Kendi Kalene Gol mü Atıyorsun? Lübnan'daki Hıristiyanlar ve Gazze'deki savaş

img
Kendi Kalene Gol mü Atıyorsun? Lübnan'daki Hıristiyanlar ve Gazze'deki savaş YDH

Lübnan’dan yayın yapan The Cradle, Lübnanlı Hıristiyanların Hizbullah’ın Gazze halkına destek vermek için savaşa girmesine ilişkin tutumunu ele alan bir makale yayımladı.




YDH- Lübnan’dan yayın yapan The Cradle, Lübnanlı Hıristiyanların Hizbullah’ın Gazze halkına destek vermek için savaşa girmesine ilişkin tutumunu ele alan bir makale yayımladı.

Bilal Nureddin tarafından yazılan Scoring a self-goal? Lebanon's Christians and the war in Gaza başlıklı makaleyi Keda Bakış çevirdi.

***

Lübnan'daki Hıristiyan toplum, Filistin'i destekleme konusunda ihtiyatlı davranarak direnişi desteklemek hususunda Hizbullah ile ortak bir organik bağı taşımıyor; siyaseten tereddütlü olmaları İsrail'in yakın ülkelerdeki Filistinli mülteci nüfusunu artırma hedefine katkıda bulunabilir. Bu sonuç Lübnan’a demografik açıdan zarar verecektir. 

Hizbullah'ın, İsrail soykırımına karşı Filistin direnişine yardım etmek için askeri olarak güçlerini birleştirdiği 8 Ekim'den bu yana, Lübnanlı Hıristiyan siyasi liderler, Şii güç merkezli veya diğer Lübnanlı partilerin bölgedeki sayısız çatışmaya karışmasına sürekli olarak karşıt bir tutum benimsediler. 

Eski Cumhurbaşkanı Mişel Aun ve Özgür Yurtsever Hareketi'nin (FPM) lideri Cibran Basil bu bağlamda öne çıkan isimlerdendir. Her ikisi de 2006'dan bu yana Hizbullah'ın uzun zamandır Hıristiyan müttefikiydi. Ancak artık Filistin'i desteklemek için güç birleştirme çabalarına karşı sesli bir duruş sergiliyorlar. Bu duruş, Lübnan Maruni Kilisesi'nin başı olan Patrik Mar Bechara Boutros el-Rai gibi etkili şahsiyetler tarafından bile yansıtılmaktadır.

Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca, açık sözlü olmasının yanı sıra sağcılığı ve ABD yanlısı olmasıyla tanınıyor. 

Caca, Hizbullah'ı İsrail sınırında silahların çekilmesini teklif ederek Lübnan hükümetini ve kontrolünü ele geçirmekle suçluyor. Caca, başkanlık ve sınırla ilgili pazarlık yapmayı düşünenlerin, anlaşmayı ‘rüyasında’ göreceğini söyledi. 

1994'teki kilise bombalaması ve Lübnan'ın önde gelen siyasi liderleriyle ailelerine düzenlenen suikast nedeniyle 11 yıl hapis yatan Caca’ya göre, Hizbullah'ın öncelikli amacı savaş başlatmak değil, iç çıkarları güvence altına almak, İran ise bölgesel çaplı daha fazla kazanım elde etmeyi hedefliyor.

Eski savaş ağası, "Lübnan'ı topun ağzına sokmanın Filistin davasına fayda sağlamayacağını, aksine Lübnan’ı çöküşe götüreceğini" vurguladı.

Lübnan'ın siyasi çıkmazı

Ketaib [Falanj] Partisi Başkanı Sami Cumeyyil ise şunları iddia ediyor:

Hizbullah, Gazze çatışmasında bir destek cephesi kurduğunu iddia ederek hem Lübnanlıları hem de Filistinlileri kandırıyor. Ancak bu cephenin pratikte Gazze'deki duruma hiçbir etkisi yok... Beyrut'u Hizbullah'a feda ederek İsrail'in güvenliğini ön planda tutan her türlü takası... kabul edeceğimizi sananlar yanılıyor. Lübnan’ın geleceğini riske atan her türlü takasa karşı duracağız. 

