MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
17/06/2009 - 01:53 tarihinde eklendi
İran seçimleri, gürültülü azınlık ve sessiz çoğunluk
Alptekin DURSUNOĞLU
Siyaset sahnesi, siyasal programını halkın beklentilerine, öfkelerine ve heyecanlarına dayalı bir söylemle dile getirmesini bilen ve bu beklentilere, öfkelere ve heyecanlara tercüman olan sloganlar üretmesini bilen liderlerin zaferleriyle doludur.

Siyaset sahnesi, siyasal programını halkın beklentilerine, öfkelerine ve heyecanlarına dayalı bir söylemle dile getirmesini bilen ve bu beklentilere, öfkelere ve heyecanlara tercüman olan sloganlar üretmesini bilen liderlerin zaferleriyle doludur.

 

İran Cumhurbaşkanı Dr. Mahmud Ahmedinejad’ın 12 Haziran’da yapılan onuncu dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerini ezici bir farkla kazanması; siyasi mücadelenin zafere dönüştürülmesinde liderlik, halk ve söylem ilişkisi bağlamında yukarıda yapılan tespiti doğrular nitelikte oldu.

 

***

İran’da iktidar dönemleri ve siyasal öncelikler

Ayetullah Hamenei’nin cumhurbaşkanlığı ve Mir Hüseyin Musevi’nin başbakanlık dönemleri devrimin ilkelerinin devlet olarak kurumsallaştırıldığı ve savaşın yönetildiği dönemlerdi.

 

Güvenliği ülkenin temel önceliği kılan devrim ve savaş yıllarının ardından İran, Ayetullah Haşimi Rafsancani’nin “onarım ve inşa dönemi” (sazendegi) diye adlandırılan 8 yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde Irak’ın dayattığı 8 yıllık savaşın yaralarını sarmakla meşgul oldu ve bu dönemde, onarım ve inşa, ülkenin öncelik sıralamasında güvenliğin önüne geçti.

 

Devrim, savaşın da yarattığı ulusal dayanışma ikliminde yerleşip kurumsallaşmış, savaşın yaraları sarıldığı gibi savunma sanayi ve nükleer program konusunda da İran’ı günümüzün bölgesel gücü haline getiren sürecin temelleri atılmaya başlanmıştı.

 

Güvenlik ve yeniden yapılanma kavramlarını ülkenin temel önceliği kılan devrim, savaş ve onarım-inşa dönemlerini geride bırakan İran, Ayetullah Haşimi Rafsancani’nin cumhurbaşkanlığının ikinci döneminden sonra yeni önceliklerle tanışıyordu.

 

1997 yılında cumhurbaşkanlığına seçilen Muhammed Hatemi’nin 8 yıllık iktidar dönemi İran’da iç politikada “siyasi kalkınma”, (tovsie-yi siyasi) dış politikada ise “gerginlikleri ortadan kaldırma” (teniş zodai) dönemi olarak adlandırıldı.

 

Devrim ve savaş gibi olağanüstü şartları geride bırakan İran, Rafsancani dönemiyle “normal bir devlet” haline gelmiş ve bu “normalleşme” ile gündeme gelen “siyasal katılım”, “çoğulculuk”, “bireysel özgürlükler”, “demokratikleşme” ve “ekonomik kalkınma” gibi talepler Muhammed Hatemi’yi cumhurbaşkanlığına taşımıştı.

 

Binaenaleyh, Hatemi’nin siyasi kalkınma döneminde “güvenlik” ve “inşa-onarım” öncelikler sıralamasında daha aşağı sıralara kayarken “demokratikleşme” ve “ekonomik kalkınma” temel öncelikler haline gelmişti.

 

Mir Hüseyin Musevi’nin savaş, Haşimi Rafsancani’nin “inşa ve onarım” dönemlerindeki öncelikler ulusal konsensüslerle gerçekleştirilirken Hatemi’nin “siyasi kalkınma” döneminin öncelikleri iki farklı politik tutumun ortaya çıkmasına sebep oldu.

 

 “Siyasi kalkınma döneminin” önceliklerini hayata geçirme konusundaki politika ve yöntem farklılıkları Türkiye’de “reformcu”, “muhafazakar” olarak bilinen siyasi kanatların oluşumuna sebep oldu.

 

Hüccetulislam Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığının son yıllarında, ABD’nin Afganistan ve Irak’a askeri müdahalede bulunması, güvenlik kavramının İran’da yeniden temel öncelik haline gelmesine sebep olacak bir sürecin başlayacağına işaret ediyordu.

 

“Siyasi kalkınmanın” öncelikleri konusunda ulusal bir konsensüs sağlanamaması ve Hatemi hükümetinin 8 yıl boyunca bu öncelikleri toplumsal ayrışmayı derinleştirecek şekilde sloganlaştırması sebebiyle “demokratikleşme” ve “özgürlük” hedefleri neredeyse birer öncelik olmaktan çıkarak birer sorun olarak algılanmaya başlandı.

