MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
19/12/2006 - 14:17 tarihinde eklendi
Arap siyasi dehası Ortadoğu’yu İran’a dar ederken
Alptekin DURSUNOĞLU
İran’ın 2000 yıllık devlet geleneğine ve Fars diplomasisinin inceliklerine atıfta bulunarak Tahran’ın Ortadoğu’da ciddi bir belirleyicilik kazandığını savunanların, Muaviye bin Ebu Süfyan ve Amr İbn As gibi siyasi dehalar yetiştiren Arap siyasi aklını hesaba katmadığı anlaşılıyor.

Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün’ün; Irak, Lübnan ve Filistin konularında son iki yıl boyunca sergilediği siyasi atakların, Ortadoğu’da güçlendiği ileri sürülen İran nüfuzunu aslında çok derin bir açmaza soktuğu söylenebilir.

 

İran’ın 2000 yıllık devlet geleneğine ve Fars diplomasisinin inceliklerine atıfta bulunarak Tahran’ın Ortadoğu’da ciddi bir belirleyicilik kazandığını savunanların, Muaviye bin Ebu Süfyan ve Amr İbn As gibi siyasi dehalar yetiştiren Arap siyasi aklını hesaba katmadığı anlaşılıyor.

 

İran’ın Ortadoğu’daki belirleyiciliği ile ilgili olarak öne sürülen teze konu olan bölgeler, Irak, Lübnan ve Filistin... Bu teze göre İran, Filistin’de Hamas ve İslami Cihat’la, Lübnan’da Hizbullah’la ve Irak’ta da Birleşik Irak İttifakıyla Ortadoğu satrancında ABD’yi ve bölgedeki müttefiklerini açmaza almış bulunuyor.

 

İran’ın stratejik müttefikleri ve güçlü yanları

 

İsrail’in varlığı konusunda tıpkı İran gibi düşünen Hamas’ın Tahran’la ilişkileri birçok bakımdan stratejik bir ilişki olarak tanımlanabilir. Camp David ve Madrid süreçleriyle Arap ülkelerinin, Oslo süreciyle de Arafat liderliğindeki FK֒nün İsrail’i tanıması ve müzakerelere oturması, Filistinli direniş gruplarını olduğu kadar İsrail’i tanımayan İran’ı da siyasi ve diplomatik alanda oldukça yalnızlaştırmıştı.

 

İsrail’i tanımayan Hamas’ın parlamento seçimlerinden zaferle çıkıp iktidar olması, sadece Filistinli direniş gruplarının değil, İran’ın da İsrail konusundaki tezini tekrar güçlendirdi. Çünkü Hamas iktidarıyla İsrail’in varlığı konusundaki stratejik tutum, sadece İran’a ve marjinal bazı silahlı gruplara özgü bir tutum olmaktan çıkıp, Hamas iktidarı şahsında tüm Arap dünyasına yayılacak şekilde bizzat Filistin’in resmi siyasi tutumu haline gelme tehlikesini doğurmuş oldu.

 

Filistinli direniş gruplarının roket saldırıları stratejik derinliği bulunmayan İsrail açısından yıpratıcı bir tehdit oluştururken Hamas’ın siyasi başarısı da direnişi ve İsrail’in varlığı konusundaki stratejik tutumu güçlendirecek bir etki yaptı.

 

İran’ın Lübnan’daki stratejik müttefiki olan Hizbullah açısından da benzer bir başarı söz konusu oldu. Hizbullah da füzeleriyle 33 günlük savaş sırasında İsrail’in stratejik derinliğe sahip olmamasından kaynaklanan zaafından başarılı bir şekilde yararlandı ve İsrail’in varlığı konusundaki İran ve Hamas’a özgü stratejik tutumu güçlendirdi.

 

Öte yandan belediyelerde ve parlamentoda sürdürdüğü 15 yılı aşan siyasi tecrübesini, savaş sonrasında hükümette de belirleyiciliğe dönüştürmeye çalışan Hizbullah, İran’ın ABD ve bölgedeki müttefikleri tarafından kaygıyla izlenen stratejik nüfuzunu güçlendiriyor.

 

İran’ın nüfuzu ile ilgili olarak gündeme gelen diğer bir alan olan Irak’ta da Birleşik Irak İttifakı, toplumsal tabanı ve siyasetteki ağırlığıyla İran’ın elini ABD’ye karşı güçlendiriyor. Öte yandan Birleşik Irak İttifakı’nın siyasette belirleyici olduğu, güvenlikli ve istikrarlı bir Irak’ın kurulması durumunda İran’ın; Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden İsrail’e komşu haline gelecek olması ABD ve müttefikleri açısından kaygı verici olarak değerlendiriliyor.

 

Peki her şey bu kadar İran’ın lehine mi?

 

Yukarıda söz konusu edilen gelişmelerden hareketle Ortadoğu’da her şeyin İran tarafından şekillendirilmekte olduğu ve İran’ın Ortadoğu satrancında ABD ve müttefiklerini açmaza aldığı söylenebilir mi?

 

Irak’ta siyasal sürecin başladığı 30 Ocak 2005’ten bu yana Arap ülkelerinin bölgeyle ilgili izlediği politikalar göz önünde bulundurulduğunda şu an ABD ve müttefiklerinin değil, İran’ın açmazda olduğu söylenebilir.

 

İran’ın Irak’taki açmazı

 

ABD’nin Irak konusunda İran’la müzakere başlatmasının gerektiğine ilişkin ilk somut adımlar bundan yaklaşık bir yıl önce gündeme gelmişti. Birleşik Irak İttifakı Lideri Abdülaziz el-Hekim’in çağrısıyla başlayan ve ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad ile İranlı yetkililerin olumlu demeçleriyle gündeme gelen İran-ABD müzakeresi, İsrail lobisinin ve ABD’deki şahinlerin baskısı ve İran’ın da aldırmaz tutumu yüzünden gündemden düştü.

 

ABD eski Dışişleri Bakanlarından James Baker ile Demokrat Parti Senatörü Lee Hamilton başkanlığındaki Irak Çalışma Grubu’nun Aralık başında yayınlanan raporu, bu meseleyi ABD’nin Irak batağından kurtuluş reçetesi olarak yeniden gündeme getirdi.

 

ABD’nin Irak’la ilgili 3 buçuk yıllık politikasının başarısız olduğunu ortaya koyan rapor, daha çok ABD’nin Irak’taki askeri başarısızlıklarına dikkat çeken yönüyle gündeme getirildiyse de rapora ve şimdiye kadar yaşananlara bütüncül bir gözle bakıldığında yaşanan siyasi başarısızlığın başta güvenlik sorunları olmak üzere Irak’taki tüm sorunların ana kaynağını teşkil ettiği söylenebilir.

 

Irak’ta 30 Ocak 2005’ten beri yaşanan siyasi süreçler, İslamcı Şiilerin ağırlıkta olduğu Birleşik Irak İttifakı’nı parçalamayı başaramayan ABD’nin aleyhine gelişti.

 

ABD, engellemeyi başaramadığı 30 Ocak seçimlerinde manevi nüfuzuyla Birleşik Irak İttifakı’nı bir arada tutan Ayetullah Sistani’nin nüfuzunu kıramamış; seçimlerin, geçici hükümetin başbakanlığına atadığı İyad Allavi’nin lehine sonuçlanmasını sağlayamamış ve Sünni Arapları siyasi sürece dahil ederek diğer siyasi aktörlere karşı denge faktörünü oluşturamamıştı.

 

Sünnilerin boykot ettiği 30 Ocak seçimlerinin Kürt gruplarla İslamcı Şiilerin ağırlıkta olduğu Birleşik Irak İttifakı’nı güçlü bir şekilde meclise taşıması, ABD’nin İyad Allavi liderliğindeki asli oyuncularını da etkisizleştirmişti.

 

30 Ocak seçimleri sonrasında Irak’ta Kürtler ve İslamcı Şiiler lehine yeni bir denge kurulması, ABD’nin geleneksel müttefikleri olan Türkiye’yi ve bölgedeki Arap ülkelerini rahatsız etti.

 

Irak’ı İran nüfuzuna oldukça açık hale getiren bu gelişme karşısında ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad, 15 Aralık 2005 seçimlerine kadar bölge ülkelerinin desteğiyle zaten boykot tavrından pişmanlık duyan Sünni Arapları siyasal sürece katmakta zorlanmadı.

 

Irak’ta kalıcı hükümeti kuracak olan 15 Aralık seçimlerinde 17 gruptan oluşan Abdülaziz el-Hekim liderliğindeki Birleşik Irak İttifakı parçalanabilirse, azınlıkta bulunan Sünni Arapların da seçime katılımıyla etnik veya mezhebi olgulara dayalı olmayan yeni siyasi ağırlık merkezleri oluşabilirdi.

 

15 Aralık’ta azınlıktaki Sünni Araplar ülkedeki nüfuslarına paralel bir şekilde meclise toplamda 50’yi aşkın parlamenter göndermeyi başarsa da 128 sandalye kazanan Birleşik Irak İttifakı’nın parçalanamaması, 30 Ocak’takine benzer bir siyasal tablonun ortaya çıkmasına sebep oldu.

 

Kürt partilerin, Sünnilerin ve Allavi’nin Birleşik Irak İttifakı’nı devre dışı bırakabilecek bir parlamento çoğunluğuna sahip olamamaları, Zalmay Halilzad’a tasarladığı siyasi düzeni oluşturma imkanı vermedi. Bununla birlikte bu üçünün toplamından daha fazla parlamentere sahip olan Birleşik Irak İttifakının da ulusal uzlaşma hükümetine razı olmaktan başka bir seçeneği kalmadı.

 

Bir başka deyişle 15 Aralık seçimleri sonrasında oluşan siyasi yapı; ne ABD’yi, ne Irak’taki siyasi kesimleri ne de bölge ülkelerini memnun edebildi.

 

ABD ve bölgedeki Arap ülkeleri, üzerlerinde İran nüfuzundan bahsedilen Birleşik Irak İttifakı’nın Irak’taki hakim gücünden rahatsızdı.

 

Irak Uzlaşma Cephesi Lideri Adnan Duleymi’nin seçimlerden sonra açıkça dile getirdiği üzere Sünni Araplar, Kürtler ve Allavi listesi, Birleşik Irak İttifakı’nı devre dışı bırakabilecek bir çoğunluğa ve iktidara ulaşamamıştı.

 

İslamcı Şiilerin ağırlıkta olduğu Birleşik Irak İttifakı ise çoğunluğuna rağmen ülkedeki etnik ve mezhebi ortamla güvenlik sorunları ve ayrıca bölgesel ve bölge dışı siyasi denklemler sebebiyle kendi hükümet ortağını seçebilecek durumda değildi.

 

15 Aralık sonunda kurulan uzlaşma hükümeti kuşkusuz bir çözüm değil, kriz yönetimi hükümeti misyonuna sahipti; ama Sünni Arapların siyasal sürece katılması, beklentilerin aksine ülkedeki şiddeti durdurmadı, tersine tırmandırdı.

 

Arap siyaseti İran stratejisini çıkmaza sokuyor  

 

ABD nezdinde diğer iç politika aktörlerine karşı önemli bir denge faktörü olduklarının farkında olan Sünni Araplar, şiddeti siyasal taleplerini elde etme konusunda önemli bir araç olarak kullanırken, içerideki siyasi rakipleri hakkında da İran nüfuzuna dayalı bir propaganda dili geliştirerek hem bölge ülkelerinin hem de ABD’nin desteğini aradılar.