Başlangıçta Ketaib'in silahlı kanadı olan Lübnan Kuvvetleri’nin [Semir Caca’nın partisi], Filistinli sivillere ilk kurşunu sıkarak Lübnan'da 15 yıllık iç savaşın başlangıcını ateşlediğini vurgulamak çok önemli zira kötü şöhretli Sabra ve Şatila mülteci kampı katliamından da bunlar sorumlu. Üç gün boyunca binlerce Filistinli vurularak öldürülürken İsrail helikopterleri geceleri gökyüzünü aydınlatıyordu. 

Bugün Lübnanlı siyasi analist Vail Necm, ülkedeki siyasi partilerin belirsizlik içinde olduğunu söylüyor: "Gazze'deki savaşın ve Güney Lübnan'daki çatışmaların bitmesini bekliyoruz. Başkanlık dosyasındaki hareket donduruldu."

Lübnan'ın Hıristiyan liderlerinden gelen bu suçlamalar, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın partisinin Gazze savaşının sonuçlarına binaen Lübnan'da siyasi kazanımlar elde etmeye çalışmayacağını söylemesine rağmen geldi.

FPM üyesi Rindala Cabur'un The Cradle'a söylediği gibi:

Hizbullah askeri gücünü Lübnan iç siyasetinde kullanmıyor. Gücünü kullanmak isteseydi, bunu 2006 savaşından sonra yapardı ve bunu yapmak için birçok fırsat vardı. Hizbullah gücünü dayatmıyor. Aksi takdirde çok farklı denklemler olurdu. İstediği pek çok şeyi dayatmış olurdu. Artık siyaseten Şiiler, Maruniler ya da hatta Sünniler çağında olduğumuzu düşünmüyorum. Lübnan bu aşamaları geçti. 

Direniş için Maruniler

Cabur, bölgesel dinamiklerin karşılıklı bağımlılığına vurgu yaparak, "Filistin, Suriye ve kuşatma ülkelerinde yaşananların kaçınılmaz olarak Lübnan'ı etkileyeceğine dair bir bilinç var" diyor ve Hıristiyan birliklerin İsrail saldırganlığına karşı direnişin arkasında toplanacağını da ekliyor. 

Pek çok Hıristiyan direnişi destekliyor; direnişin Lübnan’ın korunmasında temel bir role sahip olduğunu ve Lübnan’a caydırıcı bir güç veren direnişin kritik rolünü anlıyor. Hıristiyanlar özellikle Filistin direnişinin yenilgiye uğratılması ve İsrail'in hedeflerine ulaşması halinde, Lübnan'daki potansiyel sonuçların ve devam eden sonuçların da çok iyi farkındadır.

Cabur, partisinin tutumunu şöyle açıklıyor: "Direniş kollarını ayırmak derken Lübnan'ı baş edemeyeceği bir krize sokmayı kastetmiyoruz. Özgür Yurtsever Hareket farklı sorunlarla uğraşan direnişin paylaştırılmasından yanadır, ancak direnişin bilgeliğini de takdir etmektedir.”

“Bazı insanlar direnişin desteklenmesi gerektiğine inanıyor; ancak İsrail savaşını tetikleme ve İsrail'in Lübnan'ı işgal etmesi için bir bahane sağlama olasılığından endişe ediyorlar. Bu özellikle endişe verici çünkü Lübnan şu anda herhangi bir savaşı kaldırabilecek donanıma sahip değil.”

Cabur, Lübnan İç Savaşı'nda Falanjistlerin başına gelene benzer şekilde, davranış ve açıklamalarının kasıtsız olarak İsrail'in gündemini destekleyebileceğinden korkan bazı Hıristiyanların direnişten uzak durmayı tercih etmesinden duyduğu hayal kırıklığını dile getiriyor.

Yazar ve araştırmacı Kasım Kasir, Hizbullah'ın güney sınırındaki direnişini eleştirenlerin büyük resmi göremeyecek kadar Lübnan'ın hiç bitmeyen iç siyasi anlaşmazlıklarına dalmış olduklarını söylüyor: 

Hizbullah yetkilileri, savaşa katılımlarının yalnızca İsrail’in varlığına karşı koyma ve Filistin halkına destek sağlama amacı taşıdığı yönündeki tutumlarını yineliyor. Çatışmanın sonuçları ve çağrışımları ne olursa olsun, direnişlerinin herhangi bir iç meseleyle ilgisi olmadığını vurguluyorlar. Ayrıca Hizbullah, Taif Anlaşması'na ve başkanlık meselesi de dahil olmak üzere çeşitli konuları kapsayan devam eden iç uzlaşıya olan bağlılıklarını teyit ediyor. Sistemde herhangi bir değişiklik önerilmeyeceğine ve Lübnan formülüne sadık kalacaklarına dair güvence veriyorlar.

Lübnan'ın mezhep temelli siyasi sistemi konusunda bilgili olmayanların aşina olmadığı Taif Anlaşması, çatışan Lübnanlı savaş ağaları arasında ülkenin 1975-1990 İç Savaşı'na son vermek amacıyla 1989'da varılan anlaşmadır. Bu anlaşmada tüm partiler parlamentodaki sandalyelerin Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında eşit olarak dağıtılması yönünde bir öneri üzerinde anlaştılar.

Artan bölgesel çatışmaların Lübnanlı Hıristiyanları etkileyebilecek olası olumsuz sonuçlarına ilişkin Kasir, "Her şeyden önce İsrail'in oluşturduğu tehdit, sadece Filistin ve Gazze için değil, tüm Lübnan için tehlike oluşturuyor. İsrail'in bir gündemi var: Filistinlileri Mısır, Ürdün ve Lübnan'a yerleştirmek. Bu nedenle direnişi desteklemek ve İsrail'le yüzleşmek hayati önem taşıyor" dedi.

Artan bölgesel çatışmaların Lübnanlı Hıristiyanları etkileyebilecek olası olumsuz sonuçlarına ilişkin Kasir, "Her şeyden önce İsrail'in oluşturduğu tehdit, sadece Filistin ve Gazze için değil, tüm Lübnan için tehlike oluşturuyor. İsrail'in, Filistinlileri Mısır, Ürdün ve Lübnan'a yerleştirmek gibi bir gündemi var. Bu nedenle, Lübnanlı Hıristiyanların, İran liderliğindeki Direniş Ekseni hakkındaki görüşleri ne olursa olsun, direnişe destek vermesi ve İsrail'le yüzleşmesi hayatidir.” dedi. 

Gazze Lübnan'ı etkiler

Yahudi Halk Politikası Enstitüsü tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen bir anketin bulguları, İsraillilerin yüzde 63'ünün çoğunluğunun, ordunun ya hemen ya da Gazze'deki çatışmanın sona ermesinin ardından Hizbullah'a tam güçle saldırı başlatması fikrini desteklediğini gösteriyor. Bu çıktı, Gazze ile olası bir ateşkes anlaşmasının durumuna bakılmaksızın Lübnan'a karşı askeri harekâtı savunan İsrail'in resmi duruşuyla örtüşüyor.

Filistinli siyasi analist Iyad el-Kara, The Cradle’a yaptığı konuşmada: “Ne yazık ki Lübnan'daki bazı Hıristiyan partiler Güney Lübnan ve Gazze'deki direniş çabalarına karşı olumsuz bir duruş sergilediler. Bu destek eksikliği gerçekten hayal kırıklığı yaratıyor.” dedi.

"Gazze düşerse bu Lübnan işgalinin başlangıcı olur.” diye uyaran Kara ayrıca şunu belirtiyor:

Gazze'nin dayanıklılığı Lübnan'ın İsrail saldırganlığına karşı korunmasının garantisidir. Bu nedenle Hıristiyanlar devam eden çatışmayı yalnızca geçmiş anlaşmazlıkların ve Filistinlilerle yaşanan belirli çatışmaların merceğinden görmekten kaçınmalıdır. Koşullar değişti ve pozisyonlarını yeniden değerlendirmeleri artık zorunludur. Gazze'nin zaferi hem Filistin’in hem de Lübnan’ın zaferi olacaktır. Bu nedenle pozisyonları daha olumlu olmalıdır.

Kara, "İsrail ordusunun halkı Gazze'den çıkarma girişimleri devam edecek, ama isteğe bağlı ama zorunda bırakarak” sonucuna varıyor. 

Bu bağlamda, İsrail tarihinde ilk kez İsrail hükümetinin her kademesinden Siyonist ajandayı savunan kabine üyelerinin bir araya geldiği Siyonist yerleşimci hareketinin "vaftiz annesi", aşırılık yanlısı İsrailli aktivist Daniella Weiss geçtiğimiz günlerde CNN'e demeç verdi: "Arapsız, iki milyondan fazla Arap olmayacak. Onlarsız bir Gazze’den bahsediyorum. Biz Yahudiler Gazze'de olacağız... 500 aile Gazze'ye yerleşmek için şimdiden kayıt yaptırdı."

Ne dilediğine dikkat et

UNRWA, Gazze'nin güney kesimindeki Refah bölgesinde ağır insani koşullar altında yaşayan 1,2 milyon Filistinlinin bulunduğunu bildiriyor.

Lübnanlı akademisyen ve araştırmacı Abbas Asi tarafından Carnegie Endowment For International Peace web sitesinde yer alan bir yayın, Lübnan'daki Hıristiyanların kaygılarına dikkat çekiyor: "Lübnan'daki Hıristiyan topluluğun devam eden savaşla ilgili çeşitli endişeleri var. İsrail'in Hamas'ı yenmesi halinde, Lübnan'da Hizbullah'a karşı geniş çaplı bir savaş başlatma eğiliminde olabileceğinden ve bu durumun zaten kırılgan olan Lübnan ekonomisini daha da etkileyeceğinden korkuyorlar."

Dahası, İsrail, Filistinlileri Gazze'den sınır dışı ederse Lübnan'daki Filistinli mültecilerin anavatanlarına dönemeyecekleri yönünde de endişeler var. Bu, Lübnan'da vatandaşlığa alınmalarının gerekli olduğu kaçınılmaz bir duruma yol açabilir. Sonuç olarak, halihazırda nüfusta bir düşüşle karşı karşıya olan Hıristiyan azınlığın gücü daha da zayıflayacak.

Lübnanlı gazeteci Gassan Saud, Lübnan Kilisesi'nin şu anda çeşitli Hıristiyan siyasi partilerle işbirliği içinde ulusal bir belge hazırlayarak son gelişmelerin olumsuz etkilerini en aza indirmek için proaktif adımlar attığını bildirdi. Gazetenin hedefleri arasında "sokak holiganlığından uzak, sakin, akılcı ve açık seçik bir dille Hıristiyanlar arasındaki ayrılıkçılara endişeleri bir şekilde anlatmak" yer alıyor.

Son tahlilde, Gazze'deki savaşın Lübnan'ın siyasi dokusunu olumsuz etkilemesine izin verilmemeli —özellikle de güvensizliğin hakim olduğu bir dönemde.

Lübnan'ın Hıristiyan politikacıları, Filistin direnişinin çöküşüne güvenmek veya Hizbullah sonrası bir Lübnan tasavvur etmek yerine, büyüyen bölgesel çatışmanın daha geniş, daha acil sonuçlarını dikkate almalı. Gazze'nin olası kaybı, mülteci krizinin Lübnan'daki demografik azınlık statüsünü daha da kötüleştirmesiyle Batı Asya'daki konumlarını temelden değiştirir. 

Bu durum Taif Anlaşması'nda Lübnan'ın değişen demografik ve siyasi gerçekliğine uygun değişiklikler yapılmasını gerektirebilir. 

Sonuç olarak, Hıristiyan siyasi liderlerin, özellikle de Hizbullah karşıtı olup yabancı devletlerle işbirliği yapanların, Lübnan'ın İsrail'e karşı tek güvencesi olan direnişe saldırmadan önce bu konuları dikkatle değerlendirmeleri tavsiye edilir.