 

George W. Bush doktrininin İran’a güvenliği yeniden bir öncelik olarak dayatması, “siyasi kalkınma” konusunda yaşanan başarısızlık ve İran’ın uluslar arası ilişkileriyle petrolün fiyat konjonktürünün yarattığı şartların sebep olduğu ekonomik sorunlar, “halktan biri” imajına sahip olmaktan başka bir özelliğiyle tanınmayan Tahran Belediye Başkanı Mahmud Ahmedinejad’ı iktidara taşıdı.

 

Bush doktrini, Irak işgali, Büyük Ortadoğu Projesi, nükleer programına yönelik tehditler ve Irak, Lübnan ve Filistin meselelerine ilişkin politikaları sebebiyle Arap ülkeleriyle gerilen ilişkileri, İran’ı “güç gösterisi” ve “müzakere” kavramlarını bir sopa ve havuç politikası olarak kullanmaya sevk etti.

 

Holokost’un, İsrail’in varlığının ve Irak’ın işgalinin reddi, Filistin ve Lübnan direnişinin açık ve yoğun bir şekilde desteklenmesi, nükleer programın tavizsiz bir şekilde sürdürülmesi, savunma sanayinde atılan ciddi adımlar, Ahmedinejad’a dış politika ve güvenlik politikalarını hücuma dayalı yöntemlerle gerçekleştiren bir lider profili kazandırdı.

 

Öte yandan ülkenin petrol gelirlerini halkın sofrasına yansıtma vaadinde bulunan Ahmedinejad, dört yıllık iktidarı boyunca kabine toplantılarını her hafta ülkenin bir başka ilinde yaparak, halkla sürekli ve doğrudan temas kurarak, "ülke zenginliğini hortumlayan güçlerden" söz edip bunlara karşı mücadele vaat ederek ve “adalet payı” adı altında belli bir gelir düzeyinin altındaki ailelerin her ferdine 70 bin Tümen'lik (70 Dolar) ödemelerde bulunarak “halktan biri” imajını sürekli canlı tuttu.

 

Muhammed Hatemi’nin “siyasi kalkınma dönemi” birçok reformcu açısından bile öngördüğü hedefleri yerine getirmede başarısız olması sebebiyle içi boş siyasi sloganlarla ülkenin 8 yılının heba edilmesi şeklinde değerlendirilse de bu dönemin İran halkının siyasi katılım, demokratikleşme, bireysel özgürlükler, hukukun üstünlüğü ve sivil toplumun güçlendirilmesi yönündeki kazanımlarına etkisi inkar edilemiyor.

 

Öte yandan Mahmud Ahmedinejad’ın her kesim nezdinde emperyalizm karşıtı, bağımsızlıkçı, İslamcı, halkçı ve dürüst bir imajı bulunduğu kadar; yine her kesim tarafından ifrat ve tefrit arasında gidip gelen tutarsız, programsız, farklı seslere tahammülsüz, popülist, saldırgan ve slogancı nitelemeleriyle söz konusu edilen bir de olumsuz imajı bulunuyor.

 

12 Haziran seçim süreci

İran, onuncu dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu olumlu ve olumsuz imajlara sahip olan Mahmud Ahmedinejad’ın en güçlü rakibi, savaş döneminin Başbakanı Mir Hüseyin Musevi’ydi.

 

Mir Hüseyin Musevi, yaklaşık 20 yıldır siyasetten uzak bir şekilde kültürel çalışmalarıyla meşgul olması sebebiyle yıpranmamış, her kesimin zihninde saygın bir isim olarak kalmış olsa da son derece genç bir nüfusa sahip olan İran’da yeni neslin hiç tanımadığı bir isimdi.

 

20 yıl boyunca siyasete dönmesi için yapılan çağrılara olumlu cevap vermeyen Musevi, bu seçimlerde aday olmasının gerekçesini televizyonda diğer adaylarla tartışması sırasında “ülkenin Ahmedinejad döneminde tehlikeye sürüklendiğini ve bu tehlike karşısında sorumluluk hissettiği için geldiğini” söyleyerek açıkladı.

 

Mir Hüseyin Musevi, adaylığını açıklamasından sonra kendi lehine adaylıktan çekilen Muhammed Hatemi’nin aksine kendisini “reformcu” veya “muhafazakar” tanımlamaları içine hapsetmedi.

 

O kendini, devrimin ilkelerini muhafaza etmede kararlı bir "muhafazakar"; ama aynı zamanda devrimin ve halkın zaman içerisinde oluşan yeni ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli reformları yapmakta kararlı bir "reformcu" olarak tanımladı.

 

Musevi, bu söylemiyle kısa zamanda hem Ahmedinejad’ın yukarıda sıralanan olumsuz profilinden rahatsız olan muhafazakar kesimlerin hem de Hatemi çizgisindeki reformcu kesimlerin umudu olmuştu.

 

Seçim propagandaları sırasında kendi iktidarını “Ümit Hükümeti/ Dovlet-i Omid” sloganıyla tanımladı. Her kesimden insanın teyidini ve desteğini kazanmayı başardı.

 

Toplumdaki her türlü yaşam tarzına sahip insanlardan geniş destek buluyordu. Din alimlerinden devrim muhafızlarına, aydın ve sanatçılardan işçi topluluklarına, çarşaf giyen bayanlardan başı açık hanımlara kadar her kesimden yoğun bir taraftar kitlesi vardı. Bu toplumsal çeşitliği sebebiyle düzenlediği mitingler devrim yıllarının yürüyüşlerini hatırlatıyordu.

 

Ancak bütün büyü, televizyonda düzenlenen tüm adayların birbiriyle tartıştığı programlarda bozuldu.

 

Herkes 20 yıldır sesini duymadığı Musevi’nin tartışma programlarında diğer adaylardan farkını görmeyi ve programını öğrenmeyi istiyordu.

 

İran siyasi tarihinde ilk defa cumhurbaşkanları adaylarına tartışma imkanı veren devlet televizyonunun 3. Kanalı (İran’da özel kanal bulunmuyor) seçim yarışının alevlenmesine sebep oldu. Daha önce seçimlere çeşitli gerekçelerle katılmayan milyonlar, TV’de izledikleri adaylarının tartışmaları sebebiyle kendilerini ateşli bir siyasi propaganda sürecinin içinde buldular.

 

Ancak Musevi-Ahmedinejad tartışması, Musevi taraftarlarında hayal kırıklığı yarattı. Hitabeti son derece kötü olan ve sürekli olarak “şey” diyen, gözlerini sürekli olarak rakibinden kaçıran, kendine güvensiz ve son derece hazırlıksız bir görüntü veren Musevi’ye karşın, tane tane konuşan, sürekli rakibinin gözlerinin içine bakan, kimi zaman alaycı, kimi zaman yapmacık bir nezaketle rakibini aşağılayan, saldırgan, rakibinin hazırlıksızlığından kaynaklanan öz güvenle verileri kolayca çarpıtmayı başarabilen bir Ahmedinejad vardı.

 

Öte yandan Musevi’nin son derece kuru, heyecanlara hitap etmeyen, sevgileri ve öfkeleri kışkırtmayan soğukkanlı ve ancak akademik toplantılarda katlanılabilecek sıkıcılıktaki sunumuna karşılık, Ahmedinejad, dini vurgusu güçlü, kimi zaman duygusal, kimi zaman esprili, halkın sevgilerini ve öfkelerini kışkırtan ve her kesimden sürekli olarak eleştirildiği söylemini kullanarak mazlum rolü oynayan bir sunum yaptı.

 

Demogojinin ve popülizmin zaferi

Ahmedinejad, holokostu reddeden söylemiyle İsrail’in mazlum rolü oynamasına ve uluslar arası desteğini arttırmasına sebep olduğu için kendisini eleştiren Musevi’yi İsrail’i destekleyen biri konumuna sürüklemeyi başardı.

 

İngiliz askerlerinin önce yakalanıp daha sonra törenle gönderilmesini eleştiren Musevi’yi, İngiliz Başbakanı Tony Blair’in yazılı bir özür mektubu gönderdiğini söyleyerek susturmayı başaran Ahmedinejad, mektubun dışişleri bakanlığının arşivinde bulunduğunu söyleyerek rakibinin hazırlıksızlığını istismar etmekte zorlanmadı.

 

Çünkü bir gün sonra İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Blair’in İran’a özür mektubu göndermesinin söz konusu olmadığını BBC kanalıyla açıkladı. Binaenaleyh Ahmedinejad’ın yandaşı olan sitelerde de yayımlanan mektup Tony Blair’in değil Tahran’daki İngiliz konsolosluğunun İran Dışişleri Bakanlığı’na yazdığı bir mektuptu ve o mektupta da yaşananlardan duyulan üzüntü dile getiriliyor, bir daha böyle bir şeyin yaşanmamasının umulduğu belirtiyordu ve özür dileme gibi bir ifade de söz konusu edilmiyordu.

 

Daha önceki İçişleri Bakanı’nın üniversite diploması olmadığı halde kendisini Oxford mezunu olarak tanıtmasını “ben diplomaya değil liyakate değer veririm” diyerek savunan Ahmedinejad, Musevi’nin eşi Dr. Zehra Rahneverd’in Azad Üniversitesi’nden aldığı doktoranın itibarını sorguluyor ve Musevi’yi savunmada bırakmayı başarıyordu.

 

Ayetullah Haşimi Rafsancani’den, Muhammed Hatemi’ye, Natık Nuri’den Musevi’ye ve cumhurbaşkanlığının diğer adaylarına kadar herkesi kendi hükümetine karşı karalama kampanyası başlatmakla suçlayıp bir taraftan kendini mazlum gösteren Ahmedinejad diğer taraftan da sağın dev ismi Rafsancani’yi yolsuzlukla ve hükümetine karşı yabancı güçlerle işbirliği yapmakla suçlayarak güç ve cesaret gösterisi yapıyordu.

 

Ahmedinejad’ın bu tartışma yöntemini Muhsin Rızai dışındaki diğer iki rakibine karşı başarıyla uygulayarak kararsızları ve Musevi tarafındaki muhafazakar oyları kendi yanına çekmeyi başarırken, Musevi ise tartışmalardaki kötü hitabeti ve hazırlıksızlığıyla Tahran’daki duvarlara “Musevi-yi kahraman boro be kilas-ı zeban/ Kahraman Musevi bir dil kursuna git” yazılmasına sebep olmuştu.

 

Bu tartışmalar sonunda anketlerde Musevi’ye verilen destekte sert düşüşler gözlemlenirken Ahmedinejad’ın oylarında büyük artışlar olduğu görülüyordu. Çünkü tartışmalardan sonra halk arasında ve basında yer alan değerlendirmelerden kamuoyunda şu algıların oluşuğu anlaşılıyordu:

 

1- Ahmedinejad, İran’ın ulusal onurunun ABD ve müttefiklerine karşı korunmasını savunurken, Musevi ulusal onur, bağımsızlık ve İslami izzete inanmıyor.

 

2- Ahmedinejad, Filistin ve Lübnan’a açık ve yoğun bir destek vererek İslami sorumluluğunu yerine getirirken; Musevi Filistin ve Lübnan konularında İran’ı önceleyen pasif ve ulus devletçi bir politika savunuyor.

 

3- Ahmedinejad, ülkeyi hortumlayan güç odaklarıyla mücadele ederken; Musevi bunlardan destek alıyor.

 

4- Ahmedinejad, devrimin ilkelerini şiar edinirken; Musevi reformcu politikalarıyla ülkeyi İslami niteliğinden uzaklaştırmayı hedefliyor.

 

5- Ahmedinejad’ın yoksul ailelerdeki fert başına 70 Dolar’lık adalet payı ödemesi, Musevi tarafından kesilecek.

 

6- Hatemi döneminde gevşetilen başörtüsü yasağı uygulaması Musevi ile birlikte tamamen ortadan kaldırılacak.

 

İran halkı, bu algısını yüzde 85 katılım gösterdiği seçimlerde Ahmedinejad’a 24 milyon, Musevi’ye 13 milyon oy vererek eyleme döktü.

 

Musevi ve taraftarları, milyonluk mitinglerini göz önünde bulundurarak seçimlere hile karıştırıldığını düşünecek kadar şok ve şaşkınlık içerisinde…

 

Onlar da dışarıdaki siyasi gözlemciler gibi 13 milyonluk seçmen kitlesinden yararlanarak başarılı bir seçim kampanyasıyla sokaklarda propaganda hakimiyeti kurmuş olmalarından dolayı 10 milyondan fazla bir oy hilesinin yapılabileceğine inanacak kadar şoka girmiş bulunuyorlar.

 

Ahmedinejad’ın rakiplerinin doğum yerleri olan kentlerde tüm adaylardan fazla oy almasını anlayamıyorlar. Mehdi Kerrubi, geçersiz oy sayısının kendisine verilen oy sayısından fazla olmasını anlayamıyor. Bir Türk olan Musevi’nin Tebriz’de birinciliği Ahmedinejad’a kaptırması anlaşılamıyor.

 

Halbuki Musevi’nin Tebriz’deki milyonluk mitinginden hemen sonra Ahmedinejad hükümetinin yıllardır askıda tutulan bir kararı hayata geçirerek bir gecede Tebriz Üniversitesi’nde Türk dili kürsüsü kurulması emrini verdiğini hatırlayarak, bir de şöyle düşünebilirler:

 

Siyaset sahnesi, siyasal programını halkın beklentilerine, öfkelerine ve heyecanlarına dayalı bir söylemle dile getirmesini bilen ve bu beklentilere, öfkelere ve heyecanlara tercüman olan sloganlar üretmesini bilen liderlerin zaferleriyle doludur.

 

12 Haziran seçimleri konusunda daha gerçekçi düşünmesi gereken bir diğer kesimin de İran üzerinde rejim değişikliği hedefleri olanlar olduğu söylenebilir. Başta ABD olmak üzere İranlı tüm rejim muhaliflerinin temel tezi şuydu: İran’da bir sessiz çoğunluk var ve rejime karşı olan bu sessiz çoğunluk seçimleri boykot ediyor.

 

12 Haziran seçimlerine katılım yüzde 85 ve bu oyların 24 milyonu Ahmedinejad’a 13 milyonu da Musevi’ye gitti.

 

Demek ki gürültülü azınlığın sessiz çoğunluktan öğreneceği çok şey var.

 

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
EbulFazl tarafından 17-06-2009 16:12:17 Tarihinde yazıldı.
Kutluyorum
Yazarı kutluyorum, bende Seçimden önce iranda tv tartışmalarını izledim.Yazar ın tahlili mükemmel ancak bu kadar olur cinsinden.Bu yeni seçimi ve irann diger seçim süreçlerinin çok güzel özetlemiş
Hasan Güler tarafından 17-06-2009 16:25:03 Tarihinde yazıldı.
ne kadar iyi bir analiz
Sayın Alptekin Bey. Bu güzel analizinizden dolayı sizi tebrik ederim. Dr. Seriati Imam Ali cevirinizden dolayı çok tsk.
Ehli Beyt tarafından 18-06-2009 15:57:21 Tarihinde yazıldı.
Selam Hakkı Haykıranlara
Bizce de helal olsun Alptekin kardeşe. Enfes yorum ve değerlendirme. Allah razı olsun. En yakın zamanda İran'ın durulması ve hakkaniyete uygun durumun gerçekleşmesi ümiidyle..
öztürk tarafından 18-06-2009 17:06:34 Tarihinde yazıldı.
Çok güzel,gerçekci ve başarılı bir tahlil. Teşekkür ederim.
hakkı beyaz tarafından 18-06-2009 19:44:54 Tarihinde yazıldı.
Sayım hilesi
sevgili Alptekin kardeşim, yazınız her ne kadar diğer yazarların İranla ilgili yorumlarına göre daha derli toplu ve gerçekçi ise, nedense bir saplantıyı anlayamıyoruz. 20 yıldır siyasete girmek istemeyen, reddeden ve İslam nizamının devamına sürekli vurgu yapan Musevi bir gibi şahsiyetin, bugün inatla oylarımız nereye gitti demesini ve bu oylamada ve sayımda hile oldu şeklindeki itirazının niçin anlaşılamaz olduğunu ben kabul edemiyorum. İnsanlar oy verdiyse, oyuna sahip çıkacak. Ben İran'da yaşayan ve gösterilere katılan biri olarak hadiseleri yakından izlemeye çalışolyurm. Daha önce oyum. A.Nejad'a idi. Ama, A.nejad'ın münazerada kullandığı dil, aşağılayacıı, edeb ve ahlaktan uzak, şahsmi çıkarlarır için islam nizamını da dahi hiçe sayan bir aşırılıktaydı halbuki, karşısında ki musevi ise, bu edeb ve ahlaktan uzak tartışmada konuyu şahsileştirmekten uzak ttutmak istemişti. Ama, aynı musevi'nin daha sonraki münazaralarda ne kadar olgun ve kararlılıkla mesajlarını verdiği ortada. Halk ta, zaten Musevi'yi bundan dolayı destekliyor.. Örnek olyarak hala sandıkların hangi şehirde ve hangi bölgede kimin ne kadar ayrı ayrı aldığı açıklanmadı. Yalnızca İst.'da şu kadar sandık ve şu kadar oy şeklinde. Zaten halkın itirazı, A.NEjad'ın krazanmasına değil. Hileyedir. Örneğin, PKK'nın Karadeniz bölgesinde oyların yüzde 70'ini alması veya MHP'Nin doğuda oyların yüzde 70'ini alması halinde bölge halklarından nasıl kepki görürdük acaba. Yoksa, İslam Cumhuriyeti olunca, iktidar kavgasında oy salyımında hile olmuyor, bizler hala Türkiye'De bile rejimin kendi sahipleri arasında nasıl da komploların olduğuyla meşgul değilmiyiz. Bunun için Musevi'yi yenik düşen bir insanının psikolojisi ile yorumlamak doğru değil. Zira, benim çocuğun bile bugün büyük ağabeyisine yalan gördüğünde A.nejad gibi yalan söyleme diyorsa, ve yalan artık a.Nejat'la bütünleşmişse, sanırım bunda düşyünülmesi gereken önemli bir konud var demektir. Bunun için istirhamım , olayları duygusallıktan öte akılcılıkla ve sabırlılıkla değerlendirmektir. Zira, A.Nejad'ın hal ve hareketlerni artık daha önce mali fesatla suçlanan Rafsancani'yi bile temize çıkardı. İsterse, A.Nejad'ı, Şeflik dönemi türkiyesiyle mukayese edersek, bu gidişetin devamında onu da görmek nasib olur herhalde! Bir tarafta, tv. ve devletin bütün imkanları, bağımsız olması gereken İslam alimlerinin devletten rant aldıkları için A.Nejad'a destekleri diğer tarafta da, hatta telefon görüşymeleri bile sıkıtlanan ve taraftarlarının gösterilere katılmalarını önlemek için internet, mobil vs. kesilen bir aday ve destekçileri. Madem, yüzde 63 gibi yüksek bir oy aldın. Niçin, oyların sayımırndan ve ya tekrar düzenlenmesinden çakıyorsun ve ekibi anayasayı koruma konseyi, vs. b.ierikmleri . Zira, baştan yapılan bir hesap vardı, hesap veya hile senaryosu doğru yapılmadı. Bugün kü tablo, o senaryonun kötü oynanması. Zira, Musevi gibi biri de, daha önce de ne gibi oyunların oynandğı çok iyi bilen biri olduğu için, hatta Kerrubi ve Rızai de, aynı şekilyde sistemi bildikleri için itiraz ediyorlar. Lütfen kemmiyete değil keyfiyete, haksızlığına değil, hakka bakalım. Yoksa sonumuz, Kufe ehli gibi olur. A.Nejad da, Yezid olur! O zaman suçladıklarından ne farkı kalır. Saygılarımla...
Bekir tarafından 21-06-2009 13:43:07 Tarihinde yazıldı.
Hakkı Beyaz'a. Mhp'nin doğuda çok oy almasının garip olacağıyla, Ahmedinejad'ın ülkede çok oy alması arasında nasıl bir bağlantı kurdunuz. Bravo! Bir insan nasıl bu kadar kör olabilir. Batı ve yardakçılarının dolduruşuyla kendisini iktidarda sanan kimseler, istedikleri olmayınca nasıl da çirkefleşiyor! Mustazafların, müstekbirlere tokat gibi cevabıdır bu seçim! Oy verme işlemi bittikten bir buçuk saat sonra %65'le kazandım diyen Musevi'yi sorgulayan yok. Kötü niyeti olduğunu düşünen yok. Ahmedinejad'ın oy oranı bir önceki seçimle aynıydı. Abartı olan ne! Hiçbir, bakınız neredeyse hiçbir somut delil ortaya koyamadılar hile iddialarıyla ilgili.Seçim gözlemcilerinin her yerde olduğu bir seçimde nasıl olur da 10.000.000 küsur oy değiştirilebilir. Musevi ve yardakçıları artık hezeyana kapılmış! Ya da başka niyetleri var. Camileri, bankaları, durakları, dükkanları, motorları, evleri, arabaları yakan bu göstericiler değil mi? Demokratik hak talebi midir bu? yoksa zorbalık mıdır? Ahmedinejad Yezid olurmuş? Vicdan sahipleri görüyor kimin ne olduğunu!!!
adsız tarafından 21-06-2009 21:00:58 Tarihinde yazıldı.
Bekir kardeşe Teşekkürler
Sayın bekir sizi takdir ediyorum Hakkı beyaz'a verdiğiniz dolgun cevabtan ötürü amacım polemik değil kaldıkı hakkı beyaz rumuzu ile yazan arkadaş aynı yorumu dünyabülteninede pastellemiş oysa iki ayrı yazıya aynı yorum körlerin alfebesidir! birde Hakkı orada yaşıyan ama Hakkı göremeyen bir yazar olarak kendisini tanımayanların olduğunu sanıyorsa birkez daha düşünmesi gerekirki kör olmayanlar var Değilmi Hakkı U.....!?
adsız tarafından 22-06-2009 16:44:51 Tarihinde yazıldı.
yazınız tamamıyla tek taraflı analizlerinizde aynı ölçüde hiçbirine katılmıyorum
ibrahim tarafından 23-06-2009 10:39:45 Tarihinde yazıldı.
GELECEK SEÇİMLERDE DOĞU MHP'NİN
Alptekin kardeş, Tartışmayı bir sosyolog gözüyle izlemişsin. Gerçekten merak ettim Ahmedinejat neden güzlerini sürekli kaçırıyordu? Ve neden muhatabının güzlerinin içine bakmaya cesaret edemiyordu. Ahmedinejat’ın türk kökenli şehirlerden büyük oy almasını, MHP’nin kürt köylerindeki oyların yüzde 80’ini almasına benzetiyorum. Tarafgirlik budur işte. Kuru sloganlarla, İslam’ı ve İmam’ı tevil etmek ancak böyle olabilir. Son dönemde uygulama ve düşüncede nasıl bir seviye kazanıldığı seçimlerle daha iyi anlaşılıyor. Kimin sessiz çoğunluk, kimin azınlık olduğunu eminim zaman gösterecektir. Ortada durmaktansa belli bir tarafı savunmak, her yiğidin karı değil. Bundan dolayı sizi kutluyorum. Makaleniz, hayatında çekiçten başka hiçbir alet tanımayanların, her şeye çivi güzüyle bakanları sevindireceğe benziyor.
Editörün Notu : İbrahim Bey, Yazıda herhangi bir sosyolojik veriye yer verilmediği halde tartışmayı bir sosyolog gözüyle izlediğimi nereden çıkardığınızı bilmiyorum. Ahmedinejad'ın muhatabının gözlerinin içine neden bakmaya cesaret edemediğini niçin bana sorduğunuzu da anlamış değilim. Zira eğer yazıyı biraz dikkatle okursanız, tersini söylediğimi görürsünüz. Yazıdan "her yiğidin karı olmayan bir iş yaptığımı söyleyerek" ve belli bir tarafı savunduğum sonucunu çıkararak beni kutluyor; sonra da yazımın elinde çekiç tutup her şeyi çivi gibi görenleri sevindireceğini söylüyorsunuz. "Elinde çekiç tutup her şeyi çivi gibi gören" tabiri, benim 4. Dünya Savaşı ve Ortadoğu kitabımda yer verdiğim ve ABD'deki Yeni Muhafazakarları ifade eden bir tabirdi. Eğer ben bu yazımla "her yiğidin karı olmayan bir iş yapıp taraf olmuşsam" ve ABD'deki yeni muhafazakrları sevindirecek bir yazı yazmışsam bundan Tarafımın ABD'deki Yeni Muhafazakarlar olduğu sonucu çıkıyor. Bu yorumu nereden çıkardığınızı da anlamış değilim. Binaenaleyh ya ben görüşlerimi doğru ifade edebileceğim bir siyasi analiz yapamamışım, veya siz yazıyı dikkatli okumadığınız için yanlış sonuçlar çıkarıyorsunuz. Saygılar Alptekin Dursunoğlu
ihsan inanç tarafından 24-06-2009 19:59:01 Tarihinde yazıldı.
insaflı olun
Sevgili kardeşlerimiz, yorumlara bakıldığında genel olarak A.Nejad taraftarlarının desteği niteliğinde yazılar dikkat çekiyor. Aynı zamanda sanki Musevi ve diğer adaylar devrim karşıtı gibi yorumculardan ve onları destekleyen okurlardan ağır ithamlar alıyor. Malesef, bu sığ düşünce devam ettiği sürece ne İslam devrimi anlaşılır ne de İslam hükümetinde ne gibi sorunların olabileceği veya sorunların hangi yolla çözülebileceği.. Sorun, Ahmedinejad meselesi değil, sistemin kendi içinde düğümlenip kalma ve sorunlara çözüm üretememe meselesedir. Zira, son sözü dini liderin cuma hutbesinde çok açık bir şekilde Ahmedinejad'a destek vermesine ve şii fıkhında şii müslümanların velayeti ffakihe itaat etmesi gerekirken, dini liderin hutbesi bırakın sıradan insanlar tarafından eleştirilmeyi, dini merciler tarafından da, sert itirazlar almasına yol açmıştır. Bugün İslam nizamı, bu hengamede tartışılırken, sizler tutup, bir parti tutarcasına devrimci insanları, kafideci, soroscu vs. uyduruk kelimeler ve ünvanlarla suçlamaktasınız.Oy sayımında bazı hilelerin yapıldığı kabul edildi. Ama, hile 11 milyonu bulmadığı ve bunun için de oyları etkilemeyecinden ciddi itibar görmedi. Pekala bu durum Türkiye'de yapılsaydı, sizler nasıl tepki gösterirdiniz. Burada sokak gösterilerine katılanlar, İslam cumhuriyetini sorgulamıyor, yönetimi ve yöneticilerin yanlış hareketlerini sorgulayarak ve bunun için verilen oylarının nereye gittiğini soruyor ama bu bile nice okur tarafından devrim düşmanı olmakla suçlanmaya yetiyor. Dini liderin son noktayı koyduğu cuma namazı bile sorunu çözmeye yetmedi. Hala da, akşamları tepkisel olarak 'damlar'dan Allahu ekber nidaları geliyorsa, ve bunu bizzat Ahmedinejad karşıtı İslam inkılabı yanlıları da yapıyorsa, bunların haklarını aramaya hiç mi hakları yok. Türkiye'de bile İran'a göre daha serbest ama kısıtlı serbestlikle haklarını kaybeden insanlar en azından avrupa insan haklarına şikayet ederek hakkını arıyorsa, İran'daki insanlara, bütün kapılar kapatılmışsa haklarını nerede arayacaklar. Yoksa, hakları yazi olunan insanlar her zaman güçlüler karşısında haksız muamelesi görmeye de doğru İslami anlayış mı diyeceğiz? O zaman zaten söylenecek söz yoık. Ama, hayır, İslam hükümetinde her şey, hatta yanlış dahi olsa, bunda bir hikmet vardır diye o yanlışta ısrar edilirse, elbette o zaman insanların İslam ve İslam hükümetine bakışı tamamen değişir. Onun için, İran'la ilgili rahatsızlığım, şahıslar değil, yüzbinlerce şehidin verildiği ve dünyaya model olan İslam nizamının bugün geçmişte bu nizama hizmet veren insanlharın devrim karşıtı gibi gösterilmeleri ve konunun şahıslar üzerinde indirgenerek kısır döngüye getirilmesidir.
kiyam tarafından 24-06-2009 22:15:47 Tarihinde yazıldı.
oylar tekrar sayildi!
selam aleykum, arkadasim bencede Iranda sistem ici bir mücadele yasaniyor buna katiliyorum. Bakiniz Rafsancani Iran da 8 yil üst üste Cumhuru Reislik yapmistir o vakit hic kimse o nasil kazanmistir denmemistir, sonra Iranin 8 yil pespese basina Hatemi gelmistir madem bu sistem hile yapildigini iddia ediyorsunuz o vakit özellikle Hatemi yi nasil iki kere pespese kazanmasina izin verilmistir? Ayrica gel gelelim hile yapildigini kabul etmek meselesine, bugün Iranin muhtelif bölgerinden oylarin yüzde 10 u tekrardan sayilmistir ve bu sayimda Sayin Rezai nin de adamlari vardi (burda neden Kerrubi ve Musevinin oraya kendi adamlarindan göndermedigi ayrica düsünülmesi gerekir) ve sonuc secim sonuclari ile ayni! Bakiniz söyle bir bilgi yayildi 50 sehirde yüzde yüzden cok oy kullanilmis, buda Iranin secim yasalari ile ilgili bir olay, söyle ki mesela TEbriz de yasayan bir kisi eger Tahranda is vesilesiyle veyahut orda aile ziyaretindeyse o Tebrizli kisi Tahranda da oyunu kullanabilir buda dogal olarak Tahranin verilicek 100 oy varsa 101 kisi oy vermis gibi gözüküyor. Evet secim yasalarinda veahut secim yapilirken bazi kanuni yanlis kararlar olabilir ama bunu yok efendim secim hilesi ile Ahmedinejad basa gelmistir demek cok yanlis bana göre. Bakin sözde demokrat reformcu denen taraf neredeyse 16 yildan fazla Iranda basta idi ve belkide onlara karsi olanlarin bogazlarinda kilcik kalmis gibiydi onlar icin cok zordu belkide onlara tahammül eetmek ama onlar sabrettiler ve en sonunda halk onlari basa gecirdi bu sefer ne yazikki Irandaki Burjuvazi, bati hayrani kesim vs. 4 yil bile sabredemediler. Bundan sonra Iran da Süleyman Demirel misali Siyasetcilere pek oyun alani kaldigini düsünmüyorum son sanslari bos iddialarla halki gaza getirip sokaklara dökmek oldu
z tarafından 26-06-2009 00:38:13 Tarihinde yazıldı.
alptekin beyi kutluyorum
yaziyi okuyan cogu kisi ahmedinejatin tararafini tuttugu icin hicbir tarafi tutmayan alptekin beyi kendilerine karsi tarafta görmüsler. halbuki yazar gercegi ortaya koymaya calisiyor. ama görülüyor ki birileri hala 1980 lerin irancilik hastaliginda. iran bize cok sey kazandirdi ve kaybettirdi.
ali h. tarafından 26-06-2009 20:13:44 Tarihinde yazıldı.
ahmedinejad'ın seçim zaferine "demogojinin ve popülizmin zaferi" demek, en hafif tabirle edepsizliktir...bu mu tarafsızlık...
İBRAHİM tarafından 30-06-2009 08:47:41 Tarihinde yazıldı.
ALKIŞLAYAYIM DEDİM, ELİMİ KIRDIN
Alptekin kardeş, Ben sizin farklı bir şey söylediğinizi anlatmıyorum. İran’daki tartışmaların ‘İslam inkılâbının neden yapıldığı’ çerçevesi içerisinde gerçekleştiğini sorgulamak maksadıyla gösterilerin çıktığı kanaatindeyim. Gösterilere yapılan sert baskılar da, saltanat rejiminin baskı sisteminin ‘salihler baskı sistemi’ne dönüşmesi endişesini doğurduğu görüşlerini doğurmuştur. Musevi’nin vurgusu da bu şekildedir. ‘Zalimlerin istibdadının yerine Salihlerin istibdadı’ ifadesini, doğuran sebeplere iyi bakmakta fayda var. Musevi’yi destekleyenlerle, Ahmedinejat’ı destekleyenler arasında derin bir fark var. Daha düne kadar, İmam Humeyni’yi felsefeyle uğraşmasından dolayı necis görenler ve İslam’ı dondurmaktan, şekilciliğe indirgemekten başka bir şey düşünmeyen bazı mollalar, bugün Ahmedinejat’ı destekliyor. İnkılabı, Mehdi’nin gelmesine engel olarak görenler de yine bu safta. Musevi’yi destekleyenler, İmam’ın çizgisinin inhirafa uğradığını savunan kesimden oluşuyor. Ancak bunların arasında muhalefetine anlam veremediğim biri var o da Refsencani. Daha önce, inkılapçı çizgide olamayan bir çok insanla sıcak diyalog içerisinde olan Refsencani’nin çıkışına anlam veremedim doğrusu. İnkılabın gerçekleşmesinde büyük katkı sağlamış kesimin tamamı, A.Nejat’a muhalif. İslam’i ilim ve entelektüel birikim sahibi olanlar ise Musevi cephesinde. Hatemi, Munteziri ve benzerlerinin halk muhalefetini desteklemesinin farklı bir anlamı olmalı. Bunları basit komplocu teorilerle izah etmek, samimiyetle bağdaşmaz. Birkaç gece, TV konuşmalarınızı izledim. Söylediklerinizin büyük bir bölümüne katılıyorum. Ancak, bu olaylarla ilgili olarak ya tam net değilsin veya dengelerin zarar görmemesine dikkat ediyorsun, gibi geldi bana. Yanılmış olabilirim, yanılma bize (veya daha özelde bana) mahsustur. Sosyolog gözüyle tartışmayı izlemişsiniz dememden kastım; Ahmedinejat’ın, davranış tarzıyla ilintiliydi. Gözlerini kaçırması veya Musevi’nin hanımını tartışmanın içine çekmek isteyişi veya Refsencani konusunda konuşması, içinde bulunduğu psikolojik durumu yansıtması açısından önemli. Bir de son günlerde, A.Nejat’ın Kasımlo cinayetine iştirak ettiğine dair Avrupa’da yapılan açıklamaları da duymuşsunuzdur. A.Nejat’ı bu kadar popüler yapan, buna benzer eylemler midir acaba? Selam ve dua ile.
zeynel tarafından 18-07-2009 11:03:11 Tarihinde yazıldı.
Bu nasıl bir dünya
Kendi dünyamızda gelişen olayları takip ediyor tarafımızca olumlu bir şey olduğunda alkışlıyor dua ediyor mutlu oluyoruz. Aleyhimize olan şeylerde de üzülüyoruz. Bu dünyada taraf olacak bir şeyde kalmamış meğer. En sevdiğimiz zerre şüphe duymadığımız göz bebeğimiz islam cumhuriyetimiz meğerse hiçbirşeymiş.Biz burada kemalizme dahi bir şeyler söylerken haci hocalarımızda ve üstadlarımızda fırça yiyoruz da kurban olduğum islam cumhuriyetine korkunç gösteri ve başkaldırılara müsamaha ile bakabiliyoruz. inandığım değerleri yeniden gözden geçirmem gerekiyor galiba
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım