MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
10/06/2011 - 23:08 tarihinde eklendi
Suriye bunalımı, uluslar arası müdahale ve Türkiye’ye biçilen rol
Alptekin DURSUNOĞLU
Türkiye’nin, Suriye konusunda içerideki ajitatör STK’ların ve uçuk romantiklerin çizdiği tabloyla değil, devlet aklıyla politika belirleme zorunluluğu ve sorumluluğu bulunmaktadır.

18 Mart’ta Der’a kendinde başlayan olayları, üst düzeyde atacağı birkaç insani adımla yatıştırma fırsatını hoyratça harcayan Suriye yönetimi, başvurduğu güvenlik öncelikli politikalar ve zoraki uyguladığı samimiyeti tartışmalı reformlarla, sorunun giderek ulusalar arası bir bunalıma dönüşmesine zemin hazırlıyor.

 

Bu da Suriye’nin düşmanlarının kullanmak için can attığı kozların onlara Suriye yönetimi tarafından altın tepside sunulması anlamına geliyor.   

 

Çünkü medyada oluşturulmaya çalışılan imajın aksine, Suriye’deki olaylar Tunus ve Mısır’daki gibi ABD ve İsrail güdümündeki toplumsal tabadan yoksun bir diktatörlüğe karşı özgürlük talebiyle gerçekleşen bir halk devrimi değil; Şam’ı, Tahran ve direniş ekseninden kopararak hizaya getirmeyi amaçlayan bir uluslar arası konsorsiyum projesi olarak gözüküyor.   

 

Nitekim diasporadaki Suriye muhalefeti, devrilecek rejimden kendilerine düşecek pay için girişimlerde bulunuyor olsa da onları çeşitli düzeylerde destekleyen ve kullanan bölgesel ve uluslar arası güçler, Irak tecrübesinden dolayı Esed rejimini, belirsizliğe tercih ederek Suriye’deki iç sorunu uluslar arası müdahaleyi gerektirecek bir bunalıma dönüştürmeyi; dolayısıyla da Şam’a ölüm gösterip onu sıtmaya razı etmeyi öngören bir strateji izlediklerini ortaya koyuyorlar.

 

Suriye’deki bunalımı uluslar arası bunalıma dönüştürme çabaları ve Türkiye’ye biçilen rol

Suriye’deki gelişmeler, yönetimin “barışçı” gösterilere aşırı güç kullanması sebebiyle yaşanan bir iç güvenlik sorunu gibi gözükse de giderek uluslar arası bir boyut kazanmaya başlayan bu bunalımın dört tarafı bulunuyor.

 

1- Suriye içindeki göstericiler

2- Suriye yönetimi,

3- Diasporadaki muhalif örgütlerden, cemaatlerden, partilerden ve aktivistlerden oluşan heterojen koalisyon,

4- ABD, İngiltere, Fransa gibi uluslar arası güçlerle Suudi Arabistan, Türkiye, İran ve Lübnan’dan oluşan bölgesel aktörler.

 

Adına “Suriye muhalefeti” denen diasporadaki muhalif örgüt ve liderlerin heterojen yapısından ve içeriyle örgütsel koordinasyondan yoksun olmasından dolayı bunların 1. maddede zikredilen tarafın ya da kendi deyimleriyle “Suriye Devrimi”nin lideri veya temsilcisi olduğunu söylemek mümkün gözükmüyor.

 

Bununla birlikte diasporadaki muhalifler; uluslar arası medyada, bölge ülkelerinde, Avrupa’da ve bazı uluslar arası kurumlarda oynadıkları “sözcülük” rolüyle Suriye içindeki, bir başka deyişle operasyon sahasındaki unsurlara propaganda alanında ve diplomatik alanda yoğun bir destek sağlayabiliyor.

Bunlar, “Suriye Devriminin Sözcüsü” sıfatıyla uluslar arası medyada ve çeşitli ülkelerde düzenledikleri konferanslarda bu “devrimin” üç kırmızıçizgisinin olduğunu belirterek şunları sıralıyorlar:

 

1- Devrimin barışçılığı, yani hiçbir şekilde silahlı eyleme başvurulmadığı,

2- Devrimin yerelliği ve bağımsızlığı, yani yabancı bir ülkenin müdahalesinin kabul edilmediği,

3- Devrimin ulusallığı, yani hiçbir dini mezhebi veya etnik ayrımcılığın ve çatışmanın kabul edilmediği.

 

Ancak adına Suriye muhalefeti denen diasporadaki örgütlerin, cemaatlerin ve aktivistlerin oluşturduğu -halka liderlik ettiği son derece tartışmalı olan- muhalif konsorsiyum, rejimin halk desteğinden yoksun olduğu propagandası adına halkın çoğunluğunun Sünni, rejimin ise Alevi olduğunu vurgulayarak ve özellikle Türkiye’yi Suriye’ye müdahil olmaya çağırarak[1] ortaya konan kırmızı çizgilerin ikinci ve üçüncü maddesinin, “devrimin” içerideki unsurları ise birkaç günde 120 polis öldürerek birinci maddesinin inandırıcılığı konusunda yeterince fikir veriyor.

 

Suriye yönetiminin soruna yönelik güvenlik öncelikli yaklaşımı, aşırı güç kullanması ve açıkladığı reformlarda samimiyetsiz olduğu algısını yaratması da Suriye devrimine sözcülük iddiasında bulunanların elini güçlendiriyor.

 

Uluslar arası güçler ile Suudi Arabistan ve onun Lübnan’daki müttefiklerinden oluşan bölgesel güçler, Suriye’deki sorunun uluslar arası müdahaleyi gerektirecek bir bunalıma dönüştürülmesine yönelik senaryonun planlayıcısı ve yöneticisi rolüyle gerekli lojistik, siyasi ve diplomatik zeminleri yaratmak için harekete geçerken, İran ve onun Lübnan’daki müttefikleri Suriye rejimi tarafına savruluyor; Türkiye ise bu uluslar arası operasyonda kolaylaştırıcı rol oynamak üzere hazır hale getiriliyor.

 

Bir parantez açarak benzer bir senaryonun Libya’da nasıl hayata geçirildiğini hatırlatmakta yarar var.  

1- Mısır devriminden hemen sonra Kaddafi rejiminin eski Adalet Bakanı Mustafa Abdulcelil ve İçişleri Bakanı Abdulfettah Yunus, “devrim” safına geçerek Bingazi’de Geçici Ulusal Konsey kurdu ve “devrime” liderlik etmeye başladı.

2- Silahlı mücadele ile başlayan iç savaş, uluslar arası medya desteğiyle bir insani facia olarak ortaya kondu ve Güvenlik Konseyi’nden askeri müdahaleyi öngören 1973 sayılı karar çıkarıldı.

3- Fransa, İngiltere ve ABD’den oluşan uluslar arası güçlere “Libya devriminin” propaganda aygıtlarından el-Arabiya’ya ev sahipliği yapan Birleşik Arap Emirlikleri ile el-Cezire’ye ev sahipliği yapan Katar savaş uçağı göndererek katıldı.

4- Önceleri hem Kaddafi rejimiyle hem de Geçici Ulusal Konsey’le irtibat halinde olmakla övünen ve arabulucu ve kriz çözücü misyonuyla sorunu çözmeye çalışan Türkiye, aylar sonra ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Jeffrey Feltman’ın Bingazi ziyaretiyle eş zamanlı olarak Geçici Ulusal Konsey Başkanı Mustafa Abdulcelil’i cumhurbaşkanlığı düzeyinde ağırladı ve Geçici Ulusal Konseyi tanıyarak ve Kaddafi rejimiyle bağlarını kopardı ve Libya operasyonunun bir parçası haline getirildi.[2]

5- Libya sorununun silahsız ve kansız bir şekilde çözümü için önce NATO’ya dahi itiraz eden Türkiye, 1973 sayılı kararın ardından Fransa ve İngiltere’nin keyfi müdahalelerini frenlemek adına operasyonların NATO komutasında yapılmasına öncülük etmek durumunda kaldı.[3]

6- Hangi tarafta yer alırsa alsın Libya halkına karşı silah kullanmamak taahhüdünde bulunan ve NATO komutasındaki misyonunu sadece insani yardımla sınırlandıran Türkiye’nin ABD’nin “Haydi siz de Libya’yı bombalayın”[4] baskısına ne kadar dayanabileceği ise meçhul gözüküyor.

