Son Dakika
İnşa

Yalnızca Kınamak Yeterli mi?

18 Mayıs 2006 Bu sayfayı yazdır

Lübnan’ın saygın âlimlerinden Allame Muhammed Hüseyin Fadlullah, bu yazısında terör konusunda alınacak tutuma değiniyor. Allame Fadlullah’ın sitemizde yayınlanan bu yazısını Beyyinat dergisinden arkadaşımız Furkan TORLAK çevirdi.

Yalnızca Kınamak Yeterli mi?
Yalnızca Kınamak Yeterli mi? YDH
Yazı boyutu
100%
2 dk okuma

“Terör saldırısı” olarak nitelendirilen bir eylem gerçekleştirildiğinde “kınama” kuyruklarının oluştuğunu görürüz. Bu kınamalar sadece siyasî, toplumsal, ekonomik kuruluşlarla sınırlı kalmaz; çeşitli dini kuruluşlara değin uzanır.

 

Böylesi bir kınamanın arkasında çeşitli nedenler yatmaktadır. “Şiddet” özellikle “İslami” bir başlık taşıyorsa birileri içlerinde besledikleri kini ilan etmek için harekete geçerler. Bu şahıslar, dine yönelik mesafeli duruşları dolayısıyla böylesi bir başlık altında gerçekleştirilen eylemi, ne nitelikte olursa olsun hemen kınamaya başlarlar.

 

Birileri de siyasî hedef ve projeleri doğrultusunda harekete geçer; bu eylemden genel ve özel çıkarları doğrultusunda faydalanmaya çalışır. Kimi Müslümanlar da İslam’a, Kuran’a, Müslümanlara ve tarihlerine saldırı malzemesine dönüştürülen eylemi sahipleniverirler.

 

Bu noktada İslam’ı koruma ve savunma noktasında “kınama” yönetiminin yeterli olamayacağını söylememiz gerekiyor. Özellikle bu eylemler bu dinin mensupları tarafından bu din adına bu dinin şiarları kullanılarak gerçekleştiriliyorsa! Öyle ki eylemi gerçekleştirenler İslam’ın adını kullanmayla kalmıyor; kendilerinin İslam’ın tek temsilcisi ve savunucusu olduklarını iddia ediyorlar.

 

Dolayısıyla ne kadar önemli olsa dahi kınama yolunu yeterli değildir. İslam’ın hakiki suretini ciddi bir çaba göstererek ortaya koymamız; bu tür eylemleri düzenleyenlerin arka planını gün yüzüne çıkarmamız gerekmektedir. Zira kamuoyunun bu kimselerin kimliğini bilmeleri için bu çok önemlidir. Dikkatle incelendiğinde görülecektir ki bu kimselerin dinî bağlılıkları derin bir kavrayıştan çok uzak yüzeysel algılayıştan ibarettir. Öte yandan bu kimselerin dine karşı uluslar arası nefret yaratmak suretiyle dini haklamaya çalışan gizli ellerle de ilişkisi vardır. Böylelikle fitne çukurları açılmakta; İslam’ın önde gelen maslahatları yıkıma uğramaktadır.

 

Dilerdik ki İslamî önderlikler bu fenomene karşı meydan okur bir duruş belirlesin. Bir tahkik kurulu oluşturulsun; etkin önderlikler ve dini merceiyetler bu fenomeni soğukkanlılıkla incelesin; bu fenomenin nasıl doğduğunu ve buna karşı bilinç, kültür ve terbiyeyle nasıl mücadele verilebileceği incelensin. Her halükarda böylesi bir projenin hayata geçirilebilmesi için farklı mezheplerden çeşitli düzeylerde genel katılım sağlanmalıdır.

 

Bu proje çerçevesinde samimi olan kimseler, bu tür eylemlerin hedeflerini yakalama noktasında bir yarar elde edemeyeceklerine ikna edilmelidir. Bu projenin tamamlanması için böylesi bir diyalog kesinlikle gereklidir. Bu kimselere, dine ve dindarlara verdikleri zarar gösterilmelidir. Öte yandan saflarına karışan gizli ellere ve hizmet ettikleri öteki projelere dikkat çekilmelidir. Bu kimseler hâlâ aynı duruşlarını sürdürürlerse ortak bir duruş ilan edilmeli ve samimi olan tüm İslamî önderlikler bu duruşu izlemelidir. Böylelikle bu kimselerden ve eylemlerinden açıkça beraat ilan edilecek; duruşlar netleştirilecektir.

 

Şu anki realiteye baktığımızda barış - savaş kargaşasında İslam’ın görüntüsü, İslamî değerler ve kavramlar karıştırılmaktadır. Bu noktada dar maslahatlar ve birtakım getiriler adına bu tür eylemleri desteklemek, sözünü ettiğimiz realite göz önünde bulundurulduğunda kesinlikle kabul edilemezdir. En doğrusu Allah’ın dinine tabi olmaktır. Hidayetin önündeki engelleri kaldırmak, izlenmesi gereken en güzel eylemdir. Resulullah’ın (s.a.a.) Ali’ye (a.s.) dediği gibi: “Ey Ali! Allah’ın senin elinle birini hidayet etmesi, senin için üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha hayırlıdır.”

Aynı Yazardan