 

Baker-Hamilton raporunun İran ve Suriye ile müzakere öneren tavsiyeleri basına sızdığı andan beri, Irak’ta şu üç konuda artış gözlemlendi

 

1-Mezhep savaşı görüntüsü verilmek istenen şiddet,

 

2-Arap ülkelerinin raporun İran ve Suriye ile müzakere edilmesi tavsiyesine yönelik itirazı,

 

3-Sünni Arapların içerideki şiddet konusunda İran’ı suçlayan açıklamaları.

 

Suudi hükümetinin güvenlik danışmanı Navaf Obeyd, Washington Post'taki yazısında, Suudi yönetiminin ABD'nin çekilmesinden sonra Irak politikasını gözden geçirmeye hazırlandığını belirterek, ülkesinin İran nüfuzuna karşı Irak'taki Sünnilerin hamisi olduğu mesajını verdi.[1]

 

Suudi Arabistan Kralı Abdullah, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’e ABD’nin İran ve Suriye ile müzakere başlatması ve askerlerini Irak’tan çekmesi durumunda Irak’taki Sünnileri destekleyerek mezhep savaşını körükleyeceğini söyledi.[2]

 

Aralarında aydın, akademisyen, din âlimi ve bürokratların yer aldığı 38 Suudi görevlisi, “Irak’ın hem halk hem de ülke olarak Haçlılarla Safevî Rafızîlerin komplosuna maruz kaldığını” belirterek dünyadaki tüm Sünnileri Şiilere karşı mücadeleye çağıran bir bildiri yayınladı.[3]

 

Sponsorluğunu bazı Körfez ülkelerine mensup sermayedarların yaptığı “Saldırganlığa Karşı Küresel Direniş Girişimi” adlı platform, Iraklı Sünni grupların liderleriyle bazı Arap ülkelerinden âlimleri İstanbul’da toplayarak 38 Suudi görevlisinin mesajını Arap dünyası dışına taşıdı.

 

Şii dini otoritelerin Iraklılara yönelik saldırıyı açıkça haram kılmalarına, düzenlenen saldırılar karşısında intikam duygusuna kapılarak karşı saldırı yapanları mahkûm edip kendilerinden uzaklaştırmalarına; Saddam kalıntılarıyla tekfircilerin ise Şiileri hedef aldıklarını açıkça ilan etmelerine ve eylemlerini gururla savunmalarına rağmen, bölgedeki güçlü Arap medyası, Irak’ta yaşanan tek taraflı şiddeti iki taraflı bir “mezhep savaşı” olarak yansıtmakta oldukça başarılı oldu.

 

Şiilere yöneltilen örgütlü bombalı şiddete karşı, Şii bireylerin kan davası ve intikam hırsıyla gerçekleştirdiği sniper saldırıları, haberlerdeki “mezhep savaşı” iddiasına delil olarak kullanıldı. Bir tarafa mensup dini ve siyasi otoritelerin ülkedeki şiddetten mezhep ismi anmadan “Saddam kalıntılarını ve tekfircileri” sorumlu tutan açıklamalarına karşın diğer tarafın şiddetin sorumlularını mezhep isimleriyle niteleyen açıklamaları, yaşanan şiddetin bir mezhep savaşı olarak algılanmasına yardımcı oldu.

 

Arap ülkelerindeki resmi organlarla sivil toplum kuruluşlarının yönlendirici açıklamalarına paralel olarak siyasi sürece katılmış olan Sünni Arap gruplarının bile bu dille siyaset yapmaya başlaması, Birleşik Irak İttifakı’na ciddi bir geri adım attırdı.

 

Başbakan maliki, düzenlenen ulusal uzlaşma konferansında Sünni siyasi grupların taleplerine[4] paralel olarak Saddam ordusuna mensup subaylara ordunun kapısının açık olduğunu, Baasçıların tasfiyesiyle ilgili yasanın gözden geçirileceğini ve siyasal katılımın kapsamının Baasçıları da içine alacak şekilde genişletileceğini söylemek zorunda kaldı.[5]

 

Binaenaleyh başbakanlık koltuğunda Birleşik Irak İttifakı’na mensup birinin oturmasından dolayı İran’ın Irak’ta güçlü bir nüfuza sahip olduğunu söyleyenler, Arap siyasi dehasının Saddam rejiminin mirasını hem de hükümet eliyle nasıl teker teker ihya ettiğini fark edemiyor olmalıdır.     

 

Filistin ve Lübnan

 

Filistin’de Hamas ve İslami Cihat, Lübnan’da Hizbullah ve Irak’ta ise Birleşik Irak İttifakı üzerinden bölgede güçlü bir İran nüfuzu oluştuğuna dair teze yeniden dönelim.

 

Ortadoğu ile ilgili meselelere daha gerçekçi bakan ABD’deki ordu mensupları, Senato ve politika belirlemede etkili olan emekli siyasiler ve bürokratlar, Yeni Muhafazakarların ağırlıkta olduğu Beyaz Saray’ın Ortadoğu’yla ilgili idealist politikalarını ciddi bir şekilde eleştiriyorlar.

 

Daha gerçekçi bakışın ifadesi olan Baker-Hamilton raporu, Ortadoğu ile ilgili politikalarda Beyaz Saray’ın “Şer ekseni ülkeler” diye ilan ettiği İran ve Suriye’nin bölgedeki belirleyiciliğine işaret ederek bu ülkelerle müzakere öneriyor.    

 

Beyaz Saray’ın İran’ın bölgedeki nüfuzuyla ilgili kaygılarını paylaşan Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır, Filistin’de Hamas’ın tezini devre dışı bırakacak bir Arap planıyla 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devleti kurulmasına karşılık, İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesini öneriyor.

 

Hamas’ın seçim zaferinden sonra Filistin’e uygulanan ekonomik kuşatma karşısında Hamas’ın zayıflatılmasını izlemeyi tercih eden Arap ülkeleri, bu tavırla Hamas’ı iktidara getiren Filistin halkını Hamas’ın İsrail’in varlığı konusundaki stratejik tutumuna verdiği destekten dolayı da cezalandırmayı ve İran-Hamas stratejik tutumunu yalnızlaştırmayı hedefliyor.

 

İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları sırasında açıkça Hizbullah’ın karşısında yer alan Arap ülkeleri, ülkede yaşanan siyasi bunalımda da Fuad Sinyore hükümetini destekliyor.

 

Irak konusunda mezhep vurgusu yoğun propaganda ve ajitasyon dili kullanarak başarılı sonuçlar elde eden Arap ülkeleri, kendine özgü toplumsal ve siyasi şartlarından ötürü Lübnan’da aynı başarıyı elde edemese de Beyaz Saray’ın Ortadoğu politikalarına paralel adımları, Hamas’ı da Hizbullah’ı da Birleşik Irak İttifakı’nı da ciddi şekilde etkinlik profilini düşürmeye zorluyor.

 

Ortadoğu’da demokratik bir seçimle tek başına iktidara gelen Hamas, kuşatmalar ve çelmeler sebebiyle Filistin halkının maslahatı için fedakarlık yaparak iktidarını el-Fetih’le paylaşmaya razı olduğunu ilan etmek zorunda kalıyor.

 

Fakat Hamas’ın bu geri adımı da yeterli bulunmuyor, ulusal birlik hükümeti müzakereleri baltalanıyor, Filistin halkına Hamas’ın hiçbir şekilde yer almadığı bir hükümet formülü dayatılıyor. Bu siyasi çelmelere, 1967 sınırlarında kurulacak Filistin devleti karşılığında İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesini öngören Arap planıyla stratejik takozlar ekleniyor.

 

İsrail’i tanımadığı ve direnişi sürdürdüğü için topyekûn Filistin halkıyla birlikte cezalandırılan Hamas, sadece iktidardan değil, 1967 topraklarında devlet kurulması karşılığında İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesini öngören Arap planıyla stratejisinden de uzaklaştırılıyor.

 

Toplumsal desteğe sahip olmayan Sinyore hükümetine verilen uluslar arası ve bölgesel destek, Lübnan’da Hizbullah’a, Hamas’a benzer bir kaderi dayatıyor. Lübnan’da arkalarında yüzde 80’e varan toplumsal desteğe rağmen Hizbullah ve müttefikleri, sadece ulusal birlik hükümeti talep edebiliyor ve hükümete karşı ancak gösteri ve grev şeklinde sivil eylemler düzenleyebilecek kadar adım atabiliyor.

 

Filistin’de, Lübnan’da ve Irak’ta çoğunluğun oyuna sahip olmasına rağmen hükümet edemeyen stratejik müttefiklere sahip İran, gerçekten Ortadoğu satrancında ABD ve bölgesel müttefiklerini açmazda bırakmayı başarabilmiş mi?

 

3. Halifenin kanlı gömleğini Şam sokaklarında dolaştırarak Irak’taki hilafet merkezini darmadağın edebilen geleneksel Arap siyasi dehası; Irak, Lübnan ve Filistin’de üstünlüğü kolayca İran’a bırakmayacak kadar güçlü araçlara sahip gözüküyor.

 

Kaynak: HABERAJANDA

 


[1] http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=1821

[2] http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2006/12/061213_saudi_sunni.shtml;

http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=1919

[3]http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=1914

[4] http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=1933

[5] http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=1935

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
mehdi tarafından 21-12-2006 11:08:25 Tarihinde yazıldı.
yani şimdi sen yazı mı yazmış oldun..
Ömer LİMAN tarafından 21-12-2006 11:37:10 Tarihinde yazıldı.
Siyasi Dehaymış
Bu arap siyasi dehası İrana ortadoğuyu dar edeceğine, yıllarca esaret altında olan Mescidi Aksayı kurtarsaydıya. abd. yi ortadoğudan kovsaydıya bu arap siyasi dehası. Arap müslüman halkları tenzih ederek arap amerikancı yönetimlerini kastederek söylüyorum ki, bu siyase deha hayatını kurtarmak için avretinden yararlananların siyasi dehasına benziyor.
ahmedcan tarafından 28-12-2006 15:59:54 Tarihinde yazıldı.
sanırım alptekin dursunoğlu beyefendi de bunu kastetmek istemiş
Yazının ilk kısmına bakılırsa(kalın punto ile belirtilen) aslında sayın Alptekin Dursunoğlu'nun ifade etmeye çalıştığı şey ile sizin ifade etmeye çalıştığınız şeyin hemen hemen birbiri ile örtüştüğü söylenebilir. Biraz olsun İslam Tarihi bilgisi olanlar avret yerini açarak hayatını kurtarmaya çalışan arap siyasi dehalarının dünyevi menfaatlerini elde etmede bu çirkin, ahlaksız, onursuz siyasi anlayışları ile ne kadar başarılı olduklarını bilirler. Canlarını kurtarabildikleri yetmemiş, iktidar bile olabilmişlerdir. Diğer taraftan bu dehalar karşısında yenilmiş gibi görünen Ali'nin ise dünyevi bir zafer elde eden Muaviye bin Ebu Süfyan ve Amr ibni As gibi siyastçiler karşısında onlardan daha düşük bir akıl ve mantık yetisine sahip olduğu zannedilebilir. Bilen bilir ki Ali'nin de oğullarının da akıl ve mantık yetilerinin, şeytanca siyaset yapanların akıl ve mantık yetilerinden kat kat üstün olduklarını(yani ibn-i Haldun'un bilemediğini/göremediğini); ama onların ademoğlunun en onurlu, en ahlaklı ve en erdemlileri olduklarını da; avret yerini açıp canlarını kurtaranlara karşın izzetli bir ölümü (tanıklığı) tercih ettiklerini de...
Yozgatli yigit tarafından 29-12-2006 16:49:12 Tarihinde yazıldı.
Sen ABD yanlisi mezhepci yazarsin
Mezhepcilerin yaptigi terörü destekteyen uslup kullanan bu ABD ve yandaslarinin yaptigi zalimlikleri kinamak yerine onlari bir "stratejik deha" diye adlandirman neyi ifade ediyor? Saniyormusun o zalim ABD ve yandaslari satilmis müttefik arab ülkelerinin yaptigi yanina kar kalacak? Insanlar senin gibi yazarlara prim vermiyor, dogruyu ve hakkaniyeti talep edecegi yerde zalimlerin canice yaptiklari haksizlik üzere kurulu taleplerini hakli buluyorsun sen ne bicim yazarsin, haktan adaletten uzaklarla adalet asiklarinin savasi sürecektir, senin gibi halki zalimlere yardimlasmayi bir "Stratejik basari" olarak göstermen ve mezhep savasini sürdüren zalimlerle dayanisma icinde olmandan dolayi Allah senin gibilere lanet etsin deriz.
TASPINAR MK tarafından 02-01-2007 14:22:54 Tarihinde yazıldı.
SORULARIM VAR
1-)IMAM HUSEYIN KERBALADA KALESCE KATLEDEN SINSI SEYTANI OYUN arap dehasinin SONUCUMU OLMUSTUR? 2-) imam huseyi o sinis oyunu bilmiyecek kadarda darmi dusunuyordu? 3-)peygamberimiz Muhammed Mustafa (saavs) dinin islami tebligisini yapamismidir? bu Aprap sinsi oyunlari karsisinda? cunku Imama Ali (as) onun varisi olarak taninmadi. Seytan ve Ademi pakvardir. TAKVA EHLI OLAN HERZAMAN KAZANMISTIR. DERECESI ISE ALLAHIN KATINDADIR.
Mehmet Fatih tarafından 05-01-2007 23:00:26 Tarihinde yazıldı.
seytanlik nezamnadan beri dehalik oldu?
Sayin alptekin dursunoglu yazisinin üslubunu secerken,tarafsiz olmak istemis.Fakat islenen konu okadar cetrefilliki ve netameli okuyanlarin kayitsiz kalmasini önlüyor.Yani insan böyle seytanliklari,böyle alcakliklari dehalik! olarak tanimlarsa tepkiler alacagini da bilmeli öyle degilmi? Alptekin beyi biraz daha sorumluluga davet ediyorum. Selamlar ve saygilar
cegerxun tarafından 06-01-2007 18:31:50 Tarihinde yazıldı.
Biraz yanılıyorsunuz gibi
Yazı başlığından dolayı yazara yönelik yapılan ithamları haksızlık olarak görüyorum. Herkes istediği yorumu çıkarabilir tabi. Gelelim yazının konusuna; Iran politikasının öyle dar boğaza sürüklendiğini düşünmüyorum. Lübnanda Hizbullahın kazandığı başarı gözler önünde. Hükümet etmekte ortadoğunun sizin de ifade ettiğiniz yapısı dolayısıyla sorun yaşayabilir ancak, Hizbullah özellikle bu son savaştan sonra ortadoğudaki satrançta çok önemli bir taş olmuştur. Hamasın Iran la örtüşen tutumu yüzünden başının belada olduğunu ve sırf bu yüzden daha önce el-fetihe yapılan onca yardımın Hamastan esirgendiğini kabullenmek zorundayız. Bunu da arap yöneticilerin hatta arapların dersek daha doğru olur (çünkü "nasılsanız öyle yönetilirsiniz") kendi din kardeşlerine bırakın onu ırkdaşlarına karşı da ne kadar rezil bir duyarsızlık içinde olduğunu gösteriyor. Irak konusunda da sizin düşündüğünüz gibi düşünmüyorum. Irak bana kalırsa bundan sonra Kürtler ve Şiilerin denetiminde olacak ve Sünniler daha az söz sahibi olmaya devam edeceklerdir.
siyahi27 tarafından 06-01-2007 21:41:04 Tarihinde yazıldı.
bu kadar da anlamamazlık pes
Yukardaki yazıyı okudum ve Alptekin Beyin tespitlerini net anladım. Yazıda mezhepçi bit tutum yok. Lütfen arkadaşlar konuyu bir daha okuyalım
mustafai tarafından 07-01-2007 19:31:59 Tarihinde yazıldı.
çok objektif
Yazıda hiç bir şekilde mezhepci yorum yoktur.zaman birbirimizi anlama ve tanıma zamanıdır. Farklı düşünmemiz doğaldır tahammül edelim birbirimize
TASPINAR MK tarafından 08-01-2007 23:06:08 Tarihinde yazıldı.
SORUN KISINI DUYGUSUNU ANLATMASI
Yazi yazmak kolay deil hele dusunceleri kaleme dokmek ise baya zor, dogrudur, onun için yazi yazan yazar arkadaslarin anlatimlarinin acik olmasi lazim belki kendileri için acik olabilir. ama hedef okuyucuya messaj vermek ise iste o zaman daha dikkatli olmak lazim. tabi messaji vermek deki istene buysa anlasilan ortadadir eger yanlisiklar varsa oda duzeltilmedir. baslik ilk etepda arpapcil, arap milliyetciler için guzel bir baslik, ama irancilar içinse deil, ilk etap bu tepici arkasi ise...... tabikki insanlar bir birine tahmul etmeli. selamalr
vildan tarafından 12-01-2007 12:54:46 Tarihinde yazıldı.
teşekkürler her zaman olduğu gibi kapsamlı bilginiz ve anlayışınızla ufkumuzu açıyorsunuz.Başarılarınızın devamı dileğiyle...
sevgi çiçeği tarafından 12-01-2007 14:06:49 Tarihinde yazıldı.
arap siyasi dehası değil işbirlikçi munafık siyaseti
kendine göre bir yorum yapmış.tarafsız bir yorum görünüyor. fakat sıkça kullandığı "arap siyasi dehası" cümlesiyle sanki işbirlikçilerin yaptıklarına imrenme ve onları övme sonucu çıkarılarılabilir. fakat unutulmamalıdı ki bu munafık karekterli şahıslar tarihte hep islam düşmanlarından çok islama zarar vermişler hemde müslüman görünmekten vazgeçmemişler. bundan dolayı islam tarihini cok okuyup iyi anlayarak bu munafıkların özelliklerini ve karekterlerini öğrenmeliyizki ki günümüzdeki fotokopilerini rahatça tanıyabilelim.tanıyalımki onları içimizden atarak bir vucut gibi olan islam ümmetine hastalık bulaştırmasınlar.daha doğrusu hastalığımızı kansere çevirmelerine engel olalım. bu yazının başlığı arap siyasi dehası değilde işbirlikçi munafık siyaseti olmalıydı.yazarın kullanmış olduğu başlık hem bu karekterden tenzih edeceğimiz bir çok müslümanın da dahil olduğu bütün arapları zan altında bırakıyor hemde munafıkları övme anlamı çıkıyor.
harun tarafından 12-01-2007 19:33:37 Tarihinde yazıldı.
Nifak ve İşbirlikçilik
Nifak ve İşbirlikçilik ne zamandan beri deha olduu?Arap yönetimlerinin pozisyonu bu kadar açık ve nettken bu satılmışlara dahi demekte ne? Bu bakış işbirlilkçiliğin ferdi tezahüründen başka birşey değil.
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım