “Toplumsal hedefler”, “Kültürel Hedefler”, “Hizmet Faaliyetleri”, “Spor Faaliyetleri” gibi kategoriler çerçevesinde beyan etmektedir. Hareketin siyasi hedefleri özetle şöyledir:
1- Fitnenin ortadan kaldırılması ve dinin hâkim kılınması için İslam devleti kurmak.
2- Kürt halkının meşru haklarını elde etme ve elde edilen hakları koruma.
3- Hâlihazırda Irak ve Kürdistan için federatif bir yapı talebinde bulunma.
4- İnsan haklarını savunma; diğer milletlerin ve halkların haklarına saygı gösterme.
5- Halkın düşünsel ve siyasi seviyesini yükseltme.
6- Her türlü milliyetçi ve ırkçı eğilime karşı tavır alma.
7- Kürt halkının İslami ve evrensel davasından diğer halkları, devlet ve uluslar arası kuruluşları haberdar etme.
8- Vatandaşların güvenliğini sağlama ve bu sayede dışarıya göçün önüne geçme.
9- İslami dayanışma için çaba gösterme ve İslamcıların enerjilerini bir noktada yoğunlaştırma.
10- “İslami Hareket”in fikri ve siyasi esasları doğrultusunda “İslam Devleti” düşüncesinin mahiyetini açıklama.
11- Komşu ülkelerle ilişkiler kurma.
Araçlar:
“İslami Hareket”, hedeflerini gerçekleştirme noktasında 8 metoda başvurduğunu söylemektedir:
1- Hutbeler, paneller, kitaplar, medya kuruluşları aracılığıyla -merhaleleri gözetilmek suretiyle- insanlara daveti ulaştırmak ve onları bilinçlendirmek.
2- Dini eğitim kuruluşları ve kurslar açmak; çeşitli kültür merkezleri aracılığıyla insanları ahlaki olarak yönlendirip terbiye etmek.
3- İnsanları bir araya getirme ve yönlendirme noktasında partileşme yoluna gitmek.
4- Hareket içerisinde “Emr-i Bi’l Maruf ve Nehy-i Ani’l Münker” metodunu uygulamak; dış ilişkilerde ise ilke ve şartlar ışığında bir taktik belirlemek.
5- Cihad ve direniş noktasında her açıdan eğitimli üyeler hazırlamak.
6- Yurt içi ve dışındaki kuruluşlarla ilişkileri güçlendirmek.
7- Hareketin ilkelerini gerçekleştirmek ve hareketi koruma noktasında cihadı bir metot olarak benimsemek.
8- Meşru ölçüler dâhilinde siyasî otoriteyi ele alma ve İslam devleti kurma.
“İslami Hareket” silahlı yapılanmayı Saddam’ın baskıları sonrası benimsemiş; öte yandan Saddam yönetiminin yıkılması sonrası peşmerge güçlerini yerel güvenlik güçlerine dönüştürmüştü. Dolayısıyla hareket şu süreçte faaliyetlerini yalnızca siyasi yapılanma noktasında sürdürmektedir.
Şeyh Ali b. Abdulaziz, bu yeni metotlarını bir cuma hutbesinde dile getirdiği şu sözleriyle açıklamıştı: “Biz halkımızı ve toprağımızı korumak için eski diktatör rejime karşı silah çekmiştik. Ancak bugün o diktatör rejim ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla bugün mücadelemizi sürdürmek için metot değiştirmeli; silahlı direniş dışında bir metotla yolumuzu sürdürmeliyiz.”
İmkânlar:
“İslami Hareket” 1962 yılında “İslam Enstitüsü”nü kurmuştu. 1965 yılında da Vakıflar Bakanlığı’na bağlı olarak, akademik derslerin de verildiği lise faaliyete başlamıştı. Ancak birçok baskı ve "İran’a hicret" dolayısıyla Kuzey Irak’ın birçok bölgesinde olduğu gibi bu kurumlar da faaliyetlerini durdurmuşlardı.
Daha sonraları tekrar bir enstitü kurmayı düşünen harekete bölgedeki âlimler kurulacak enstitüye isim olarak “Abdulaziz” adını önermişti. Hâlihazırda Şeyh Ali b. Abdulaziz’in yönettiği “enstitü”nün idaresinde dört molla bulunmaktadır.
Hareket “İkra’/Oku” adlı bir dergi çıkarmakta; bölgedeki camilerde görev alan mezun öğrencileriyle faaliyetlerine devam etmektedir. Özel kurslar açarak dini eğitim verme noktasında çeşitli periyotlarla faaliyetlerde de bulunmaktadır. Hareket, “Kürdistan Müslüman Öğrenciler Birliği”ni kurmuş; bu birlik çerçevesinde Halepçe, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Raniye ve Klar’da çalışmalarını sürdürmektedir.
İşgal Güçlerine Bakışları
ABD, Saddam’ın el-Kaide ile bağlantısı olarak “Ensar’ul İslam”ı gösteriyor; bunu ispat etmek için çeşitli yollar deniyordu. Irak işgali sürecinde silahlı bir direniş göstermeyeceklerini belirtmelerine rağmen “İslami Hareket” lideri Şeyh Ali b. Abdulaziz
Aynı Yazardan