 

Suriye konusuna dönecek olursak… Suriye, Türkiye’nin tüm bölgede hayranlık uyandıran “komşularla sıfır sorun ve azami işbirliği” politikasının başlangıç noktası ve sıçrama tahtası oldu. 1990’lı yılların sonunda savaşın eşiğinden dönen iki ülke bugün kaldırılan vizelerle ve geliştirilen çok boyutlu işbirliği ile bölgesel entegrasyon için model oluşturuyor.

 

Ancak Türkiye’nin tıpkı Libya konusunda olduğu gibi Suriye konusunda da yönlendirmelere açık zikzaklı bir politika izleyerek kendisine duyulan güveni zedeleyecek adımlar attığı söylenebilir.

 

1- Der’a kentinde başlayan gösterilerden yaklaşık üç hafta sonra (6 Nisan) Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’le görüşen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Suriye halkının istikrar ve güvenliğine katkıda bulunacak şekilde hızlandırılması yönünde tüm imkan ve deneyimlerini sunmaya hazır olduklarını söyledi”.[5]

 

2- Suriye’nin Türkiye sınırına yakın hiçbir yerinde herhangi bir olay olmamasına rağmen 29 Nisan’da  iç karışıklıklardan dolayı kaçtığı belirtilen 250 Suriyeli, Hatay’da sınırı geçip Türkiye’ye sığındı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Konya’daki gezisini yarıda keserek Ankara’ya döndü ve acilen “mülteci zirvesi” düzenledi.[6]

 

3- Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, 27 Mayıs’ta “Bir Suriyeli gibi Suriye’nin geleceği konusunda kaygılı”[7] olduklarını ve “Suriye’de Beşşar Esed öncülüğünde bir reform görmek” istediklerini belirterek Esed’in reform çabalarına destek vermesinden yaklaşık bir hafta sonra (31 Mayıs-2 Haziran) Türkiye, Antalya’da diasporadaki Suriyeli rejim muhaliflerinin Esed rejimi karşıtı faaliyetlerini koordine etmek için düzenledikleri toplantıya ev sahipliği yaptı.[8] Suriyeli muhalifler Beşşar Esed’in gitmesi gerektiğini belirterek ABD Başkanı Obama’nın mesajının da bu yönde olduğunu vurguladı.

 

4- 6 Haziran’da, Suriye’nin kuzeybatısındaki Cisr eş-Şugur bölgesinde 120 Suriye polisi öldürüldü.[9]      

 

5- 120 polisin öldürülmesinden sonra (9 Haziran) Suriye ordusunun düzenleyeceği operasyonlardan korktukları için 2500 kadar Suriyelinin kaçarak Türkiye’ye sığındığı bildirildi ve Ahmet Davutoğlu 3. Libya Temas Grubu toplantısının ardından Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı ile birlikte düzenlediği basın toplantısında Suriye halkının isteklerinin kabul edilmesi gerektiğini belirtti.[10]

 

6- Türkiye’ye sığınan Suriyeli mülteci sayısı 3 bini aştı, Suriyeli muhalifler, Başbakan Erdoğan’a bir mektup göndererek müdahale istedi. [11]

 

7- Başbakan Erdoğan, Suriye yönetimini ilk kez açıktan ve sert bir dille uyararak “Suriye ile ilişkilerin kopma noktasına geldiğini” söyledi.[12]

 

Sonuç

İsrail ve Filistin meselesinin çözümü konusundaki tutumlarına göre bölge ülkelerinin “ılımlılar ekseni” ve “direniş ekseni” diye iki kutba ayrıldığı biliniyor. Filistin meselesinin çözümünün İsrail’le müzakerelerden geçtiğini savunan “Ilımlılar Ekseni”ne karşılık; Suriye, İsrail’e karşı silahlı direnişi savunan Filistinli ve Lübnanlı grupları destekleyen “Direniş Ekseni”nde yer alıyor.

 

Bununla birlikte İran’la olan stratejik ittifakına ve direniş gruplarına verdiği desteğe rağmen Suriye’deki Baas yönetimi, yalnızlaştırılmaya müsait konumu ve gerektiğinde İsrail’le müzakereye oturabilen pragmatik esnekliği sebebiyle “uluslar arası toplum” tarafından Saddam’ın Baas rejimi kadar tahammül edilemez bir unsur olarak görülmüyor.

 

Kaldı ki belirsizliği, Saddam rejimine tercih ettiği için Irak’ı İran’la paylaşmak zorunda kalan Amerika’nın, dış müdahaleyle ve bunalımla kontrol altında tutabileceği Esed rejimini devirerek Suriye’de belirsizliği tercih etmesi pek muhtemel gözükmüyor.

 

Öte yandan Esed rejimi de uluslar arası medyanın propagandalarının aksine ciddi bir halk desteğine ve yazgıları büyük ölçüde kendi yazgısına bağlı olan güçlü bölgesel müttefiklere sahip bulunuyor.

 

Binaenaleyh, Suriye’deki iç sorunun Baas rejiminin devrilmesiyle sonuçlanacak bir ivme kazanması beklenmemekle birlikte bu sorunun uluslar arası müdahaleye imkan verecek ölçüde ve Esed rejimini bölgesel müttefiklerinden uzaklaşmaya zorlayacak bir tehdit olarak kullanılmak üzere büyütülmesi muhtemel gözüküyor.

 

Türkiye’ye düşen rol tam da bu noktada önem kazanıyor. Çünkü herkes Suriye’yle en uzun sınırlara sahip bir komşu ve Batı’yla ilişkilerine açılan bir kapı olarak Türkiye’nin Şam’a uzatacağı havucun da göstereceği sopanın da etkisinin farkındadır.

 

Suriye’deki iç soruna uluslar arası boyut kazandırılması, Türkiye’nin desteği olmadan mümkün gözükmemektedir ve Libyalaştırılmamak karşılığında, kendisinden İran’la, Lübnan’la ve Filistin direnişiyle mesafeli olması istenecek olan Suriye’ye, adımlarını Türkiye’ye uygun hale getirmekten başka bir seçenek de sunulmamaktadır.

 

Peki Esed yönetimi, kendisine çekilen resti görür, en kötü ihtimalle nüfusunun yarısının verdiği toplumsal desteğe, ordusuna, geleneksel müttefiklerine dayanarak direnmeyi seçer ve savaşı göze alırsa ne olur?

 

Suriye’de Irak’a ve Libya’ya rahmet okutacak ve Lübnan’ı ve Irak’ı da içine alacak bir iç savaşın hiç de ihtimal dışı olmadığı böylesi bir durumun, İran’ın, Lübnanlı ve Filistinli müttefiklerin ve İsrail’in dahil olabileceği bölgesel hatta küresel bir savaşa sebep olabileceği söylenebilir.

 

Böylesi bir felaket senaryosunda Körfezdeki Arap rejimlerinin taht ve taçlarıyla Türkiye’nin hayalini kurduğu bölgesel önderlik rolü çöpe gidebilir.

 

Türkiye, gerçekten “bir Suriyeli gibi Suriye’nin geleceği konusunda kaygılı” ve “Suriye’de Beşşar Esed öncülüğünde bir reform görmek” talebinde samimiyse sahnelenen mülteci mizanseni karşısında soğukkanlılığını kaybetmeden ve Suriye yönetimiyle bağları koparmadan aklıyla hareket etmeli kurucusu olduğu “Irak’a Komşu Ülkeler İnisiyatifi” türünden bir bölgesel istişare mekanizmasının oluşumuna öncülük etmeli ve İran ve Suudi Arabistan’ı çözüm yönünde teşvik etmelidir.

 

Libya konusunda başlangıçtaki tarafsız, ilkeli ve yapıcı tutumundan uzaklaşarak ABD’nin baskılarına teslim olma noktasına gelen Türkiye’nin, Suriye konusunda içerideki ajitatör STK’ların ve uçuk romantiklerin çizdiği tabloyla değil, devlet aklıyla politika belirleme zorunluluğu ve sorumluluğu bulunmaktadır.

 



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
z tarafından 15-06-2011 04:26:45 Tarihinde yazıldı.
Hayret
Hayret ediyorum ki nasil böyle bir yazi yazilabildi tarafinizdan Alptekin bey. Bizi Selam gazetesinden bilirdik, öyle bilirdik. Ama görülen o ki TC ye danismanlik rolüne girmissiniz. Biraz Ahmet Davutoglu vari. Bu yazida sizi temel olarak güdüleyen 2 sey var ; Iranin ve TC nin cikalarini korumak. Bu güdü ile sunlari yazmis olmaniz daha da sasirtici : Suriye ciddi bir halk destegine sahip ! AJITÖR dernekleri bosverin ! Türkiyeye Göc bir mizsansen ! sakin ola ki kimsenin gözünün yasina bakmayin anlamina gelen sözler. vaybe nerden nereye diyelim... Eski Ajitörlük günlerinizi özleyeceksiniz, benim gibi.
servet haciahmetoğlu tarafından 15-06-2011 14:48:54 Tarihinde yazıldı.
iran melaike mi açaba!!
sayın alptekin senin de türkiyenin bu konularda gizli gündemi olmadığını ve insani duygulardan öte bir emperyal duyguları olmadığını çok iyi bildiğini de biliyorum ama nedense iran yada hizbullah bir yere burnunu soktumu hemen iran ve hizbullah tarafına geçiyorsun. şimddi sana şunu sorayım. iranın asırlarca sürdürdüğü şia yayılmacılığı politikası yoktur ve bundan vazgeçti maalesef diyemeyeceksin. çünkü iran hiç bir zaman tüm ümmet bilincini benimsememiş hatta hatırlayın ermenilerden kaçan şii azerileri bile ülkesine sokmamış kapılarını kapatmıştır. demekki iranın duyguları farklı. onun için suriye ye israile karşı destek verebilir ama inanın sonra da suriyeye sahip çıkmaz. umarım suriyede irana fazla güvenilmeyeceğini aanlamıştır. elbette suriyedeki karışıklık tam anlaşılamaz ama sonuçda insanlar ölüyor. askerleri öldürüyorlar. kim öldürdü askerleri türkiye mi yaptı yoksa hizbullah mı yada selefi gurublarmı belli değil ama türkiyenin yaptırmayacağı ve yapmayacağı. o zaman kalan şıkları siz işaretleyebilirsiniz. bu olaylar kime fayda sağlar bi düşün. ya baas rejimine yada baskı aracı olsun diye bütün aç köpeklere. biz şimdi birileri haklı çıkarmak için değil akan kanı derhal durdurmanın yolunu bulmalıyız. eminim türkiyenin tavrı sana göre yanlışda olsa doğrudur. anlamak için İNSAN OLMAK YETER..
yasin kuruçay tarafından 16-06-2011 17:14:53 Tarihinde yazıldı.
yorumculara yorum
Arkadaşlar öncelikle yorum yapma ile hakareti ayırmak gerek. edeb sınırını zorlamışsınız. 1- Suriye muhalifleri denen adamların dün hama katliamlarını yapan ekipte olduğunu biliyormusunuz? 2- iran-suriye-lübnan-hamas" direniş eksenini kırmaya ve küresel yeni bir düzen kurmaya dönük planları düşünerek mi yorum yapıyorsunuz? -3- Suriye muhalifleri denen adamların ilk iş olarak İran büyükelçiliğini kapatacağız, ihvan'ı mısıra göndereceğiz söylemlerinin hangi amaca hizmet ettiğini görmüyor musunuz? 4- Suriye muhaliflerinin laik bir iktidar kuracağız söylemlerini niye eleştirmiyorsunuz. 5- Suriye muhaliflerinin Antalya toplantısının ardından Madrid’de İhvanı atlayarak gizli toplantılar yaptığını görmüyor musunuz? 6- Suriye muhaliflerinin İngiliz görüşmelerini ve İngilizler tarafından yönlendirilmelerini görmüyor musunuz? 7- Suriye içinde askeriyede, bürokraside, polisin içinde vs. eski Baasçı, Hafız Esad’çı yapıların Beşar Esad’ı zor duruma düşürmek için bu süreçte aktif rol aldığını özellikle zulüm yaptığını niye vurgulamıyorsunuz. 8- direniş ekseninin insanlık ve İslam için ayrıca ülkemiz için de hayırlar getireceğini ve getirdiğini, Filistin davasına ve mazlum halklar adına olan katkısını, neden unutuyorsunuz. Direniş ekseni karıldığında ülkemizi ve İslam dünyasını nasıl bir felaketin beklediğini görmüyor musunuz? Maslahatçı ve işbirlikçi yönetimler direniş olmasa İslam’ı ve Müslümanları ne hale getirirler bilmiyor musunuz? 9- Bu muhalifler İslam’ın adaletinden, özgürlük çağrısından neredeyse hiç bahsetmiyor. İsrail ve ABD emperyalizmine karşı neredeyse hiç sloganları yok. Bu durumu görebiliyor muyuz? Adamlar açıkça laik bir yönetim istiyoruz diye batıya göz kırpıyorlar. Evet, Esad yönetiminin hataları tabii ki var ve zulüm reddedilmemeli. Ancak basiretle yorum yapmak gerek. yorumlarımızı ayrımlaşmamıza vesile kılmayalım selam ile
z tarafından 17-06-2011 02:58:26 Tarihinde yazıldı.
Yasin Beye ve muhtemelen o düsünce ile bu yaziyi kaleme almis Alptekin Beye
1- Kim demis bu muhalifler hama katliamini yapanlardir. Hamalilar senden daha mi az akilli ki 50 bin kisilik protesto düzenliyorlar bu muhaliflerle. 2- Iran - Baas (Suriye) - Hamas ekseni bir cikar eksenidir. Islami bir eksen olsa orda Laik Zalim baas rejiminin ne isi var. Yani hizbullah islamidir diye ona destek veren kisi de mi müslüman oluyor. Lübnanda Dürziler de destek veriyor hizbullaha Hafiz Esadin oglu Islam ve Halk düsmani Bessar da destek veriyor. 3- Iran büyükelciligini kapatmalari kendi kararlari. Kapatirlarsa ben cok üzülmem. Kabe degil orasi kapatirlarsa kapatsinlar. 4-Ihvan bu isin icinde, Hama protestolarinda da görülüyor. Burda yasadigim yerde ki protestolarda da birlikte davraniyorlar. 5- Suriye muhalifleri Ingilizlerden destek alinca kötü mü oluyorlar ? HIZBULLAH BAAS REJIMDEN DESTEK ALINCA NEDEN KÖTÜ OLMUYOR ? Yada Hamas Rusyadan ? veya Hamas TC den ? bir tarafi kutsarsan isin yas. bu isler siyasettir. Sadece Kendi hakkini savunan haklidir. Hamas Kendi hakkini savunuyor onun icin Rusya Amerika TC kim varsa görüsüyor. Hamasin savundugu bir HAKKI var. Hizbullahin da öyle. AMA SURIYE REJIMININ NE HAKKI VAR HALK ÜSTÜNDE ? 6- Ülkemiz derken... biraz acsan diyorum. benim seninle ayni ülke tanimina sahip oldugumu sanmiyorum. 7- senin 7. madden icin diyecek birsey bulamiyorum. Cok mu baas TV izledin nedir. 9 - Bu muhalifler islamdan hic bahsetmiyor demissin. olabilir. Hristiyan da olabilirler. Zindik da olabilirler. Bu onlarin Hak ve Adalet aramalarini engeller mi ? HAC 39. Kendileriyle savaşılanlara, zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir. Yorumlarimizi Hak ile Batilin ayrismasina vesile kilalim insallah. selam ile
simurg61 tarafından 17-06-2011 23:42:05 Tarihinde yazıldı.
selam
Dört dörtlük bir analiz olmuş, tebrikler. Savaşta yakın düşmanını, baş düşmanını, dostunu ve asıl dostunu teşhis edemeyen, taktiği, stratejisi olmayan, her kavalla oynayan, her rüzgarda yalpalayan, her delikten ısırılan romantik isyancılar ancak şeytanın maskarası olan cahil abidin gittiği yere giderler. Baş düşman emperyalizm ve siyonizmdir, bunu böyle koymayanların attıkları da döner kendilerini vurur.
Yavuzhan tarafından 24-06-2011 09:12:27 Tarihinde yazıldı.
Müslümanların kafası bu kadar çalışır ancak. Sığlık aptallık kaderimiz maalesef
İngilizlerle işbirliği yapıp MÜSLÜMANLIĞI iktidara getireceğini sanacak kadar....................
Editörün Notu : Yavuz bey, yazınızı içerdiği yoğun hakaret cümlelerinden dolayı yayımlayamıyoruz. Düşünce ve eleştirilerinizi hakaret etmeden de dile getirebilirsiniz. Editör
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım