MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
29/10/2008 - 01:15 tarihinde eklendi
Şeyh Kardavi’nin çıkışı üzerine
Alptekin DURSUNOĞLU
Şeyh’e Sünni dünyadan itiraz edenlerin sayısının Şii dünyadan itiraz edenlerin sayısından çok olduğu göz önünde bulundurulduğunda hareketin çok da başarılı olmadığını söylemek mümkün.

İslam dünyasını ilgilendiren en hayati sorunların İslam’ı farklı algılama biçimlerinden kaynaklandığına inanıyorsanız, İslam’ın bir mezhebinin diğer bir mezhebini işgalle tehdit ettiği feveranını ciddiye alabilirsiniz.

 

Aslında talepleri ve çatışma sebepleri bakımından mezhebi bağlamda ele alınmaya en müsait yer olmasına rağmen Yemen, oldukça anlamlı bir şekilde bu bağlamın dışında mülahaza edilip görmezden gelinirken, Irak ve Lübnan, İslam dünyasında adı mezhep tartışmalarıyla birlikte anılan bunalımlı bölgeler olarak dikkatlere sunuluyor.

 

Yabancı güçlerin işgallerine maruz kalan, dış müdahalelere son derece açık olan ve barış içinde birlikte yaşanabilecek istikrarlı ve güvenli bir siyasi yapı kurma mücadelesi veren bu iki ülkedeki siyasi sorunların kaynağını mezhep farklılıklarının oluşturduğu var saylıyor ve bu ülkelerdeki siyasi aktörler, siyasi tutumlarına göre değil mezhebi mensubiyetlerine göre makbul veya merdud sayılıyor.

 

Peki bu iki ülkede yaşanan siyasi gelişmeler, neden şimdilerde siyasete özgü kavram ve nitelemelerle değil de ilahiyat alanına giren kavramlara ve mensubiyetlere göre tanımlanır oldu?

 

Halbuki Irak’ta Saddam rejiminin hakim olduğu dönemde Şiilerin ülke nüfusunun çoğunluğunu teşkil etmesine, dini merkez ve mercilere sahip olmasına rağmen Bağdat’ı ilgilendiren siyasi gelişmeler, mezhep tartışmaları bağlamında söz konusu edilmezdi.

 

Aynı durum nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı Şiilerden oluşan Lübnan için de geçerli. Lübnan’la ilgili siyasi gelişmeler de Şiilerin ülkedeki demografik niteliğine, “Lübnan Yüksek Şii Meclisi” gibi kurumsal yapılarına, sahip oldukları dini mercilere rağmen, yakın zamana kadar mezhebi aidiyetlere göre ifadelendirilmiyordu.         

 

Irak üzerinden yapılan mezhep tartışmaları, Baas diktatörlüğünün devrilmesinden ve bu ülkedeki siyasi yapının demokratik esaslar doğrultusunda kurulmasına imkan veren bir siyasi zeminin oluşmasından sonra söz konusu oldu.

 

İç savaşı yıllarında çatışan tarafları “sağcı Hıristiyanlar ve solcu Müslümanlar” olarak Soğuk Savaş dönemine özgü siyasal terimlerle ifadelendirilen Lübnan’da da siyasal aktörlerin mezhep mensubiyetlerine göre tanımlanması, Hizbullah ve Emel’in ülkenin siyasi hayatında etkin bir özne olarak yer almaya başlamasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.

 

Binaenaleyh İslam dünyası genelinde azınlık olan Şiilerin, bulundukları bölgelerde demografik üstünlüklerinden ya da siyasal etkinliklerinden dolayı siyasi alanda özne olmaya başlamalarıyla, bu ülkelerdeki siyasal gelişmelerin mezhebi tartışmalara ve mensubiyetlere indirgenerek tanımlanması arasında bir sebep sonuç ilişkisi bulunuyor.

 

Görünen o ki makbul insan tipini “beyaz adam” yani WASP (White, Anglo-Sakson, Protestan) olarak gören Batı’daki anlayışa benzer bir şekilde Arap dünyasında da Sünni-Arap’ı makbul Müslüman sayan bir bakış söz konusu.

 

Bundan olsa gerek ki örneğin Irak’ta Şiileri, Arap’tan, Kürtleri de Sünni’den saymamak şeklinde genel bir kabul gözlemleniyor.

         

Bu genel kabule göre Şiilik İran’a özgü dini olmayı da hak etmeyen siyasi bir fenomendir ve Arap dahi olsalar, Şiiler aslında İran’a bağlıdırlar. İran’ın da aslında Şiilikle ilgisi dini değil, siyasidir. İran, Arap dünyasını bölmek ve zayıflatmak ve Pers İmparatorluğu hayalini gerçekleştirmek için Şiiliği siyasi bir araç olarak kullanmaktadır.

 

Arap dünyasında Şiilerin toplumsal bir nesne olmaktan çıkıp siyasi bir özne olmaya başladığı bölgelerde yaşanan en temel siyasi çatışmaları dini ve mezhebi argümanlarla ve tanımlamalarla gündeme getiren bu anlayışın dini/mezhebi bir gerçeklik olan Şiiliği siyasal bir fenomen olarak tanımlaması oldukça düşündürücüdür.

 

Arap dünyasında Şiilerin rol aldığı siyasal gelişmeleri, kendi bağlamından kopararak dini ve mezhebi bir zemine çekmeye çalışan “Arap beyaz adamcılığı”nın bu tavrıyla propaganda düzeyinde ciddi bir taktik üstünlük hedeflediği söylenebilir.

 

Çünkü yaşanan siyasi gelişmeler ve çelişkiler kendi döneminden ve bağlamından koparılıp 1400 yıl öncesine ve mezhebi zeminlere çekildiği zaman, artık bugünü algılayışın ve günümüze ait çelişkilerin ve çıkarların tespitinin önü perdelenmiş; iç enerji, bugünün düşmanlarıyla mücadeleyle değil 1400 yıldır üzerinde icmaya varılamadığı için ortaya çıkmış olan mezheplerle mücadeleye harcanmış olur.

 

Bundan kimlerin kazançlı çıktığını anlamak için de ABD ve İsrail’le çeşitli düzeydeki ilişkileri herkesçe malum olan Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Katar gibi ülkelerin Irak ve Lübnan’da yaşanan siyasi gelişmelere ilişkin tutumunu hatırlamanın yeterli olduğu söylenebilir.

 

ABD’yle askeri ilişkileri herkesçe malum olan Suudi Arabistan’ın; Irak konusunda “direniş” ve “işgalci” kavramlarına vurgu yapan siyasi söylemiyle, Lübnan’da “Hizbullah maceraperestliğine” dair nasıl bir “hikmetli” tutum geliştirdiği herkesçe bilinmektedir.

 

Irak konusunda “Şii Hilali” tehlikesine vurgu yapan Ürdün Kralı Abdullah’ın ve Iraklı Şiileri kendi vatanlarından çok İran’a bağlı olmakla suçlayan Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in Lübnan ve Filistin konusundaki politikaları için de açıklamalar yapmaya gerek yok.

 

Peki, ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük askeri üssüne birkaç kilometre mesafedeki Katar’ın el-Cezire televizyonundan Saddam’ı “şehit” ilan eden, dünya Sünnilerini Iraklı Şiilere karşı cihada çağıran 33 Suudi alimin fetvasını görmezden gelerek Irak’taki mezhep çatışmalarının çözümünün İran’ın elinde bulunduğunu söyleyen ve Sünniliğin Şii işgali tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu haykıran Yusuf el-Kardavi’nin feveranını nasıl okumalıyız?

 

ABD’nin saldırması durumunda İran’ın yanında yer alacağını belirterek ve 33 günlük savaşta İsrail’e karşı Hizbullah’ı destekleyerek büyük bir lütufta bulunan Şeyh’i, ileride başkası fitne çıkarmasın diye bugünden fitne çıkarmakla mı suçlamalıyız yoksa bunu “hikmetli” bir uyarı olarak mı algılamalıyız?

 

Şeyh’in “hikmetli uyarılarına” kulak vererek 1400 senedir tartışılan mezhep farklılıklarını 1400 sene daha tartışacak enerjimizin olduğunu tüm “küfür dünyasına” ispat mı etmeliyiz, yoksa farklılıklarımızı göz ardı etmeden ama birbirimize tahammül ederek, diyalog kurarak bugünün ortak düşmanına karşı ortak hedef ve stratejiler mi belirlemeliyiz?

 

Şeyh’in tabiriyle para ve bilgiyle donatılmış “Şii misyonerlerinin” işgalinden korunmak için diyalogu kesmeli ve birbirimize şüphe ile mi bakmalıyız, yoksa “birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmeyi” öğütleyen medeniyetimizin bu öğretisini soyut ve teorik bir slogan olmaktan çıkarıp hayata mı geçirmeliyiz?

 

Şeyh Kardavi’nin son çıkışının ardından nasıl bir tutum takınılması gerektiğine ilişkin yukarıdakilere benzer daha onlarca soru sorulabilir. Zaten Şeyh’in birbiri ardınca yaptığı benzer açıklamalardan sonra tüm İslam dünyasında birçok yazar, düşünür, alim, bu ve benzeri sorularla ilgili olarak ya birinci tutumu ya da ikincisini destekleyen görüşler dile getirdi.

 

Hatta, bu anlamsızlığa bulaşmak istemeyenler bile -Müslüman Kardeşler Genel Mürşidi Muhammed Mehdi Akif örneğinde olduğu gibi- mikrofon dayatılarak tartışmanın içine çekilmeye çalışıldı.

 

Bu günümüzün hiçbir sorununun çözümüne katkı sunmayan bu anlamsız tartışma sonunda;

 

1- İslam tefekkürü bugünü ilgilendiren hayati siyasi, kültürel, stratejik gündemlerden uzaklaştırılarak çözümsüz teoloji tartışmalarına bir kez daha kilitlendi.

2- Karşı tarafın sürekli muaheze edilerek ve suçlanarak daimi olarak cevap verme, yanlış anlaşıldığını izah etme veya meseleyi büyütmemek için susma konumuna çekilmesi sağlandı.

3- Suçlamalara suçlamayla cevap verenler saldırgan olarak nitelendi, meseleyi büyütmemek için sükut edenlerin ise suçluluk ve yenilmişlikten dolayı sustuğu propagandası yapıldı.

4- Takiye inancı söz konusu edilerek karşı tarafın savunma, açıklık getirme ve gerilimi giderme yönündeki tüm açıklamaları itibarsızlaştırıldı.

5-Karşılıklı ön yargılar arttırıldı, kapalı toplum anlayışları pekiştirildi, düne ait teorik farklılıklara rağmen bugüne dair pratik işbirliği zeminleri hırpalandı.  

 

 

Şeyh Yusuf el-Kardavi’nin, açıklamalarının hedefini ve ortaya çıkan sonuçları değerlendirip değerlendirmediğini ve hedefini başarıyla gerçekleştirdiğini düşünüp düşünmediğini bilmiyoruz. Ancak birçok medya kuruluşunun ve kimi siyasi kesimlerin bu işi Şeyh üzerinden sürdürmeye kararlı olduğunu görüyoruz.

 

Basından ve Şeyh’in açıklamalarından Şii dünyasından kendisine Allame Fadlulah’ın, Ayetullah Tashiri’nin ve Mehr Haber Ajansı’ndan ön ismi belirtilmeyen Hasanzade adlı bir “Uluslar arası ilişkiler uzmanı”nın cevap verdiğini öğrendik.

 

Bunu, Şeyh’in açıklamalarının beklenenin veya umulanın tersine Şii dünyasında çok ciddiye alınmadığı şeklinde okumak da Şii dünyasının bu meseleyi büyütmek istememesi yüzünden sükut ettiği şeklinde yorumlamak da mümkün.

 

Şeyh’e Sünni dünyadan itiraz edenlerin sayısının Şii dünyadan itiraz edenlerin sayısından çok olduğu göz önünde bulundurulduğunda hareketin çok da başarılı olmadığını söylemek mümkün.

 

Bununla birlikte tartışmayı Şeyh üzerinden sürdürmeye çalışanların, Şam sokaklarında dolaştırılan “Osman’ın kanlı gömleği” misali Mehr Haber Ajansı’ndan “? Hasanzade’nin” seviyesiz saldırılarına sarılmaları ve bir “Şiilerin zulmüne ve hakaretine uğramış bir Sünni şeyhi” imajı üretmeye çalışmaları da oldukça düşündürücü.

 

Ancak gerek Şeyh’in kendisi ve gerekse “kanlı gömlek dolaştıranlar” inancına hakaret edilen milyonlarca Şii’nin içinden bu açıklamaların seviyesine rahmet okutacak seviyede cevap verecek birilerinin çıkabileceğini de hesap etmiş olmalıdır.

 

 

 

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Dr Mutahharı tarafından 29-10-2008 08:47:38 Tarihinde yazıldı.
Tebrik
Mukemmel bir yazi kaleme almissiniz Alpteki Bey tebrik ederim sizi.
bawı ali tarafından 30-10-2008 19:04:16 Tarihinde yazıldı.
feraset ve kavrayış
onca ortak değerler ve hedefler varken bu ağır ve zor süreçte daha hassas ve yapıcı olmak vaciptir. ayrılık ve kışkırtıcılık üretmek islama ve müslümanlara haksızlıktır. farklılıklarımızı ve geşmişten beri süregelen ayrılılıklarımızı konuşup düşenecek bir diyalog gereklidir ve bundan kaçınmamak lazım. bu diyalog müslümanlar arasında geç kalmış bir bahar mesabesindedir... herşey dahada iyi olur. sonra ehli tevhid olan iki kesimde bir takım farklılıklara rağmen dayanışma içinde olup allaha kulluk vazifelerini ve insanlığa hizmeti daha iyi icra edebilirler.aşırılılılk yok olsun ve inanç hürriyeti hayat bulsun. böylece hak yücelsin ve temiz dimağları süslesin. birbirini yok sayma ne kadar haksızca bir tutumdur.tahkküm ne kötüdür.birbirimizi lanetlemek ne çirkindir ve faydasızdır.olmazsa olmaz konumunda olmayan konuları kendimize yük ve engel yapan yanlarımızı iyi analiz etmeliyizki her şeye ve her kişiye hakkını verebilelim ne az nede fazla .allahın ayetleri resulunün sünneti ve bu ikisini hep ihya eden öncüler ortada yeterki biz anlayışlı ve basiretli olalım. hakkı anlarız. rabbimiz ve resulu müslümanlar arasında olması gereken anlayış ,bağlılk , merhamet ve muhabbeti bize öğrettiği halde bize ne oluyorki bilmeyenler gibi davranıyoruz. bu hususta katı ve aşırı olanlar er yada geç islam aleminde gereken tepkiyi görecek ve çok şükür görüyorlarda. bu konularda yapıcı ve olgun davrananları dinlemeli ve arayıp bulmalıyız. fitnecilik ve tekfircilikten şeytandan kaçar gibi uzak durmalıyız ve asla prim vermemeliyiz. bugün islamın değerlerini yüceltenler ve müslümanlara kendini adayanlar belli. tersine hizmet edenlerde. yeterki basiret ve feraseti dileyelim. duygusal ve ham düşünceler ile tepki vermiş olan muhterem hocalarımızı daha sabırlı ve hikmetli olmaya davet etmeli. müminler kardeştir.bu tüsturlar hayat proğramımız olmalsı dileğiyle.
hasan tarafından 03-11-2008 21:55:03 Tarihinde yazıldı.
uyanalım
islam dunyası şiileri tarihdeki kadar tanımıyor ırak ve lubnan oralarda yaşanıpda yazılması gerekir bizler islamın parlak dönemlerini özluyoruz mezheb çatışması diyoruz ancak catışmayı gerektiren dini ve zorunlu olan sebeblere gitmeliyiz tarih bunun şahidi olmuştur ve olacaktır.çok ince hesaplar yapmalıyız ama hiç bir kınayanın kınamasından korkmadan ve taviz vermeden yapmamız gerekenide mutlaka yapmalıyız diye inanıyorum.
Selahattin tarafından 13-11-2008 09:15:36 Tarihinde yazıldı.
Altı Pek Dolu Olmayan Makale
Son derece tarafgir ama acıdır içi o kadar da yere basmayan bir makale. Aksine Karadavi'nin çıkışının akabinde tüm dünyada sayıları binlere ulaşan Müslüman alimler destek vererek İranı ve Şii yayılmacılığını uyardılar. Hadi diyelim normal yorumda olduğu gibi avam bilmiyor da sayın yazarın dili yok mu bu kadar haberleri çarpıtıyor! Hoş ne kadar kıvrılsa da artık minare çuvala sığmıyor. Hele Şeyh Karadavi meselesinde yazılacak her yazı öncesinde iyice düşünmek lazım; yoksa çok trajikomik neticeler ortaya çıkacaktır.
hüseyin tarafından 27-12-2008 15:50:52 Tarihinde yazıldı.
sayin seyhi hep hayirla yad ettik.ama görüyoruzki seyhi birileri ya silah zoruyla degistirmis yada seyh islam ümmeti bu kadar parcalanmisken bunlarin tartisilmamasi gerektigini kavrayamiyor . rabbim alimlerede bizlerede sonunda ölümde olsa mümince tavir takinmayi nasip etsin amiiiin
el-insan tarafından 28-02-2009 05:47:24 Tarihinde yazıldı.
tabi ki güçlü olan haklıdır
tabiki sünni camia güçlü ve haklıdır. şiiler tarihte olduğu gibi herzaman kıstırılmış bir ortamda muhafaza altında tutulmalıdır. bugün ehli sünnetin müdafisi suud kralının yaptığı gibi geçmişte büyük sünni alimimizlerinden birinin ehli sünnetin müdafisi ilan ettiği saddam hüseyin gibi şiilere haddini bildirmek için gerekirse amerika ve israille bile işbirliği yapılmalı ve ağri sünni üstünlüğü korunmalıdır. bu gün uluslararası emperyalizmle onu şeytan ilan edip mücadele eden iran, hizbullah gibi şii unsurlar her ne kadar saf insanların kalbinde sevgi kazanmayı başarmış gözüksede ağri sünnilerin iktidarını sarsmaları mümkün değildir. gerekirse mezheplerini kanının son damlasına kadar koruyacak bir çok sünni gurup mevcuttur. kardavi gibi alimlerin de desteğiyle bu hareket bir gün büyüyüp şiilere tarihte sıkça yaşadıkları hezimetleri yaşatmak için elinden geleni yapacaktır. neden mi çünki sünniler en büyük mezheptir.
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler 09/08/2020 - 19:05 tarihinde eklendi
Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu 10/02/2020 - 03:09 tarihinde eklendi
Direniş’in Zulfikar’ı 10/01/2020 - 08:30 tarihinde eklendi
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
Güncel
23:05 (21.09.2020)
Unews kaynakları: Selahaddin iline bağlı Duceyl bölgesinde lojistik ekipman taşıyan Amerikan askeri konvoyunu hedef alan bir patlama oldu.
14:22 (16.09.2020)
Sputnik Haber Ajansı kaynağı: Rusya, Türkiye'ye İdlib'deki gözlem noktalarının sayısını azaltmayı teklif etti, Türkiye öneriyi reddetti.
23:14 (23.08.2020)
Unews: İsrail rejimi ordusuna ait bir insansız uçak, Gazze'de Rafah kentinin doğusunda düştü.
23:18 (21.08.2020)
Şarku'l Avsat: Suudi Arabistan, Libya'daki ateşkesi olumlu karşıladı.
23:16 (21.08.2020)
Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu'nun Sözcüsü Ahmed Mismari: Libya Ordusu'nun ateşkesi reddettiğine dair haberler doğru değil.
23:46 (18.08.2020)
Unews: Deyr ez-Zor'daki Koniko gaz sahasındaki yasadışı Amerikan üssünün çok sayıda roketle vurulduğuna dair haberler geliyor.
23:19 (18.08.2020)
Amerika'nın Deyr ez-Zor'daki üssüne füze saldırısı yapıldı.
13:40 (17.08.2020)
Rusya el-Youm: Putin, Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesinde Libya'da çatışan taraflar arasında doğrudan müzakere başlatılmasının zaruretini vurguladı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım