MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
28/03/2010 - 04:59 tarihinde eklendi
İç savaştan ulusal dayanışmaya, Irak’ın demokrasi zaferi
Alptekin DURSUNOĞLU
7 Mart 2010 seçimlerine katılan siyasi ittifakların yapısına bakıldığında Irak’ın 2006’da temellerini attığı ulusal uzlaşmayı bir ulusal dayanışmaya dönüştürmeyi başardığı söylenebilir.

Irak Yüksek Seçim Kurulu, 7 Mart’ta yapılan parlamento seçimlerinin sonucunu 20 gün sonra açıkladı.

 

Irak Yüksek Seçim Kurulu’ndan yapılan açıklamaya göre 15 sandalyenin azınlıklar için ayrıldığı 325 sandalyeli parlamentoda İyad Allavi liderliğindeki el-Irakiye, 91; Başbakan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti İttifakı 89; Ammar el-Hekim liderliğindeki Irak Ulusal İttifakı 70 ve KDP lideri Mesud Barzani ile KYB Lideri Celal Talabani liderliğindeki Kürdistan İttifakı da 43 sandalye kazandı.

 

7 Mart seçimleri, Irak’ın 30 Ocak 2005’te başlayan demokratik süreçlerde kat ettiği olumlu mesafeyi olduğu kadar bu ülkedeki toplumsal ve siyasi hayatının hangi yönde gelişmekte olduğunu göstermesi bakımından da önemli gözüküyor.

 

7 Mart seçimlerine kadar Irak’taki demokratik sürecin özeti

30 yıl boyunca yaptığı her seçimi oyların yüzde 99’unu alarak kazanan Saddam Hüseyin tecrübesine sahip olan Irak, 2003 yılındaki ABD işgalinden 2005 yılının ocak ayına kadar Washington tarafından atanan; (askeri yönetici sıfatıyla) Jay Garner, (sivil yönetici sıfatıyla) Paul Bremer ve (geçici yönetimin başbakanı sıfatıyla da) İyad Allavi tarafından yönetildi.

 

Irak’taki demokratik süreçler, Ayetullah Sistani’nin ABD’nin tayin ettiği geçici hükümet tarafından atanan bir komisyonun Irak’a anayasa belirleyemeyeceği ve yeni anayasanın ve siyasi yapının ancak Irak halkının seçeceği temsilciler tarafından oluşturulabileceği yönündeki ünlü fetvasının zorlamasıyla 30 Ocak 2005’ten itibaren başladı.

 

Washington, Paul Bremer’in tüm direnişine ve Ayetullah Sistani’yi ikna etmek için o zamana kadar Irak meselesine asla karıştırmak istemediği dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ı bile aracı kılarak[1] yönlendirmeye çalışmasına rağmen engelleyemediği bu süreci daha sonra “Irak’ı demokrasiye kavuşturma” söylemi ile sahiplenmeyi tercih etti.

 

Ayetullah Sistani’nin dayatmasıyla 30 Ocak 2005’te yapılan seçimlerle başlayan siyasi süreç şu ulusal hedefleri öngörüyordu:

 

1-Irak’ı ABD tarafından atanan Amerikalı idarecilerden (Garner-Bremer vb) veya ABD tarafından atanmış Iraklı hükümetten (Allavi kabinesi) kurtaracak ulusal meclisin oluşumunun sağlanması;

 

2-Halkın oyuyla kurulan meclisin, anayasayı hazırlayacak kurulu belirlemesi;

 

3-Hazırlanan anayasayı referanduma götürmek ve kalıcı hükümetin seçileceği 15 Aralık 2005 seçimlerine kadar da ülkeyi idare edecek geçici bir hükümetin kurulması.

 

Ancak 2005’ten sonra yaşanan gelişmeler, Ayetullah Sistani’nin anayasayı, yürütmeyi ve yasamayı Irak halkının ulusal iradesi doğrultusunda oluşturarak bunu işgalcilerin iradesinin karşısına kurumsal bir bariyer olarak dikmeyi öngören stratejisinin Iraklı bazı siyasi aktörler tarafından kavranamadığını ortaya koydu.

 

Binaenaleyh Iraklı Sünniler, demografik olarak azınlıkta bulunmalarından dolayı iktidardan tamamen mahrum bırakılacaklarını düşünerek ve “Şii Hilali ve İran nüfuzu tehlikesi” uyarısında bulunan bölgedeki Arap devletlerinin yönlendirmeleriyle hareket ederek[2] başlatılan demokratik süreci boykot ettiler.

 

Sünni siyasi aktörler, demokratik süreçlerin başladığı 30 Ocak 2005’ten, anayasa referandumunu yapıp kalıcı yasama ve yürütme organlarını oluşturarak siyasi sürecin tamamlanmasını öngören 15 Aralık 2005 tarihine kadar seçimi boykot edip silahlı mücadele vererek bu süreci baltalama stratejisi izlediler.

 

Irak’ta “mezhep savaşı” diye adlandırılan şiddet ve terör ortamının oluşmasına, ulusal bütünlüğün ciddi hasarlar görmesine; dolayısıyla da ülkenin dış etkilere daha açık hale gelmesine neden olan bu stratejide şu yöntemler kullanıldı:

 

1- Demokratik süreçlerin işgalin uzantısı olarak gösterilmesi ve demokratik süreçlere yönelik her türlü şiddet eyleminin “işgale karşı direniş” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılması,

 

2- Siyasi sürece katılanların “işgalcilerin suç ortağı” olarak gösterilmesi yönünde yoğun propaganda yapılması,

 

3- Şii kesimlere karşı Sünniliği, Kürtlere karşı ise Araplığı vurgulayarak Irak’ın ulusal kimliğinde merkezi bir konum elde etme ve bölge ülkelerinden destek edinme çabası,

 

4- El-Kaide ve Baasçı unsurlara lojistik propaganda alanında destek sağlanması,

 

5- Karşı tarafı tahrik ve kaos ortamının yaratılması için sivillerin hedef alınması,

 

6- Uygulanan güvenlik tedbirlerinin, belli bir mezhebin imhasına yönelik olduğu izleniminin oluşturulması ve meselenin bölgeselleştirilmesine çalışılması.

 

Irak’taki Sünnilerin 30 Ocak 2005’te başlayan demokratik süreçlerdeki tutumuna benzer bir tutum, Şii kesim içerisindeki Sadr grubu tarafından da sergilendi. Sadr grubu demokratik süreçleri boykot etmediyse de şiddete bulaşarak ulusal birlik ve enerjinin içeriye değil, dışarıya karşı kullanılmasını öngören merceiyet stratejisine uymayarak kendisini bir güvenlik sorunu haline getirdi.

 

İşgali 36. Paralelin kuzeyinde bir özerklik ve muhtemel bir bağımsızlık için önemli bir fırsat gören Kürt siyasi aktörler ise Irak’ın ulusal bütünlüğünü önemsememekle birlikte demokratik süreçlere, kendi etnik kazanımları açısından bir fırsat olarak gördükleri için katıldılar.

 

Binaenaleyh Sünnilerin demokratik süreçleri boykot etmesinden kaynaklanan siyasi boşluğu iyi değerlendiren Kürtler; hem anayasanın hazırlanmasında, hem özerk bölgelerinde hem de federal yapıda büyük kazanımlar elde ettiler.

 

15 Aralık 2005 sonrası süreç, iç çatışmadan ulusal uzlaşmaya

Irak’ta 30 Ocak’ta başlayan demokratik süreç, yaşanan şiddet dalgasına rağmen ön görülen 11 aylık gelişimini tamamlarken, etnik veya mezhebi aidiyetlerine göre tanımlanan siyasi kesimlerin tümü de kendi talepleri ile ülke gerçekliği arasındaki mesafeyi fark etmeye başladı.

 

1- Sünni siyasi aktörler, demokratik süreçleri boykot etmenin kendilerinin siyasi sahne dışına itilmesinden başka bir işe yaramadığını ve boykotlarıyla yarattıkları boşluğun başka kesimler tarafından doldurulduğunu fark ederek 15 Aralık 2005’te kalıcı yasama ve yürütme organlarını oluşturacak sürece katılma kararı aldı.

 

2- Sadr grubu, işgale karşı olduğunu söylese de kendisine bağlı Mehdi Ordusu adlı milis güçlerinin eylemlerinin el-Kaide ve Baasçıların oluşturmaya çalıştığı kaosa katkı sağlamaktan ve ulusal bütünlüğe zarar vermekten başka bir işe yaramadığını fark etmeye başladı. Bu yüzden de demokratik süreçleri baltalamak adına ulusal bütünlüğü kurban emekten çekinmeyen el-Kaide ve Baasçıların şiddet gerekçesi haline getirilen Mehdi Ordusu adlı milis güçlerini silahsızlandırma kararı aldı.

 

3- Kürtler yarım asırlık özerklik ideallerini anayasayla hukuki açıdan garantiye almış; federal yapıda cumhurbaşkanlığı, başbakan yardımcılığı, dışişleri bakanlığı kazanmış ve mecliste kilit öneme sahip bir güç elde etmiş olsa da Kerkük’ün Kürdistan bölgesine ilhakının ve bağımsızlığın salt bölge dışı güçlerle yapılan işbirliği ile elde edilemeyeceğini fark etmeye başladı.

 

4- Irak’ın kaderi ile ilgili en etkili güçlerden biri olan ABD de 30 Ocak-15 Aralık aralığındaki demokratik süreçlerde kadir-i mutlak sandığı gücünün sınırlarını şu gelişmelerle fark etmeye başladığını gösterdi:

 

a) Ayetullah Sistani’nin tutumu yüzünden Irak anayasasını kendi tayin ettiği bir kurula hazırlatmayı başaramadı.

b) Irak’ta kuracağı siyasi model üzerinden Genişletilmiş Ortadoğu Projesi yapan ABD’nin geçici hükümetin başbakanlığına atadığı İyad Allavi, 15 Aralık seçimlerinde sadece 17 sandalye kazanabilirken, dini merceiyetin teyit ettiği Birleşik Irak İttifakı 275 sandalyeli parlamentonun 128’ini elde etti.

c) İşgal sırasında geleneksel Batılı müttefiklerini ve NATO’yu bile sürecin dışında tutan, Türkiye’nin inisiyatifiyle başlatılan Irak’a komşu ülkeler girişimini bir tehdit olarak algılayan ABD, demokratik süreçlerin başlamasından sonra hem BM’yi hem de Irak’a Komşu Ülkeler Girişimini sürece ortak olmaya çağırdı.

ç) İşgal sırasında “şer ekseni ülke” ilan ettiği İran’la, Irak konusunda müzakere masasına oturmak zorunda kaldı.

d) Çekilme takvimini söz konusu bile etmek istemez ve Irak’a “Uzun Vadeli Stratejik İşbirliği Anlaşması” dayatmak isterken, bu anlaşmanın “ABD Askerlerinin Irak’taki Statüsünün Belirlenmesi Anlaşması” haline gelmesini yani çekilme takvimine dönüşmesini önleyemedi.

 

Demokratik süreç ve değişen tutumlar

Irak’taki demokratik süreçler, bu ülkenin siyasi kaderiyle ilgili tüm aktörleri başlangıçtaki tutumlarını gözden geçirmeye zorladı. Demokratik süreçler sonrasında oluşan şartlar, Irak’ta güce veya demokratik temsile değil, uzlaşmaya dayalı bir siyasi yapı kurulmasını zorunlu kıldı. Bu çerçevede;

 

1- Şiiler, demografik üstünlüklerine ve siyasi temsildeki güçlerine rağmen, iktidarı neredeyse eşit temsil düzeyinde diğer kesimlerle paylaşarak ulusal uzlaşma hükümeti kurdular. Anayasal bir hak olmasına rağmen güneyde federatif bir bölge kurmak düşüncesinden vazgeçtiler.     

 

2- Sünniler, şiddet faktörünü pazarlık gücünü arttıran bir manivela olarak yedekte tutmakla birlikte uzlaşma hükümetindeki konumlarını güçlendirmek için demokratik sürece güçlü bir şekilde katıldılar.

 

3- Kürtler, Kerkük’ün Kürdistan bölgesine ilhakı gibi sadece içeride değil bölgede de ciddi bir gerilim odağı olan taleplerindeki vurgunun düzeyini düşürdüler, özerkliği güçlendirip federal yapıda kilit roller almayı bağımsızlıktan daha gerçekçi ve faydacı bir seçenek olarak değerlendirmeye başladılar.

 

4- ABD, Irak’ta kuracağı model siyasi yapıyla Genişletilmiş Ortadoğu’ya nizam vermeye çalışmak yerine Tahran nüfuzunun sınırlandırıldığı bir Irak bırakarak çıkmanın ve bölgesel istikrarı korumanın hesabını yapmaya başladı.

 

5- Bölge ülkeleri ise başta Kerkük meselesi olmak üzere Irak’la ilgili krizli hususların; müdahale, gerilim ve tehdit diliyle değil, sorunun taraflarıyla karşılıklı bağımlılık ilişkileri geliştirerek çözmeye çalışmak noktasına geldi.

 

Ulusal uzlaşmadan ulusal dayanışmaya

15 Aralık 2005’te tüm kesimlerin katılımıyla belli bir istikrar kazanan siyasi süreci, güçlendirmek için başlatılan ulusal uzlaşma çabaları, devrik rejim liderlerinin idamından sonra somut sonuçlar vermeye başladı.

 

1- Hükümetin ulusal uzlaşmaya dayalı kurulmasıyla yetinilmedi, Cumhurbaşkanlığı Konseyi ihdas edilerek yasama ve yürütmenin kimi yetkileri güçte tekelleşmeyi önlemek ve karar süreçlerini çeşitlendirmek adına bu konseyle paylaştırıldı.

 

2- Güvenlik sorunlarının çözümü konusunda el-Kaide ve Baasçılar gibi Sünnilik adına silahlı mücadele veren gruplar ile Şii Sadr grubuna bağlı Mehdi Ordusu milisleri arasında fark gözetilmedi.

 

3- Sünni aşiretler, demokratik süreçleri baltalamak için silahlı mücadele veren silahlı gruplara verdiği desteği çekerek Uyanış Konseyleri adı altında hükümet için çalışan resmi milis güçleri haline geldi.

 

4- ABD ile yapılan güvenlik anlaşmasıyla, ülkedeki güvenlik yetkisi Irak hükümeti tarafından devralındı ve güvenlik sorunlarına gerekçe teşkil eden işgalciler çekilme takvimi açıkladı.

 

Sonuç

Bazı siyasi aktörlerin demokratik süreci baltalamak için dini ve mezhebi gerekçelerle başlattığı şiddet ortamı, hangi kesimden olursa olsun tüm halk nezdinde kaygı korku ve bıkkınlık yarattı.

 

Hükümetteki ulusal uzlaşmanın dini ve toplumsal katmanlarda güçlendirilmesi, güvenlik sorunlarının çözümü konusunda ciddi katkılar sunarken, çeşitli etnik veya mezhebi kesimlere mensup siyasi aktörlerin toprak bütünlüğünün korunması gibi temel konularda birçok işbirliği zeminin bulunduğunu fark etmesini sağladı.

 

Örneğin çatışmaların yoğun olduğu dönemlere Sünnilerle ciddi gerilimler yaşayan Şii Sadr grubunun yine Şii olan İslami Yüksek Konsey’in güneyde federatif bir bölge kurulması fikrine karşı çıkan yanıyla Sünnilere yakın olduğu görüldü.

 

Yine Şii Başbakan Nuri el-Maliki’nin siyasi süreçteki müttefikleriyle Kerkük meselesindeki ve Kürdistan Bölgesinin merkezi hükümetten bağımsız olarak enerji anlaşmaları yapması konusundaki tutumunun, Sünni Arapların ve Türkmenlerin taleplerine daha uygun olduğu fark edildi.

 

Binaenaleyh 7 Mart 2010 seçimlerine katılan siyasi ittifakların yapısına bakıldığında Irak’ın 2006’da temellerini attığı ulusal uzlaşmayı bir ulusal dayanışmaya dönüştürmeyi başardığı söylenebilir.

 

7 Mart 2010 seçimleri, Irak’ın demokrasi ve ulusal birlik zaferi

Beş sene önce toprak bütünlüğü tartışılan ve bir iç savaştan söz edilen Irak, bugün her siyasi grubun, tüm etnik veya mezhebi kesimlere kapısını açabildiği bir ülke oldu.

 

Kuzey’deki Kürdistan Bölgesi partilerinin oluşturduğu siyasi ittifaklar hariç olsa da seçimlere katılan hiçbir ittifak tek bir etnik veya mezhebi kesimin hatta ideolojinin temsilcisi olmadı.

 

Birer Şii olan Başbakan Nuri el-Maliki ile İslami Yüksek Konsey’in Başkanı Ammar el-Hekim’in liderlik ettiği ittifaklarda Sünniler, Kürtler, Türkmenler ve Hıristiyanlar; laikliğiyle tanınan İyad Allavi’nin el-Irakiye ittifakında ise Hizb-i İslami’nin eski lideri Sünni İslamcı Tarık Haşimi yer aldı.

 

Yedi yıldır işgal altında bulunan ciddi bir iç savaşın eşiğinden dönen Irak’ta seçim propagandaları sırasında dini merasimlerde olduğu kadar bile büyük güvenlik sorunları yaşanmadı.

 

Her kesim siyasi propagandasını özgür bir şekilde yaptı, seçimlerin şeffaflığı konusunda hiçbir ciddi şaibe söz konusu edilmedi, son dönemde sayım hilesi suçlamalarında bulunmasına rağmen birinciliği Allavi’ye kaptıran Başbakan Maliki bile seçim sonuçlarını kabul etme olgunluğunu gösterdi.

 

7 Mart seçimleriyle ilgili en önemli şaibe, bu seçimleri ikinci Lübnan seçimleri haline getireceği söylenen Suudi Arabistan’ın el-Irakiye İttifakı’na milyonlarca dolarlık para desteği sağlayarak oyların satın alınmasını sağlaması oldu.

 

Kısa bir serbest seçim geçmişi olmasına rağmen demokrasi ve uzlaşma kültürü açısından son derece olumlu bir noktaya geldiği görülen Irak, bundan sonra nispeten uzun süreceği sanılan bir hükümet kurma sürecine giriyor.

 

Çünkü hükümetin kurulabilmesi için 162 milletvekilinin güvenoyuna ihtiyaç varsa da bunun öncesinde 210 milletvekilinin bir başbakan adayına hükümeti kurma görevi verecek olan cumhurbaşkanını seçmesi gerekiyor.

 

7 Mart seçimleri sonrası muhtemel hükümet

İyad Allavi liderliğindeki el-Irakiye İttifakı her ne kadar 325 sandalyeli parlamentoda 91 sandalye kazanarak birinci olmuş olsa da parlamento aritmetiği ve mevcut siyasi grupların geleneksel ittifak ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda Allavi başbakanlığında bir hükümet kurulması pek muhtemel gözükmüyor.

 

Başbakan Nuri el-Maliki’nin Kanun Devleti İttifakı ile Ammar el-Hekim’in Irak Ulusal İttifakı’nı oluşturan grupların büyük bir çoğunluğunun geçmişte Birleşik Irak İttifakı adı altında bir arada olduğu ve geçtiğimiz beş yıl boyunca geleneksel müttefikleri olan Kürtlerle birlikte Irak’ı yönettiği düşünülürse yeni hükümetin de bu ittifakların yapacağı bir koalisyonla oluşması beklenebilir.

 

Kısmi itirazlar sonucu sandalye dağılımında bir değişiklik olmazsa, Kanun Devleti, Ulusal İttifak ve Kürdistan İttifakı’nın toplam sandalye sayısı 201 olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı seçebilmek için gerekli olan 9 oyun Nuşirevan Mustafa liderliğindeki Değişim grubundan ve Cevad Bolani’nin Irak’ın Birliği grubundan hatta, hükümet kurma umudu olmayan el-Irakiye İttifakı içindeki kimi grup veya şahsiyetlerden temin edilmesi zor gözükmüyor.

 

Ancak Sadr grubuna yönelik güvenlik operasyonlarından ve Kürtlerle birçok konuda ters düşmesinden dolayı bu ittifaklardan oluşacak bir koalisyonda Sadr grubunun ve Kürtlerin Nuri el-Maliki’nin başbakanlığına pek de sıcak bakmayacağı söylenebilir.

 

Kanun Devleti, Ulusal İttifak ve Kürdistan İttifakı tarafından kurulacak bir koalisyon hükümetinde Maliki’den başka Dava Partisi’nin iki numaralı adamı Ali el-Edib ile Ayetullah Muhammed Bakır es-Sadr’ın oğlu Cafer es-Sadr’ın isimleri de muhtemel başbakan adayları olarak öne çıkıyor.

 

El-Irakiye adayı Tarık Haşimi’nin “Irak bir Arap ülkesidir, bu yüzden de cumhurbaşkanlığına bir Arap’ın seçilmesi gerekir” yönündeki çatışma dönemlerinin dilini yansıtan açıklamasının, bu parlamento tablosunda en çok da Celal Talabani’nin işine yarayacağı ve yukarıda söz konusu edilen bu koalisyonun Talabani’yi ikinci kez cumhurbaşkanlığına seçeceği söylenebilir.

 

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
dogan tarafından 05-04-2010 20:13:32 Tarihinde yazıldı.
selam
henüz pismemis bir yemegin tadina ve kokusuna isim vermemek gerek
ali askeri tarafından 06-04-2010 00:37:25 Tarihinde yazıldı.
tek kelimeyle komedi
tek kelimeyle komedi. öncelikle seçimlerde kaç kişi oy kullanacaktı, ne kadarı oy kullandı bu oyların ne kadarı sayıldı ve sonuç ne oldu buna dair tek bilgi yok. demokrasiymiş, sistaniymiş vs..hangi ulusal birlikten bahsediyorsunuz siz? allavi, maliki, el hekim vd diğerli bal gibi işgalle birliktelik yapmadı mı? sünni islamcı dediğni şahıs ne kadar sünnileri temsil ediyor? yani kaç milyon ıraklı neden oy kullanmadı bunu sorgulamak gerekmez mi? peki bunca şii hükümet ıraklılara ne verdi, başkent bağdatta ne hizmetler yapıldı, ne kadar bakan ve sayıları abartılı şekilde fesat, uydurma diploma ve yolsuzluklardan haberi görevden atılan yetkililer...bağatta iranınbağdatta iran destekli terörist patlamalar ve malikinin diğerlerinin kanlı tasfiyeleri...son olarak halis kaymakamı sayın alptekin bey! acaba irana kaçan bu adam gibi başka kimse yok mu acaba? yapmayın, yazınızda çarpıttığınız bir nokta var. paul bremer kitabında bile methu sena ediyor şu cihad fetvası vermeyen işbirlikçi sistaniye dair...tarih tekerrür ediyor...hülagu danışmanı bir tusi elbette geliyor..
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım